<?xml version="1.0" encoding="ISO-8859-9"?>
<rss version="2.0" xml:base="http://www.rizgari.com"  xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/">
<channel>
 <title>Rizgari Online - Kurdish News</title>
 <link>http://www.rizgari.com</link>
 <description>rggg</description>
 <language>ku</language> 

<item>
<title>Ji bona raya giştî..!</title>
<link>http://www.rizgari.com/modules.php?name=News&amp;file=article&amp;sid=40001</link>
<language>kurdish</language>
<description><![CDATA[
<img hspace="4" align="left" src="http://rizgari.com/images/wenenuce/bizava-partiya-kurdistan.jpg" width="130" height="98" alt=""/>Roja 5&#8217;ê Hezîran&#8217;a 2010&#8217;a li Otêla Mala Badî ji 120 kesayetên konevan û welatparêzên Kurd kombûyînek hat li darxistin. Di encama kombûyinê de 9 kes weke desteye amedakar ji bona ko Partiyeke bi navê Kurdistan damezrênin hat hilbijardin. Koma amedekar civîna xwe a 1&#8217;emîn li Tetwanê roja 19&#8217;ê Hezîran&#8217;a 2010&#8217;a de çêkir, xwe weke (Bizava Partiya Kurdistanê) binav kir û xebat û têkîliyên xwe domand. Di civîna 30.06.2013 de Biryara damezirandina partiyê hatî pejirandin,koma amadekar reşnivîsa Bernameyê û destûrê; Binavê Partiya Demokrata Netewiya Kurdistanê amade kir. <div align="left">Niha rewş di asta tesbîta damezrenêrên Partiyê de ye, tesbîta navan tête kirin. Me hêvî heye ko her Kurdên Netewdeyî di damezrandina vê Partiyê de cîh bigirê. Piştî tesbît kirina damezrênêran dê di demeke nêzîk de civînek ji bona li ser bername yê, destûr ê, nav û hilbijartina meclîsa partiyê dê nîqaş û gûftugo bête kirin û di encamê de, damezrênêrên partî dê bi hevre biryara dawiyê bidin. Bi hêviya Rojên azad û aram û Kurdistana serbixwe.</div><div> </div><div>22.05.2013</div><div><strong>Bizava Partiya Kurdistanê</strong></div>
]]></description>
</item>

<item>
<title>‘Kürt sorunu çaktırmadan çözülmez’</title>
<link>http://www.rizgari.com/modules.php?name=News&amp;file=article&amp;sid=40000</link>
<language>turkish</language>
<description><![CDATA[
<a href=http://www.birgun.net/politics/1369213034.jpg><img src=http://www.birgun.net/politics/1369213034.jpg align=left width=125 hspace=5 vspace=5 border=0></a><b>Söyleşi*/ </b> PKK’nin askeri gücü olan HPG’nin üst düzey yöneticisi Bahoz Erdal ile Metina’da yaptığım söyleşi merak edilen ve öncesinde sorulmayan soruların yanıtlarını alma fırsatı verdi. Bahoz Erdal tüm bunlara açık yüreklilikle yanıt verse de, bazılarını çözüm sürecinin bozulmaması adına yazılmamak kaydıyla söyledi. O nedenle birkaç gündür yazdığım notlardan arta kalanların önemli başlıklarını bu yazıda toparlayacağım. Söz yine PKK’nin AKP ile uzlaştığı iddialarını kesin bir dille reddeden ve ‘Kürt sorunu çaktırmadan çözülmez, ikna ederek çözülür, bunun için de yüzleşme şarttır” diyen Bahoz Erdal’da.<b> 'ROBOSKİ KATLİAMI KAZA DEĞİL' </b><br />
<br />
Bu katliam benim üzerimden konuşuldu. Defalarca söylendi ama herkes benim ağzımdan da duysun. Bu grubun içinde ya da yakınında bile değildim. Aralık sonunda ve Ocak başında bütün güçlerimiz üstlerine çekilmiş durumdaydı. Hepsinin yeri gizlidir, ne güneyden kuzeye ne de kuzeyden güneye geçiş vardı. Roboski köyünün bulunduğu yer, kış aylarında gerillanın geçiş yeri değildir. Çünkü geçmek isteseniz de o mevsimde en az bir buçuk metre kar olan ve üç bin metre yüksekliğindeki Tanin dağını aşamazsınız. Ayrıca kuzeye gidiş Roboski'den yapılmaz. Çünkü orada en az dört karakol ve bir alay var. Oradan geçmek intihar olur. Biz bu katliamı araştırdık. Ulaştığımız sonuç, kaza olmadığı yönünde. Bilinçli bir vuruştur. Amaçları grubun içindekilerin tamamını öldürmek, geride tanık bile bırakmamak. Bir ihtimal, geride tanık kalmasaydı olayı bizim üzerimize yıkıp 'PKK mayını ile öldüler' diyeceklerdi. Bir de şu ihtimal var: 1994'te PKK'yi bitirmeye karar verdiklerinde bölgeye henüz askeri yığınak bile yapmadan, Gabar dağlarında bir köyü uçaklarla vurdular. Burada çok sayıda insan öldü. Aynı dönemde Cudi'de Şah köyünü vurdular. Çok güzel bir köydü burası. Yanlış hatırlamıyorsam o köyde de 6 kişi ölmüştü. Ardından Botan'daki bütün köylüler kaçmaya başladı, bir kısmı halen Mahmur'dadır. Amaçları halkın gözünü korkutmak, yıldırmaktı. Bombardımanların ardından Botan’daki köylerden göç başladı ve kısa sürede boşaldı. Ben o zaman Botan'daydım.  Bu Irak'ta da uygulanan bir taktik. Halepçe katliamından sonra Saddam'ın uçakları havalanıp Kürt köylülerin üzerine un serpiyordu. Köylüler bunu kimyasal sanıyor, panik içinde kaçıyordu. Roboski belki de topyekun bir saldırının ön hazırlığıydı.<br />
<br />
<b> 'AKP İLE UZLAŞMADIK'</b><br />
<br />
Bu süreçte AKP ile anlaşmışız, uzlaşmışız gibi sunanlar var. Oysa bu süreç, AKP'yi çözüme zorlamak içindir ve bu mücadele ile geliştirilebilir. Gerçekten çözüm gelişecekse bu öncelikle geçmişle yüzleşmekle olur. Kürtlere ilişkin söylenen resmi yalanların açığa çıkarılması, toplumun ikna edilmesi için gerçeklerin anlatılması gerekiyor. Hiç Kürt sözcüğünü kullanmadan çözüm gelmez. Kürdistan'da işlenen cinayetler, köy boşaltmalar, Roboski'ye kadar aydınlatılmak zorunda. Kürt sorunu çaktırmadan çözülmez. Kürt sorununu ancak ikna ederek çözümlenebilir. Devlet Türkleri de aldatıyor, 80 yıldır yalan söylüyor. Kürt düşmanlığı üzerine oturtulmuş bir anlayış var. Sen Türk milletiysen, Kürtlerden nefret etmen gerekiyor. Bu konuda Türk halkını suçlamıyoruz. Bu durumun müsebbibi devletin politikalarıdır. Kürt milliyetçiliği yapanların hiç biri de Türk değildir. En fazla Türk milliyetçiliği yapan MHP'li Oktay Vural da, CHP lideri Kemal Kılıçdaroğlu da Türk değil. Onlara bir imkân yaratılmış, bunu milliyetçilikle kamufle etmeye çalışıyorlar. Zülfü Tigrel vardı İnönü döneminde. Lozan'a gitti, 'Ben Kürdüm, Kürtler adına hiç bir şey istemiyoruz' dedi. AKP'deki Kürt vekiller de böyledir.<br />
<br />
<b> 'AĞACI GÖR ORMANI İNKAR ET'</b><br />
<br />
Kürtler özgürleşince Türkler kaybedecek gibi bir algı yaratılmış. Kim yaratmış bunu MHP, CHP zihniyeti, on yıllık AKP iktidarı yaratmış. Ana dilde eğitimin böleceğini söyleyenler kimler? Başta AKP hükümeti olmak üzere bunca yıldır yaptıkları ile yüzleşmek ve bu tavrı terk etmek zorundalar. Bireysel haklar deniliyor. Ağacı gör, ormanı inkar et, bu olmaz. Birey toplumun üyesidir. Bireysel hak temelinde Kürtlerin haklarını çözmek olmaz. Kürt halkı bunu kabul etmez. Kuzey Kürdistan'da ne zaman ana dilde eğitim olursa, ana okulundan üniversiteye kadar ana dilde eğitim olursa asimilasyon kalkmış demektir. Tabii ki bununla sınırlı değil ama can alıcı nokta budur. TRT Şeş’i açtık diyorlar. Saddam Hüseyin de Halepçe'de katliam yaptığı zaman Bağdat'ta Kürtçe televizyon vardı, Kürtçe üniversite eğitimi vardı. Şimdi Saddam'ı demokrat mı görelim? TRT Şeş’te hala bölücü harfler (w,x,q) yasak.<br />
<br />
<b> 'PKK DE YÜZLEŞECEK'</b><br />
<br />
Tek tek olaylar bir yana, geçmişle yüzleşme siyasi anlayışımızın gereğidir. Bunu yapıyoruz, halka da açık yapıyoruz. PKK'nin 6. Kongresi'nde Med TV'den tam iki saat Önderlik halkın önünde hepimizi eleştirdi. Zaten bunlar yapılmasaydı PKK bu noktaya gelemezdi. PKK adına yapılmış bir hata varsa, tespit edip bunun da üzerine gidelim. Biz kendimizi devletle kıyaslamıyoruz. Kendi içimizde zaten hep yüzleşme ve özeleştiri yapıyoruz, sonuçlarını halkımızla paylaşıyoruz. Kol kırılır yen içinde kalır diyorlar, bizimki öyle değil.<br />
<br />
HPG'nin askeri mahkemesi var, yönetmeliğe bağlı olarak işler. Kendi iç hukukumuz var, ilkelerimiz var. Halka, değerlere, insana yaklaşım ve pek çok konuda ilkeler belirlenmiştir. Halka karşı yaklaşım olduğunda HPG askeri mahkemesi devreye girer, bunun üzerinde bir de KCK Adalet Divanı var. Suçlanan kişi HPG Askeri Mahkemesi'nde mahkûm olmuşsa, KCK Adalet Divanı'na başvuru yapabilir. Onlar dosyayı alır ve yeniden inceler. HPG mahkemesinin kararını iptal edebilir, doğru da bulabilir. KCK Adalet Divanı, soruşturmayı eksik bulabilir, dayanakları yetersiz görebilir. Bu durumda soruşturmayı yenileyebilir. KCK Adalet Divanı HPG'ye değil, Kongre Gel'e karşı sorumludur. Biz devleti eleştiriyoruz. O nedenle hukuk kavramından hoşlanmıyoruz. Hukuk yerine toplumsal adalet kavramını benimsiyoruz. Devlet yerine toplum, hukuk yerine adalet, kanun yerine ahlak kavramları bizim için esastır. Bizim adalet üzerine oluşturduğumuz anlayışın paralel devlet olduğunu söylüyorlar ama öyle değil. Bu, toplumun kendini örgütleyip sorunlarını çözmesidir.<br />
<br />
<b> 'TÜRK HALKI SORMALI'</b><br />
<br />
Türkiye'deki savaşta binlerce kişi ölmüş. Türkiye'de 'bu kadar askerimiz şehit oldu, şehit ailelerine ne diyeceğiz?' diyorlar. Bizim de şehit ailelerimiz var. Diyarbakır'daki, Şırnak'taki Kürt ne diyecek. Toplam 35 bin ölüden, 30 bini Kürt. Resmi açıklamalara göre 3 bin 600'ün üzerinde köy ve mezra boşaltılmış, yakılmış. Kürdistan'da faili meçhul cinayet sayısı 17 bin. Bunların failleri belli ama açıklamıyorlar. Her hafta yaşlı analar eylem yapıyor. Eli silaha bile değmemiş insanlar enselerinden kurşunlandı. Sadece Kürtler değil, yalanlarla aldatılmış olan Türk halkı da bunları sormalı.<br />
<br />
<i>*ERTUĞRUL MAVİOĞLU -BirGün Online 22 MAYIS 2013</i><br />

]]></description>
</item>

<item>
<title>PDKÎ û KOMALA; 'Baykota hilbijartinê helwesta herî baş e'</title>
<link>http://www.rizgari.com/modules.php?name=News&amp;file=article&amp;sid=39999</link>
<language>kurdish</language>
<description><![CDATA[
<a href=http://rizgari.com/images/wenenuce/pdki-komel-amblem.jpg><img src=http://rizgari.com/images/wenenuce/pdki-komel-amblem.jpg align=left width=125 hspace=5 vspace=5 border=0></a> Partiya Demokrata Kurdistana Îranê û Komeleya Şoreşgêr a Zehmetkêşên Îranê, di daxuyaniyeke hevpar de tehrîmkirina gera 11’ê ya hilbijartên serkomariyê bi helwesta herî di cihê xwe de dan zanîn ku dikare peyama herî mezin ya xelkê Kurdistanê be.Deqa daxuyaniyê:<br />
Daxuyaniyeke hevpar<br />
<br />
Hemwelatiyên rêzdar!<br />
<br />
Gelên bindest ên Îranê! <br />
<br />
Neteweya azadîxwaz a Kurd!<br />
<br />
Rejîma Komara Îslamiya Îranê li Cozerdana sala 1392’an (2013’ê)de 11’emîn dewra hilbijatinên serkomariyê birêve dibe. Vê carê jî weke her tim bi rêxistina pîlanm û şanogeriyên curbicur dixwaze weha nîşan bide ku di nav sîstema Komara Îslamiya Îranê de, û li çarçoveya Wilayeta Feqîh derfeta hilbijartinek dadperwerane heye, û berpirsyarên kargêr û Şorayên herêmî ên rejîmê ji riya hilbijartinê ve û bi deng û îradeya xelkê tên destnîşan kirin, bi vê modêla xelkserdestiya wîlayeta feqîh, wek modêleke serkevtî û îroyîn nîşan bide, û bi çavgirêdana xelkê, weha nîşan bide ku îrade û dengê xelkê li nav hikumeta Komara Îslmaî de rol û dengê xwe heye.<br />
<br />
Guman têde nine ku hilbijartinên vê carê jî wek dirêjiya pêvajo û deshilata Komara Îslamiya Îranê bêpar e ji her cure pirensîpeke demokratîk û mhilbijartineke azad û naskirî di cîhanê de. <br />
<br />
Di rastî de beşeke herî zêde a xelkê Îranê û nûnerên rastîn û ji wan neteweyên bindest ên Îranê, û cudabîrên siyasî û ayînî û kêmaniyên ayînî û ên din her bi derbe yasayên dijî demokratîk ên deshilata siyasî hatin avakirin û li ser bingeha îdeolojiya wîlayeta feqîh ji mafên demokratîk ên xwe hatin bêpar kirin. Hewceyê basê ye ku bernameyên bi nav hilbijartinê her di destpêkê de li beyta rêberî û destûpêwendiyên wan wek wezareta Îtilaat û sipaha pasdaran ve dest pê dike, û her li wir jî bidawî tê. <br />
<br />
Weliyê Feqîh ji rioya mîkanîzmên li ber destê xwe berbijarên xwe diyarî dike, û heya vê cihê ku bikare cudabîran ya cudahîxwazan vêde dibe, û şêwaza propagendeyên hilbijartinê diyarî dike. Îmkanatên hikumetî ji riyên curbicur ve dêxne xizmeta berbijarên dilxwaz ên xwe, û bi gefxwarinan û baskirina vir û derevan dengan ji bo kesên dilxwaz ê xwe kom dikin û li roja dengdanê de bi pîlanên curbicur kesên weha tînne ser sindûqan, û heta bi wan destêwerdan û xapandinan jî razî nabin, û destêwerdanê li nav piroseya hijmartina dengan, û heta hewce be, bi saxtekariya milyonî enama hilbijartinê bi dilê xwe diguherin, û bi vî awayî kesên cihê bawera wîlayeta Feqîh ji sindûqan derdixin. Her wek em dizanin posta serkomariyê û ew postên din jî ku li Komara Îslamiya Îranê de, bi nav hilbijartinê jêre birêve dibin, rolek weha li siyaseta giştî û sitratejîk a Îranê de nine, û li rastî de tenê birêveberê biryarên rêber in, ku ew jî xwe li serveyî tevaya yasa û rêsayan ve dibîne, û îdiaya nûnertiya Xwedê dike. Ew kesên ku li vê dewrê de jî beşdar in û li qada rikeberiyê de dixwazin rolê xwe bilîzin, her hemû jî ji mohreyên serekî ên rejîm li heyamê zêdetir li 30 salên borî de ne, û destê wan li tawan û talan û serkût û îşkence û terorê de hebûye, û hinek jî darêjer û bernamedanerê wan tawanan bûne.<br />
<br />
Civatên xelkê Kurdistanê!<br />
<br />
Bi nav hilbijartinên vê carê jî bona diyarîkirina serkomarî û herweha şorayên gund û bajaran, wek tevaya şanogeriyên dîroka Komara Îslamî de, ne pêver ên hilbijartina azad û dadperwerane têde ye, û ne jî dengê xelkê ên rastîn bi sedema wan astengên ku danîne, dikare rolê xwe ê rastîn bilîze, herweha ne jî ew kesên ku wek serkevtiyê pêşbaziyê tên ragehandin, deselatek weha dibe. Lewra hilbijartina serkomariya vê carê jî bi wan sedeman li gel berjewendiyên rastîn ên we yek nagre, û li gel daxwazên rewa ên we, û li gel nîve demokrasiya welatên paşketî jî yek nagre.<br />
<br />
Hevdem tu yek ji wan propagendeyên wan bi qazancê xelkê Kurdistanê ninin, û nikarin tu guherînekê bi qazancê xwastekên gelê Kurd pêk bînin. Kevne pasdar û terorîstên dîroka sê dehikên vê deshilatê ciyê hêviyê û peyamînerê pêşerojek zelal nînin bo civaka Îran û Kurdistanê. Lewra em li ser vê baweriyê ne ku tehrîmkirin û beşdarînekirin li 11’emîn dewra serkomariyê ku roja 24’ê Cozerdana îsal birêve diçe, helwesta her bi cî ye ku dikare meztrin peyama siyasî ya xelkê Kurd bigehîne guhê deshilatê û bîrûraya giştî a cîhanê ku ferq û cudahîdanîn û sitem û bêparkirina siyasî divêt bi dawî bê.<br />
<br />
Partiya Demokrat a Kurdistana Îranê<br />
<br />
Komeleya Şoreger a Zehmetkêşên Kurdistana Îran<br />
<br />
21’ê Gulan a 2013’an<br />
31’ê Banemera 1392’an<br />
<br />
<i>kurdistanmedia</i><br />

