İki siyasi cinayet, Haki Karer ve Alaadin Kaplan üzerine
Dem: 15.12.2006 Sehet: 21:23
Sernivîs: Haber_Yorum_Kurdistan


Rucan Keleş / Peki, Alladin Kaplan neden hedef tahtasına konuldu? Gerçekten Apo’cuların dediği gibi Alladin Kaplan Ajan provokatör bir kişi miydi? Çünkü PKK, Alladin Kaplan’ın Haki Kareri vurduğunu ve ajan provokatör olduğunu söylüyordu. Gerçekten öyle miydi? Yoksa önlerinde kaldırılması gereken, kendileri için tehlike arz eden, siyasi liderlik vasıfları olan bir devrimci miydi? Bana göre ikinci sık doğru olandır...

İki siyasi cinayet, Haki Karer ve Alladin Kaplan üzerine
Üzerinden yaklaşık 30 yıl geçmesine rağmen, daha halen bu iki siyasi cinayet net olarak açıklığa kavuşmuş değildir. Açıklığa kavuşan bir yönü vardır ki, o da ikisinin karanlık güçler tarafından, bir komplo sonucu öldürülmeleridir. Son aşamada netleşen ve gelinen sonuç budur.

Peki, neden Alladin Kaplan ve Haki Karer böyle karanlık bir komploya kurban seçildiler? Bu sorunun cevabını o dönemin tarihi süreci içerisinde, bu kişilerin devrimci mücadele içerisindeki kişisel özelliklerinde aramak gerekir. Tabi ki her ikisini de büyüteç altına alıp objektif bir şekilde incelemek lazım. Her ikisinin Kürd ulusal hareketi içerisindeki yeri, daha sonraki süreçlerde oynayabilecekleri rolleri neler olabilirdi? Veya ikisinin ölümünden kimler vazife çıkarmıştı. Bu soruların cevaplarını detaylı bir şekilde irdelemek gerekir.

Bu olay beni neden ilgilendiriyor? Her şeyden önce bir Kürd yurtseveri olarak, bu olayı Kürt ulusal kurtuluş mücadelesi sürecinde çok önemli, iki siyasal cinayet olarak görüyorum. İkincisi, benim Allaadin kaplanla 1973' den 1975 sonlarına kadar beraberliğim ve tanışıklığım vardır. H.Kareri şahsen hiç tanımam, yalnız bu olaydan dolayı bilirim. Daha sonraları PKK örgütü bu siyasi cinayeti, Haki Karer meselesini kendi propagandası için sık sık malzeme olarak kullanmıştı ve ben de bu süreci takip etmiştim. PKK, adeta bu karanlık komployu kendisine bir sıçrama tahtası, bir basamak olarak kullandı.

Peki, Alaadin Kaplan neden hedef tahtasına konuldu? Gerçekten Apo’cuların dediği gibi Alaadin Kaplan Ajan provokatör bir kişi miydi? Çünkü PKK, Alladin Kaplan’ın Haki Kareri vurduğunu ve ajan provokatör olduğunu söylüyordu. Gerçekten öyle miydi? Yoksa önlerinde kaldırılması gereken, kendileri için tehlike arz eden, siyasi liderlik vasıfları olan bir devrimci miydi? Bana göre ikinci şık doğru olandır.

Aslında Alladin Kaplan’ı daha yakinen tanıyan, onun son dönemlerdeki devrimci mücadelesi hakkında daha detaylı bilgi sahibi olan bir sürü insan olduğunu düşünüyorum. Ancak, ne yazık ki onu bugüne kadar sahiplenen, onun mücadelesi hakkında bilgi veren kimseye rastlayamadım, Belkide gözümden kaçmıştır. Bu durumun, ahlaki olarak devrimciler için iyi bir sınav olduğunu söyleyemem. Büyük ihtimalle bir çokları, PKK nin hedef tahtası olmamak için sahiplenmemişler. Gerekçe ne olursa olsun bana göre doğru bir tavır değildir. Çünkü Alaadin Kaplan “Beş parçacılar” denilen bir Kürd örgütün lideriydi ve “Sterka sor“ denilen bir de dergi (bülten) çıkarıyorlardı. Böyle birileri hakkında olumlu ya da eleştirel bir şeyler yazmamak, bana göre Kürd ulusal hareketi için kendi kendisini sahiplenmemektir.

Gerçi son 30 yıllık Kürdistan ulusal Kurtuluş mücadelesi sürecini irdelediğimizde, birçok şeyimizi sahiplenmedik ve geldiğimiz netice herkesin malumudur. Birçok şeyi zamanında sahiplenseydik, anında gereken tavır sergilenseydi, mevcut sonuca gelmezdik.

