

  |
|
| Çalakî-panel-şahî.. |
|
|
|
|
 |
  |
|
| Dosyaya Taybet |
|
|
|
|
 |
  |
|
| Pirtûk û kovar.. |
|
|
|
|
 |

 |
Yargılanan komutanlar ve genetiği değiştirilmiş Kürdler… Kamuoyunda paylaşılan yaygın kanaate göre büyük çoğunluğu Kürd olan yaklaşık 18 bin kişi ‘faili belli’ cinayetlere kurban gitti.
Kürdlerin yanısıra, militarizmin ‘tehdit’ yaratma konsepti çerçevesinde öldürülen Eşref Bitlis gibi kuvvet komutanları, başka subaylar, askerler, Uğur Mumcu gibi gazateciler, Muammer Aksoy gibi akademisyenler, Hiram Abbas gibi Özal’ın MİT’teki sivilleşmedeki pivotları, Adana emniyet Müdürü Cevat Yurdakul’dan sonra-yanılmıyorsam-öldürülen ikinci emniyet müdürü olan Gaffar Okan, Cem Ersever gibi JİTEM komutanları, Abdullah Öcalan’ın Bekaa’daki sekreterlerinden Neval Boz , Adnan Kahveci..
Bir de son zamanlarda intihar eden subaylar furyası var...
Bunları da cinayet olarak görüyorum ben..
Militarizmin pis işleri ve stratejisi ortaya çıkmasın diye, bu stratejinin pratikteki uygulayıcıları tek tek intihar ediyorlar veya öldürülüyorlar.
Eski cumhurbaşkanlarından Turgut Özal’ın da militarist komitacılar tarafından öldürüldüğüne, en azından ölümünün hızlandırıldığına inanılıyor.
Nerdeyse iki yıl olacak bir Ergenekon operasyonuyla yatıp kalkıyor Türkiye.
PKK içindeki iç infazları da sayarsak, ki Abdullah Öcalan çeşitli açıklamalarında kendilerinin PKK’nin üçte ikisini tasfiye ettiklerini övüne övüne anlatır durur, öldürülen PKK’liler ve köy korucularıyla, askerler ve polislerle ortada 60-70 bin insanın öldürülmesi gibi bir vahşetle karşıkarşıyayız.
Devlet ricali bu vahşetin sebebini her fırsatta ‘Türkiye’nin bölünmez bütünlüğünü korumak’ olarak açıklıyor.
Bu cinayetlerin bir siyasi amacı var.
Önce bu siyasi amacı tesbit etmemiz lazım.
Çünkü Türkiye’de demokrasicilik oynayanlar ve AK parti bu sistematik cinayetlere ancak ‘darbe karşıtlığı’ bağlamında muhafelet edebiliyorlar.
Ergenekon’un İslami kesimdeki ve Kürd cenahındaki kuklalarına değinirken bu stratejinin Kürdlerle ilgili boyutunu ‘basit bir kullanma’ olarak yorumluyorlar.
Şamil Tayyar da dahil olmak üzere bir çok yazar ve gazeteciye bu stratejinin ‘siyasi amacı’nın sorgulanması gerektiğini bir çok defa kendilerine yazdım.
Birincisi, militarizm askeri bir toplum yaratmak istiyor. Bu stratejinin fikir babaları Türk olmayan unsurlardan oluşuyor. Dolayısıyla bunların kendilerinin bir kimlik bunalımı var. Karşılarına Kürd olarak çıkanları Kürd olarak Kabul ettiklerinde, Laz’ı Laz olarak, Gürcüyü Gürcü, Çerkez’i Çerkez olarak tanıdıklarında geriye kim kalacak?
Osmanlılar imparatorluğu Fransa’dan çaldıkları idari düzenlemelerle bir nevi eyalet sisteminden il idari sistemine geçip Kürdistan’ı köylere kadar idare etmeye karar verdikten sonra Kürdlerin itirazları toplumsal bazda ortaya çıkmaya başladı.
İttihat Terakki’nin iktidarıyla birlikte ‘tek devlet, tek millet, tek bayrak’ amacı daha önce vaad edilen
‘Hürriyet, eşitlik, kardeşlik’ şiarının önüne geçti.