]]></description>
</item>

<item>
<title>Serokatiya Kurdistanê reşnivîsa destûrê dixe referandûmê</title>
<link>http://www.rizgari.com/modules.php?name=News&amp;file=article&amp;sid=39998</link>
<language>kurdish</language>
<description><![CDATA[
<a href=http://rizgari.com/images/wenenuce/serokatiya-kurdistane-resnivisa-desture-dixe-referandume.jpg><img src=http://rizgari.com/images/wenenuce/serokatiya-kurdistane-resnivisa-desture-dixe-referandume.jpg align=left width=125 hspace=5 vspace=5 border=0></a> Roja şemiya borî Serokê Herêma Kurdistanê Mesûd Barzanî ligel Lijneya Pêdeçûna Destûrê civiya, li gor çavkaniyeke agahdar jî, Serokatiya Kurdistanê dixwaze destûr qonaxên dawî yên yasayî derbas bike û bikeve referandûmê, herwiha piştî referandûmê jî hinek ji bendên wê bên destkarî kirin.Di heman demê de her sê aliyên opozîsyonê; Tevgera Goran, Yekgirtûya Îslamî ya Kurdistanê û Komela Îslamî ya Kurdistanê li ser reşnivîsa destûrekê lihev kirine ku çavkaniya wê ya serekî ya yasadanînê ola Îslamê be, wiha biryar e jî li ser wê destûra ku wan pesend kiriye gotûbêjê ligel desthilatê bikin.<br />
<br />
Destûra Herêma Kurdistanê yek ji wan mijarên herî girîng e ku hemû aliyên siyasî yên Kurdistanê bi xwe ve mijûl kiriye, beşek ji wan ligel wê yekê ne bêyî destkarîkirinê ew reşnivîsa destûrê ku di gera duyem a parlamentoyê de hatiye pesendkirin, bikeve referandûmê û beşekî din ku aliyên opozîsyonê ne, dixwazin ew reşnivîsa pesendkirî careke din vegere parlamento û gotûbêj li ser bê kirin, bi taybetî jî ew madde û bendên ku peywendiya wan bi sîstema serokatiyê ve heye li Herêma Kurdistanê.<br />
<br />
Ji aliyekî din ve hinek aliyên siyasî û ilmanî jî ligek wê yekê ne ku eger gotûbêj li ser destûrê bê kirin, ew madde û bend jî bên sererastkirin, bi taybetî madeya 6 a destûrê ku têde tê gotin çênabe hîç yasayek ku li Herêma Kurdistanê derdikeve berevajiya ola Îslamê be. Bi baweriya aliyên ilmanî, evna dibe asteng li pêşiya yasaya rewşa kesayetî bo azadiya kesan û jinan.<br />
<br />
Di vê derbarê de Berpirsê Odeya Siyasî ya Tevgera Goran Yusif Mihemed ji rojnameya Basê re got: ‘’Em wek her sê aliyên opozîsyonê, li ser sererastkirina çend madde û benên destûrê rêkeftine û me reform di nav heman wê reşnivîsa destûra niha de kiriye. Ew destûr ku bi biryara hejmar 26 a sala 2002-ê li Parlamentoya Kurdistanê hatiye pesendkirin û bi biryara hejmar 4 a sala 2005-ê careke din vegeriya ye parlamento û biryar hatiye dayîn sererastkirin têde bê kirin, lê piştre di sala 2009-ê de ku rewatiya Parlamentoya Kurdistanê nemaye ew reşnivîs pesend kiriye, 23.02.2009-ê dema parlamento qediyaye û ew destûr pesend kiriye.’’<br />
<br />
Berpirsê Tevgera Goran ku nexwest wan madde û bendên li ser lihevkirine eşkere bike, derbarê maddeya 6 a reşnivîsa destûra pesendkirî ya Kurdistanê de jî got: ‘’Ew madde çênabe bê destkarî kirin, ji ber eger bê destkarîkirin, wê demê berevajiya destûra İraqê dibe û evna jî karekî ne destûrî ye, lewma me wek her sê aliyên opozîsyonê destkariya wê madeyê nekiriye.’’<br />
<br />
Lê belê Endama Serkirdayetiya Partiya Komunîst a Kurdistanê Haje Silêman berî niha daxwiyaniyek dabû Basê û gotibû; ‘’Em ê bi mercê serrastkirina wê madeyê deng bidin destûrê Herêma Kurdistanê, em ne tenê wek Partiya Komunîst, lê hemû ew partiyên ku xwe ilmanî dibînin ne ligel wê maddeyê ne.’’<br />
<br />
<i>BASNwes</i><br />

