
  |
|
| Pirtûk |
|
|
|
|
 |
  |
|
| Kovar |
|
|
|
|
 |

  |
|
| Pirtûk û kovar.. |
|
|
|
|
 |

 |
Türk-Suriye ilişkileri ve bölünmüş Kürdler Suriye’de başlayan Esad karşıtı demokratik mücadele zaman içinde silahlı bir çatışmaya dönüştü.
Silahlı bir çatışma içine girmemiş bir muhalefet herhalde daha demokratik ve makul olurdu.
Başlangıçta demokratik bir şekilde başlayan muhalefetin silahlı çatışma girdabına girmesi gelecek açısından karamsar bit tablo oluşturuyor.
Bu çatışma dönemini Kürdler alabildiğine bölünmüş olarak karşıladılar.
Bir yanda Esad rejimiyle yakın ilişki içinde olan PYD yer alırken, diğer yanda ise Suriye muhalefeti dışında kalan Kürd muhalefeti ve Suriye muhalefetiyle hareket eden bir kısım Kürd.
Kürdlerin Suriye muhalefetiyle sınırlı ilişkisi Kürdlerin yaşadığı bölgenin çatışmalardan uzak kalmasını sağladı.
Bu bir şekilde, Esad rejiminin de işine geldi. Tüm Suriye çapında bir muhalefetle karşı kalmaktan sakındı. PYD subjektif ilişkileri çerçevesinde Esad rejimiyle ilişki içinde olup Kürdler üstünde bir egemenlik kurmaya çalıştı.
Diğer Kürdler de, Arap muhalefetine duydukları haklı güvensizlik nedeniyle objektif anlamda Esad ile çatışmasızlık politikası izlediler.
Kürdler 1979 İran ve Qamışlo direnişinden aldıkları derslerle, Suriye muhalefetine aktif olarak destek olmadılar.
***
Kürdler arasında bölünmeden ötürü Kürdlerin Suriye ulusal cephesi içinde yer almadığına inanıldığı için Abdülbasid Seyda’nın Suriye muhalefetinin liderlğine atanmasıyla bus sorunun giderileceğine inanıldı. Kürdler şimdiden bu hamleyi Kürdler arasında zaten varolmayan birliği daha da zayıflatmak olarak algılıyor. Abdülbaaid Seyda’nın saygın bir akademisyen olması Kürdlerin bu kaygılarını gideremiyor.
Suriye egemenliği altındaki Kürdler arasında en örgütlü güç hiç kuşku yok ki, PKK’nin yan bir örgütü olan PYD.
PKK’nin İran ve Suriye merkezli politikanın bir uzuvu olduğu düşünüldüğünde PYD’nin Esad rejimiyle iyi ilişkiler içinde olduğu düşünülüyor.
PYD’nin sahip olduğu hareket serbestisi, Kürdlere karşı uyguladığı baskı ve şiddet bu öngörüyü doğruluyor.
PYD ve diğer Kürd yapıları arasındaki ilişki PYD’nin tırmandırdığı şiddetle daha da kötüleşti.
POLİTİK BÖLÜNME SONA ERECEK Mİ?
Bir süre önce Bölgesel Kürd Hükümeti Başkanı Mesud Barzani başkanlığında, PYD’nin de dahil olduğu toplantıdan ortaya çıkan ‘uzlaşma’ istencinin ömrü de PKK’ye bağlı.
Ama şurası açık ki Kürdler arasındaki bölünmenin Beşar Esad rejimi karşısındaki muhalefeti zayıflattığı görüşü dış dünyada genel bir kanı.
Bu da Kürdler üzerinde bir bakıma bir baskı oluşturuyor.
Kürdler ve Araplar arasındaki güvensizlik Kahire’de yapılan konferans sırasında görüldü. Kürd delegasyonu Esad karşıtı muhalefetin, Esad rejiminden daha da kötü olduğunu vurgulayarak toplantıyı terketti. Her ne kadar ortak bir sonuç bildirisi yayınalndıysa da Kürd ve Arab muhalefeti arasındaki köklü problemlere değinilmedi. Kürdler haklı nedenlerle Araplardan Kürdlerin talep ettikleri hak ve özgürlükler konusunda yazılı garanti istediler. Kürd siyasi örgütlerinin çoğunluğunu çatışı altında toplayan Kürd Ulusal Konseyi, ısrarla ‘Suriye’den ayrılma gibi bir niyetleri olmadığını’ vurguluyor.
