
  |
|
| Pirtûk |
|
|
|
|
 |
  |
|
| Kovar |
|
|
|
|
 |

  |
|
| Pirtûk û kovar.. |
|
|
|
|
 |

 |
Bölgemizin Yeniden Dizaynında, Kürt ve Kürdistan Mücadelesi İçin Avantajlar ve Riskler Bu yazımda, son yıllarda Kuzey Afrika’da başlayan ve hemen sonra bölgemizi de etkisine alıp hızla Kürdistan’a doğru yayılarak devam etmekte olan sıcak siyasal gelişmelerin, genel bazı özelliklerine değindikten sonra, bu gelişmelerin biz Kürtler için yarattığı avantaj ve riskleri irdelemeye çalışacağım.
Bilindiği gibi, başta petrol, doğal gaz ve su olmak üzere, enerji kaynakları bakımından çok zengin ve dolayısıyla stratejik de olan Bölgemiz, 1. Dünya Savaşı ve sonrasında, savaşın galipleri (İngiltere ve Fransa) tarafından kendi ekonomik ve siyasal çıkarlarına göre şekillendirilmiştir. Bu şekillendirme bölgenin doğal ulusal ve kültürel yapısını parçalayıp bozmuştur.
Bölgeye müdahale 1920’li, 30’lu yıllarda da devam etmiş ve nihayet 2. Dünya Savaşı sonrasında, “İki Sistem” arasında 2000’li yılların sonuna kadar devam edecek olan ve katı bir statukoya dayanan yeni bir şekillendirme ile son bulmuştur.
Bölgesel “İç Dinamik”ler
Bu statüko sonucu:
Birincisi, başta Kürtler, Filistinliler, Beluciler olmak üzere kimi halklar, ülkleri de işgal edilmek ve parçalanmak suretiyle statüsüz bırakılmışlardır.
İkincisi, belli siyasal ve ekonomik çıkarlar uyarınca, doğal etnik ve kültürel bütünlükleri olan coğrafyaların, parçalanıp bozulması suretiyle bölgede kurdurulan “naylon” devletler, deyim uygunsa payına düştükleri sistemin özelliklerine göre, belli toplumsal ve siyasal kesimlerin özellikle iktidar bloğu dışında tutulduğu anti-demokratik, baskıcı, diktatörlükler, otokratik veya teokratik siyasal sistemler olarak düzenleşmişlerdir.
Söz konusu siyasal sistemlerde, zor ve baskıyla iktidar bloğu dışında tutulanlar; kimi yerlerde dindar ve muhafazakâr kesimler, kimi yerlerde liberaller, demokratlar, sosyal demokratlar, komünistler, değişik uluslar, halklar, dinler, mezhepler ve tabii işçi ve köylüler gibi yoksullardır.
İşte Bölge’de, günümüzün değişim taleplerinin “iç dinamik”leri, anılan sistemlerde iktidar bloğu dışında tutulan bu ve benzeri kesimlerdir.
Uluslar arası “Dış Dinamik”ler
Bölgenin siyasal değişim ve demoktikleşmesinde, bu bölgesel dinamiklerin yanısıra önemli rol oynayan iki ana “dış dinamik”ten de bahsedebiliriz:
Birincisi, çağımızın globalizm koşullarında devasa gelişen iletişim ve bilgi paylaşım teknolojileri sayesinde daha bir genişleyip hassaslaşan ve dolayısıyla da etkinleşen, kendi içinde önemli farklılıklar arz etse de genel olarak evrensel hak özgürlüklerden ve görece eşitlikten yana olan küresel harekettir.
Değişimin İkinci dış dinamiği ise, niteliği ve amaçları itibariyle bölgesel değişimi hem destekleyici, ama aynı zamanda da köstekleyici niteliği olan Dünya egemeni bir kesimdir. Buna, “İki sistem”li dünyanın yıkılmasından sonra Kapitalist dünyanın, ABD’nin hegemonik kuruculuğunda oluşmakta olan yeni emperyal dünya sisteminin egemen güçleri de diyebiliriz. Bu güçler, bölgemizdeki değişimi, oluşturmak istedikleri yeni sistemin ekonomik ve siyasal ihtiyaç ve çıkarlarıyla uyumlu olduğu ölçüde desteklemekte, bu çerçeve dışındaki değişim ve demokratikleşme istemlerini kösteklemeye çalışmaktadırlar.