]]></description>
</item>

<item>
<title>Bölgesel ittifaklarda değişiklik oldukça Kürtler ilerleyecektir</title>
<link>http://www.rizgari.com/modules.php?name=News&amp;file=article&amp;sid=39997</link>
<language>turkish</language>
<description><![CDATA[
<img hspace="4" align="left" src="http://rizgari.com/images/wenenuce/ittifaklar-degistikce-kurdler-ilerleyecektir.jpg" width="140" height="89" alt=""/><b>Vicken Cheterian*</b>/ ...Amerika Birleşik Devletleri'nin (ABD) 2003 yılında Irak&#8217;ı işgal etmesi,  Peşmerge güçlerinin, Saddam yönetiminden kalan askeri donanımı devraldığı bölge olan güneye doğru ilerlemesine yol açmıştır. Irak Kürtlerinin, Irak anayasasına göre 2005 yılında Kuzey Irak&#8217;ta özerk bir statü kazanması Türkiye, İran ve Suriye&#8217;deki Kürtlerin de bazı taleplerde bulunmasına neden olmuştur... <br />
<b><center>DENGE POLİTİKASI</center></b><br />
<br />
<i>Irak Kürdistan Bölgesel Yönetimi önemli ekonomik ve askeri güce sahip olmasıyla gelişmede adeta patlama yaşayan bir bölgedir: Bu durumundan dolayı, Türkiye, Suriye ve İran Kürtleriyle ittifakta ve Kürtlerin beklentileri konularında değişimler meydana gelmiştir. Ancak, bu durum ne zamana kadar devam edebilecektir?</i><br />
<br />
Kuzey Irak, Kürdistan Bölgesel Yönetimi <i> (Kurdistan Autonomous Region) </i> Başkenti Erbil, bu dönemde gelişme yönünde patlama yaşamaktadır. Yeni oluşan orta sınıf Kürt ailelerinin konut ihtiyacını karşılamak üzere şehrin kenar semtlerinde yeni belediyelikler kurulmuş veya kurulma faaliyetlerine devam edilirken, merkezi alanlarında eskiden tuğladan yapılmış evler yerine büyük mağazalar, oteller ve modern binalar yapılmaktadır. Erbil&#8217;deki çok sayıda ticaret erbabı inşaat malzemesi, mobilya ve elektrikli ev aletleri pazarlamaktadır. Geniş caddeleri neredeyse motorlu araç trafiğine dar gelmektedir.  Diğer bölgeden gelen Iraklılar, alış veriş yapmak veya hoşça vakit geçirmek için Kürdistan bölgesine gelirken, Lübnanlı işletme sahipleri, Türk tacirler ve Hintli otel işletmecileri para kazanmak amacıyla gelmektedir. Eşitsizliklerde artış olması ve tarımsal faaliyetlerin ihmal edilmesinin yanında (çoğu gıda maddesi şimdiden ithal edilmektedir) bölgedeki güvenlik ve petrol geliri Irak Kürdistan&#8217;ını uğraması gereken bölge haline getirmiştir. <br />
<br />
Kürtler tarihsel olarak kötü muameleye maruz kalmışlardır. Osmanlı İmparatorluğunun yıkılmasından sonra Kürdistan toprakları, Avrupalı güçler tarafından kurulan, başkentleri arasında belirli bir mesafe bulunan dört devlet arasında paylaşılmıştır. Bu dönemde Kürt milliyetçilik hareketi, marjinalleşme, ayrımcılığa uğrama, baskı görme ve bazen de bazı durumların yer değiştirilmesiyle ile birlikte, henüz zayıf bir durumdaydı. Tarihçi Jabar Kadir bu konuda şöyle bir tespitte bulunmuştur: &#8220;Kürtlerin geçmişi, onların hatası sonucudur. Kürdistan topraklarının uluslararası bir paylaşıma konu olması, modern dönemde siyasal parti haline dönüşen, eski dönem klan ve kabile yapısına dayalı olup, zaten bölünmüş halde olan Kürt emirliklerinin durumunu yansıtmaktadır&#8221;. <br />
<br />
Tarihçi Kadir; &#8220;Tarih ilk defa bu dönemde Kürtlere yeni bir fırsat tanımıştır. Bu fırsat, Saddam Hüseyin yönetiminde Irak&#8217;ın 1990 yılında Kuveyt&#8217;i işgal etmesiyle ortaya çıkmış ve işgalden sonra baş gösteren Kürt intifadasıyla devam etmiştir. Amerikan güçlerinin Irak topraklarında uçuşa yasak bölge ilan etmesi olayı, Kürtlerin dönemin zor şartları altında seçim yaparak kendi parlamentolarının kurmasına yol açan, Saddam rejimi zulmünden korunaklı, sığınabilecekleri güvenli bir liman yaratmıştır&#8221; demektedir. 1991&#8217;e gelindiğinde Irak Kürtlerinin artık bölge dışından gelen süpergüç yeni bir müttefiki vardır. <br />
<br />
Amerika Birleşik Devletlerinin (ABD) 2003 yılında Irak&#8217;ı işgal etmesi,  Peşmerge güçlerinin, Saddam yönetiminden kalan askeri donanımı devraldığı bölge olan güneye doğru ilerlemesine yol açmıştır. Irak Kürtlerinin, Irak anayasasına göre 2005 yılında Kuzey Irak&#8217;ta özerk bir statü kazanması Türkiye, İran ve Suriye&#8217;deki Kürtlerin de bazı taleplerde bulunmasına neden olmuştur. Özerkliği ve yasal Peşmerge gücüyle birlikte Kürdistan Bölgesel Yönetiminin (KBY) kurulması <i> (Kurdish Regional Government- KGR) </i>, KBY&#8217;ni Kürt Politikasının merkezine yerleştirmiş ve Kürtleri Ortadoğu da yeni bir politik aktör haline getirmiştir. <br />
<br />
ABD&#8217;nin Saddam yönetimini devirdiği zaman, Irak Kürtleri organize olmuş tek siyasal/askeri güçtü.  Kürtler işgal kuvvetlerini desteklemede merkezi bir rol oynamış ve yeni Irak ordusunun çekirdeğini oluşturmuştur. Bundan dolayıdır ki, Irak Cumhurbaşkanı Celal Talabani, Dışişleri Bakanı Hoşyar Zebari ve Genelkurmay Başkanı Babaker Zibari gibi birçok üst düzey Irak Devlet adamı Kürt arka planından gelmektedir. <br />
<br />
<b>Kerkük Konusunda Anlaşmazlık</b> <br />
<br />
Ancak bu üst düzey devlet adamları reel politik etki altında dönüşmemişlerdir. Bu durum Aralık 2012&#8217;de Irak Başbakanı Nuri El-Maliki ve KBY arasında yaşanan krizde net olarak ortaya çıkmıştır. El-Maliki, geçen Temmuz ayında, Dicle Harekât Komutanlığı adı verilen yeni bir askeri güç oluşturmuştur. Dicle Harekât Komutanlığını yapan Abdulemir Zaydi piyade ve tank birliklerini Kerkük&#8217;ün güney bölgelerine sevk etmiş ve bu birlikler daha sonra nüfusunun çoğu Kürt ve Yezidilerden oluşan Sincar vilayetine girmişlerdir. Piyade ve tank birliklerinin Sincar&#8217;a girmesi, binlerce Peşmerge&#8217;yi bölgeye sevk eden KBY yöneticilerini kaygılandırmıştır.  Taraflar arasında bu dönemde silahlı çatışma çıkma kaygısı yaşanmış ve sürdürülen görüşmelerde herhangi bir çözüm yolu bulunamamıştır. <br />
<br />
Kürtler, Asurlular <i> (Assyrians) </i> ve Yezidiler arasındaki ortak bir kader birliği duygusundan dolayı Peşmergeler geçmişte Hıristiyanlar ile mücadele etmiş olmalarına karşın, Baas idaresi baskısı nedeniyle Iraklı Kürt siyasetçiler bölgelerini, bir tür huzurlu mekân tasavvuru olarak, azınlıklar için güvenli bir liman şeklinde sunmuşlardır (Erbil&#8217;in civar semti Aynkawa&#8217;da Hıristiyanlar geleneklerini hep sürdürmüşlerdir). Ancak, çoğunluğu Kürtlerden oluşan Kerkük yönetimi ile Irak merkezi yönetim polis güçleri, Türkmenler ve özellikle Araplar arasında gerginlik hala da devam etmektedir. <br />
<br />
Kerkük anlaşmazlığı Baas politikalarından kalan bir mirastır. Baas yönetiminde, Irak hidrokarbon zenginliğinin % 10&#8217;u bulunan bu stratejik bölgede Araplaştırma politikası uygulanmıştır. Bu politikanın sonucu Kürt etnisitesinden oluşan  (aynı zamanda Asuro-Keldani ve Yezidi) 300.000 kişi evlerini terk etmeye zorlanmış ve yerlerine Araplar yerleştirilmiştir. Bu yeni yerleşimci Araplardan bir kısmı Anbar&#8217;dan (Ramadi) ve diğerleri ise güney Irak&#8217;taki Şia Arapları arasından getirtilmiştir. ABD&#8217;nin Irak&#8217;ı işgal etmesinden sonra Peşmerge güçleri, şimdilerde &#8220;itilaflı bölgeler&#8221; olarak bilinen bu bölgelerde kontrolü ele almışlardır. Irak anayasasının 140. maddesi hükümleri bu bölgede daha önce ikamet eden Arap yerleşimcilerinin (tazminat verilmesi ve yardım yapılması) yerlerine geri dönmeleri şeklinde &#8220;telafi edilmesine&#8221; cevaz vermektedir. Yasal prosedürün tamamlanmasından sonra KBY ile geriye kalan Irak arasındaki sınır hattının belirlenmesi için nüfus sayımı yapılacak, bölgenin Kürdistan topraklarına dâhil olup olmamasına karar teşkil edecek bir referandum yapılacaktır. Daha önce 2007 yılında referandum yapılması planlanmıştı, ancak, yeni bir referandum tarihi henüz belirlenmemiştir. <br />
<br />
Kerkük konusundaki anlaşmazlık Araplar ve Kürtler, aynı zamanda, Bağdat ile Erbil arasındaki iktidar mücadelesini göstermektedir. Kerkük şehri güneyden Selahaddin ve Diyala vilayetine kadar uzanan ihtilaflı toprakların bir kısmını kapsamaktadır. Şimdilerde polis güvenlik hizmetleri Kürt güçlerinin elindedir. Bölge idaresi, bir yandan Merkezi Irak ordusu mensupları da bulunurken, Celal Talabani&#8217;ye bağlı Kürdistan Yurtseverler Birliği kontrolü altındadır. Milyarlarca dolarlık silah alım sözleşmelerinin yapıldığı, Bağdat&#8217;ın şimdilerde Moskova ile müzakerelerde bulunduğu bu bölgede herhangi bir askeri hareketlilik olması halinde Erbil&#8217;in itirazıyla karşılık bulmaktadır. <br />
<br />
Bu arada KBY&#8217;de Peşmerge güçleri statüsü konusu nedeniyle Merkezi Irak Yönetimi ile anlaşmazlık halindedir. Kürdistan Bölgesel Yönetimi (KBY), Peşmerge güçlerinin kendi bağımsızlıklarını koruyarak, Irak Milli Savunma Kuvvetlerinin bir parçası olarak kabul edilmesi, merkezi bütçeden finansmanı sağlanması ve ağır silahlarının da bu bütçeden karşılanması gerektiği konusunda ısrar etmektedir. Bağdat ise Peşmerge güçlerinin merkezi ordu komutanlığına bağlı olarak hizmet vermesi ve bağımsız bir kuvvet gibi hareket etmemesi gerektiğini savunmaktadır. <br />
<br />
Bu iki taraf arasındaki anlaşmazlık petrol ve doğalgaz konusunda da devam etmektedir. Irak Anayasasına göre Kürdistan Bölgesel Yönetiminin, Bölge refahının kaynağı ve aynı zamanda Kürt bölgeleri arasındaki bağlantıyı sağlayan gelir ile Irak&#8217;ın Arap nüfusunu oluşturan kısmının gelirinin sağlandığı ana kaynak olan petrol gelirlerine dayalı Irak devlet bütçesinin %17&#8217;isi oranında tahsisat alması gerekir. Ancak Bağdat, Erbil&#8217;in Irak anayasası kurallarına riayet etmediği ve merkezi bütçeye katkı yapmadan, bağımsız olarak Türkiye&#8217;ye hidrokarbon ürünleri ihracatı yaptığından dolayı Erbil&#8217;e suçlama getirmektedir.<br />
<br />
<b> &#8220;Başbakanlık Bürosu Problem Üreten bir Fabrika&#8221; </b><br />
<br />
Kürdistan Bölgesel Yönetimi (KBY) ile Irak Merkezi Yönetimi arasındaki anlaşmazlığa bir çözüm yolu bulunmamasının nedeni, Irak Başbakanı Nuri El-Maliki ile KBY Başkanı Mesut Barzani arasında var olan kişisel anlaşmazlıktır. Barzani, Maliki&#8217;ye zorluk çıkaran Irak muhalefetini seferber etmekte önemli bir rol oynamaktadır. El- Maliki, muhalefetten dolayı icraatlarında başarısızlığa uğramakta ve bu durum her iki lider arasında kişisel çatışmaların yaşanmasına yol açmaktadır. Erbil&#8217;deki yetkililer açıkça Irak Başbakanını eleştirmektedir. Kürdistan Bölgesel Yönetimi Dışişleri Bakanı Falah Mustafa, &#8220;Başbakan Maliki&#8217;nin Irak halkı tarafından seçilmediğini&#8221; iddia etmektedir. KBY Genelkurmay Başkanı Fuad Hüseyin daha da ileriye giden bir iddiada bulunmaktadır: &#8220;Başbakan Maliki&#8217;nin makamı, başbakanlık bürosu problem üreten bir fabrika gibi çalışmaktadır&#8221;. <br />
<br />
Irak ordusunun halka uyguladığı askeri baskı Kürtlerin ruh halinde <i> (psyche) </i> gerçek anlamda kaygı yaratabilecek türden baskılardır. Irak Devletinin kurulmasından onyıllar sonra, Kürtler Bağdat&#8217;ın otoriter politikalarını uygulamaya koyan yöneticilerden acı çekmişlerdir.1963 yılında Baas Partisinin kurulması ve bu partinin, 1980-88 yılları arasında meydana gelen Irak-İran savaşı döneminde soykırım uygulama boyutuna dönüşen icraatları, uzlaşmaz Arap milliyetçilik ideolojisinin hâkimiyetiyle birlikte askeri baskılar daha da artmıştır. Kürtlerin yaşamış olduğu savaş anıları, insanların belleklerinde hala da canlılığını korumaktadır: Baas yönetimi tarafından hardal gazı kullanılarak Halepçe&#8217;de uygulanmış olan katliam sonucunda 5000 Kürdün öldürüldüğünü hiç kimse unutmamıştır.  <br />
<br />
Kürtlerin yeni kaygıları vardır: Kürtler, Kerkük bölgesinde olası bir silahlı çatışma yaşanmasının KBY&#8217;ne ekonomik zararı olacağını düşünüyorlar. Bölgeye yapılan yatırımlara son verileceğinden ve yabancı çok uluslu şirketlerin bölgeyi terk edeceğinden endişe ediyorlar. Fuad Hüseyin &#8220;Bağdat yönetimi bizim yaşam tarzımıza, güvenliğimize ve refahımıza kıskançlıkla bakmaktadır. Basra&#8217;da ve Nasiriye&#8217;de de aynı istikrar vardır. Askeri f-16 jet uçakların alınması yerine, bu bölgelerin elektrik ve su ihtiyacı neden karşılanmıyor, halkın ihtiyacı olan okul ve hastane binaları neden inşa edilmiyor?&#8221;  diye açıklama yapmıştır. <br />
<br />
Merkezi hükümetten gelen baskılar Irak Kürtlerinin bölünmüş siyasal oluşumunun birleşmesine neden olmuştur. Arap siyasi partileri ile her zaman görüşmeye hazır Cumhurbaşkanı Celal Talabani, Dicle Harekât Komutanlığına bağlı birliklerin geri çekilmesi ve komutanlığının lağvedilmesi talebinde bulunan, Bağdat&#8217;ın bu konudaki tutumunu eleştiren Barzani&#8217;nin görüşlerine katılmamazlık yapamaz. Bağdat&#8217;ın uyguladığı baskılar Kürt toplumunu birleştirmiştir (petrol gelirleri çok zengin yönetici sınıf ile diğer insanlar arasında ayrılık yaratmış olsa da). Arap dünyası, 2011 yılı Mart ayında, eski rejimlere karşı isyan bayrağı çektiği zaman El-Kut ve Süleymaniye deki KBY binaları önünde protesto gösterileri vardı. <br />
<br />
Kürtler ile Irak merkezi yönetim arasında yaşanan gerginlik Erbil&#8217;i beklenmedik bir şekilde Ankara&#8217;ya yaklaştırmıştır. Türkiye, ABD&#8217;nin 2003 yılındaki Irak&#8217;ı işgaline itiraz etmiş ve toprakları üzerinde müttefik kara saldırılarının düzenlemesine imkân vermemiştir. Türkiye o dönemde, Saddam yönetiminin devrilmesinden sonra Kuzey Irak&#8217;ta Kürt devleti kurulacağı ve yeni Kürt devletinin, Kürdistan İşçi Partisinin (PKK) 1984 yılından başkaldırmasından beri huzursuz olan Türkiye Kürtlerine ilham kaynağı oluşturacağı kaygısını taşımıştır. Şimdilerde ise Türkiye&#8217;nin Irak Kürdistan Bölgesel Yönetimi ile olan ilişkilerinde dramatik bir şekilde gelişme kaydedilmiştir. <br />
<br />
Kürdistan Bölgesel Yönetimi ticari faaliyetleri Türkiye üzerinden yapılmakta ve Türk firmaları da, Irak merkezi yönetim askeri güçlerinin bölgede bulunmasına rağmen, Kürt güçlerinin kontrolünde bulunan Kerkük&#8217;ten potansiyel petrol ihracatı için hazır hale getirilen Kürdistan&#8217;da yatırım yapmaktadır. Türkiye, meydana gelen bu durumdan fayda sağlarken, Barzani, Türkiye için güvenilir ticari aracı taraf olmuştur. Irak&#8217;taki Türkmen topluluğuna geleneksel olarak destek veren Türkiye, şimdilerde Irak Kürtlerinin bağımsızlığı şampiyonu rolünü oynamaktadır. Medya kuruluşlarının dikkati İran&#8217;ın Irak&#8217;taki etkisi üzerine yoğunlaşmasına rağmen, Bağdat hükümeti Türkiye&#8217;nin Irak&#8217;ta iktidar mücadelesi veren siyasal aktörler üzerindeki etkisinden kaygı duymaktadır. Türkiye, Irak merkezi yönetim tarafından terörizm ile bağı olduğu gerekçesiyle suçlanan Cumhurbaşkanı Yardımcısı Tarık El-Haşimi&#8217;ye sığınma hakkı vermiştir. <br />
<br />
Bağdat Yönetimi ile Kürdistan Bölgesel Yönetimi arasındaki gergin tansiyon Cumhurbaşkanı Celal Talabani ve partisini zor durumda bırakmıştır. Talabani&#8217;nin bozulan sağlık durumu belki Irak siyasetine ateşi veren adam olmasına olanak sağlamayacak, ancak, partisi Kürdistan Yurtsever Birliği (KYB) Irak&#8217;taki Kürt partileri arasında ikinci sırada yer almakta olup, geçmişte İran ile yakın ilişkileri vardı. O dönemde KYB, yeni Tahran-Bağdat ittifakında yer almayı tercih ederken, Irak Kürdistan Demokrat Partisi (IKDP) ise Türkiye yakın olmaya meyletmiştir. <br />
<br />
<b>Suriye Devrimi Meyvesini Vermiştir</b><br />
<br />
Irak Kürdistanının geleceği aynı zamanda Suriye&#8217;deki savaşın seyrine bağlıdır. Suriye Kürdistan&#8217;ı Demokratik Partisinin Erbil temsilcimsi Behjet Bashir &#8220;Elimize altın bir fırsat geçmiştir. Böyle bir fırsatın bir daha tekrarı olmayacağından dolayı, buna hazırlıklı olmamız lazım. Suriye&#8217;de muhtelif senaryolar söz konusudur. En kötü bir ihtimal halinde de, Kürtler yine de kazanacaktır. En azından kendi topraklarının sahibi olacaklardır&#8221;  diye açıklama yapmıştır. <br />
<br />
Suriye Kürtleri, Suriye&#8217;de meydana gelen devrim koşullarından faydalanmıştır. Suriye Baas rejimi, vatandaşı Kürt topluluğuna karşı sert uygulamalarda bulunmuştur. Arap milliyetçiliği telkin edilerek Kürt kimliği inkar edilmiş, Kürtler siyasi ve ekonomik açıdan marjinal hale getirilmiş, 100.000 kişilik Kürt topluluğuna vatandaşlık hakkı tanımamış ve Arap kabilelerinin Kürt bölgelerine iskanı sağlanmıştır. 2004 yılında Deir el-Zor&#8217;da oynanan bir futbol karşılaşmasından sonra, Kürt ve Arap taraftarlar arasında çatışma çıktığı zaman baskılar daha da şiddetlenmiştir. Kendi okullarını açma hakkı tanınan Ermeni ve Asurlu <i> (Assyrian) </i> azınlıklardan farklı olarak Kürtlerin anadillerini öğrenmeleri yasaklanmıştır. Suriye devlet otoritesi tarafından Kürtlerin yeni yıl bayramı olan Newroz&#8217;un kutlanması yasaklanmış, Kürt yerleşim yerleri kasaba ve köylerin adları Arapçalaştırılmış ve Kürt kimliğinin çağrıştırılmasına neden olabilecek herhangi bir referans ders kitaplarından çıkartılmıştır. <br />
<br />
Suriye rejimi, bütün bu uygulamalara rağmen, komşu ülkeler olan Irak ve Türkiye yönetimlerine başkaldırma mücadelesinde Kürt silahlı gruplarına sığınma olanağı tanımakta rahatsızlık duymamıştır. Talabani yıllarca Şam da yaşamış ve partisi KYB&#8217;yi 1975 yılında Şam&#8217;da kurmuştur. Suriye Kürtleri arasında derin kökleri olan  siyasi parti ise, kuzeyden, başka bir ülke olan Türkiye den gelen Kürt partisi, yani PKK olmuştur. <br />
<br />
Suriye Kürtlerinin bulunduğu bölgeler devrim hareketinin yeşerdiği alanlar değildir. Kamışlo&#8217;da büyük çapta gösteriler olmasına rağmen, Kürtlerin yaşadığı büyük şehirler silahlı Suriye devrim hareketine katılmamıştır. 2011 yılı Ağustos ayında Suriye Ulusal Konseyi (SUK) kurulduğunda Kürtler, acılarla dolu geçmişlerinin özellikle kabul edilmesi, gelecekte de kültürel kimliklerin tanınması garantisini ve kendi kederlerinin tayin hakkını istemişlerdir. SUK aktivistleri bu talepleri şövenizm olarak algılamış ve Kürtleri, karşı karşıya bulundukları problemleri gelecekte kurulacak olan demokratik Suriye&#8217;de gündeme getirmek üzere, devrim hareketine katılmaya davet etmişlerdir. SUK&#8217;nin oluşumu ilk önce Türkiye&#8217;de, İstanbul&#8217;da ilan edilmiş ve Özgür Suriye Ordusunun merkezi Türkiye, Hatay vilayetinde tesis edilmiştir. PKK yanlısı Suriye Kürtleri de, bu gelişmelerden dolayı, Suriye muhalefetinin arkasında aslında Türkiye&#8217;nin olduğunu görmüşlerdir. <br />
<br />
Suriye yetkili makamları kuzeyde yeni bir muhalif cephe açmamaya gayret etmiştir. Suriye rejimi 2011 yılında kendi vatandaşı Kürtlere 300.000 vatandaşlık belgesi dağıtmış ve Suriye ceza evlerinde tutuklu bulunan belirli sayıda Kürt siyasi mahkûmu serbest bırakmıştır. Ancak bu olumlu gelişmeye rağmen, SUK aktivistleri tarafından uygulanan, 2011 yılı Ekim ayında işlenen Mashal Tammo cinayeti gibi, baskıların sonu gelmemiştir. Dağınık halde bulunan Suriye Kürtlerinin otonomi ve kendi kaderlerinin tayin hakkı talebi olmamıştır. Ancak, kuzeydeki daha güçlü (Türkiye Kürdistan&#8217;ı) Kürt hareketinden ve doğudaki Irak Kürdistan&#8217;ı Kürt hareketinden etkilenmişlerdir. Suriye&#8217;de ilk olarak, PKK yanlısı, Demokratik Birlik Partisi (PYD) Kürt kimliği talebinde bulunmuştur. <br />
<br />
<b>Türkiye&#8217;ye karşı Silahlı Mücadele </b><br />
<br />
Kürt öğrencileri tarafında 1978 yılında, Ankara&#8217;da kurulan PKK, Türkiye&#8217;de 1980 yılında yapılan askeri darbeden sonra, Türkiye&#8217;ye karşı bir silahlı isyan haline dönüşmüştür. Suriye rejimi Kürt hareketine destek vermiş ve hareket lideri Abdullah Öcalan yıllarca Şam&#8217;da karargâh kurmuştur. Suriye denetimi altında bulunan Lübnan&#8217;da, Beka Vadisinde askeri eğitim kampı kurmuş, Suriye Kürtlerinden militan almış, PKK saflarına katılan bazı Kürt gençleri zorunlu askeri hizmetten muaf tutulmuştur. Bu konuda yapılan değerlendirmeler farklı rakamları göstermekle birlikte, 7.000 ile 10.000 Kürt gencinin PKK bayrağı altında savaşım verilmesi sırasında öldüğü tahmin edilmektedir. Kuzey Irak yüksek dağlarında savaş veren PKK gerilla güçlerinin üçte biri Suriye Kürtlerindendir. <br />
<br />
Suriye yönetimi,1998 yılında, Türkiye ile savaş çıkması tehdidi karşısında PKK kamplarını kapatmış ve daha sonra Türkiye güvenlik elemanlarınca Kenya&#8217;da yakalanan lider Öcalan&#8217;ı sınır dışı etmiştir. Bu dönemden sonra dalga tersine dönmüştür. Suriye yönetimi ile Türkiye arasında iyi ilişkiler geliştirilmiş ve yüzlerce PKK militanı cezaevine konulmuştur. Öcalan&#8217;ın tutuklanmasından sonra izole halde kalan PKK güçleri Kandil dağına çekilmiş, çok sayıda militanı komşu devlet güçleri tarafından avlanmıştır. Bu durum adeta bir deyim ile kanıtlanmış gibidir;  &#8220;Kürtlerin dostu yoktur. Ama dağları vardır.&#8221; <br />
<br />
<b>Arap Baharının Etkileri</b> <br />
<br />
Arap devrimi dalgası bölgesel ittifaklarda değişikliklere neden olmuştur. Yüzlerce PKK-PYD militanı 2011 yılında dağlardaki barınaklarını terk etmiş ve &#8220;Batı Kürdistan&#8221; diye tanımladıkları Suriye&#8217;nin kuzey bölgesinde mevzi almıştır. Geçen yılın yaz aylarında Şam ve Halep üzerinde savaş patlak verdiği zaman, Esad rejimi ülke toprakları bütünü üzerinde egemenlik kurabilecek gücü kaybetmiş ve bazı askeri güçlerini Kürtlerin yaşadığı şehirlerden çekmiştir. 2012 yılı Temmuz ayında PYD aktivistleri Malekiye, Ayn el-Arab, Amude ve Afrin&#8217;de kontrolü ele geçirmiştir. PYD sözcüsü Hüseyin Kojer şöyle bir açıklama yapmıştır; &#8220;Rejimin sonu gelmiştir. Bölgedeki varlığı günden güne yok olmaktadır. Bundan dolayı, rejim güçleriyle ittifak yapmamızın imkânı zaten kalmamıştır. PYD-Şam işbirliği suçlaması Türkiye&#8217;den yapılan bir propagandadır. Baas yönetimi tarafından uygulanan işkence sonucunda yaşamı sona eren yüzlerce şehidimiz vardır.&#8221;<br />
<br />
PYD&#8217;nin güç gösterisinde bulunması diğer Kürt partileri arasında kuşku yaratmış ve Ankara&#8217;yı da alarma geçirmiştir. Kürt Ulusal Konseyini kurmuş olan Suriye Kürtleri (16 parti) Suriye ordusundan ayrılan ve Kuzey Irak Domiz kampına sığınan Suriye Kürt gençlerinden meydana gelen kendi askeri güçlerini kurmuştur. Peşmerge askeri komutanları Suriye ordusundan ayrılan 1600 Kürt gencini Domiz kampında eğitmek üzere silâhaltına almıştır. Böylece, herhangi bir durum hâsıl olup, ihtiyaç duyulması halinde bu askerler Suriye&#8217;de savaş verebilecektir. Çünkü Barzani&#8217;nin tabiriyle &#8220;Suriye&#8217;de yönetim boşluğu vardır.&#8221; PYD ve rakibi diğer Kürt güçler arasında çatışma çıkması kaygısından dolayı, Kürdistan Bölgesel Yönetimi 2012 yılı Haziran&#8217;ında Erbil&#8217;de bir toplantı düzenlemiştir. Bu toplantı sonucunda PYD ve Kürdistan Ulusal Konseyi (PKK ile herhangi bir bağı olmayan diğer 15 organizasyon grubu) arasında askeri ve siyasal koordinasyon mekanizmasının kurulması kararı alınmıştır. Oysa Suriye&#8217;deki Kürt güçleri arasında ciddi bir çatışma yaşanmamıştır.  <br />
<br />
Ancak, Kürtler açısında başka bir tehlike söz konusudur: Kürt savaşçıları ile Suriye muhalif güçleri arasında bir savaş çıkması tehlikesi. İki taraf arasında Afrin&#8217;de ve Halep yakınlarında Eşrefiye&#8217;de çatışma olmuştur. En ciddi çatışma Rasul &#8211;Ayn&#8217;de Kasım 2012&#8217;de Kürt militanlar ile El Nusra ve Ghuraba el- Sham Cephelerine bağlı İslamist güçler arasında üç gün süren çatışma olmuştur. Bu çatışmadan sonra yapılan ateşkese riayet edilmemiş ve bu yılın Ocak ayında daha şiddetli çatışmalar meydana gelmiştir. Suriye muhalefet güçlerinden önemli bir figür olan Michel Kilo&#8217;nun gözetiminde yeni bir ateşkes anlaşması yapılmıştır.<br />
<br />
Suriye Kürt bölgeleri PKK-PYD güçlerinin eline geçmesi halinde, Türkiye ve Suriye muhalefet güçleri savaş açıp, onları mağlup edecektir. Suriye Kürt bölgeleri Türkiye sınırında uzun bir arazi şeride üzerinde kuruludur. Bu bölgeler gerilla savaşı vermeye uygun değildir. Suriye Kürtleri, Türk yetkili makamları ile PKK güçleri arasında devam eden müzakereler sonucunda kolaylık sağlanabilecek bir tercihle karşı karşıyadır. <br />
<br />
Türk medya kuruluşları 01 Ocak 2013&#8217;te Öcalan ile Türk İstihbarat Servisleri arasında yapılan bir görüşmeyi kamuoyuna duyurmuştur. Türkiye Parlamento üyesi Kürtler, Ankara&#8217;nın görüşme isteğini teyit etmek üzere hapishanede Öcalan&#8217;ı ziyaret etmeye davet edilmiştir. Bir hafta sonra, aralarında parti kurucularından Sakine Cansızın bulunduğu PKK üyesi üş kadına Paris&#8217;te suikast düzenlenmiştir. Kürt kaynakları tarafından bu olay, müzakere sürecini sekteye uğratmak amacını taşıyan, profesyonel bir suikast olarak görülmüştür. Öldürülen üç kadının cenaze töreni, Türkiye&#8217;nin Güneydoğusunda büyük bir şehir olan Diyarbakır&#8217;da yapılmış ve &#8220;intikam değil, barış&#8221; sloganı atan büyük bir kalabalık törene katılmıştır. <br />
<br />
Türk yetkili makamlarının Öcalan ile görüşmelerine devam edilmiş, Kürtlerin yeni yıl bayramı olan 21 Mart&#8217;ta, Öcalan&#8217;ın  &#8220;silahlı mücadeleye son verilmesi&#8221; çağrısında bulunulan bir mektubu Diyarbakır&#8217;da toplanan büyük bir kalabalığa hitaben okunmuştur. Öcalan PKK savaşçılarına Türkiye topraklarından çekilmesi ve silahlı mücadeleye son verilmesi çağrısından bulunmuştur. PKK&#8217;nın Kandil dağında bulunan liderleri de sayısı yaklaşık olarak 3.500 civarında olan savaşçının Türkiye topraklarından hemen çekileceğini bildirmişlerdir. <br />
<br />
PKK saldırılarının 2012&#8217;de yeniden tırmanışa geçtiği aşamadan buyana, bütün bu gelişmeler beklenmedik durumlardır. Bazı yorumcular alınan bu kararların Başbakan Recep Tayyip Erdoğan&#8217;ın Devlet Başkanı seçilme ihtirasına bağlamaktadır (Anayasanın Başkanlık Sistemine uygun olarak değiştirilmesi). Kürtler ile müzakerelerde olumlu sonuç alınsa bile, en azında karşılıklı somut bir mutabakatın olmayışı gibi, henüz öngörülmeyen çok sayıda engel ile karşılaşılacaktır. Türkiye&#8217;deki bu müzakere sürecinde ne sonuç alınırsa alınsın, Suriye&#8217;nin geleceği konusundaki gelişmeler üzerinde de etkileri olacaktır. <br />
<br />
<i>Kaynak : http://mondediplo.com/2013/05/10kurd</i><br />
<br />
<b>*İngilizceden çeviren: Nizamettin Karabenk </b><br />