***
Kürdler ve Araplar arasında, Kürdlerin talepleri üzerine bir uzlaşmaya Araplar yanaşmıyor.
Geçtiğimiz Mart ayından beri bu konu gündemde ve Nisan ayında Şam’da yapılan toplantıda da bir anlaşmaya varılamadı. Araplar da tıpkı Türkiye’nin verdiği benzer tepkileri veriyorlar Kürdlerin haklı talepleri karşısında. Kürdlerin asıl amacının ‘bağımsız bir Kürd devleti kurmak’ olduğu şüphesini öne sürerek, ulusların kendi kaderlerini tayin etme hakkının, devlet kurma hakkının sanki de Tanrı tarafından, Kürdleri egemenlikleri altında tutan işgalci merkezi otoritelere mahsus bir hak olduğuna inanıyorlar.
Kürdler haklarını seslendirdiklerinde veya yazılı garantiler istediğinde Arap ‘muhalefeti’ ‘şimdi Anayasal konuları konuşmanın zamanı değil, hergün yüzlerce kişi öldürülüyor’ gerekçesine sığınıyor.
Abdülbasid Seyda’nin Suriye Ulusal Konseyi’nin yaptığı ‘Esad sonrası herkes eşit vatandaş olacak’ söylemi Kürdlerin yarım asırdır karşı karşıya olduğu kurumsal ırkçılık üzerine yükselen zulmü ortadan kaldıracağını varsaymak çok güç.
Her ne kadar Şam’da Kürd nüfusun yoğun olduğu Ruken El Deen mahallesinde Araplar ve Kürdler küçük çaplı ortak gösteriler yapıyorsa da Arapların Kürd bayrağına ve sembollerine karşı çok sempatik olmadıkları biliniyor. Şu anda bu tür küçük gösterilerin Kürdler ile Araplar arasındaki politik bölünmeyi azaltacağı umudu varsa da, Kürdlerin yazılı garantilere kavuşmaları için kendi aralarında politik birlik sorununu çözmeden Araplar karşısında güçlü bir pozisyona kavuşmaları güç görünüyor.
TÜRKİYE BÖLGESELBİR GÜÇ AMA..
Türkiye-Suriye ilişkileri geçtiğimiz yıldan itibaren gerginleşmeye başladı.
1998’de Adana mutabakatıyla dikkatleri çeken Türk-Şam ilişkileri Erdoğan ve Esad çiftinin birlikte (2009’da )aile tatili yapmaları noktasına kadar vardı. Bu ikili ilişkilerde Erdoğan’ın Esad’ı ‘Kürdler karşısında dikkatli olması’ noktasında uyardığı bir sır değil.
Hem Avrupa ile hem de Ortadoğu ile ilişkileri birbirinden ayrı yürütmeye çalışan Türkiye, 2003’te Irak’ın işgali konusunda NATO’dan farklı bir politika izledi. Batı’nın İran ile gerginleşen ilişkileri konusunda da kendine özgü bir politika izlemek istediğinin işaretini verdi. Ahmet Davudoğlu’nun Dışişleri Bakanı olmasından sonra, Davudoğlu’nun savunduğu ‘komşularla sıfır problem’ politikası bir süredir bayağı patinaj yapıyor.
Türkiye’nin Suriye’ye ‘insan hakları’ merkezli sert eleştirilerinin inandırıcılık sorunu olduğu kuşkusuz. Daha geçtiğimiz yılın sonlarında Roboski 34 Kürd sivilini savaş uçaklarıyla paramparça eden Türkiye’nin aniden beliren bu ‘insan hakları duyarlılığının’ sammiyet testine ihtiyacı var.
KÜRDLER KAYGILARINDA HAKLI
Kürdlerin de Türkiye’nin gölgesinde yapılan Suriye muhalefet toplantıları konusunda kaygıları ve rezervleri var.