Kürdler bir yandan zorla Türkleştirilmeye çalışılırken diğer yandan da soykırım, mecburi iskan, sürgün, asimilasyon gibi uygulamalara, aşar vergisi gibi politik cezalandırmalara tabii tutuldu.
Kürdlerle ilgili siyasi amaç budur.
‘Ergenekon’ olsa olsa bu uygulama ve stratejinin günümüze yansıyan bir tetikçisidir.
Ergenekon tanımlaması dar bir tanımlamadır. Ergenekon örgütlenmesi dikey bir örgütlenme olarak görülse bile köylere kadar örgütlenmiş bir yapıdır. Bunu da bir kaç kişinin yeteneğiyle yapmak mümkün değildir.
Türkiye’nin her tarafından silahlar, bombalar, suikast silahları fışkırıyor.
İşi sulandırmak ve küçük bir dönemle sınırlı tutmak için bilinçli ve sistematik bir politika uygulanmaktadır. Fehmi Koru gibi yazarlar bile Ergenekon’un 1990’lı yılların bir ürünü, hatta 28 Şubat darbesi sonrası bir oluşum olarak değerlendirme çabası içinde görünüyorlar.
Ergenekon’un daha çok Kürdleri ve Kürd coğrafyasını hedef alan eylemleri Cizre ile sınırlı tutulmaya çalışılıyor.
Ergenekon çerçevesinde daha çok Cizre’de öldürülen 8-10 kişiyle sınırlı tutulan ve bundan da Kamil Atak, Adem Yakın ve Abdülhakim Güven’i sorumlu tutan bir dezinformasyon ile karşı karşıyayız.
1980’li yıllardan itibaren boşaltılmaya başlayan binlerce Kürd köyü, göçertilen milyonlarca Kürd, öldürülen on binlerce Kürd ve resmi rakamlarda ’17 bin’ olarak telaffuz edilen ‘faili meçhul’ cinayetler.
Adına ister derin, ister çukur devlet diyelim..
Kürdlere karşı yürütülen bu politika özünde Kürdlerin zorla Türtkleştirilmesini sağlamak ve sömürge bile olmayan bir statüde kalmalarını sağlamak için uygulanagelen bir stratejinin sonucudur.
Kökü de ‘çok kimliliğiyle’ övünülen osmanlıya dek uzanmaktadır.
Kürdlerin Türkleştirilmesi ve kendisini Türk olarak tanımlayanların da ‘askeri bir toplum haline getirilmesi’, darbelerin sürekli hale getirilmesi bu militer staretejinin sonucudur.
Bu strateji uygulanırken ve hayata geçirilmeye çalışılırken militarizm bunun maddi zeminini yaratan piyonlarını da kurgulamıştır.
Bu strateji ‘devletin bölünmez bütünlüğünün korunması’ retoriğiyle uygulandı.
Devletle savaştığını iddia eden PKKnin de çok ilginçtir ‘Türkiye’nin üniter yapısını korumak istediğini, devlet kurma gibi bir niyetinin olmadığını, tek vatana inandığını’ söylemesi, PKK ‘nin ortaya çıkışında başvurduğu ‘tarihsel haklar’ retoriğine nanik yaparcasına bütün enerjisini ‘üçüncü şahıs zamir’e endekslemesi ‘ilginç’ değil mi?
Ergenekon operasyonları konusunda Kürdler sınıfta kaldı.
Kürdler siyaseten temsil edilemedikleri için Kürdlerin ölüleri sahipsiz kaldı.
‘Kürdler hiç bir şey istemiyor’ söylemi ve kendisini ‘üçüncü şahıs zamiri’nin emellerine teslim eden anlayışla Kürd kimliği yerlerde sürünür oldu.
Ergenekon operasyonu ister hükümetin, ister hükümet ve statüsünü korumak isteyen rütbelilerin bir ittifakı sonucu ortaya çıksın.
İsterse Yaşar Büyükanıt’ın ‘aldıklarına’ karşılık olarak Erdoğan’a verdiği ‘Polis salahiyetini düzenleyen kanun değişikliği’ tüyosu vermesiyle ortaya çıksın..