]]></description>
</item>

<item>
<title>Projeyeka Siyasî Ya Nû Hêvî û Pêwîstîya Welatê Me Ye</title>
<link>http://www.rizgari.com/modules.php?name=News&amp;file=article&amp;sid=39996</link>
<language>kurdish</language>
<description><![CDATA[
<img hspace="4" align="left" src="http://rizgari.com/images/wenenuce/projeyek-nu-ya-siyasi.png" width="140" height="87" alt=""/>Komîsyona Dîyalogê piştî civîna 27ê Nîsanê ya ku bi beşdarîyeka berfireh li Dîyarbekirê pêk hatibû, ji xwe re bernameyeka xebatê amade kiribû û li gor wê bernameyê hin kar par ve kiribûn. Birêveberîya Komîsyona Dîyalogê ji bo nirxandina xebatên her sê (3) hefteyên bihurî, di 18-19ê Gulana 2013yan de civîya. Birêveberîya Komîsyona dîyalogê, piştî pêşkêşkirina raporen xebatê, di civîna xwe de, tesbît kiriye ku daxuyanî û banga Komîsyona Dîyalogê ya piştî civîna 27ê Nîsane, ji alîye kes û  derûdorên civata Kurdistanê yên berfireh ve bi giştî, bi awayekê erênî hatiye pêşwazîkirin. Vê bangê herweha ji alîyê tesbîtên xwe yên siyasî ve jî hêvî, eleqe û atmosfereka erênî peyda kirine.  <br />
<br />
Birêveberîya Komîsyona Dîyalogê, ji bo geşkririn û hûnandina xebata projeyeka siyasî ya nû, biryara vekirina ofîseka pêwendîye li Diyarbekirê û avakirina malperekê (website) daye. Herweha ji bo beşdarîya wan kes û alîyen ku wekî potansîyela vê xebatê dihên dîtin, bikarin beşdarî vê xebatê bibin û xwe xwedîyên vê xebate bibînin, biryar hatiye dan ku têkilîyeka yekser bi wan re bihê danîn û pêşnîyaza xebata bi hevûdin re pêşkêşî wan bihê kirin.<br />
<br />
Birêveberîya Komîsyona Dîyaloge, ji bo nasandin û berfirehkirina vê xebatê ya di nava civata kurd û Kurdistanê de, dê li Bakur û Başûrê Kurdistane, li Tirkîyeyê û herweha li Ewropayê jî hevdîtin, kombûn û konferansan pêk biîne.<br />
<br />
Birêveberîya Komîsyona Dîyalogê, careka din teyîd dike ku divê xebateka bêwestan û biryardar bihê birêvebirin, da derûdorên ku vê bang û xebatê nezîkî xwe dibînin, li vê fikire bi xwedî derbikevin. Herweha careka din hatiye teyîd kirin ku piştî xebateka şeş (6) mehî, divê civineka berfireh bihê amadekirin ku beşdarên nû jî tê de hebin û divê di wê civînê de nexşeyeka xebatê ya nû jî bihê tesbîtkirin.<br />
<br />
Birêveberîya Komîsyona Dîyalogê, <b>&#8220;Projeyeke Siyasî Ya Nû&#8221;</b> wekî pewîstîyeka civata Kurdistanê û herweha pewîstîyeka demokratîzekirina siyaseta Kurdistane dibîne. Em careka din teyîd dikin ku ev xebata ha, ne ji bo geşkirin û nûkirina tradîsyonekê ye.Ew şîrove u nirxandinên ku bi vî awayî têne kirin tu eleqeya wan bi me re tune ye.Fikir û nêrinên şexsa ye.Di civata me de bi mîlyonan kes hene ku hê nehatine birexistinkirin. Divê ev xebata nû,  birexistinkirina vê potansîyelê ji xwe re bike armanca sereke. Divê reyeka siyasî ya nû ya sîvîl, meşrû, vekiri û demokratîk bihê peydakirin.<br />
Birêveberîya Komîsyona Dîyalogê, careka din bangî wan kes û derûdoran dike ku vê xebatê nezîkî fikirên xwe dibînin, da li vê xebatê bi awayekê xurt bi xwedî derbikevin û wê geş bikin. Ji bo <b>&#8220;Projeyeke Siyasî Ya Nû&#8221;</b> divê em bi hevûdin re xwe xwedîyên vê fikirê bibînin û li ser bingehê hiqûqa ferdî, bi hevûdin re vê gavê bihûnin.   <i>22.05.2013</i><br />
<br />
<b>Birêveberîya Komîsyona Dîyalogê Ya Ji Bo Projeyeka Siyasî Ya Nû</b><br />

]]></description>
</item>

<item>
<title>Mediya, Siyaset û Demokrasî Di Konferanseke Navdewletî De </title>
<link>http://www.rizgari.com/modules.php?name=News&amp;file=article&amp;sid=39995</link>
<language>kurdish</language>
<description><![CDATA[
<img hspace="4" align="left" src="http://rizgari.com/images/wenenuce/media-siyaset-u-demokrasi-li-hewler.jpg" width="135" height="95" alt=""/>Hikûmeta herêma Kurdistanê bi hevkarî digel UNAMI û konsolxaneya Brîtanyayê ya li Hewlêrê, dê konferanseke taybet bi warê Mediya, siyaset û demokrasiyê li jêr navê (Mediya, siyaset û demokrasî li Kurdistanê: ber bi têgehiştineke baştir) li roja 27.28ê vê mehê li Hewlêrê saz bike. Di konfrensê de dê hijmareke rojnamevan, mediyakar û pispor û şarezayên warê mediyayê yên navxwe û biyanî lêkolînênan pêşkeş bikin. <br />
<b>Armanc ji  sazkirina vê konfrensê :</b><br />
<br />
- Destnîşankirina baştirîn peyrew û mekanîzim ji bona dabînkirina çarçoveyekeî ysayî û îdarî bo azadiya raderbirînê li Kurdistanê.<br />
- Destnîşankirina maf û erkê mdeiya azad û azadiya raderbirînê.<br />
- Destnîşankirina pirensîpên etîka mediya azad û azadiya raderbirînê.<br />
-  Destnîşankirina rola siyaset û rojnamevaniyê di pêşxistina demokrasiyê de .<br />
<br />
Hemû saziyên ragehandinê yên herêma Kurdistanê bo beşdarîkirinê di vê konfrensê de dawetkiînê<br />
<br />
Ofîsa ragehandina civata wezîrên herêma Kurdistanê<br />
12.05.2013<br />
<br />
<i>Krg/Pna</i><br />

]]></description>
</item>

<item>
<title>El-Partî: Çekdarên PYDê ala Kurdistanê dirandin</title>
<link>http://www.rizgari.com/modules.php?name=News&amp;file=article&amp;sid=39994</link>
<language>kurdish</language>
<description><![CDATA[
<img hspace="4" align="left" src="http://rizgari.com/images/wenenuce/el-parti-pyd-ala-kurdistan-dirand.jpg" width="140" height="87" alt=""/>Li bajarê Dêrikê yê Rojavayê Kurdistanê, bi sedan kes li dijî girtina çalakvanên kurd ji aliyê hêzên PYDê ve meşiyan. Piştî xwepêşandanê alozî di navbera xwepêşander û hêzên PYDê de derket. Hevseroka EGRKê Sînem Mihemed red kir ku ala Kurdistanê hatibe dirandin û rêzê li her alekê digrin.Nûnerê Partiya Demokrata Kurd li Sûriyê El-partî Seîd Omer ji Rûdawê re ragihand ku di xwepêşandanê de, girtina çalakvanên kurd a ji aliyê çekdarên PYDê ve hat şermezarkirin.<br />
<br />
Bi gotina Omer, dema ku xwepêşander vedigeriyan mala xwe û li nêzîk gundê Girbalata yê li rohilatê Dêrikê, çekdarên PYDê ew rawestandin û ala Kurdistanê ya di destê wan de dirandin.<br />
<br />
Omer eşkere kir ku çekdarên PYDê her wiha li hin çalakvanan jî xistin û destê yekî ji wan şikandin.<br />
<br />
Hevseroka Encumena Gel ya Rojavayê Kurdistanê (EGRK) ya girêdayî PYDê Sînem Mihemed di daxuyaniyekê de ji Rûdawê re red kir ku bûyereke wiha li Girbalat qewimî be.<br />
<br />
Sînem Mihemed tekez kir ku ew bawer nake tişekî wiha çêbûyîbe; &#8220;Ji ber ew rêz li her aleke kurdî û wêneyên rêberên kudan digirin.&#8221;<br />
<br />
Ev bûyer di demekê de rû da ku roja şemiyê 74 endamên El-Partî ji aliyên asayişa PYDê ve hatine girtin û piştî 2 rojan ji bilî 2 endaman ên din hemû hatin berdan.<br />
<br />
Hevserokê Partiya Yekitiya Demokratîk (PYD) Salih Muslim, derheqê girtina endamên El-Partî de ji Nûçe TV re axivî û wiha got: &#8220;Ew kesên li Herêma Kurdistanê perwerdeya leşkerî dîtibûn û bi awayekî veşartî derbasî rojava bibûn.&#8221;<br />
<i>Rûdaw</i>
]]></description>
</item>

<item>
<title>Hamidiye alaylarından Postmodern koruculuğa doğru/koruculuğun biçim değiştirmesi(1)</title>
<link>http://www.rizgari.com/modules.php?name=News&amp;file=article&amp;sid=39993</link>
<language>turkish</language>
<description><![CDATA[
<img hspace="4" align="left" src="http://rizgari.com/images/wenenuce/premodern-koruculuk-hamidiye-alaylari.jpg" width="140" height="89" alt=""/><b>Ercan Yıldız</b> / Adil Zozani'nin sözleri, &#8217;Şimdiye kadar bu ülkenin bayrağı ile kafamızı kırmaya kalkıştılar. Ama bu ülkenin bayrağını ancak biz koruyabilir ve yükseltebiliriz&#8217;&#8230; Aslında daha öncede buna benzner çeşitli söz ve eylemlerle kendisini açığa vurmuş olan, Kürdistan'da gelişen yeni bir koruculuk formunun işaretlerini görmüştük.İmkanlarım oranında bu konuya açıklık getirmeye çalışacağım: Kürdistan'da Hamidiye Alayları'yla birlikte günümüze değin üç tane koruculuk formuna tanık olduk. Kronolojik olarak şöyle sıralanabilir bunlar: <b>Premodrern koruculuk(Hamidiye alayları), Modern koruculuk (Korucu -Cehş) ve (son olarak henüz daha çok muğlak olan) Postmodern Koruculuk.</b><br />
<br />
Premodern koruculuk: Hamidiye Alayları olarak ortaya çıkan bu koruculuk biçimi Kürdistan'da koruculuğunda başlangıcıdır.<br />
<br />
Osmanlı'nın bu alayları kurmasında ki asıl amaç: (osmanlı'ya asker vermeyen aşiretlere askerlik yaptırmak olarak görünse de, bu gerçeği yansıtmıyor.) <br />
1. Ermenileri kontrol altına almak <br />
2. Kürdler arası mezhepsel çelişkiyi derinleştirmek <br />
3. Var olan aşiretler arası sürtüşmeleri güçlendirmek <br />
4. Olası Kürd, Ermeni ittifakını engellemek <br />
5. Rusların sıcak denizlere ulaşma politikasına karşı Kürdlerle ruslar arası yakınlaşmayı engellemek ve sınırı kürdler üzerinde korumaya almak. <br />
6. Kürdler arası bir ittifak sonucunda gelişebilecek bir milli kalkışmanın önüne geçmek olarak özetlenebilir.<br />
<br />
Abdulhamid'in bu alayları kurmasıyla birlikte devletin hedeflediği gibi ermenilerle Kürdler arasındaki gerilim artı. Zira o dönem ermeni milliyetçiliği ivme kazanmış Kürdistan'ın kuzeyi üzerinde hak talep eder duruma gelmişlerdi. rmenilerin bu düşüncesinin kuzeyde hayat bulmasını engellemenin en iyi yolu Kürdlerle anlaşmalarını engellemekti. Bu durumda olası bir Kürd, Ermeni anlaşması Kürdistan'ı Osmanlı'dan koparabilecekti.<br />
<br />
Bunu doğrulayan Zeki paşanın Bu alayların kurulmasının gerekliliği üzerine saraya yazdığı raporu uzun olduğu için sadece kısa bir bölümünü aktaracağım. ''...Böyle cesaretli mir milletin ıslahatıyla... Ermeniler tarafında meydana getirelcek bozgunculuğun zemin bulamayacağı görülecektir. Ermeniler zararlı emellerini elde etmeye ve gizli hainlik niyetlerini açıklamaya cesaret edemeyecekleri ve edecek olsalar da, Kürdlerin aslan pençesinden ve tediplerinden kurtulamayacakları aşikardır.''<br />
<br />
Hamidiye alayları kurularak sadece gelişen ermeni millietçiliği kontrol altına alınmış olmayacaktı; Kürdistan'da var olan aşiretler arasındaki çelişkiler derinleştirecek Kürd feodal beyleri öncülüğünde gelişebilecek olası bir milli kurtuluş hareketini de bertaraf etmiş olacaktı.<br />
<br />
Bu amaca uygun olarak bir çok raporda de geçtiği gibi Hamidiye alaylarının mensupları Ermeni köylerini basıyor, Ermenileri öldürüyor, mallarını talan ediyor, buna karşılık hiç bir uyarı almıyorlar.<br />
<br />
Sadece bununla da sınırlı kalınmıyor, silahsız Kürd aşiretlerine baskı yapılıyor... Baskıya uğrayan aşiretlerin saraya ilettikleri şikayetlerinde ''ya bize de silah verin, yada bunları silahsızlandırın'' (?) istekleri hiç bir şekilde dikkate alınmıyor.<br />
<br />
Alaylara bağlı aşiret mensupları da suç işlediklerinde askerler gibi yerel adli makamlarda değil, divan'ı harpte yargılanacaktı. Bunun sonucunda silahlı aşiretlere (hamidiye alaylarına )husumetli oldukları aşiretlere karşı suç işleme özgürlüğü verilmişti.<br />
<br />
Şakir paşa'nın saraya yazdığı raporda hamidiye alaylarının başka aşiretlere ve ermenilere karşı işledikleri suçlardan dolayı yargılanabilmeleri için durumun düzeltilmesi isteğine karşılık sarayın verdiği cevap '' sen işine bak, senin aklın almaz.'' Mealinde sert bir cevapla azarlanmıştı.<br />
<br />
Buradan da anlaşılacağı gibi şakir paşa gerçekten de osmanlı'nın hamidiye alayları politikasını kavrayamamıştı. O , zannediyordu ki bu alayların kuruluş amacı sadece askere gelemeyen Kürdleri silah altına almak ve Ermenileri zapturapt altına almaktı...<br />
<br />
Yeni bir boyut kazandırılan Aşiretler arası çatışmalarla birlikte böylece Kürdler arasında var olan aşiretsel çelişkiler olası bir feodaller ittifakı sonuncunda gelişecek Kürd milli kurtuluşunun da önüne geçilmiş olacaktı/oldu.<br />
<br />
Sünni aşiretlerle Alevi aşiretleri arasında var olan mezhepsel farklılık üzerinde oluşan bölünmeyi dahada derinleştirmek için hamidiye alaylarına bağlı Alevi (Kürd) alaylar oluşturulmamıştı.<br />
<br />
Êzidi aşiretler keza öyle. Üstelik bu iki inanca mensup Kürd aşiretlerinin başvurularına rağmen alınmamışlardı.<br />
<br />
<br />
Böl, kendine bağla yönet politikasının bir gereği olarak bu aşiretlerin oraya alınmaları zaten işin doğasına aykırı olurdu.<br />
<br />
1891'de kurulan Hamidiye Alayları&#8217;yla ilgili yasada kimlerin katılıp katılamayacağıyla ilgili şartlar sıralanırken dikkat çeken bir husus var: Askeri yönüyle hiç bir ilgisi olmamasına rağmen Hamidiye alayları komutanlarının çocukları için aşiret okullu açılacağından bahsedilir. Bununla hedeflenen, bu okullarda yetişecek ağa çocuklarının Abdulhamid'e dolayısıyla da Osmanlıya bağlanması sağlanacak; kendisine yabancılaşmış, ajanlaşmış ve kendisini sürekli üreten, halkına karşı ekonomik bakımda Türk devletine bağımlı bir ajan-korucu sınıfın sürekliliği sağlanacaktı.<br />
<br />
Hamidiye alaylarında sadece Heyderan aşiretine mensup 5000'e yakın savaşçı olduğu dikkatte alındığında milli kurtuluş dönemi olarak tanımlayabileceğimiz, o dönemde bir ülkeyi özgürleştirebilecek bir sayıydı bu .<br />
<i>(devam edecek )</i><br />
<br />
marxizm_1986@hotmail.com <br />