Türkiye’nin Suriye ile ilişkilerde Kürdlerin bir statü sahibi olma kaygısı taşıdığı Kürdler arasında genel bir algı.
Tayyip Erdoğan’ın ‘Arjantin’de bile Kürd devleti kurulsa karşı çıkarım’ sözleri öylesine edilmiş sözler değil.
Dolayısıyla Türkiye’nin Suriye konusunda taşıdığı kaygıların sadece Sünni-Şii dengesi ile ilgili olmadığı, Türkiye’nin izlediği politikada Kürdlerin statü sahibi olması korkusunun da rol oynadığı görülüyor.
‘Suriye’nin içişleri bizim içişlerimizdir’ politikası özellikle bir Türk savaş jetinin düşürülmesinden sonra geri vitese takmış durumda.
Rusların haşarı politikacısı Jirinovski’nin ‘Suriye Türkiye’nin bütün uçaklarını düşürebilecek güçte’ şeklindeki sözleri de boşuna söylenmiş değil herhalde.
Henüz uçağının füze ile mi yoksa uçaksavarla mı düşürüldüğünü bile anlayamayan Türkiye’nin, ‘Türkiye’ye PKK saldırıları Suriye’den yapılıyor’ gibi başvurduğu gerekçelerle Suriye’ye müdahele etme zemini yaratması taraftar bulamıyor.
Suriye ve İran kuşkusuz PKK kartını istedikleri anda kullanabilirler,ama bu şimdilik Suriye ile olan sınırlarda sözkonusu değil. Son Dağlıca olayının meydana geldiği konjönktür itibarıyla, İran ve Suriye ile ortak eylebirliği içinde olan Türk derin devletinin bir operasyonu olduğuna dair güçlü işaretler var.
TÜRKİYE TARTIŞILIYOR
Türkiye’nin Suriye’ye demokrasi açısından mı, yoksa güvenlik kaygıları nedeniyle mi yaklaştığı Batı’da üzerine kafa yorulan konulardan birisi.
Geçtiğimiz Haziran ayında Chatham House’de (Kraliyet Enstitüsü)’nde CTS’nin yardımıyla yapılan iki ayrı toplantıda da bu konu tartışıldı. Bu toplantıda öne çıkan görüşlerden birisi Türkiye’de etkin bir muhalefetin olmayışıydı.
Lale Kemal, Prof.Fuad Keyman, Fadi Hakura ve Taha Özden eski İngiliz büyükelçisi David Logan’ın moderatörlüğünde görüşlerini dile getirdiler.
Türkiye’nin Arap baharı için bir model olmaktan çok cesaretlendirici bir güç olabileceği ve Türkiye’deki demokratikleşmenin henüz başlangıç aşamasında olduğu görüşünün öne çıktığı bu toplantıda Mısır’daki son seçimlerle Türkiye de karşılaştırıldı.
Son Dağlıca olayı da İran ve Suriye’nin PKK eliyle gerçekleştirdiği bir eylem görüşü de toplantı sonrası sohbetlerde ortaya çıkan bir değerlendirmeydi.
Türkiye’nin Suriye’ye ilgisinin sahici bir insane hakları kaygısı olmadığı Türkiye’de Kabul gören bir görüş.
Kendi kapısının önünü süpürmeyen Türkiye’nin Suriye argumanları havada kalıyor bu nedenle.
Türkiye’nin Suriye’ye bakış açısında rejim değişikliğinden çok güvenlik kaygılarının daha belirleyici olduğunu, Kürd korkusunun da bu kaygının merkezinde olduğunu anlamak için Davudoğlu’nun sözlerine bakmak gerekiyor.
15 Temmuz’da Oxford’da Ditchley adlı bir düşünce kuruluşunun 48. yıllık toplantısında konuşan Davudoğlu, ‘Gelecekteki Suriye ile sıfır problem yaşamayı garantilemek için, bugün Suriye ile sorunumuz var’ dedi.
Kürdlere güvenlik kaygılarıyla yaklaşan Türkiye’nin on milyonlarca Kürdün statüsüz yaşamasının devam etmesi üzerine inşa edilmiş bu politikayla kendi güvenliğini ne kadar sağlayabileceği bir muammadır.