Kürdler rollerini oynayabilseler bu Ergenekon operasyonu rejimin kirli stratejisini ortaya dökebilir, hatta Kürdlere karşı yürütülen bu topyekün savaşta hayatını kaybeden asker, polis ailelerini bile harekete geçirebilir, sorgulamayı derinleştirebilirdi.
Ergenekon konusunda Kürdler bir bütün olarak sınıfta kaldı.
Neden?
PKK bu operasyonu ‘bir bağırsak temizleme’ olarak gördü.
Abdullah Öcalan ‘tarafsız kalma’ talimatı verdi.
Daha once Suriye, Irak ve İran gibi sömürgeci ve emperyal devletlerle olan ilişkisindeki paradoksu ‘düşmanın çelişkilerinden faydalanma’ olarak theorize den PKK, Ergenekon gibi çok güncel ve hayati bir konuda neden ‘düşmanın iç çelişkilerinden’ faydalanma yoluna gitmedi, bilinmiyor.
İş o noktaya geldi ki ,Ergenekon operasyonu konusunda tarafsız kalma pozisyonu alan, ‘Hakikat Komisyonları’ gibi sloganlara sarılan DTP’nin eski eş başkanı Ahmet Türk ’17 bin kişiyi unutabiliriz’ diyebildi.
İkinci yanlış nerededir?
Ergenekonun tarihsel arka planı değerlendirilirken Kemal Burkay gibi Kürd siyasetçiler solcu ve anti-emperyalist kaygı ve saiklerle Ergenekon’u bir NATO örgütlenmesi olarak değerlendiriyorlar.
‘Gladio’ kavramı her halde çok ‘şiirsel’ geliyor ki Ergenekon’un bir devlet projesi değil de, NATO’nun bir puşt örgütü olarak değerlendirilerek, devletin ceberrut politikalarına masumiyet sağlanıyor.
PKK, DTP ve BDP durmadan ‘Türkiye’ye demokrasi’ diyor.
İttihat Terakki’yi, Teşkilat-ı Mahsusa’yı, Hamidiye Alaylarını, Ermeni soykırımını, Moltke gibi Alman generallerin komutasındaki Osmanlı ordusunun Kürdlere karşı düzenlediği seferleri vs.köksüz Kürd solculuğunun aklına bir türlü gelmiyor.
Yemin billah ‘Kürd devleti istemediklerini’, ‘asıl tehlikenin Barzani olduğunu’ tekrarlayıp duruyorlar.
Ama en azından Türkiye’nin demokratikleşmesi açısından bile olsa Ergenekon davasına ilgi göstermeleri gerekmez miydi?
AK Parti karşısında hayatın her alanını Kürdler için bir savaş arenasına çevirirken, bu militer yapılanmalar ve askeri stratejiler konusunda niye bu kadar pasif kalıyorlar?
Bu 18 bin kişi niye öldürüldü?
Babaları, amcaları, dayıları, abiler,,ablaları, teyzeleri, halaları öldürülen çocuklar...
Köyleri yakılıp yıkılan ya da boşaltılan milyonlarca Kürdün metropoldeki sefaleti...
Fuhuş ve uyuşturucu batağına düşürülmüş Kürd kuşakları...
Bunlara sahip çıkılmayacaksa neye sahip çıkılacak?
Eğer maksat demokrasi ve demokratikleşme ise...
Bundan daha iyi bir fırsat olmazdı herhalde..
Pratikteki bu tavırları, söylemlerini yalanlıyor.
Silivri’ye bakın..
Ergenekon duruşmalarına bakın..
Ya da Diyarbakır’daki Albay Temizöz davasına bakın..
Kürd Kürde karşı konuşuyor.
Adem Yakın adlı eski PKK’li de ‘kutsal devletini’ aklamak için ‘PKK beni bir cinayet aracına dönüştürdü’ diyor.
Kamil Atak, Diyarbakır Baro Başkanı’na ‘Ben de sana Emo diye hitap ederim’ diyor.
BDP’nin Adem Yakın hakkında psikososyolojik bir analizi var mı?
Ya da Hikmet Fidan Diyarbakır’da katledilirken, Abdülhakim Güven’in Diyarbakır’da yaşayabilmesi nasıl açıklanabiliyor?