Ben Alaadin kaplanı nasıl bilirdim? 1973 bahar ayları olması gerekir, lise ikinci sınıfındaydım, devrimci mücadele ile yeni yeni tanışıyordum. O dönemlerde „TÖS“ (öğretmenler derneği), bir tartışma ortamında Alaadin Kaplanı tanıdım. Enerjik ve ajiteli konuşması, biz bir kaç genci etkiledi ve çevresinde örgütledi. Daha sonraları bizim kiraladığımız öğrenci evimize sık sık gelip kalıyordu. O dönem örgütler arasında daha net bir ayrışma yoktu. Beş parçacılar denilen bir isimde yoktu. Ancak Alaadin Kaplanın siyasi çizgisi ana hatlarıyla belli idi ve neyi savunduğunu çok iyi biliyordu. "Sosyal emperyalizm", "sosyal faşizm", "Maonun Köylü düşüncesi" ve "Vietnam devrimi" esas düşünce eksenini oluşturuyordu ve Kürdistanın beş parça olduğunu, bir parçasının "Sosyal emperyalizminin"sömürgesi olduğunu hep vurgulardı."Kırdan kente doğru gerilla" mücadelesini savunuyordu. Bunları şimdi onaylayıp onaylamamak işin bir tarafı, ancak o dönemin devrimci kadroları içerisindeki liderlik konumu, propaganda, ajitasyon, ikna yöntemi ve bilgi birikimi oldukça ileri düzeydeydi. Olaylar karşısında kararlı, soğukkanlı ve gözü kara bir kişiliğe sahipti. Ben 1976 sonlarında yurt dışına çıkmak zorunda kaldım ve ondan sonra ilişkimiz kesildi.Yurt dışında PALE ve KUK örgütünde faaliyet gösterdim. Ancak uzaktan da olsa eski yoldaşımın politik faaliyetlerini izliyor, yeterli düzeyde olmasa da takip edip, sorup soruşturuyordum. Beş parçacılar diye bir örgüt oluşturduğunu, “Sterka Sor“ diye bir dergi çıkardıklarını duymuştum. Kısa sürede, başta Antep olmak üzere, Adıyaman, Maraş, Urfa, Malatya, Elazığ’a kadar geniş bir alanda örgütleme yaptıklarını duymuştum. Bu kısa süredeki başarıları onun nasıl iyi bir örgütleyici olduğunu göstergesidir. İyi bir dava adamı, iyi bir örgütleyiciydi. “Kendimizi 24 saat devrime vermemiz gerekir, yalnız boş zamanımızı devrime vermekle bu iş yürümez” diyordu. Alladin Kaplan’ın hep radikal bir duruşu vardı ve 68 kuşağının kadrolarındandı. Filistin’de de belli bir süre kalmıştı.

PKK daha bölgeye gelmeden önce, o ve başka örgütler Antep bölgesinde örgütleme yapmışlardı. Abdullah Öcalan ve arkadaşları Antep’e geldiklerinde bu örgütlerle karşılaştılar. Abdullah Öcalan’ın deyimi ile o dönem "devlette ve MiT de aldıkları para ve silahlarla, bu örgütlere karşı savaştılar"( devrimin dili ve eylemi kitabında). Birçok öldürme suikast yaptılar. Tabi ki ilk etapta kendileri için en tehlikeli olanları, söylemleri kendi söylemlerine yakin olanları ortadan kaldırmaları ve kendilerini onların yerine ikame etmeleri gerekiyordu. Yoksa başka türlü bölgede örgütlenip, kitleler içerisinde yer edinemezdiler. İlk etap da Beş parçacıların lideri olan Alaadin Kaplan’la başladılar ve daha sonra Tekoşin ve KUK’ la devam ettiler. Ancak bu ara KAWA ve Ferit Uzuna karşı olan suikasti unutmamak gerekir. Kürd yurtsever örgütlerine, şahıslarına karşı şiddet ve öldürme politikalarını daha sonraları da sürdürdüler ve halen bu politikaları günümüzde sürüyor.1 Mayıs 1978 de Alaadin Kaplan İskenderun’da, 1 Mayıs alanında, PKK tarafından öldürüldü. Alaadin Kaplanın ölümünden sonra Beş parçacılar örgütü baskı ve sindirme politikası ile dağıldı.

