
  |
|
| Pirtûk |
|
|
|
|
 |
  |
|
| Kovar |
|
|
|
|
 |

  |
|
| Pirtûk û kovar.. |
|
|
|
|
 |

 |
Annem Alzheimer, Halkım Depresyonda, Devletim Paranoyak Olmuş
Sevgili Annem aklıma her düştüğünde; Lord Langdale’nin: “Terazinin bir kefesine bütün dünya’yı, öbür kefesine Annemi koyacak olsalar, dünya avucunu yalardı.” sözlerini anımsarım.
On iki yıllık Amerika serüvenim sona ermiş, günün erken bir vaktinde Annemi uyandırmaya çalışıyordum..
Ez hatim Daye! (Ben geldim Anne!) diyerek kucaklaştığımızda; her ikimiz de oldukça heyecanlı ve duygusal anlar yaşamıştık. O kadar ki; kaderin rol biçtiği iki ayrı figüranı oynuyor, ‘hüznü’ işleyen bir drama filminin buluşma sahnelerini canlandırıyorduk adeta..
Yüreğimde ilk kez farklı bir acı hissetmiş olarak; yaşadıklarımı ‘yorgunluktan kaynaklanan bir düş’ olmasını diliyordum..
Gerçek olan ise; sevgili Annem sadece çocukluk anılarını hatırlayabilen, yaşadığı günü ve bizleri ise; sık sık unutan, seksen-beşinde yatağa mahkum olmuş bir “Alzheimer” hastasıydı artık..
Geçtiğimiz günlerde; Annemin sağlık durumunu merak eden bir dostuma; “Annem harika bir insan. Onunla gerçekten gurur duyuyorum. Kendisi, ileri derecede bir Alzheimer hastası olmasına rağmen; asırlardır ‘depresyon’ sarmalından bir türlü kurtulamayan halkımızdan, ve, ‘paranoya’ sorunu yaşayan devletimizden çok daha mantıklı düşünüyor” demiştim.
Şahsi inancım odur ki; Annem bir cemre misali toprağa düştüğünde, o gün bütün acıları dinecek, ruhu huzura erecektir. Endişem ise; bir kısım insanımızın duyarsızlığı ve devletimizin hiç değişmeyen anti-demokratik tutumudur.
Halkımız kronik bir “depresyon” yaşıyor..
Halkları iyi yönetemeyen beceriksiz devletler; “çocuklarını sürekli biberonla susturan” tembel annelere benzerler..
Yine aynı devletlere göre; az konuşanlar makbul vatandaştır, çok konuşanların ise; hakkı kötektir. Mantalitenin böyle işlediği toplumlarda bireyler taleplerini özgürce dile getiremiyor, kendilerini rahat ifade edemiyorlar. Bu dünyada polis ve jandarma, ahirette ise; cehennem zebanilerinin “uyduruk” işkenceleriyle korkutularak yönetilen Ademoğlu; ister-istemez kendisini ruhsal sorunların içinde buluveriyor.
Halk arasında ruhsal çöküntü anlamına gelen “depresyon” bütün dünyada; suçluluk duygusu, kişinin kendisini kötü ve günahkar hissetmesi, karamsarlık, umutsuzluk vs. gibi etkileri saptanırken,,
Biz Kürdlerde ise; kişinin kendisini küçük görmesi, keklik kuşuna ilgi duyması, sık sık kimliğini düşürmesi, kendi kültüründen utanması, ihbar, ihanet ve yalakalık gibi; ekstra etkileri olsa da, bereket bizlere fazla koymuyor..
Koymuyor; zira bu tür konularda bağışıklık sistemi ziyadesiyle gelişmiş, çok “isterik” bir toplumuz..
Onun içindir ki; Alpaslan’ın ordularına Anadolu’nun kapılarını açmakla kalmamış, on-bin silahlı Kürd süvarisini emirlerine amade etmiş, Kürdistan coğrafyasını zılgıtlar eşliğinde kendilerine ‘peşkeş’ çekmişiz.
Onun içindir ki; Lozanda, Kürdistanın dört parçaya bölünmesini ahmakça onaylamış, kendi yurdumuzun her bir parçasında birer ‘yalaka esir’ gibi yaşamayı seve seve kabul etmişiz..
Onun içindir ki; Kürdistanın bağımsızlığını savunan kürdleri hain, ‘demokratik özerklik’ adı altında Kürdistanın en büyük kara parçasını “halkımızla birlikte” T.C. devletine pazarlayanları ise; kahraman ilan ediyoruz.
Onun içindir ki; Kürd halkının en tabii hakkı olan “özgürlük ve bağımsızlık mücadelesi” yerine; başımıza musallat edilen kemalist parfümlü Kürd liderlerinin doğum günlerini kutluyor, kendilerine olan bağlılığımızı kanıtlama yarışına girişiyoruz. Kimimiz daha da ileri giderek, (ilkel kabilelerde olduğu gibi) bedenlerimizi birer “Adak” misali adıyoruz..