Siyasal Değişim ve Demokratikleşmenin Genel Özellikleri
Ekonomik-siyasal koşulları ve dinamikleri çok genel hatlarıyla belirtilen bu koşullarda, bölge yeniden dizayn edilmektedir. Bu çerçevede, kimi sistemlerin yerine daha geniş iktidar bloklu demokratik sistemler ikame edilmekte , kimi sistemler de restore edilerek yukarıda “iç dinamik” olarak anılan muhalif kesimlerin talepleri belli ölçülerde karşılanmaktadır.
İlk bakışta, Filistin meselesi nedeniyle İsrail hariç, bölgedeki siyasal sınırların değişimi ufukta görünmüyor gibidir. Ancak siyasal değişimin tarihsel potansiyeli ve bu temelde ortaya çıkan dinamikler, belli bir tarihsel siyasal süreç içinde mevcut sınırların değişimini de zorlayacaklardır. Esasen bu değişim, gerçekleşmek durumundadır ki, daha yüzyıl önce bölgenin parçalanıp bozulan ulusal ve kültürel doğallığı, tekrar yerli yerine otursun ve böylece toplumsal ilerleme de normal tarihsel koşullara kavuşmuş olsun.
Bu çerçevede bakıldığında, içinde bulunduğumuz tarihsel siyasal süreçte veya bir sonrakinde Kürt milleti de kendi devletine veya devletlerine mutlaka kavuşacaktır, kavuşmalıdır... Parçalanmışlığın yarattığı kıskacın karmaşıklığı içinde bunun, nasıl bir süreç izleyeceğini tam olarak tahmin etmek güçtür. Ancak, tüm parçalardaki Kürt ulusal hareketinin birlikte atacağı doğru ve uyumlu politik adımların, bir bütün olarak hareketi, adım adım anılan temel siyasal amacına yakınlaştıracağı söylenebilir.
Değişim Dinamiklerinin Özellikleri, Avantajlar Riskler...
Bölgemizdeki siyasal değişim ve demokratikleşme, Kürdistan’ın parçalarını çıplak bir işgal ile egemenliğinde bulunduran Suriye’yi, İran’ı, Türkiye’yi ve Kürtler bakımından bu değişimin önemli oranda sağlandığı Irak’ı da bütün şiddetiyle kapsamaktadır.
Söz konusu devletler, aynı zamanda belli siyasal, etnik, kültürel-dinsel nitelikleriyle değişime direnen belli başlı ülkelerdir. Bir farkla ki bölgeye ilişkin değişim ve demokratikleşme bloklaşmasında, Türkiye, bir istisnayı da teşkil etmektedir. Zira aynı zamanda NATO üyesi de olan Türkiye, bir taraftan Dünya çapında içinde bulunduğu emperyal kapitalist egemen kurucu güçlerin bloğundadır; ama öte yandan da Kürt ulusal sorunu nedeniyle değişime direnen devletlerin yani İran’ın, Suriye’nin ve Irak’ın “doğal” müttefiğidir de.
Görece önemli bir ekonomik, siyasal ve askeri bölgesel güç olan Türkiye, bölgedeki değişim ve demokrtikleşmenin, Kürt ulusal sorunun çözümünü kapsamaması veya bu “çözüm”ün taleplerinin sınırlarının daraltılması için elinden geleni yapmakta; anılan gücünü, bu amaç için, başta Kürtler olmak üzere, bölge devletlerine, halklarına ve küresel güçlere karşı değişik alanlarda ve biçimlerde kullanmaktadır.
İbrani halkı (İsrail) hariç, bölge halkları olan Türkler, Araplar ve Farslar, Kürdistan’ın parçalanmasından ekonomik ve siyasal olarak şu veya bu şekilde faydalanmış olan halklardır. Tarihsel süreç içinde bu faydanın ırkçı-şöven zehiriyle beslenen bu halklar, bu nedenle Kürt ulusal sorunu konusunda özgürlükçü bir tutum takınmaktan çok uzaktırlar.