Yakınlarını, çocuklarını kaybeden ana-babalar ellerindeki resimlerle Diyarbakır adliyesinin önünde ‘yalnızları’ oynuyorlar.
Temizöz ve yandaşları ise ‘kıkır kıkır gülerek’ yargılanıyorlar!
Onbeş santim için kıyamet koparılırken onbinlerce Kürdün ölüsünün kıymeti yok.
Eğer bu sistem ‘bağırsaklarını temizleme’ amacıyla bile olsa bu operasyonları yapıyorsa, buna destek olmak gerekmez mi?
Ki bence MİT ve Emniyet Teşkilatı’nın bu operasyonlardaki rolü büyüktür.
Hatta AK parti kendi içindeki parçalı duruma rağmen Emniyet örgütü ve MİT’in Türkiye siyasetinde rol alma ve askere karşı otonom bir statüye kavuşma isteğinin rüzgarına kapılmış durumdadır.
Peki,Kürdlerin tek temsilcisi olma iddiasındaki BDP neler yapabilir?
Merhum Özal,Adnan Kahveci, Eşref Bitlis,Hulusi Sayın, Hiram Abbas,Uğur Mumcu, Muammer Aksoy,Prof.Hablemitoğlu, Gaffar Okan, Vedat Aydın, Musa Anter, Mehmet Sincar, Muhsin Melik, Ebubekir Deniz vs. Gibi Kürd ve Türk toplumlarında büyük yankı uyandıran cinayetleri meclise getirmelidir.
30 yıldır çok büyük hukuk davalarına girdiğini ikide bir söyleyen Hasip Kaplan, Türk olimpiyat takımının başarısızlığı gibi alanı olmayan konularla uğraşacağına bu konuda mesai yapsa iyi olmaz mı?
BDP’nin yapacağı ilk iş Diyarbakır ve Silivri yargılamalarına ilgi göstermek olmalıdır.
Şemdinli ve Yüksekova’nın peşini bırakmamalıdır.
Bu yargılamaların Cizre ile sınırlı tutulmaması gündemleştirilmelidir.
Tatvan’da toplu mezarlar çıktı.
Ne oldu bunun neticesi?
Bunca Kürd nasıl öldürülmüş ve topluca gömülmüş?
BDP ucuz kahramanlıklar yapmayı bırakıp, asli görevini yerine getirmelidir.
Sırrı Sakık TBMM başkanı Şahin’in karşılama protokolünde yer alamadı diye havaalanında perende atıyor, Ak Parti toplantısında İstiklal Marşı okuyor..
Katıldığı TV programında ‘yakılan köyleri için 17 trilyon’ istiyor. Ama Kürdlerin ölüsüne sahip çıkmıyor.
Yeşil adlı katil hakkında tek kelime etmiyor.
Yeşil’in kimliğinin Tuncay Özkan’ın deposunda çıkması hakkında ‘gık’ demiyor, demiyorlar.
Mehmet Sincar’ı öldürdüğü söylenen bu Alattin Kanat’a ne oldu?
Ahmet Türk Anıtkabir’e saygı duruşuna gidiyor..
’17 bin kişiyi unutabiliriz’ diyor..
Hasip Kaplan ‘ölüm taburunda’ bayramlaşma isteği Kabul etmedi diye zelzele yaratıyor.
Hem Atatürkçülük, hem Kürd temsiliyeti..
Hem demokrasi havariliği, hem de darbecilere, militarizme toz kondurmama..
MHP ile CHP ile aynı parametrelerde buluşmak, aynı frekanstan konuşmak..
Bu neyin nesi?
Sadece ‘üçüncü tekil şahıs zamirine biat’ etmenin doğal bir sonucu mu?
Bu kadar demokrasi havariliği yaparken, darbeciler ve katil zanlıları hakkında DTP ve BDP’nin tek kelime etmemesi düşündürücü değil mi?
Ben Kürdlerdeki bu duyarsızlığı görünce bizim genlerimizle oynandığı gibi bir şüpheye kapıldım.
Onbeş santim için bu kadar yaygara koparan Kürdlerin sessizliğinin sebebi başka ne olabilir?
Kürd kimliği tarihin hiç bir döneminde bu kadar yerde sürünmemişti.