Örneğin İngiltere-Türkiye ilişkilerini ele alan Britanya Dışişleri Komisyonu’nda Türkiye’nin Arap dünyası için bir model olup olamayacağı da tartışıldı. Bu tartışmalarda da Türkiye’nin demokrasisinin çok sorunlu olduğu, Avrupa ile de ortak bir dış politika konseptinde buluşulamadığına işaret edildi.
Güney Kafkasya, Ortadoğu, Batı Balkanlar ve Ortaasya nedeniyle, Türkiye İngiltere için stratejik öneme sahip bir devlet. İngiltere ve Avrupa’nın enerji yolunun üzerine olması da bu önemi arttırdığı için Avrupa başkentlerinde Türkiye ve Arap dünyası ilişkileri sık sık tartışılıyor.
TÜRKİYE’NİN SURİYE KONUSUNDA KAPASİTESİ SINIRLI..
Şahsen, Türkiye’nin Suriye’de bir rejim değişikliği istediğine inanmıyorum. ABD ve Batı ile de bu konuda bir ortaklaşma sağlanamıyor diye düşünüyorum.
Ama Türkiye, Kürdlere ilişkin politikasında köklü ve samimi bir değişikliğe gitse Suriye konusunda en azından Kürdler vasıtasıyla sağlıklı bir rejim değişikliğinin yapılmasına katkıda bulunabilirdi.
Türkiye’nin Suriye konusunda elini kolunu bağlayan, hareketlerini sınırlayan nedenlerden birisi enerji alanında büyük oranda Rusya ve İran’a bağımlı olması.
Türk dış politikası İsrail, Kıbrıs, Ermenistan, AB, İran ve ile olan sorunlu ilişkilere politik bir çözüm üretemiyor. Türk dış politikasının çözüm üretebilecek bir kapasiteye sahip olabilmesi için Türkiye’de en başta Kürd sorunu ve demokrasi sorununun çözülmesi gerekiyor.AK Parti’nin ekonomik alanda gösterdiği başarılar Arap dünyasındaki islami partiler için bir örnek oluşturduğu Batı başkentlerinde çok kabul gören bir görüş. Ama demokrasi açısından bir model olamayacağı da görülüyor. Örneğin Fadi Hakura gibi akademisyenler Türkiye’nin insane hakları alanındaki açığı ve cinslerarası eşitsizliğinin Türkiye’nin tüm potansiyelini harekete geçirmesi ve demokrasinin kurumsallaşmasının önünde bir engel olarak değerlendiriyorlar. Kürd sorununun Türk politikasının ne kadar olgunlaştığını göstermesi açısında bir turnusol görevi gördüğü görüşünün yanısıra, çözülmemiş bir Kürd sorununun Arap baharı benzeri bölgesel etkileri de olan bir kitlesel hareketlenmeye yol açabileceği uyarısında da bulunuyor Fakura (4 Nisan’da yapılan komisyon toplantısına sunduğu rapor).
RUSYAYA VE İRAN’A BAĞIMLI TÜRKİYE’NİN KÜRD PARANOYASI
Türkiye jeostratejik konumu nedeniyle AB ve İngiltere’ye taşınması gündemde olan Azerbeycan ve Türkmen doğal gazı nedeniyle önemli olabilir, ama bölgesel bir güç olabilmesi için bir enerji merkezi olması gerekiyor.
Dahası Türkiye enerji bakımından da Rusya ve İran’a bağımlı.
Türkiye’nin Akkuyu’da yapmayı planladığı ve 20 milyar dolara malolması beklenen nükleer güç merkezinin yapımı Rusya’nın Atomstroyeexport tarafından üstlenildi ve 2013’de başlaması planlanıyor. Bu nükleer merkezin yüzde 51’i Rusya’nın kontrolünde olacak. Hisselerinin ancak %49’u başka bir tarafa satılabilecek.
Burada doğallıkla Türkiye’nin Rusya ve İran karşıtı hamlelerde bulunup bulunamayacağı sorusu akla geliyor.