Bu durum, “dış dinamik”lerin, yani bir bütün olarak uluslar arası camianın desteğini Kürtler için çok daha hayati kılmakta; deyim yerindeyse onu belirleyici bir konuma sokmaktadır.
İsrail ise, yukarıda belirtilen farklı niteliği hem bölgesel gücü hem de dünya çapındaki güçlü lobisi nedeniyle Kürt ulusal politikasının tespitinde çok önemsenmelidir.
Zaten tarihimizin, neredeyse dış etkenin belirleyiciliğinin tarihi olmasının başlıca nedenleri anılan bu hususlardı r. Yakın tarihimizdeki Mahabad ve Güney Kürdistan pratikleri bu durumun somut örnekleridir.
Kürtler, 40 milyonu aşkın nüfuslarıyla bölgedeki siyasal değişim ve demokratikleşmenin en radikal, kararlı, ateşli ve dolayısıyla da en örgütlü güçleridir. Öte yandan bu nitelikleriyle Kürtler, bölgedeki değişim ve demokratikleşmeye direnen başta İran ve Suriye olmak üzere Türkiye ve Irak’taki muhalefet hareketlerinin de en temel ve aktif gücüdürler.
Tüm bunlar, Kürtlerin anılan tek tek devletlerde ve dolayısıyla da bölgenin tümünde, siyasal değişim ve demokratikleşme için çok etkin hatta kilit bir rol oynayabileceklerinin politik doneleri ve dolayısıyla avantajlarıdır da.
Eğer Kürtler, içinde bulunduğumuz Yüzyıl’ın birinci veya ikinci çeyreğinde, birçok ulus gibi, Dünya uluslar camiasına , bağımsız veya federal, kendi devletleriyle katılmak istiyorlarsa; birincisi, hem her parçada hem de parçalar arasında ulusal birlik ve uyumlarının işlevsel mekanizmalarını yaratmak durumundadırlar.
Bunu yaratabilmek, tek tek parçalarda ve parçalar arasındaki iç kavga ve çekişmelerden, grupsal hegemonik tutum ve girişimlerden, “Demokratik Özerklik” kararında olduğu gibi ulusal çaplı stratejik kararları grupsal olarak alıp diğer ulusal güçlere dayatmaktan kaçınmaktan geçer.
Kürtler bunu başarırlarsa, neredeyse Yüzyıldır uluslaşıp devletleşmelerini köstekleyen parçalanmışlığın günümüzdeki dinamikleriyle devletleşmelerini sağlamakla kalmayacak; bir bütün olarak bölgedeki siyasal değişimin de motoru olacaklardır.
İkincisi, Kürt ulusal hareketi, bu birlik ve uyumdan doğan gücüyle, yukarıda belirtilen iç ve dış dinamiklerin nitelikleri nedeniyle politikalarını, özellikle uluslar arası güçlerin politikalarıyla ortak ulusal çıkarlar çerçevesinde uyumlulaştırmaya özen göstermelidir.
Bu, strtejik önemdedir.
Kimi Kürt ulusal güçlerinin kapitalizm karşıtı bazı ilkeler ile anti emperyalizmi, politikalarının temel bir prensibi haline getirmeleri, ulusal birliği engellemekle kalamamakta; onları, söz konusu uluslar arası güçlere karşı konumlandırırken; bölgenin değişimden ve demokratikleşmeden yana olmayan İran ve Suriye gibi sözde anti-emperyalist ve anti Amerikancı güçlerin, içerde de CHP, MHP ve benzeri partilerin doğal müttefiği haline getirme riski de taşımaktadır. Kısmen pratikte emareleri de yaşanan bu politika, Kürt hareketinin ulusal birliği ve başarısı için en büyük ve tehlikeli riski teşkil etmektedir.