Onun içindir ki; Dersim’den Uludere’ye uzanan “Kürd katliamları” serisine (birer ürkek tavşan misali) sessiz kalabiliyor, böylece ne kadar ileri derecede “depresyonist bir millet” olduğumuzu da, yedi düvele kanıtlamış bulunuyoruz.
Fazla sızlanmadan neler yapılabilir’e gelince;
Acil vaka bir toplum olduğumuzu kabulen; evvela yüreklerimize yerleştirilen gereksiz korkuları çıkarıp attıktan sonra, Gülistanımıza musallat olan önderlik kökü, Kürkçü ve Türkçüvekil otları ile, Selo ve Hasibi türü dikenlerden mutlaka, ama mutlaka kurtulmamız gerektiğine inanıyorum.
Devlet aklı “paranoyak” olmuş..
Paranoyak kişiler dost ve yakınlarını, paranoyak devletler ise; kendi vatandaşlarını düşman bilirlermiş..
Devletimiz, aile içi cinayetleriyle ünlenen Devlet-i Aliyyenin devamı olduğundan mıdır nedir, icraatlarına insanın aklı- havsalası ermiyor.
Örneğin: Dün sahipsiz sokak köpeklerini “bir gün kuduz olurlar” gerekçesiyle telef eden, bugün ise; sokaklarda oyun oynayan Kürd çocuklarını “bu veled’ler büyüdüklerinde anarşist olabilirler” gerekçesiyle cezalandıran bir devlet aklı, paranoyak değilde ne olabilir?
Bir taraftan faili besbelli Uludere katliamını inkar ederken; diğer taraftan failini bizzat meçhul-u mevta ettiği cinayetlerin araştırmasını yapıyormuş gibi davranan iki yüzlü ve tutarsız bir akıl, paranoyak değilde ne olabilir?
Bir milletin varlığını doksan yıl boyunca inkar eden, bu günlerde ise; aynı milletin ana dilini seçmeli ders olarak okutulmasını yasallaştırmak için dahi; gayri-samimi davranan bir akıl, paranoyak değilde ne olabilir?
Taş atan çocuklara tecavüz rezaletini yaşatan, paralı eğitimi protesto eden gençlere ise; sekiz yıl hapsi reva gören bir zihniyete, paranoyak denmez de, ne denir?
Bu ülkenin eski Adalet Bakanı; demokratik bir halk eylemini eleştirirken “bunlar mum söndü oynuyorlar” diyerek Alevilik inancını aşağılıyor, Başbakanı ise; terörü bahane ederek, Kürdlerin (İslam öncesi) dini inancını istismar ederek, “bunların dini zerdeşt’tir” diye hakaret edebiliyorsa; böylesi ruh hallerine paranoyak değilde ne denir Allahaşkına.!
Sözün özü ve anlaşılan o ki:
Askeri müdahalelerin yasal olduğu bir ülkedir Türkiye. Bunun içindir ki; bir zamanlar kışla çobanları tarafından, şimdilerde ise; kışla imamları tarafından yönetiliyoruz..
Sitem ve duygularımı; Ahmet Altan’ın “ÖRGÜT” başlıklı makalesinden bir alıntıyla bitirmek istiyorum..
“Türkiye’nin en karanlık, en ürkütücü, en yasadışı örgütü hangisidir derseniz, “devlet” derim. Cumhuriyet tarihi boyunca bu kadar kan dökmüş, kıyım yapmış, katliam gerçekleştirmiş, cinayet işlemiş, açıkça “suç işlemek” için çeteler kurmuş bir başka örgüt yoktur.”
Mam Recall / HAYMANA
Mamoste.kart@yahoo.com
Print 2422 car hatiye xwandin Nivîsên din yê Mam Recall Gelin canlar akl-ı selim olalım..Her ne hikmet-i ilahiyye ise; ŞIRNAKLI Apo’ya özgürlük, HAYMANALI bağımsızlık istiyorBayrağın rengi kızıllaştıkçaAnnem Alzheimer, Halkım Depresyonda, Devletim Paranoyak OlmuşElveda AMERİKA.!Yalancı HayvanlarVe, sadakallahü’l azimEn diplomatik yorumlar (6)En diplomatik yorumlar (5)En diplomatik yorumlar (4) En diplomatik yorumlar (3)En diplomatik yorumlar (2)En diplomatik yorumlar (1) Kürdlere 11 Eylül Tuzağı Blame the One Who Taught the Terrorist Kirvemiz L.Curzon çocuğu yanlış tuttu, ameliyat gerekiyorVallahi çok ŞAMAN çocuklarAzize uyar, Azizeye uymaz Ayrılmak istiyoruz hakim bey (4) Ayrılmak istiyoruz hakim bey (3) Ayrılmak istiyoruz hakim bey(2) Ayrılmak istiyoruz hakim bey (1)Kral Dakyanus'un ruhu |
|
|
  |
|
| Kovar |
|
|
|
|
 |
  |
|
| Cîhana Weşanan |
|
|
|
|
 |
  |
|
| Têketina bê qedexe |
|
|
|
|
 |

 |