YAŞAR KARADOĞANPrint 1042 car hatiye xwandin Nivîsên din yê Yaşar Karadoğan Referandum: Kürdler ve TürklerDiyarbekir’den (resimli) notlarŞerzan Kurt'un ailesinin mektubu ve Sedat Özevin ile arkadaşlarının katliBeşikçi’ye dava, Kürdün ölüsüne işkenceye fetva!KCK İddianamesiKürdistan Ticaret Konferansı’nın ardındanAlınak: Devleti yönetenlerin çocukları ölmüyorŞerzan Kurt...Kürd sorunu Türkiye’nin iç sorunu mudur, Demirtaş ?Burkay’ın anıları ve çifte standart‘Büyük Abi’ ile ‘Küçük Kardeş’in vazgeçemediği yalan: ‘Birlik’Ahmet Türk’ün kırılan burnu, rotasız Kürd siyasetiŞexmus Diken ile SöyleşiMahmut Alınak ile SöyleşiIrak seçime giderkenOrhan Miroğlu ile SöyleşiHedefteki Osman BaydemirA.Öcalan’ın Türkiye’ye getirilişi ve Kürdlerdeki de ja vu hali!Aziz Alış’la söyleşiYargılanan komutanlar ve genetiği değiştirilmiş Kürdler…Hevpeyvîn bi Sabahattin Korkmaz reDTP sonrası, BDP öncesiOrdu Toplumu ...Dersim’i hatırlarken, Piran’ı da unutmamak lazımBir Dostun Trajik ÖlümüCanlı Kürd Tarihi: Abdülmelik FıratZenginin orospusu, fakirin hastası...Güney Kürdistan seçimlerinin düşündürdükleriHalis Toprak’ın iflası: Derin devlet komplosu mu?Bir Filistinli dava adamından Kürd siyasi işportacılara mesajlar...İran'da neler oluyor?İngiliz Genelkurmay Başkanı’nı dinlerken Türk Genelkurmay Başkanlarını düşünmek….Kertê KatliamıDiyar-ı-Bekir'i 'Herne Pêş' eşliğinde izlemek...Barzani’nin Londra mesajları...Ahmet Türk-Selahattin DemirtaşGazze, Davos, İsrail seçimleri ve İranKani Yılmaz-Sabri ToriDe bajo TRT-ŞeşTarih Tekerrür mü Ediyor?Irak ve Kürdler için kritik bir yıla girerken...Hedefteki Doğan Özgüden 'Kan uykusundan uyanmak!’İsrail anayasasını tartışırken alınacak derslerABD Seçimlerine İngiliz BakışıDiyarbakır’dan ‘Protesto’ Notları..Abdel Bari Atwan’ın hatıraları'Korkak!' McDair'den Bülent Ersoy'a... Cromwell'den Mustafa Kemal'e....Hemreş REŞO’nun Ziya Şerefhanoğlu ve Dr.Nuri Dersimi ile mektuplaşmalarıMusa Anter’in Hatırlattıkları…Abant yasağı: Aynı Film..Derik’teki son Ermeni, Kevo da öldü!...Tevkurd’un hal(sizliğ)i!Ümit Fırat Orhan Kotan ile Mehmed Uzun polemiğiİsrail Perspektifi..Statükoya ve icazete karşı bir ses: Mahmut AlınakŞirin Ebadi’nin gözüyle ABD ve İran998 İmza!-2-998 İmzacı!6 Haziran 2008 ve KerkükKürdlerin birliği mi dediniz ?Kürdlerdeki göbek havası ve Öcalan’ın son incileri‘3 Trilyon Dolarlık Savaş’!Bir toplantının ardından..Kürd dava adamları niye hedef?Arap Gözüyle Ortadoğu Perspektifi ve Kürdler!...Chatham House'daki 'Kürd Konferansı' 'Son Bölüm'Chatham House’daki ‘Kürd Konferansı'-2-Kürd Yöneticiler Londra’da..Türkiye’ye bağımlı ‘bağımsızlık!’Fırat ve Dicle’nin iki şairi.. |
|
|
  |
|
| Cîhana Weşanan |
|
|
|
|
 |
  |
|
| Piştgirî |
|
|
|
|
 |
  |
|
| Têketina bê qedexe |
|
|
|
|
 |

 |