Türkiye’nin komşularıyla ilişkilerini Kürdlerin merkezinde yer aldığı korkular belirliyor.
Devletteki Kürd paranoyası Türkiye’nın dış politikasında belirleyici bir rol oynuyor.
Kürd sorununu çözmemiş, asimilasyondan vazgeçmemiş, Kürdlerin bulundukları her yerde kollektif haklara sahip bir halk olmasını istemeyen bir Türk politikasının Araplar için model olması bir yana, uzun vadede Türkiye için de iyi olmayacağını anlamak için kahin olmak gerekmiyor.
18 Temmuz 2012, Londra
Print 1907 car hatiye xwandin Nivîsên din yê Yaşar Karadoğan 1967 Doğu Mitingleri ve Nevzat SağnıçKürdler Türk-İslam Sentezi’nin fedaisi mi oluyor? 'Fantastik Faşizm'İmralı ‘zirvesi’ mi, Kürdleri bitirme stratejisi mi?Şimdi ‘yeni şeyler söylemek’ mevsimi Kemal BeySuriye BilmecesiLice-Paris Hattında Kürd Katliamları...‘Camekandaki Son Kıbrıslı’: Arif Hasan TahsinSuriye’deki iç savaş, Türkiye ve Türk BasınıDiyarbekir’den…Suriye’yi de, Kürdleri de zor günler bekliyorTürk-Suriye ilişkileri ve bölünmüş KürdlerApo Türk Bayrağına Kurban, Kürdler Apo’ya Kurban!Çek Cumhurbaşkanı ile 1 saat..’Sınır tanımayan Atatürkçülük’, Hilal Kaplan ve Amberin ZamanPKK ‘vuruyor!’, ‘Kürdistan’ı kuruyor’ mu, yoksa…Merxasê Çiyayê Mereto û Sasûn: Medenîyê Elîyê ÛnisFarklı bir Newroz kutlaması...Gelo gerĭla di bin berfê de man, an hatin kuştin?Dublör ve suflörlere rağmen Öcalan-Devlet izdivacını tartışacağız...Tesir Ajanları ve Kürd HareketiLondra'daki CHP toplantısında Stockholm Sendromu'nu görmekDavid Cameron’un Kedisi, Erdoğan’ın ValisiMehmet Uzun'la son görüşme ve Şerafettin Kaya'nın savunmasıCengiz Çandar ve resmi jargonİngiltere’de Kürdistan TartışmalarıAlmanya’da Türk partisi olur, Türkiye’de Kürd partisi olmaz!Emre Uslu-ANF polemiğiSeçim notları ya da Hatip Dicle nasıl kurtulur?Hilbİjartin ŭ turkĭfĭkasyona tevgera kurd'Rêber' Elçî jî got 'Serok Apo!'Kılıçdaroğlu Kasımpaşalı’ya karşı!Samanyolu’ndaki tartışma...‘Son Peygamber!’in Son Silahşörleri!Kürd Kemalizmi'nin yeni icadı: Roj TV’de bir mikrofon, TBMM’de bir kürsü! ‘Veto’lar ‘Derin Devlet’ operasyonu mu?Kürdün Kürde kini...Halil Berktay'ın iki yazısına dair kısa bir notKanatlı-78, Gürman-78, Balyoz 2003 Tatbikatları ve Kürdlerin utanç veren sessizliği.. Soykırım provalarıŞivan Perwer ve KannibalizmMelle Sadrettin Yüksel’in oğlu ve Taha Akyol’un programıFaşist ve ırkçı CHP’ye omuz veren ‘Kürd’ truva atlarıHammurabi Kanunları’ndan Demokrasiye… Global Demokrasi PerspektifleriŞerzan Kurt Cinayeti DosyasıÖcalan yakınlarının dağa çıkmasını 'serserilik' olarak görürken, niye Baydemir'e kızıyor? -1-Portre: Dr. Sami ŞoreşAhmet Yaman’a CevapAvcı’nın Sırdaşı Bir Kürd: Nuri YamanAvcı-SDP-Devrimci Karargah-Akın Birdal vesaire...Kürt-Kav