Kürtler, mevcut tarihsel konjonktörün belirtilen bu avantajlarını, siyasal ve örgütsel olarak doğru politikalarla değerlendirdikleri, risklerini de aynı şekilde bertaraf ettikleri oranda, Türkiye’nin yukarıda anılan bölgesel gücünü, uluslar arası güçler nezdinde Kürtleri statüsüz bırakma amacıyla kullanmasını sınırlandırarak, bu konjonktörde elde edebileceklerini azamileştirebilirler.
12 Mart 2011
Sait Aydoğmuş
Print 3424 car hatiye xwandin Nivîsên din yê Sait Aydoğmuş Birgül Ayman Güler ve Onu Eleştirenler Ne Kadar Farklıdır? Müzakere ve Çözüm Yerine Tenkil ve Tedip Devam EdiyorAktörlerini, ”Kullanılacak Enstrüman” Olarak Gören Bir Zihniyetin/Devletin,Kürtleri Tekrar Kandıracağı Açıktır…Kürdistan’ın Bağımsızlığı, Çevresindeki Hangi Devletin Desteğiyle Gerçekleşecek?Kuzey Kürdistan’da Kazanılan Asıl “Alan Hakimiyeti”Bu Strateji ’Yeni’ midir?Bölgemizin Yeniden Dizaynında, Kürt ve Kürdistan Mücadelesi İçin Avantajlar ve RisklerKemal Burkay´ın "Aktif Politikaya Dönüşü"yle HAK-PAR´da Pekişen VesayetKarşılıklı 'Ajanlık' İddialarına Dönüştürülen Kürt Siyasetine ve Siyasetçilerine ÇağrıYeraltından Fışkıran Kelleler Yerine Manşetleştirilen “Devlet Komisyonu’undaki İfade”nin Politik Anlamı ve Algısı Üzerine'Tedip ve Tenkil'in Tipik Bir Örneği: Roboski KatliamıPKK ve KKCK’ye Yapılan Topyekün Saldırıların Politik Anlamı Sahtesiyle Aslını Vurmak ve Zorunlu Bir Açıklama'Kürdistan Ulusal Meclisi'nden 'Zap Cumhuriyeti'ne... Ulusal Birliğin Zorunluluğu ve zorluklarıTürk genel seçimlerinin niteliği, Kürdi görevler ve tutumlarTasfiye Kıskacındaki Kürt Ulusal Hareketinin Zorlu DönemeciTürkiye'den ayrılmanın 'kâr ve zarar'ını bu koşullarda tartışmak 'kâr' mıdır 'zarar' mıdır? Neco’yu Anmak…Kuzey Kürdistan’da Hangi Mücadele Alanında, Nasıl Bir Ortak Örgütlenme? Gereksiz ve Yararsız Bir Polemik Türünü Doğrultmak Umuduyla...'Brutus'le Anıştırılmak ve Bir Sorumsuzluk ÖrneğiMehmet Oruç'un katliyle açılan 'yara' bu gidişle kapanmayacaktır! Tevkurd, eylem birliği kapasitesi güçlendirilerek sürdürülmelidir!Sürmekte Olan ”PKK’nin Tasfiyesi” Çabalarında, Olgu mu Yoksa Algı mı daha Önemli?‘Çatı Partisi’ ve ‘Uganda’nın KurtuluşuTürk Başbakanı R. Tayyip Erdoğan’ın Patagonya Heyeti İle Görüşmesindeki ”Vukuat”a DairPKK’nin Güney Kürdistan’daki Varlığının Misyonu ve Kürt Ulusal ÇıkarlarıKovboyvari bir Provakasyon:PKK’nin Tasfiye Planı ve Kürt Ulusal Hareketinin ÇıkarıKürt Politik Liderlerin TC'ine "Saygı" Yarışı Neye İşaret Ediyor?“Demoklesin Kılıcı” Olarak Kullanılacak Olan “Tezkere”, Kimler İçin Bileniyor? |
|
|
  |
|
| Kovar |
|
|
|
|
 |
  |
|
| Cîhana Weşanan |
|
|
|
|
 |
  |
|
| Têketina bê qedexe |
|
|
|
|
 |

 |