Neden Haki Kareri bu komploda kurban edildi? Haki Karer’inin kardeşi Baki Karer’in yazdığı "PKK nedir ne değildir?" kitabında olayı detaylı bir şekilde ortaya koyuyor. Şöyle ifade ediyor: "o dönem Abdullah Öcalan, kimliği ajan olarak açığa çıkmış olan Pilot Necati ile Kesire’den dolayı başı dertteydi. Örgüt içerisin de bunların ajan kimlikleri tartışılıyor ve bir huzursuzluk vardı. Bu huzursuzluğa rağmen Abdullah ile Pilot o dönem beraber bölgeleri dolaşıyordular. Hatta beraber Ağrı’ya gitmişlerdi ve halktan görenler,“ bu ajan ne geziyor“ diye Pilota tepki gösterilmişti. Örgüt bundan dolayı ayrılma, parçalanma noktasına gelmişti. Bundan dolayı Abdullah Öcalan’ı sorgulamak için bir kaç sefer toplantı yapıldı. Bu işi en çok sorgulayan da Haki Karer’di. Haki Karer’i Ankara’daki arkadaşlara “Abdullah Öcalan-Pilot, Abdullah-Kesire ilişkilerini irdeleyen“ bir mektup göndermişti. Tamda örgütün bu huzursuz olduğu dönemde, Abdullah Öcalan’ın soruşturmasının sürdüğü bir süreçte Haki karer bir komployla gitti.” Bu süreci ve akabini Baki Karer kitabında detaylı bir şekilde anlatıyor. İlgi duyan okuyabilir.

Haki Karer ile Alaadin Kaplan, o dönemin siyasi moda anlayışı ile Antep’in Gazi Mahallesindeki bir kahvede tartışmak için randevulaşırlar. Görgü tanıklarına göre tartışma gergin bir ortamda başlar. Alaadin Kaplanın siyasi birikimi karşısında ezilen Haki Karer hırçınlaşır ve başkalarının müdahalesi ile ortam bir anda gerilir. Her iki tarafın gergin bir şekilde ayrılacağı bir sırada, silah patlar ve Haki Karer yere yığılır. Silahın nereden sıkıldığı net olarak bilinmez. Kahvenin içerisindekilerden mi? Dışarıda pencerenin ağzında bekleyen Haki Karer’in arkadaşlarından mı? Bilinmiyor. Çünkü Pencerenin önünde bekleyenler Haki Karer’in arkadaşları ve gözcüleriydi. Kahvenin içerisin de bulunan halk panik içerisinde kaçışır. Başka görgü tanıkları da olayı şöyle izah ederler;

-"Biz Halkın Birliği olarak o gün İbrahim Kaypakkaya anısına Antep’in Gazi mahallesinde bildiri dağıtıyorduk. Olayın olduğu kahvenin önündeydik ve bildirileri dağıtmak için kahvenin kapısına doğru yöneldik, tam içeriye gireceğimiz sırada, içeriden silah sesi geldi ve insanlar panik halinde kaçışmaya başladılar. Pencerenin önünde bekleyen bir-iki kişi vardı, onlar da kaçtılar. Biz içeriye girdiğimizde Haki Karer vurulmuş, kanlar içinde kahvenin ortasındaydı. Kimin silahı sıktığını tam olarak göremedik, ihtimaldir ki pencerenin önünde bekleyenler de sıkmış olabilir. Biz hemen Haki Karer’i bir Murat arabaya bindirdik ve Ali Terzi diye Halkın Birliğinde bir arkadaş beraberinde hastaneye götürdüler. Biz Halkın Birliği'nden olan diğer arkadaşlarda, peşinde hemen hastaneye gittik. Hastaneye vardığımızda kahveden kaçan, Haki’nin başında beklemeyen iki kişiyi daha gördük. Biri Bozan Aslan ve diğeri yine Urfa Birecikli olan Müslüm’dü. Hastane doktoru Rauf Yilmazer yaralının durumunun tehlikeli olmadığını, ancak kana ihtiyaç olduğunu söyledi. Biz bir kaç arkadaş hemen orada kan verdik. Doktor Rauf Yilmazer ilerici ve demokrat bir kişiydi, onun için Haki ile özel ilgileniyordu. Doktor hastanın yanına kimseyi bırakmayacağını söylüyordu. Ancak Bozan Arslan ve Müslim yaralının kendilerinin yoldaşı olduğunu ve mutlaka böyle zor bir gününde odasında kalacaklarında ısrar ettiler. Doktor bunun üzerine, bu şahısların dışında kimseyi yaralının yanına bırakmayacağını söyledi. Aradan belli bir müddet geçtikten sonra Dr.Rauf Yılmazer balkona çıkarak bekleyen kalabalığa, çok üzgün bir şekilde, hastayı kaybettiklerini, hastaya bağlı olan serum ve kan hortumların başkası tarafından zorla çekildiğinin, ölümünün bundan dolayı olduğunu söyledi. Bu olaydan sonra, biz Halkın Birliği olarak tanık olduğumuz olay hakkında, durum değerlendirmesi için toplantı yaptık. Ortak değerlendirmemizin sonucu;"Haki Karer’nin kendi arkadaşları tarafında vurulduğunu, Alaadin Kaplan'ın vurmadığını, yapılan tartışmadan dolayı onun üzerine yıkılmak istendiğini" Zaten Dr. yaranın ölümcül olmadığını, ölümün kan ve serumların çekilmesinden dolayı olduğunu söylemişti"
Ondan sonra Bozan Aslan tutuklanır. Bozan Aslan cezaevinde Baki Karer’e haber gönderir ve çok önemli açıklamalarda bulunacağını söyler. Ancak Baki Karer’in anlatımına göre bu görüşme hep engellerle karşılaşır ve bir türlü gerçekleşemez. Daha sonra Bozan Aslan öldürülür ve Ajan olarak ilan edilir. Birecikli Müslim’in adı ise, daha sonraları ilerici demokrat bir matematik öğretmeni Zeki Ön’ün öldürülme olayına karışır. Müslim 1980 den sonra yurt dışına çıkar ve siyaseti bırakır. Hanoverde ikamet eden Müslim’e, Apocular bazen uğrarlar, ancak kimsede karışmaz ve politikaya zorlamazlar. Hatta PKK'liler arasında "bu Apo'nun hemşerisidir, eski kadrolardandır, Haki Karer'in arkadaşıdır" denilir.
Haki Karer’in tedavisini yapan, belki de bazı bilgilere sahip olan, Dr.Rauf Yılmazer’de bu olaydan sonar "faili meçhul" cinayete kurban gider.
Alaadin Kaplan’da, İskenderun’da 1 Mayıs mitingin de,"ajan provokatör ve Haki Karer’in katili" diye PKK tarafından vurulur.