için bazı uyarılar!Mehmet Metiner’in fukaralığıReferandum DersleriReferandum: Kürdler ve TürklerDiyarbekir’den (resimli) notlarŞerzan Kurt'un ailesinin mektubu ve Sedat Özevin ile arkadaşlarının katliBeşikçi’ye dava, Kürdün ölüsüne işkenceye fetva!KCK İddianamesiKürdistan Ticaret Konferansı’nın ardındanAlınak: Devleti yönetenlerin çocukları ölmüyorŞerzan Kurt...Kürd sorunu Türkiye’nin iç sorunu mudur, Demirtaş ?Burkay’ın anıları ve çifte standart‘Büyük Abi’ ile ‘Küçük Kardeş’in vazgeçemediği yalan: ‘Birlik’Ahmet Türk’ün kırılan burnu, rotasız Kürd siyasetiŞexmus Diken ile SöyleşiMahmut Alınak ile SöyleşiIrak seçime giderkenOrhan Miroğlu ile SöyleşiHedefteki Osman BaydemirA.Öcalan’ın Türkiye’ye getirilişi ve Kürdlerdeki de ja vu hali!Aziz Alış’la söyleşiYargılanan komutanlar ve genetiği değiştirilmiş Kürdler…Hevpeyvîn bi Sabahattin Korkmaz reDTP sonrası, BDP öncesiOrdu Toplumu ...Dersim’i hatırlarken, Piran’ı da unutmamak lazımBir Dostun Trajik ÖlümüCanlı Kürd Tarihi: Abdülmelik FıratZenginin orospusu, fakirin hastası...Güney Kürdistan seçimlerinin düşündürdükleriBir Filistinli dava adamından Kürd siyasi işportacılara mesajlar...İran'da neler oluyor?İngiliz Genelkurmay Başkanı’nı dinlerken Türk Genelkurmay Başkanlarını düşünmek….Kertê KatliamıDiyar-ı-Bekir'i 'Herne Pêş' eşliğinde izlemek...Barzani’nin Londra mesajları...Ahmet Türk-Selahattin DemirtaşGazze, Davos, İsrail seçimleri ve İranKani Yılmaz-Sabri ToriDe bajo TRT-ŞeşTarih Tekerrür mü Ediyor?Irak ve Kürdler için kritik bir yıla girerken...Hedefteki Doğan Özgüden 'Kan uykusundan uyanmak!’İsrail anayasasını tartışırken alınacak derslerABD Seçimlerine İngiliz BakışıDiyarbakır’dan ‘Protesto’ Notları..Abdel Bari Atwan’ın hatıraları'Korkak!' McDair'den Bülent Ersoy'a... Cromwell'den Mustafa Kemal'e....Hemreş REŞO’nun Ziya Şerefhanoğlu ve Dr.Nuri Dersimi ile mektuplaşmalarıMusa Anter’in Hatırlattıkları…Abant yasağı: Aynı Film..Derik’teki son Ermeni, Kevo da öldü!...Tevkurd’un hal(sizliğ)i!Ümit Fırat Orhan Kotan ile Mehmed Uzun polemiğiİsrail Perspektifi..Statükoya ve icazete karşı bir ses: Mahmut AlınakŞirin Ebadi’nin gözüyle ABD ve İran998 İmza!-2-998 İmzacı!6 Haziran 2008 ve KerkükKürdlerin birliği mi dediniz ?Kürdlerdeki göbek havası ve Öcalan’ın son incileri‘3 Trilyon Dolarlık Savaş’!Bir toplantının ardından..Kürd dava adamları niye hedef?Arap Gözüyle Ortadoğu Perspektifi ve Kürdler!...Chatham House'daki 'Kürd Konferansı' 'Son Bölüm'Chatham House’daki ‘Kürd Konferansı'-2-Kürd Yöneticiler Londra’da..Türkiye’ye bağımlı ‘bağımsızlık!’Fırat ve Dicle’nin iki şairi.. |
|
|
  |
|
| Kovar |
|
|
|
|
 |
  |
|
| Cîhana Weşanan |
|
|
|
|
 |
  |
|
| Têketina bê qedexe |
|
|
|
|
 |

 |