]]></description>
</item>

<item>
<title>Tüm alanlarda Türkiye ile ilişkilerimiz gelişmiş durumda</title>
<link>http://www.rizgari.com/modules.php?name=News&amp;file=article&amp;sid=39992</link>
<language>turkish</language>
<description><![CDATA[
<a href=http://rizgari.com/images/wenenuce/aa-necirvan-barzani-ile-konustu.jpg><img src=http://rizgari.com/images/wenenuce/aa-necirvan-barzani-ile-konustu.jpg align=left width=125 hspace=5 vspace=5 border=0></a><b>Rizgarî Online/</b> Anadolu Ajansı, Kürdçe yayını Barzani ile görüştü.Kürdistan Bölgesel Yönetimi Başbakanı Neçirvan Barzani, Anadolu Ajansı'nın Kürdçe yayını ile iki toplum arasındaki ilişkilerin daha da gelişeceğini belirtti. Konuyla ilgili AA´nın haberinde şunlara yer verildi:” Anadolu Ajansı Yönetim Kurulu Başkanı ve Genel Müdürü Kemal Öztürk, Erbil'de Irak Kürt Bölgesel Yönetimi Başbakanı Neçirvan Barzani'yi ziyaret etti. Öztürk, AA'nın Erbil'de büyük bir ofis açarak Kurmanci ve Sorani lehçesinde yayına başlayacağını ve "bölgedeki tüm gelişmeleri doğru ve tarafsız bir şekilde dünyaya yaymak istediğini" söyledi. Erbil'deki IKBY Başbakanlığı binasında gerçekleşen görüşmede Öztürk, yaklaşık 50 ülkede temsilcisi olan ve bin 200 çalışanı bulunan AA'nın bölgede daha etkili olmak için bir proje hazırladığını ve Kürtçe yayın kararı aldığını dile getirdi. Öztürk, "Erbil'de büyük bir ofis açarak, Kurmanci ve Sorani lehçesinde yayına başlayacağız. Sadece politik haberleri değil yaşama dair tüm haberleri yapacağız" dedi. <br />
<br />
Öztürk, Kürtçe haberler personelinin eğitiminin tamamlanmasıyla yakında test yayınına geçileceğini ve 2013 Eylül ayında abonelere haberlerin sunulmaya başlayacağını belirtti.<br />
<br />
<b>BARZANİ: TOPLUMLAR ARASI İLİŞKİ GELİŞİR</b><br />
<br />
Başbakan Barzani de, AA'nın Kürtçe yayın projesinin kendisini çok mutlu ettiğini söyleyerek, "Tüm alanlarda Türkiye ile ilişkilerimiz gelişmiş durumda. Ancak bu proje iki toplum arasındaki ilişkiyi daha da geliştirecek" dedi. <br />
<br />
Çalışmalara gereken tüm desteğini vereceklerini ifade eden Barzani, bölgedeki haberlerin başkaları tarafından ve düzenli olmayan bir şekilde aktarılmasının bazı sıkıntılara neden olduğunu, AA'nın Kurmanci ve Sorani lehçelerinde yayın yapmasıyla bu sıkıntıların ortadan kalkacağını söyledi.“<br />
<br />
<i>RO/Ömer Kaçar</i> <br />

]]></description>
</item>

<item>
<title>BDP: Acil demokrasi paketine ihtiyaç var</title>
<link>http://www.rizgari.com/modules.php?name=News&amp;file=article&amp;sid=39991</link>
<language>turkish</language>
<description><![CDATA[
<a href=http://rizgari.com/images/wenenuce/bu-surecin-kiymetini-basbakan-bilmeli.jpg><img src=http://rizgari.com/images/wenenuce/bu-surecin-kiymetini-basbakan-bilmeli.jpg align=left width=125 hspace=5 vspace=5 border=0></a><b>Rizgarî Online/</b> Partisinin grup toplantısında konuşan BDP Eş Genel Başkanı Selahattin Demirtaş, yol temizliği ve yasal reform sürecine ihtiyaç olduğunu belirterek “Acil demokrasi paketine ihtiyaç var” dedi. Seçimlere de parti olarak hazır olduklarını ifade eden Demirtaş, Çerkes soykırımının tanınması için ise TBMM´ne önerge vereceklerini açıkladı. ANF´nin haberi:”BDP Eş Genel Başkanı Selahattin Demirtaş partisinin grup toplantısında konuştu. Uluslararası Gözaltında Kayıplara Karşı Komite (ICAD) Türkiye Senksiyonu'nun 17-31 Mayıs tarihlerini Uluslararası Kayıplarla Mücadele Haftası olarak ilan ettiğini hatırlatan Demirtaş, Türkiye gibi gözaltında kayıpların yoğun olduğu bir ülkede duyarlılığın arttırılması için haftanın önemine değindi. Demirtaş, "757 kişi resmi olarak gözaltına alınmasına rağmen o günden bugüne hiçbirinden haber alınamamıştır" dedi. Cumartesi Anneleri'nin İstanbul, Amed, Cizre (Cizîr) gibi merkezlerde kayıplarını aramak için alanlara çıktığını hatırlatan Demirtaş, bu vesileyle Berfo Ana'yı andı. Demirtaş, Berfo Ana'nın ömrü yetmese de bu borcun hükümetin boynunda olduğuna işaret etti. Dosyaların üstünün kapatıldığını belirten Demirtaş, geçen hafta Diyarbakır'da yapılan Kayıplar Çalıştay'ında bu gerçeğin bir kez daha gözler önüne serildiğini söyledi. Siyasetçiler olarak bu gerçeklere duyarsız kalamayacaklarının altını çizen Demirtaş, Türkiye'de demokrasinin tartışıldığı bu günlerde geçmişle yüzleşmek için gerçeklerin gözönünde bulundurulması gerektiğine dikkat çekti. AKP'nin Birleşmiş Milletler'inin kayıplar ile ilgili bildirgesine hala imza atmadığını ifade eden Demirtaş, bunun demokrasi adına utanç verici olduğuna vurgu yaptı. Yakın tarihte ortaya çıkan tüm bu suçların aydınlatılmamasının suçlara ortak olmak anlamına geldiğine işaret eden Demirtaş herkesi sorumluluk sahibi olmaya davet etti. <br />
<br />
AÇILMAYI BEKLEYEN 253 TOPLU MEZAR VAR<br />
<br />
Türkiye'nin 253 noktada açılmayı bekleyen toplu mezar gerçeğinin de olduğunu belirten Demirtaş, partilerinin ısrarlı başvurusu sonucunda bazı çalışmalar yapıldığını, ancak bu konuda Minosota protokolü olarak bilinen protokolün tek bir maddesine dahi uyulmadığını söyledi. Bu protokole göre son derece titiz bir çalışmanın yapılması gerektiğine işaret eden Demirtaş, toplanan delillerin bir veri bankası oluşturularak toplanması yerine, mezarların açılması esnasında ortadan kalktığını dile getirdi. Demirtaş, yokmuş gibi davranarak bu hakikatlerin üzerini örterek, gerçeğe gidilemeyeceğini söyleyen Demirtaş, "Hakikatlerle yüzleşme bu anlamda hayati önemdedir" diye konuştu. <br />
<br />
ÇERKES SOYKIRIMI’NIN TANINMASI İÇİN MECLİS’E ÖNERGE<br />
<br />
21 Mayıs tarihinin Çerkesler için önemli bir tarih olduğunu belirten Demirtaş, 21 Mayıs 1864 tarihinde Çerkeslerin kendi anavatanlarından dünyanın bir çok ülkesine sürgün edildiğini hatırlattı. Türkiye'de sayıları milyonlarla ifade edilen Çerkes halkı olduğuna dikkat çeken Demirtaş, "Bizler Türkiye'nin tüm bu gerçeklerine uygun bir demokrasinin peşindeyiz. Çerkesler kendi diliyle, kültürleriyle yaşama şansı bulamadılar. Türkiye'de de Çerkes halkı kendi anadilini konuşamıyor. Türkiye'de Türkçe'den başka hiçbir dilde anadilde eğitim olmadığı için Çerkeslerde bundan nasibini almaktadırlar" dedi.<br />
<br />
Gürcistan dışında kimsenin Çerkes katliamını parlamentolarına taşımadığını belirten Demirtaş, katliamların olduğu ve adı Kızılçayır yapılan yerde 2014 yılında olimpiyatların yapılacak olmasının tarih adına utanç olduğuna işaret etti. Demirtaş, "Çerkes halkıyla alay edercesine bu şekilde olimpiyatların katliamın yapıldığı yerde yapılması büyük bir utançtır. Biz her halkın olduğu gibi Çerkes halkının haklarını da savunacağız. Ve Çerkeslerin anavatanlarına dönme ve eşit yurttaşlık taleplerini de destekliyoruz. Çerkes soykırımının tanınması için Meclis'e önerge vereceğiz" ifadesini kullandı.<br />
<br />
TEKÇİ DAYATMA İLE YENİ ANAYASA ÜZERİNE UZLAŞMA OLMAZ<br />
<br />
Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ın ABD'den gündemi değiştirmeye çalıştığına vurgu yapan Demirtaş, gündemlerinin sandık değil yeni anayasa çalışmaları olduğunu vurguladı. Anayasa Uzlaşma Komisyonu'nun çalışmalarını ve mevcut işleyişini aktaran Demirtaş, "Komisyon dört partinin önerilerini bir araya getiriyor. Ortaklaşılan maddeler bir havuza toplanıyor. Ortaklaşılamayan maddeler bir kenara bırakılıyor. Yani dört partinin uzlaşabildiği madde sayısı bütün maddelerin yüzde 25. Bütün anayasa taslağımızı madde madde sunduk. Üç partide sanki uzlaşmayan diğer partilermiş gibi hava yaratarak burada uzlaşma çıkmaz diyorlar" diyerek eleştirdi. 12 Eylül darbe anayasasından, onun ruhundan bir kopuş olmadan demokratik, sivil, özgürlükçü bir anayasa yapılamayacağını dile getiren Demirtaş, "Anayasa konusunda samimiyseniz BDP'nin anayasasını madde madde alıp değerlendireceksiniz. Tek dil, tek millet olacak diyorlar. Anadilde eğitim Türkçeden başka asla olmaz diyorlar. Devletin yönetim şeklini tartışmayacağız diyorlar. Peki neyi tartışacağız? Biz niye değiştiriyoruz, niye değiştirmeyi tartışıyoruz? Darbe anayasasını alın madde madde tartışın o zaman.  Tekçi dayatmayla yeni anayasa üzerinde uzlaşma olmaz. Türkiye toplumu tek din, tek dil, tek ırktan oluşan bir devlet değil. Bütünlükçü bir tarzda herkesin kendini bulacağı bir anayasa şart. Demokrasi anlayışınız bunu hazmetme konusunda bu kadar kıtsa bu komisyonda ne işiniz var? Bu 'yeni bir anayasa yapmayı nasıl engellerim' demektir. Darbe anayasasını yeniden yeniden sunmanın bir anlamı olabilir mi? Zaman baskısı altında olmaması için sonsuz güven verdik, yetki verdik. Tam yetkilidirler dedik" ifadesini kullandı. <br />
<br />
ACİL DEMOKRASİ PAKETİNE İHTİYAÇ VAR<br />
<br />
Anayasa üzerinde uzlaşmanın mümkün olmaması halinde BDP olarak tek başlarına anayasa yapma güçlerinin bulunmadığını ifade eden Demirtaş, "Bu mümkün değil diyorlarsa eğer uzlaşmaya yanaşılmıyorsa BDP olarak tek başına anayasa yapmaya gücümüz yetmez. Eğer bir paket halinde geçici bir anayasa reformu, bir değişiklik tartışması olacaksa biz bundan vazgeçmeyeceğiz. Bunun için öncelikle AKP'nin başkanlık dayatmasından vazgeçmesi gerekir. Anayasal reform paketi üzerinde tartışma yürütülebilir. Bu noktada bir referanduma gidilebilir. Biz buna karşı çıkmayacağız. Biz BDP olarak buna hayır demeyeceğiz. Bu Türkiye'nin 30 yıllık hayalidir. Sivil, özgürlükçü eşit bir anayasa Türkiye'nin hayalidir. Biz seçmenlerimize verdiğimiz sözümüzün gereği olarak bunun arkasındayız ve o konuda dik duruşumuzu sürdürmeye devam edeceğiz. Yol temizliği ve yasal reform sürecine ihtiyaç var. Acil demokrasi paketine ihtiyaç var. Milletvekillerinin tutuklu olduğu koşullarda, gazetecilerin, avukatların tutuklu olduğu, basın üzerinde sansürün etkili olduğu bir ortamda yeni anayasayı nasıl yapacağız. Acil demokrasi paketine ihtiyacımız var" diye konuştu. <br />
<br />
SEÇİMDEN KORKMUYORUZ, HAZIRIZ<br />
<br />
Başbakan'ın seçim üzerinden yaptığı siyasete değinen Demirtaş, "Biz BDP olarak seçimlere hazırız. Ne zaman isterseniz seçime hazırız. Ama seçim içinde demokratik bir ortam şarttır. Anti demokratik seçim koşullarının olduğu yerde demokratik bir seçimden bahsetmek mümkün değil. Önümüze çıkarılan bin bir baraja rağmen biz buralara geldik. Bizim burada olmamız parlementer sistemin işlediği anlamına gelmiyor. Şimdi bundan sonra demokrasi inşa edilecekse aynı modelle mi hareket edilecek? Biz bunu kabul etmiyoruz. Her şey parti genel başkanının iki dudağı arasında rehin tutuluyorken bu sistemin demokratik bir yarışa dönüşmesi imkansızdır. Seçim barajını kaldıralım. Hazine yardımından bütün partiler yararlansın. Parlemento içinde ve dışında olan tüm partiler yararlansın. Seçmenimizin bütün vergileri AKP, CHP ve MHP'ye gidiyor. Buna da eşit adil seçim yarışı deniyor. Biz seçimden korkmuyoruz. Biz iki defadır halkımızın özverisiyle, cesur duruşuyla buraya geliyoruz. Önce yasal reformların yapılması, seçimi tartışıyorsak seçim barajının kaldırılması, Özel Yetkili Mahkemelerin (ÖYM) kaldırılması, ifade özgürlüğünde düzenlemeler yapılması, hakikatlerle yüzleşilmesi, bütün bunlarda düzenleme yapmadan demokratik adımlardan bahsedilemez. Türkiye'deki anti demokratik uygulamalara rağmen biz buradayız" ifadesini kullandı.<br />
<br />
GEÇİCİ BARIŞTAN KALICI BARIŞA GEÇİŞİN TEK YOLU…<br />
<br />
Bugüne kadar savaşı, şiddeti bahane edenlerin artık elinde bahane kalmadığını söyleyen Demirtaş hükümetin şart koşması değil toplumsal talepleri ciddiye almak durumunda olduğuna dikkat çekti. Demirtaş, "Bu geçici barışı kalıcı bir barışa dönüştürmenin tek yolu demokratikleşmedir. Biz bu fırsatları heba etmelerine izin vermeyeceğiz. Kadınlar alanlarda, meydanlarda, dağlardalar, Aleviler, işçiler, memurlar, gayri müslimler hepsi alanlardalar. Hükümetin de kulağını kapatamayacağı bir dönemi yaşıyoruz. Ve bunu daha da yükseltmeyi esas alıyoruz" dedi. <br />
<br />
KONFERANSLARI HÜKÜMET DE İZLESİN<br />
<br />
Bu hafta sonu HDK'nin öncülüğünde önemli bir konferans olacağını belirten Demirtaş, halkın değişik beklentilerinin nasıl yol alacağına dair konumunu netleştireceğini ifade etti. BDP olarak bu konferansların başarısı için çalışacaklarını dile getiren Demirtaş, "Özgücümüze, halkımıza güvenerek yola çıktık. Süreç nedir diye soranlar buyursunlar konferansa gelsinler. Demokratik mücadeleyi yürüteceğiz dedik. Örgütleneceğiz, mücadeleyi halka taşıyacağız dedik. Biz buna inanarak yola çıktık. Ve 25-26 Mayıs tarihlerinde Ankara'da yapılacak konferans bu süreçlerin nasıl yapılacağını gösterecek" dedi. Diyarbakır, Avrupa ve Hewler'de de benzer konferansların yapılacağını kaydeden Demirtaş, taleplerin ortaklaştırılmasının önemine vurgu yaptı. Demirtaş, "Halkın talepleri karşılanmadığı müddetçe bu sürece nokta konulamaz. Resmi olarak izlemesini öneriyoruz. Hükümet adına dinleyici olarak halkın taleplerini belirttiği bu konferanslarda bulunsun istiyoruz" dedi. <br />
"Hükümet bu süreci heba ederse ne olur?" sorusunu soran Demirtaş, "Bunu hükümet düşünsün. Biz hükümet karşısında çaresiz değiliz. Örgütlü bir toplumuz. Doğru örgütlenir ve sesimizi doğru yöntemlerle duyurursak sonuç alırız. Bunu engellemek için hükümet tedbir almak da isteyecektir. Ama bizim önerimizi dikkate alsınlar. Esas olarak onlar kaybederler. Şu ana kadar umut vermiyorlar. Barış kardeşlik dilini bile kurmayı beceremediler. Bu onların sorunu kendileri bilir. Çünkü Türkiye'de halklar ve demokrasi kesin kazanacaktır. Türkiye'nin önümüzdeki yüzyıllık geleceğini tartışıyoruz. Hükümetin ketum davranması durumunda kaybedeceği açıktır" şeklinde konuştu. <br />
<br />
DGM’LER ÖYM’LERDEN İYİYDİ<br />
<br />
Türkiye cezaevlerinde tutuklu bulunan siyasetçi, avukat, gazetecilerin sayısının rekora gittiğini ifade eden Demirtaş, "Bu kadar tutuklunun olduğu bir yerde demokrasiden bahsedilemez. Hala milletvekilleri ile ilgili bir karar almış değiller. Ben ÖYM'ler kaldırılsın diyorum. Sadec milletvekilerini bıraksınlar demiyorum. Milyonlarca insan bu ÖYM'nin mağduru oldu. 80 yaşındaki insan dün Kars'ta tutuklandı. Çoğu kan davalarında arabuluculuk yaptıkları için tutuklandı. Dün tutuklananlar 'KCK mahkemesi' olarak yargılanıyorlar. Toplumda kabul görmüş insanların toplumsal barışı sağlamaları ÖYM'lere göre suçtur. Asıl ağır cezaları hak edenler bu mahkemelerin kendileridir. Bu mahkemelerin her bir heyetinin üyeleri siyasi odaklara angaje bir şekilde çalışmalarını yürütüyorlar. Bunlar sır değil ve saklamıyorlar. DGM'ler bundan iyiydi. Sıkı yönetim mahkemeleri bundan iyiydi. En azından ellerindeki kanunu uyguluyorlardı. KCK ana davasında 60'dan fazla kişi ceza almış olsalar dört yıl yatacaklardı. Ama dört yıl üç aydır yatıyorlar. İnfazı bitmiş, halen tahliye etmiyor. Açık açık suç işleyen mahkemelerin olduğu bir yerde bu mahkemenin kökten kalkması gerekiyor. Suç işliyor yargıçlar yargılanmaları lazım. Sen yargıç değilsin, siyasetçisin. Kan davası duygusuyla yaklaşıyorsun. Böyle adalet anlayışı olur mu? Bunların haddi hesabı yok. Şimdi muhaliflerini yargılıyor diye buna dönüşmüş. Bu süreci doğru yönlendirmek istiyorsanız ÖYM'ler kaldırılacak" dedi. <br />
<br />
35 AVUKAT CEZAEVİNDE<br />
<br />
Cezaevlerinde tutsak bulunan avukatlara selam gönderen ve hafta sonu ÇHD kongresi sonucunda yeniden ÇHD genel başkanlığına getirilen Selçuk Kozağaçlı'yı tebrik eden Demirtaş, "35 avukat şimdi cezaevinde. Ben hem ÇHD'li hem Asrın Hukuk Bürosu avukatlarının onurlu duruşunu kutluyorum. Yeni yönetime başarılar diliyorum" dedi. Bütün cezaevlerinde özellikle de Tekirdağ Cezaevi'nde sıkıyönetim dönemlerini aratan uygulamaların olduğunu hatırlatan Demirtaş, cezaevlerinden gelen şikayetler üzerine Adalet Bakanlığı ile görüştüklerini kaydetti. Adalet Bakanlığı'na defalarca başvurdukları halde sonuç alamadıklarının altını çizen Demirtaş, "Bu cezaevleri Adalet Bakanlığı'na bağlı değil mi diye kafamızda kuşkular oluşmaya başladı. Adalet Bakanlığı'nın söz geçiremediği cezaevi yönetimleri varsa bu Adalet Bakanlığı'nın sorunudur. Neden Adalet Bakanlığı müdürüne söz geçiremiyor? Defalarca iletmemize rağmen ilerleme yok. O zaman Adalet Bakanı istifa etsin" dedi. Hasta tutsakların durumuna da dikkat çeken Demirtaş, "Cezaevlerinde durumu ağır olan tutsaklar var. Abdulsamet Çelik, Taylan Çintay durumu ağır olan arkadaşlarımızdan sadece ikisi. İHD'nin son raporu da hasta tutsakların durumuna dikkat çekiyor ve detaylı durumlarını anlatıyor. Ancak bunun karşısında önlem alınmamasını hala anlayabilmiş değiliz" dedi.“<br />
<br />
<i>RO/Zilan Dersim</i>  <br />