Yine sorumun başına dönüyorum ve soruyorum; Neden Haki Karer ve Alaadin Kaplan tam da o dönemde, böyle karanlık bir komploya kurban gittiler? Bu soruların cevabı, yukarıdaki görgü tanıklarının ifadelerinde ve olayın genel akış sürecinde bulunuyor. Şu bir kaç noktanın altını çizmek istiyorum:

1-Haki Karer’in ölümü sıkılan mermiden olmamıştır. Bağlı olan serum ve hortumların çekilmesinde olmuştur. Bunları kim çekmişse, Haki Karer’e silahı onlar sıkmıştır ve Haki'nin ölümünü onlar istemişlerdir. Olay karanlıkta kalsın diye görgü tanıkları tek tek ortadan kaldırılmışlar, Bozan Aslan, Dr. Rauf Yılmazer ve Alladin Kaplan.

2-PKK’ nin o dönem içinde bulunduğu süreç ile bu komployla direk bağlantılıdır. Haki Karer’in Ankara’daki arkadaşlarına,“ Apo-Kesire, Apo-Pilot ilişkileri“ üzerine gönderdiği mektubun, bu olayda çok önemli bir rolü olduğu kanısındayım.

3-Baki Karer’in deyimi ile bu olay; "ayrılma aşamasında olan, daha ilk grup halinde ki örgütün Apo etrafında kenetlenmesine ve bunu kendisine sıçrama tahtası olarak kullanmasına neden olmuştur". Böylece Abdullah Öcalan, Haki Karer'in başını çektiği sorgulamadan kurtulmuş oluyor.

4-Radikal çıkışları olan ve bölgede daha önce örgütlemeye sahip olan Alaadin Kaplan gibi önder bir devrimci kadroyu böylece bertaraf etmiş oldular.

Her iki devrimci kadroyu bir daha saygı ile anarken, bu tür karanlık komploları şiddetle kınıyorum.
Zaman; birçok şeyin açıklığa kavuşmasını, netleşmesini, kimin kimi vurduğunu, kimin ajan olduğunu, kimlerin niçin kurban seçildiğini ortaya koyuyor.

Ümit ederim ki, tarih, Kürd halkının yaşadıklarının hesabını bir gün mutlaka soracaktır.
Rucan Keleş






Navnîşana malpera vê nûçeyê: Rizgari
http://www.rizgari.com

Navnîşana vê nûçeyê:
http://www.rizgari.com/modules.php?name=News&file=article&sid=6254