]]></description>
</item>

<item>
<title>Türk: İsterseniz anayasanın her yerine 'Türk' yazın</title>
<link>http://www.rizgari.com/modules.php?name=News&amp;file=article&amp;sid=39990</link>
<language>turkish</language>
<description><![CDATA[
<a href=http://rizgari.com/images/wenenuce/isterseniz-heryerine-turk-yazin.jpg><img src=http://rizgari.com/images/wenenuce/isterseniz-heryerine-turk-yazin.jpg align=left width=125 hspace=5 vspace=5 border=0></a><b>Rizgarî Online/</b> Mêrdîn Bağımsız Milletvekili Ahmet Türk, yeni anayasada Türklük ifadesinin bulunmasına herhangi bir itirazları olmadığını, farklı kimliklerin de güvence altına alınmasını istediklerini söyledi. Ahmet Türk ve BDP´nin Wan Milletvekili Nazmi Gür, ABD'nin başkenti Washington'daki temaslarıyla ilgili Türk gazetecilerle bir araya geldi. ABD Dışişleri Bakanlığında üç görüşme yaptıklarını belirten Türk, bu kapsamda ABD Dışişleri Bakanlığında, Avrupa ve Avrasya'dan sorumlu Müsteşar Yardımcısı Vekili Eric Rubin, ABD Dışişleri Bakanlığı Türkiye masası yetkilileri ve Beyaz Saray yetkilileriyle bir araya geldiklerini anlattı. Türk, Amerikalı bakanlık yetkililerinin “Türkiye'deki çözüm sürecin” desteklediklerini ve önemsediklerini, sürecin kendilerinin beklediğinden de hızlı geliştiğini ifade ettiklerini aktardı. <br />
<br />
Türk medyasının kaydettiğine göre,”PKK 'nın çekilme kararı gibi örnekler vererek, "Kürt tarafında çözüm süreciyle ilgili herhangi sıkıntı olmadığını" savunan Türk, "Bundan sonra top biraz da hükümettedir" dedi. <br />
<br />
Çözüm sürecine herkesin destek vermesi gerektiğini belirten Türk, "Türkiye'deki demokratik taleplerimiz, sadece Kürtlerin değil, toplumun bütün olarak demokratikleşmesini, Türk halkının da özgürleşmesini esas alan taleplerdir. Yine Kürt sorununun çözümü durumunda sadece burada Kürtler değil Türkiye de kazançlı çıkacak. Kendi Kürtünü kucaklayan, kazanan bir Türkiye Ortadoğu'da da daha etkin bir rol oynayacak, Ortadoğu'ya demokrasi götürebilecek bir aktör olacaktır" diye konuştu. <br />
<br />
Sorunun çözümü için dışarıdan herhangi bir müdahale istemediklerini vurgulayan Türk, ABD'nin, Türkiye'ye çözüm sürecinde destek vermesini arzuladıklarını söyledi. <br />
<br />
Ahmet Türk, "Anayasada Türk, Kürt, Laz, Çerkez yazılsın gibi ihtiyaç da duymuyoruz. İşte efendim 'Türklük gidecek' deniliyor, isterseniz anayasanın bütün sayfalarına Türklük yazsın, bizim itirazımız yok ama biz, farklı kültürlerin, kimliklerin de güvence altına alınması, inkar edilmemesi, hakkının olduğunun kabulü gerekir diyoruz. Yoksa bizim Türklükle, Türk halkıyla sorunumuz yoktur. Sonuçta bu zaten Türkiye Cumhuriyeti Anayasası'dır. İhtiyaç duyuyorsanız, Türk halkının da haklarını, hukukunu oraya koyunuz ama farklıları da inkar etmeyin diyoruz" diye konuştu.”<br />
<br />
<i>RO/Zilan Dersim</i><br />

]]></description>
</item>

<item>
<title>Çekiliyoruz, ama yaralar kapanacak mı?</title>
<link>http://www.rizgari.com/modules.php?name=News&amp;file=article&amp;sid=39989</link>
<language>turkish</language>
<description><![CDATA[
<a href=http://t24.com.tr/media/editorials/hcyazi6icfotohatirab.jpg><img src=http://t24.com.tr/media/editorials/hcyazi6icfotohatirab.jpg align=left width=125 hspace=5 vspace=5 border=0></a> <b>Hasan Cemal*/</b> Fuat 14 yıldır dağda. Anlatıyor: “Devletin bıraktığı yaralar duruyor. İster istemez soruyorsun; çekiliyoruz, ama bu yaralar, izler kapanacak mı? Neden çıktık dağa, şimdi neden iniyoruz? Kafalar öylesine kin ve nefret dolmuş ki… Biliyorum bunlar iki taraflı… Ve devlete olan güvensizliğimiz o kadar derine gidiyor ki…"1999'da yeniydik, bu çekilme farklıDevam ediyor: "Bu sefer çekilmeyle ilgili olarak 1999’a kıyasla daha ciddi bir durum var. 1999 çekilmesinde operasyon yemeyen grup kalmamıştı. Yeniydik, bilmiyorduk. Önderlik esaret altında, nasıl olacak bu iş, diyorduk. Bu sefer farklı. Çünkü çekilme sürecini bizzat önderlik yönlendiriyor.”<br />
 <br />
Kadın gerillalar bölgeyi etkiledi<br />
<br />
Dağdaki kadınları soruyorum, anlatıyor: "Bölgenin etkilenmesi en çok kadın gerillalarla başladı. Bizim köyde, evde kalan kadınlar da, anneler de bundan etkilendi. Özgüven kazanmaya başladılar. Kadının özgürleşme meselesi yani… Gösteri oldu mu, serhildan oldu mu, kadınlarımız ön plana çıkmaya başladılar."<br />
 <br />
Asker 'terörist' de demez 'kokarca' derdi<br />
Dağdan önce bir okul ve memleket hatırası: “Okula başladığımda, 'Kürt değil de keşke Türk çocuğu, öğretmen çocuğu olsaydım' dediğim zamanlar olmuştu… Kürtleri insandan saymazlardı. İlle de Türkleştireceklerdi. 'Türksün' ya da ‘Sen Kıro’sun’ derlerdi. Kürtlük hep alçaltılırdı. 1990'larda asker 'terörist' de demez 'kokarca' derdi…"<br />
 <br />
Çıkabildiğim en yüksek noktaya,  Saddam diktası döneminden kalma bir karakol yıkıntısının üstüne çıkıyorum. Sıra sıra Kürdistan dağlarında, bu harika manzaranın önünde bir hatıra fotoğrafı çektiriyorum. <br />
En arkada karlı doruklarıyla Tanin Dağları uzanıyor.<br />
<br />
Orası sınırın ötesi, Türkiye. <br />
<br />
Uludere, Beytüşşebap ve Çukurca’sıyla Şırnak ve Hakkari tarafları. Ya da PKK’nın, Kürtlerin deyişiyle Kuzey. <br />
<br />
“Oraları, Türk sınır tepeleri” diyor beni gezdiren gerilla, “Tanin’in ön tarafında katliama uğrayan Roboski Köyü var. Normalde hızlı bir gerilla grubu bir gecede ulaşır oralara… Türk askeri, Türk sınırının dışında, Güney (Kuzey Irak) topraklarındadır. Çünkü eğer orayı tutmazsa, Şırnak-Hakkari anayolu denetimsiz kalır.” <br />
<br />
Aşağıdaki yemyeşil vadinin içinden, dağların arasından Habur Suyu akıyor. <br />
<br />
Türk Silahlı Kuvvetleri’nin, 2008 yılı Şubat ayında, pek de başarılı geçmediği bilinen büyük kara operasyonu sırasında buralara kadar geldiğini söylüyor. Yerdeki tek tük konserve kutularını gösteriyor, “Bunlar Türk askerine ait” diyerek…<br />
 <br />
<b>'Çekilmeyi hazmedebilmiş değiliz, ama…' </b><br />
<br />
Geçen günlerde de duyduğum şu sözünün altını çiziyorum: <br />
<br />
“Çekilmeyi hazmedebilmiş değiliz.”<br />
<br />
Hemen arkasından da, “Ama önderliğin iradesine inandığımız için…” diye devam ediyor. <br />
Sınır dışına ‘çekilme’yle ilgili olarak, 40-45 yaşlarında komutan konumundaki bir gerillanın şu sözlerini de not ediyorum: <br />
<br />
“Yıllar yılı dağla kurulan bir duygudaşlık vardır. Silahla kurulan bir duygudaşlık vardır. Gerilla açısından dağ, zamanla onun evi, yurdu haline gelir. Gerilla kendi kimliğini bu coğrafyada kazanıyor. Onu besleyen bir kaynak haline geliyor dağ… O yüzden bir gün, ‘Hadi toparlanın, çekiliyoruz!’ deyince, yuvadan, evden ayrılma duygusu  tomurcuklanıyor. Gözyaşı dökenler oluyor. Kolay değil.”<br />
<br />
Bu zorlanma olayını, PKK silahlı unsurlarının en önemli komutanı olarak çekilmenin sorumluluğunu üstlenmiş olan Bahoz Erdal’ın ağzından da duymuştum, şöyle demişti:<br />
<br />
“Dağdaki gerilla için kolay bir tercih değil. 1999’daki sınır dışına çekilmede de bunu yaşamıştık.  Hem gerilla, hem halk gözyaşı dökmüştü. Dağ, bir sınırın ötesinde hayat tarzı haline geliyor gerilla için… Birçok unsur dağa bağlanıyor. Ayrıca Kürtlerle, köylülerle içiçe kurulan ilişkiler var. 1999’da çekilirken, sadece gerilla değil, ‘Bizi bu zalim devletin eline mi bırakıp gidiyorsunuz’ diyen Kürt köylüleri de gözyaşı dökmüştü."<br />
 <br />
<b> 'Asker bize 'terörist' de demez 'kokarca' derdi' </b><br />
<br />
‘Gerilla noktası’nda ya da benim deyişle ‘PKK kampı’ndaki ceviz ağacının altında sabah vakti bir gerillayla sohbet ediyorum. <br />
<br />
Adı Fuat. 43 yaşında. “Amed’den (Diyarbakır), Kulp’tanım” diyor. 1999’da çekilme başlarken dağa çıkıyor. Çekilmeyle birlikte kendi gerilla grubu Hakurk, Kandil taraflarına gidiyor. <br />
<br />
Babası hayvan tüccarıymış, kendisi de işsiz güçsüz takılanlardan. 29 yaşındaymış dağa çıktığında. Annesi çok üzülmüş… <br />
<br />
Fotoğraf çektirmek istemiyor. <br />
<br />
Ortaokuldan terk, diyor tahsil durumunu sorunca. Şöyle anlatıyor okulla ilişkisini de: <br />
<br />
“Kulp’ta yatılı bölge okuluna gittim. Bir Kürt olarak asimilasyon, Türkleştirme nedir o zaman anlamaya başladım. 12 Eylül darbesi olduğunda çocuktum. Askeri idare, 1982 yılında hocalarımızı içeri attı, görevden aldı, onları yumuşak buldukları için… Yeni gelen hocalar sertti bize karşı, özellikle Kürtçe konusunda…” <br />
<br />
Şöyle devam ediyor Fuat: <br />
<br />
“1982, 1983’tü. Okulu aynı zamanda kışla yaptılar. Komando piyade gelip yerleşti. Bölge Kırmanç’tır. Ben Zaza olduğum için çocuklar arasında da bir dışlanmayı zaten yaşıyordum. Okula başlayınca, bu sefer ‘Türkleştirme’yle karşılaştım. Kürtçe konuşana ceza veriliyordu okulda…” <br />
<br />
Altı yıl sonra okulu terk etmiş Fuat. <br />
<br />
O yılları şöyle anlatıyor: <br />
<br />
“Kürt Solu, DDK, Özgürlük Yolu, KUK vardı. Sonra Apocular adı öğrenciler arasında yayılmaya başladı. Talebeler de denirdi onlar için… Önce şehirde onlara yardımcı olmaya başladım, 1999’da da katıldım PKK’ye…” <br />
<br />
Katılma sürecini şöyle anlatıyor: <br />
<br />
“1990’ların başıydı. Lice-Kulp-Hani üçgeninde köyler zorla boşaltılmaya başlandı. Siirt, Pervari, Botan’dan itibaren bölgenin insansızlaştırılması… Köy operasyonlarında yaşadıklarımız… Gerilla cenazelerine yapılan saygısızlıklar… O zamanlar asker bize, Kürt köylülerine terörist de demezdi, kokarca derdi. Diyarbakır’dan Kulp’a giderken adım başı olan kontrol noktalarında asker tarafından, polis tarafından devamlı sorgulanırdık, illallah derdik, insanlığımızdan utanırdık.” <br />
Ailesinden söz ediyor: <br />
<br />
“Dağa çıkanlar arasında amca oğullarım vardı. Biri dağda şehit oldu, diğeri faili meçhul cinayete kurban gitti.”<br />
 <br />
<b> 'Bu seferki çekilme 1999'dan farklı' </b><br />
<br />
Fuat, çekilme konusunda şunları söylüyor: “Bu sefer çekilmeyle ilgili olarak 1999’a kıyasla daha ciddi bir durum var. 1999 yılı çekilmesinde operasyon yemeyen grup kalmamıştı. 500’ün üstünde şehit, esir vermiştik. Yeniydik, bilmiyorduk. Önderlik esaret altında, nasıl olacak bu iş diyorduk. Bu sefer farklı. Çünkü çekilme sürecini bizzat önderlik yönlendiriyor.” <br />
<br />
Hemen arkasından ekliyor Fuat: <br />
<br />
“Ama burası Ortadoğu. Dengeler her an değişebilir, her an her şey olabilir.”<br />
<br />
Klasik soru onun da ağzında: <br />
<br />
“Neden çıktık dağa, şimdi neden iniyoruz?”<br />
<br />
Ailesinden söz ediyor: <br />
<br />
“14 yıldır bir defa, o da abimle telefonda konuştum, hepsi o kadar… Annem, eski klasik Kürt kadınıydı. Bizimle bile konuşmazdı. Üç kız, beş erkek kardeştik. Evin hakimi nenemdi, otoriter olan oydu.”<br />
 <br />
<b> 'Bölgenin etkilenmesi <br />
en çok kadın gerillalarla başladı' </b><br />
<br />
Ben konuyu kadın gerillalara getiriyorum. Kadınların dağa çıkmaya başlamasının PKK açısından önemini soruyorum. <br />
<br />
Yanıtın özeti şöyle: <br />
<br />
“Bölgenin etkilenmesi en çok kadın gerillalarla başladı. Bizim köyde, evde kalan kadınlar da, anneler de bundan etkilendi. Özgüven kazanmaya başladılar. Kadının özgürleşme meselesi yani… <br />
<br />
Gösteri oldu mu, serhildan oldu mu, kadınlarımız ön plana çıkmaya başladılar.”<br />
<br />
Tekrar çocukluğuna dönüyor Fuat: <br />
<br />
“Okula başladığım zaman, anımsıyorum, Kürt değil de keşke Türk çocuğu olsaydım, keşke öğretmen çocuğu olsaydım, dediğim zamanlar olmuştu kendi kendime… Kürtleri insandan saymazlardı. İlle de Türkleştireceklerdi. ‘Ben Kürdüm, hayır Türksün!’ ya da ‘Sen Kıro’sun!’ derlerdi. Kürtlük hep alçaltılırdı.”<br />
Devam ediyor Fuat: <br />
<br />
“Devletin bırakmış olduğu yaralar, izler duruyor. Bütün bunları yaşadıktan sonra, şimdi ister istemez kendi kendine soruyorsun: Ne olacak şimdi? Bütün bu yaralar, izler kapanacak mı? Düzelecek mi bütün bunlar?”<br />
<br />
Şu sözler de Fuat’ın: <br />
<br />
“Kafalar öylesine kin ve nefret dolmuş ki… Biliyorum bunlar iki taraflı, karşılıklı… Ve devlete olan güvensizliğimiz o kadar derine gidiyor ki…”<br />
<br />
Yaşı 40’ı devirmiş, 14 yıldır dağda olan Fuat’ın duygu ve düşünceleri böyle. Barış konusunda ciddi olanlar ister Ankara’da, ister Kandil’de, ister İmralı’da olsunlar, barış sürecini çok boyutlu düşünüp taşınmak zorundalar.<br />
 <br />
<b> Kürtçe konuşma korkusu </b><br />
<br />
Dağların arasında, ıssız yollarda nöbet yerine gitmekte olan iki gerillaya rastlıyoruz. Yan yana, konuşa konuşa yürüyorlar. <br />
<br />
Sakallı olanı Elazığ’dan. <br />
<br />
Önce Atatürk Üniversitesi’ne, sonra Mustafa Kemal Üniversitesi’ne gitmiş, ama bitirmemiş. <br />
<br />
Neden dağ, sorusuna yanıtı: <br />
<br />
“Anamın babamın Kürtçe konuşma korkusunu hatırlıyorum. Ve babamın o hiç bitmeyen işini kaybetme korkusunu… İşte bunlar ve kimliğimin inkarı nedeniye dağa çıktım bir gün…”<br />
Diğeri, Siirt’ten. <br />
<br />
Harran Üniversitesi’nde okumuş bir süre. <br />
<br />
Üniversitedeyken PKK ile temas gelmiş, hapse atılmış, çıkınca da doğru dağa gitmiş… <br />
<br />
Çekilme süreci konusunda ne olup bittiğini de daha çok radyodan dinliyorlarmış… <br />
<br />
Daha fazla konuşmak istemiyorlar, yoldan sapıp ağaçların, yeşilliklerin arasından yitip gidiyorlar. <br />
Çekilme Günlüğü’nün altıncısı yarın… <i>21/05/2013</i><br />
<br />
<b>Dağlardaki Mahir'ler ve Ulaş'lar hangi etkiyi yansıtıyor? </b><br />
 <br />
Peşmergeye gazeteci olduğunu söyleme<br />
Dağ yolculuğum 12 Mayıs Pazar günü Erbil’den başladı. Beni otelden alan beyaz jipin sürücüsü Şırnak’tandı, ismi Star’dı. “Dört beş saatlik yolumuz var. Sonra onlar alacak seni” dedi ve uyardı: “Kontrol noktalarında peşmergeye sakın gazeteci olduğunu söyleme... Kürtçe bilmediğini söyle...”<br />
<br />
<b> Artık kavga dağda değil, masada olsun</b><br />
<br />
Adı Robian olan lokantanın önünde duruyoruz. Genç garson; “Hasan Abi, beni tanıdın mı? Yüksekova’da kaldığın otelin resepsiyonunda çalışıyordum” diyor. <br />
<br />
Hatırladım tabii. Yüksekova’da adı Oslo olan bir otel!.. Diyor ki: “Süreç iyi gidiyor galiba. Artık kavga dağda değil, masada olsun. Silah devri bitti.”<br />
 <br />
Her taraf sondaj kulesi<br />
<br />
Nereye baksam sondaj kulesi. Kürdistan <br />
<br />
Yönetimi’nin elini güçlendiren, bölgeyi karmaşıklaştıran, Ankara’yla Erbil’i yakınlaştıran, Kürtlerin geleceğinde önem taşıyan petrol kuyuları... <br />
<br />
Star, “Son kontrol noktasını da geçtik mi, dağlar bizimdir” diyor, “Sonrasını bilmiyorum, seni alacaklar...”<br />
 <br />
<b>Öcalan kaynaklı 'devrimci gençlik' sempatisi</b><br />
<br />
Beyaz bir kamyonetten iki gerilla iniyor. Birinin adı Umut, diğerinin Ulaş. “Ulaş Bardakçı” diyorum, gülüyor. Kandil’de tanıdığım Mahir Çayan geliyor aklıma. 12 Mart askeri döneminde hayatını kaybetmiş  “devrimci gençlere” PKK saflarında duyulan sempatide, sanıyorum, Öcalan’ın payı büyük...<br />
<br />
Dağ yolculuğum 12 Mayıs Pazar günü Erbil’den, Kürtçe asıl adıyla Hewler’den başladı.<br />
<br />
Beni sabah vakti otelden alan Toyota marka beyaz jipin sürücüsü Şırnak’tandı, ismi Star’dı. 1992’de altı yaşındayken ailesi yaşadığı baskılar yüzünden göç etmek zorunda kalmıştı. Babası inşaat işi yapıyordu.<br />
<br />
“Dört beş saatlik yolumuz var. Sonra onlar (gerillalar) alacak seni, dağa çıkarmak üzere” dedi.<br />
İlk istikamet Duhok.<br />
<br />
Bu arada tembih etti:<br />
<br />
“Kontrol noktalarında peşmergeye sakın gazeteci olduğunu söyleme... Kürtçe bilmediğini söyle...”<br />
<br />
Beyaz taşlarla tepenin üstüne KÜRDİSTAN yazmışlar. Musul’a değil, Duhok’a sapıyoruz. Bir tarafımızdan Zap Suyu akıyor. Kocaman bir turist otobüsüne rastlıyoruz.<br />
<br />
“Hewler’den binerler, Van’a, Diyarbakır’a gezmeye giderler.”<br />
<br />
“Sen de gitsene...”<br />
<br />
“Pasaport yoktur ki.”<br />
<br />
“Dağdan git o zaman...”<br />
<br />
“Tadı yoktur öyle...”<br />
<br />
“Artık barış zamanı gidersin.”<br />
<br />
“He vallahi, barış zamanı giderim Şırnak’a, memleketimi görmeye...”<br />
 <br />
<b> 'Allah’a emanet olun!' </b><br />
<br />
Bulutların arasından bir dağ silsilesinin belli belirsiz silueti önümüze çıkıyor. “Gara Dağı derler, arkası Türkiye...”<br />
<br />
Vakit öğleyi geçiyor. Adı Robian olan lokantanın önünde duruyoruz.<br />
<br />
Genç garson:<br />
<br />
“Hasan Abi, beni tanıdın mı? Birkaç yıl önce Yüksekova’da kaldığın otelin resepsiyonunda çalışıyordum.”<br />
<br />
“Hatırladım. Oslo Oteli’ydi. Hakkâri’nin <br />
<br />
Yüksekova’sında adı Oslo olan bir otel...”<br />
<br />
“Norveç’e göç etmiş, para kazanıp dönünce de otelinin adını böyle koymuş...”<br />
<br />
“Oslo Oteli galiba Yüksekova’yı ikiye bölen bir sınır gibiydi. Ondan öteye asker - polis geçemezdi. Hatta ben oradayken bu kırmızı çizgiyi geçen bir başçavuş vurulmuştu.”<br />
<br />
“Evet, Oslo Oteli’yle o köprü sınırdı. Devlet onun ötesine geçemezdi.”<br />
<br />
“Senin yolu buralara nasıl düştü?”<br />
<br />
Anlaşılan Yüksekova’dan kaçmak zorunda kalmış, şöyle diyor:<br />
<br />
<br />
“Önce İran’a geçtim. Bir ay önce de buraya geldim.”<br />
<br />
“Süreci izliyor musun?”<br />
<br />
“İyi gidiyor galiba. Öyle gözüküyor. Artık kavga dağda değil masada olsun. Silah devri bitti.”<br />
Rowyam beldesiymiş. Uzakmış ama Yüksekova’nın karşına düşüyormuş...<br />
<br />
PKK’nın neredeyse her durakta, her düzeyde belirttiği eleştiriyi Yüksekovalı garson gencin ağzından da dinliyorum:<br />
<br />
“Hem çekilme olsun, hem bu kadar karakol kurulsun, olur mu hiç?.. Derecik’le Yüksekova arasında dokuz tane kontrol merkezi kurulmuş yeni...”<br />
Bana soruyor:<br />
<br />
“Gezmeye mi geldin buralara, nereye geldin?”<br />
<br />
“Dağlara geldim!”<br />
<br />
“Allah’a emanet olun!..”<br />
<br />
Duhok’a girmiyoruz.<br />
<br />
1993 yılında Sabah gazetesinde yazarken, Mesut Barzani’yle ilk mülakatımı Duhok’ta yapmıştım. 20 sene olmuş. Yıllar ne çabuk geçiyor.<br />
 <br />
<b> Her tarafta petrol sondaj kuleleri... </b> <br />
<br />
Gara Dağı sağımızda kalıyor.<br />
<br />
İki yanımızda yemyeşil topraklar uzanıyor. Papatyalarla, gelinciklerle, adını bilmediğim bir dolu bahar çiçeğinin gelin gibi süslediği topraklar uzaklardaki dağlara kadar göz alabildiğine dümdüz gidiyor.<br />
<br />
Öylesine güzel ki, o kadar iç bayıltıcı kokular ki, yaşamak ne güzel, dedirtiyor insana...<br />
<br />
Amediye yoluna sapıyoruz. Gara Dağı bu kez karşımıza geçiyor. “Burası Secan beldesi, Ezidiler yaşar.”<br />
<br />
Yanık yanık söylüyor, Halil Hemgin.<br />
<br />
“Avrupa’da yaşıyor. Türkiyeli bir Kürt. Çok değerlidir. Kahramanlık türküsüdür söylediği... Yaşı 50’yi geçmiştir. Hiç para peşinde koşmadı.”<br />
<br />
Atrosh mıntıkası.<br />
<br />
Dağlara vuruyoruz.<br />
<br />
“Bundan sonrası hep dağlıktır. Kürdistan böyledir. Dağların arkası da Hakkâri’dir.”<br />
Dikkatimi çekiyor.<br />
<br />
Başımı nereye çevirsem kule görüyorum, petrol sondaj kuleleri. Irak Kürdistan Yönetimi’nin elini güçlendiren, bölgesel politikayı karmaşıklaştıran, bu arada Ankara’yla Erbil’i yakınlaştıran, Kürtlerin de geleceğini güvence altına alabilecek ham petrol kuyuları...<br />
<br />
Dağlar iki yanımızda yükseliyor. Vadilerden aşağı doğru yol alıyoruz. Taşlık, kayalık bir arazi bodur ağaçlarla kaplı. Gittikçe vahşileşen bir coğrafya...<br />
<br />
“Son kontrol noktasına geliyoruz” diyor Erbil’den beni getiren jipin sürücüsü Star, “Orayı da geçtik mi dağlar bizim artık. Benim işim seni onlara teslim etmek... Ondan sonrasını bilmiyorum.”<br />
Ekliyor:<br />
<br />
“Araçla gelip seni alacaklar.”<br />
<br />
Telefon çalışmıyor, servis dışı. <br />
<br />
Derin vadilere iniyoruz, dağlara tırmanıyoruz. Ve bir yerde duruyoruz, jipi kenara çekip, gürül gürül suların aktığı, ceviz ve çınar ağaçlarının yemyeşil yükseldiği bir doğanın orta yerinde beklemeye koyuluyoruz.<br />
<br />
Bulutlar toplanıyor dağ tepelerinde, yağmurun habercisi kara bulutlar... Tek tük kuş sesleri... Telefonu çalıyor, bana dönüyor:<br />
“Geliyorlar!”<br />
 <br />
<b> 'Adım Ulaş' deyince <br />
<br />
Kandil'deki Mahir'i hatırladım</b><br />
<br />
Toyota marka beyaz bir kamyonet yaklaşıyor. İki gerilla iniyor. Birinin adı Umut, diğerinin Ulaş.<br />
“Ulaş Bardakçı” diyorum, gülmekle yetiniyor. Kandil’de geçen Mart ayında tanıdığım Mahir Çayan geliyor aklıma. 1970’lerin başında, 12 Mart askeri döneminde hayatını kaybetmiş ‘devrimci gençlere’ PKK saflarında duyulan sempatide, sanıyorum, Öcalan’ın payı büyük...<br />
<br />
Umut 30 yaşında. 10 yıldır dağda. Muş’tan, CHP’li bir aileden geliyor. “Sizinle meslektaşım” diyor, bir iletişim fakültesinde okumuş...<br />
<br />
Ulaş, 36 yaşında. 15 yıldır dağda. Lise mezunu. Memleketi Serhat. Neredeyiz, diye sorunca, bulunduğumuz coğrafyayı kısaca anlatıyor Umut:<br />
“Buraları Behdinan, savaş bölgesi... Şu anda bulunduğumuz yer, bunun içindeki Metina bölgesi... Zap Suyu’yla Habur Suyu’nun arasnda kalan, dağların yoğunlaştığı topraklar... Sağ tarafımız Türkiye sınırı, Çukurca... Bu dağ silsilesine de Metina diyoruz. Buraları 2003’ten beri bizim kontrolümüzde, Medya Savunma Alanları... Irak-Türkiye sınırı, Irak-İran sınırı ve yine İran sınırı boyunca uzanan Kandil... Şuraları, uzaklarda sol taraf Uludere – Beytüşşebap - Şırnak’tır, sağ taraf Çukurca’ya, Zap Vadisi'ne iner.”<br />
Ekliyor:<br />
<br />
“Aşağıdaki şu yemyeşil, ağaçlıklı vadiyi görüyorsunuz ya. Oraya Amerikalıların insansız keşif uçağı Predatör düşmüştü geçen yıl...”<br />
 <br />
<b> Aynur ne güzel söylüyor:<br />
<br />
'Şeytan beni kışkırtıyor!'</b><br />
<br />
Toprak yola sapıyoruz. Ağaçların arasında yitip gidiyoruz. Böbrekte taşım varsa mutlaka düşecek, bel disklerim de yerli yerine oturacak bu yolda...<br />
<br />
Meşe palamutları, incir, ceviz ağaçları...<br />
<br />
Aynur ne de güzel söylüyor Zazaca, Dersim’den bir aşk şarkısını:<br />
<br />
“Şeytan beni kışkırtıyor!..”<br />
<br />
Çekilme Günlüğü’nün yedincisi yarın.<br />
<br />
<i>*t24 com 22.05.2013</i>  <br />

]]></description>
</item>

<item>
<title>Kürdistan hükümeti, Rojava sınır kapısını neden kapattı?</title>
<link>http://www.rizgari.com/modules.php?name=News&amp;file=article&amp;sid=39988</link>
<language>turkish</language>
<description><![CDATA[
<a href=http://rizgari.com/images/wenenuce/kurdistan-neden-siniri-kapatti.jpg><img src=http://rizgari.com/images/wenenuce/kurdistan-neden-siniri-kapatti.jpg align=left width=125 hspace=5 vspace=5 border=0></a><b>Rizgarî Online/</b> Kürdistan Bölgesel Yönetimi makamları, Rojava Bölgesi ile olan sınır kapısını “teknik” bir gerekçeye dayandırarak kapattı. PYD ise kapatmanın “gizli bir şekilde Batı Kürdistan’a geçmeye çalışan” askeri eğitim görmüş El Parti üyelerinin gözaltına alınmasına misilleme olduğu görüşünde. ANF´nin iddiasına göre, “Gözaltındakilerin tümü serbest bırakılırken, PYD Hewlêr sorumlusu Dr. Cehfer, “Kürdistan Hükümeti taraf olmamalı” dedi. Ajansın haberinin ayrıntısında şunlar ileri sürüldü:”Güney Kürdistan’da askeri eğitimden geçirildiği belirtilen onlarca kişi,  18 Mayıs Cumartesi günü Batı Kürdistan’a kaçak yollardan girmeye çalışınca Batı Kürdistan Asayiş güçleri tarafından durduruldu. Toplam 74 kişi gözaltına alındı. Gözaltındakilerin tümü başkanlığını Hakim Başar’ın yaptığı El Parti üyesi. Bu gözaltılardan sadece bir gün sonra, yani 19 Mayıs günü Federal Kürdistan Bölgesi, Batı Kürdistan ile olan sınır kapısını kapattı. Bu kapatmanın “teknik” bir nedenden ötürü olduğu öne sürüldü. Ancak PYD, bunun siyasi bir karar olduğu tepkisinde bulundu.<br />
<br />
<b> HAKİM BAŞAR “SAYGISIZ”</b><br />
<br />
ANF’ye konuşan PYD Hewler sorumlusu Dr. Cehfer şu bilgileri verdi: “El Parti’nin gözaltındaki tüm üyeleri, Batı Kürdistan Asayiş güçlerindeki sorgulamaları arsından serbest bırakıldılar. Bu kişiler, yasal yollardan, diğer bir ifadeyle sınır kapısından geçmediler. Bu nedenle Asayiş tarafından gözaltına alınmışlar. Batı Kürdistan istikrarının bozulması için çok sayıda kişi sınırlardan girmeye çalışıyor. Asayiş de görevini yerine getirdi. Asayiş’in görevi halkın sükunetini bozmaya çalışan grupları yakalamaktır. Güvenliğin sağlanması bu nedenle önemlidir.”<br />
<br />
Dr. Cehfer, El Parti Başkanı Hakim Başar’ın bir televizyon kanalında PYD’ye ilişkin suçlamalarına tepki gösterdi. Cehfer, Hekim’in PYD’ye ilişkin ifadelerini “saygısızlık”, “edepten yoksun” ve “hakaret” olarak değerlendirirken, “Bu yaklaşımı şiddetle kınıyoruz. ‘PYD içerisinde kirli insanlar var, bunların devletle ilişkileri var’ gibi ifadeler sadece karmaşa yaratmak içindir. PYD’ye yönelik bu karalamaları kabul etmiyoruz ve izin de vermeyiz.”<br />
PYD’nin kendisini birinci parti olarak gördüğü ve diğer Kürt partilerinin oluşması veya askeri güç oluşturmasını istemediği yönündeki iddialara ilişkin ise Dr. Cehfer şöyle konuştu: “Bunların hepsi yalan. Halkımız çok iyi biliyor ki Batı Kürdistan’da çok sayıda parti var ve bunlardan birçoğu Kürt Yüksek Konseyi içerisindeler. Biz hiçbir siyasi partiye bizim gibi düşünün ya da bizim gibi olun gibi bir şart koşmadık, her siyasi parti kendi fikirlerine çalışmalarını yürütüyor.”<br />
<br />
<b> NEDEN GİZLİ BİR ŞEKİLDE BATI KÜRDİSTAN’A GEÇMEYE ÇALIŞIYORLAR? </b><br />
<br />
Asayiş gücünün Kürt Yüksek Konseyi’nin çatısı altında faaliyet yürüttüğünü kaydeden Cehfer, şöyle devam etti: “Biz bu konuda talimat veremeyiz. Bir sorun varsa, Yüksek Kürt Konseyi çatısı altında tartışılır.  Kürt halkının istikrarı ve güvenliği için çalışmak isteyenler varsa gelsin Asayiş güçlerine katılsın, YPG içerisinde çalışmalarını yürütsün. Neden gizli bir şekilde, farklı isimlerle ve yasal olmayan yollarla Batı Kürdistan’a girmeye çalışıyorlar? Böyle bir yaklaşım kabul edilemez ve Kürt halkına yönelik tehdit olarak görülür. Asayiş’in görevi Kürt halkının can ve mal güvenliğini sağlamaktır.”<br />
<br />
<b> SINIRA PEŞMERGELER GÖNDERİLDİ</b> <br />
<br />
Sınır kapısının açılması için görüşmelerinin devam ettiğini söyleyen Cehfer, “Ancak henüz açılmadı. Federal Kürdistan Hükümeti kapıyı halka kapattı. Bununla birlikte sınıra peşmergeler konuşlandırdı. Kapının kapatılması siyasidir. Sınır kapısının kapatılması Batı Kürdistan halkına karşı bir tavırdır. Hükümet bu kararını gözden geçirmeli.”<br />
<br />
Federal Kürdistan Bölge hükümetinin yaptığı bir açıklamayı da değerlendiren Dr. Cehfer şöyle konuştu: “Federal Kürdistan Bölge Hükümeti ‘PYD tavrını netleştirsin, diğer partiler üzerinde egemenlik kuruyor, şüpheli yaklaşımları var’ diyor. Biz bu tür açıklamaları reddediyoruz. Kürdistan Federal Bölge Hükümeti’nin var olan anlaşmazlıkları derinleştirmek değil, aksine anlaşmazlıkların giderilmesi için çalışması gerekiyor. Kürdistan Hükümeti taraf olmamalı. Bizim tavrımız açık ve nettir.”<br />
PYD’ye ve Batı Kürdistan halkına yönelik bu yaklaşımların Hewler ittifakına aykırı olduğuna dikkat çeken Cehfer, “Hewler ittifakı yeniden doğrulanmalı” dedi“<br />
<br />
<i>RO/Ömer Kaçar</i>  <br />

]]></description>
</item>

<item>
<title>Kürdistan anadilde eğitim istiyor</title>
<link>http://www.rizgari.com/modules.php?name=News&amp;file=article&amp;sid=39987</link>
<language>turkish</language>
<description><![CDATA[
<a href=http://rizgari.com/images/wenenuce/korucu-nefretine-care-bulunsun.jpg><img src= http://rizgari.com/images/wenenuce/korucu-nefretine-care-bulunsun.jpg align=left width=125 hspace=5 vspace=5 border=0></a><b>Rizgarî Online/</b> “Akil İnsanlar” Heyeti´nin  Kürdistan´da  görevli grubun Başkanı Yılmaz Ensaroğlu çalışmalarını tamamladıklarını ve rapor yazmaya başlayacaklarını açıkladı.Ensaroğlu, "Bölge halkının taleplerinin başında anadilde eğitim geliyor" dedi. Akil İnsanlar Heyeti Güneydoğu Anadolu Bölgesi Grubu Başkanı Yılmaz Ensaroğlu, çözüm sürecine ilişkin, "Akil insanların hazırladığı raporlarda ortaya çıkan bulgular doğrultusunda, farklı mekanizma ve hedefler ışığında, yeni oluşumlar da düşünülebilir" dedi. AA´nın haberinde şunlar kaydedildi:“Ensaroğlu, grubun Diyarbakır ile başladığı Güneydoğu turunu Şanlıurfa'da tamamladığını, belki bir defa daha Diyarbakır'ı ziyaret ettikten sonra raporlarını hazırlayacaklarını söyledi. <br />
<br />
Diğer bölge gruplarının da ziyaretlerini tamamlamasının ardından, bütün akil insanların tekrar bir araya gelmesinin planlandığını vurgulayan Ensaroğlu, şöyle devam etti: "Tüm gruplar raporlar hazırlıyor. Akil insanların hazırladığı raporlarda ortaya çıkan bulgular doğrultusunda, farklı mekanizma ve hedefler ışığında yeni oluşumlar da düşünülebilir. Yine akil insanlarla veya yeni ilavelerle veyahut da başka isimlerle de farklı mekanizmalar düşünülebilir. <br />
<br />
Çatışmalı sorunların çözümü, uzun soluklu çalışmaları gerektiriyor. Bu çalışmalar içinde hemen 2 aylık bir akil insan çalışması ve çabasıyla sorunun biteceğini düşünmek yanlış olur. Her halükarda çalışmaların sürdürülmesi gerekir. Bizden istenen toplumun nabzını ve taleplerini toplamak ve raporlaştırmaktı. Onu tamamlamaya çalışacağız."<br />
<br />
'GÜNEYDOĞLU BİLGE  İNSANLARLA GÖRÜŞECEĞİZ' Ensaroğlu, grupların 10'ar kişilik kadrolarla çalıştığını, grup raporlarının dışında her üyenin de tek tek raporlar hazırlayacağını ifade etti. Sürecin devamında kişisel mülakatlar da yapacaklarını belirten Ensaroğlu, "Güneydoğulu olup da Ankara ve İstanbul 'da oturan ve Kürt sorunu konusunda 'bilge insan' diyebileceğimiz kişiler var. Onlarla da görüşeceğiz. Özellikle Kürtler başta olmak üzere Güneydoğu'da yaşayan insanların sürece ilişkin değerlendirme ve algılarını ortaya koymaya çalışacağız. Taleplerini sıralayacağız" diye konuştu. <br />
<br />
'FİKİR BİRLİĞİNE VARILAN TALEPLER' Ensaroğlu, görüştükleri herkesin taleplerini konulara göre raporlarında sıralayacaklarını söyledi. Değişmeyen isteğin, yeni bir anayasayla bir takım talepler ve hakların güvence altına alınması olduğunu aktaran Ensaroğlu, şunları kaydetti: <br />
<br />
"Liste uzayabilir ama kabaca üç temel konuda aslında yoğunlaşıyor. Birincisi, Türkiye 'nin yeni bir vatandaşlık tanımı yapma ve yurttaş ile devlet arasındaki ilişkileri yeniden tanımlama ve düzenleme talebi var. Biraz daha açacak olursak Kürtler başta olmak üzere etnik olarak Türk olmayan yurttaşlarımız, kendilerine vatandaşlık kimliği olarak Türklüğün dayatılmasına son verilmesini istiyorlar. <br />
<br />
İkincisi, ana dilinin eğitimde ve kamu hizmetlerinin alınmasında kullanılmasında mutabakat var. Farklı siyasi partileri destekleyen insanların da bu konudaki görüşleri değişmiyor. Üçüncüsü ise yerel yönetimlerin güçlendirilmesi ve yerel demokrasinin tahkim edilmesidir. Halkın daha çok kendi seçtiği yöneticiler tarafından yönetilmesidir. Bu da sadece bölgeye özgü bir talep değil. Bütün Türkiye genelinde demokrasinin bu anlamda merkezi yönetimin yetkilerinin yerel yönetimlere dağıtarak güçlendirilmesidir. Bu üç talepte herkes fikir birliğine varmış. Eğitim, kültür, sosyal ve ekonomik talepler de var. Bunlar da yoğunluk sırasına göre değerlendirilecek." <br />
<br />
'İNSANLAR BİRAZ DAHA RAHATLADI' Ensaroğlu, akil insanlar heyetinin Türkiye'nin bütün illerini dolaşarak çözüm sürecine destek sağlamaya çalıştığını hatırlattı. Güneydoğu insanının süreci desteklediğini gözlemlediklerini vurgulayan Ensaroğlu, "İnsanların zihnindeki çeşitli kaygı ve soru işaretleri, yaptığımız değerlendirmeler ışığında öyle tahmin ediyorum ki biraz daha aydınlandı, insanlar biraz daha rahatladı. Temaslarımızda 'Biz böyle düşünmedik, böyle bilmiyorduk' gibi tepkileri çok sık aldık. Kamuoyu desteği bakımından da daha çok diğer bölgelerde çalışma yapan arkadaşlarımızı dinlemek gerekir" değerlendirmesinde bulundu." <br />
<br />
<i>RO/Zilan Dersim</i><br />

]]></description>
</item>

<item>
<title>Bahoz Erdal: Türkiye'nin Suriye politikası yanlış</title>
<link>http://www.rizgari.com/modules.php?name=News&amp;file=article&amp;sid=39986</link>
<language>turkish</language>
<description><![CDATA[
<a href=http://rizgari.com/images/wenenuce/birgun-bahoz-erdal-roportaji.jpg><img src=http://rizgari.com/images/wenenuce/birgun-bahoz-erdal-roportaji.jpg align=left width=125 hspace=5 vspace=5 border=0></a><b>Söyleşi*/</b> <i>PKK'nin Medya Savunma Alanları diye adlandırdığı sahanın Metina bölgesinde (Kandil değil) Bahoz Erdal ile gerçekleştirdiğim altı saatlik söyleşi bir dizi iletişim kazası sonucu aksadı. Kır – kent çelişkisinin bir boyutu da bu olsa gerek diyerek geçelim. Dün bu sayfada yayınlanan Bahoz Erdal söyleşisinin sonuna 'BİTTİ' ibaresi konulduğu için söyleşinin diğer bölümleri Kasabanın Sırrı'na kaldı.</i>Bahoz Erdal, Suriyeli ve eminim herkes onun Suriye'ye ve çocukluğunun geçtiği Rojava bölgesine dair düşüncelerini merak ediyordur. Açıkçası ben de merak ediyordum ve son üç yıldır bir ateş topuna dönen Suriye'nin geleceğini, Kürtler açısından hangi seçeneklerin öne çıktığını ve PYD'nin politikası ile Kürtlerin kısa ve orta vadede nasıl bir konumlanış içine gireceğini sordum. Bahoz Erdal Suriye sorunu ve Rojava ile çok yakından ilgili. Türkiye için öngördükleri 'çözüm süreci'nin benzerini hem İran hem de Suriye Kürtleri için dilediklerini Bahoz Erdal'ın ağzından duymak ise hayli ilginçti. Zira Aysel Tuğluk'un Radikal 2 yayımlanan 'Süreç sonuç değil başlangıç' başlıklı yazısında ifade ettiği “PKK da çeşitli biçimlerde olacak. Suriye’de bir süre daha silahlı; İran’da yakın gelecekte tekrar silahlı; Avrupa’da kurumsal vs. Bunu herkes bilmek durumunda” şeklindeki düşüncesi, gördüm ki, Bahoz Erdal'ın anlatımlarına denk düşmüyor. Bahoz Erdal, Suriye'deki öngörülerine şu cümlelerle başladı: “Türkiye’de nasıl bir süreç başlattıysak, İran ve Doğu Kürdistan’da da benzer bir süreci destekleriz. Bu Ortadoğu merkezli bir bakıştır. Türkiye’de demokratik siyasal bir süreç işletmeye çalışırken, başka bir alanda silahların konuşturulmasını doğru görmüyoruz. Suriye’deki politikamız şudur: Rojava’da halkımızın gerçekleştirdiği 19 Temmuz 2012 ayaklanmasını destekliyoruz. Rojava’daki politikayı doğru buluyor ve destekliyoruz. Fakat biz askeri anlamda Rojava’ya askeri bir güç göndermeyeceğiz. Orada kendilerini savunacak kadar silahlı güçleri var. Bize göre Batı Kürdistan halkının askeri yardımdan ziyade, siyasal, toplumsal ve diplomatik anlamda bir desteğe ihtiyacı var.”<br />
<br />
<b> "SURİYE'DE ÇETELER VAR"</b><br />
<br />
Bahoz Erdal, Suriye'de iç savaşın başlamasının sorumluluğunu muhalefet içindeki silahlı çetelerin varlığına bağlıyor. Ve bu çetelerin muhalefetin meşruiyetini de tartışmalı hale getirdiği görüşünde. Yaygın inancın aksine Suriye devrimine silahın bulaşmış olmasından da hiç ama hiç mutlu değil. Metina'da yaptığımız görüşmede, bu düşüncesini şöyle dile getirdi: “Suriye’de hiçbir zaman silahın bulaşmasını istemedik, tasvip etmedik. Bizim politik yaklaşımımızın doğruluğu da ispatlandı. Muhalefet adı altında grupların, çetelerin devreye girmesi Suriye devrimini bu hale getirdi. Meşruiyeti bile tartışmalıdır artık. Ortadoğu’daki etnik, dinsel, toplumsal sorunların nedenlerini ortaya çıkarmak istersek, nasıl çözeceğimizi düşünürken, Ortadoğu’da halkların ortak yaşamını öngörürken siyasal ve demokratik bir çözümü öneriyoruz. Barış ve özgürlük temelinde, ama eşitlik içinde sürecin geliştirilmesinden yanayız. Şimdi bunun koşulları oluştu. Suriye’deki durum açısından artık geri dönülemez bir nokta ortaya çıktı. Devrim başladığında dünyada sempati duyulan bir konumdaydı. Sonra işin içine bu silahlı hareketler ve çeteler girince bu, Suriye rejimine de iktidarda kalma gerekçesi sağladı. Oysa devrimin başlangıcında dayanışma ve destek neredeyse her yerden geliyordu. Şimdi ise öyle değil.”<br />
<br />
<b> "REJİM KÜRTLERİ TANIMIYOR"</b><br />
<br />
Suriye'deki iç savaşın artık uluslar arası bir boyut kazandığını anlatan Bahoz Erdal, “Artık Suriye’deki durum Suriyelileri çoktan aşmış durumda. Bölgesel ülkeler var, İran, Irak, Türkiye, Suudi Arabistan…. Uluslararası müdahale var, Rusya, Çin, ABD… Suriye’nin kaderini bu durumda Suriyelilerin belirlemesi zor” diyor. Muhaliflerin parçalı ve perspektiften yoksun olmaları nedeniyle rejime alternatif oluşturamayacakları savunan Bahoz Erdal'ın PKK'yi Suriye rejiminin ya da Beşar Esad'ın destekçisi olmakla suçlayanlara da yanıtı var: “Baas rejimi Kürtleri başka devletten gelmiş yabancılar olarak kabul ediyor. Kürtlerin Suriye'deki statüsü, Mahmur kampındaki Kürtlerden beri geridir. Suriye bize Türkiye’den gelen yabancılar olarak kâğıt veriyordu, vatandaş olarak kabul etmiyordu. Türkiye ise beni Suriye uyruklu terörist olarak biliyor. Bunun nedeni ne? Sınırlar 1. Dünya Savaşı’ndan sonra çizildi. Almanlar bir tren hattı yapmak istiyor ve o yüzden bölge ‘serhat- binhat’ diye ifade ediliyor. Yani, yukarı ve aşağı… Suriye ve Türkiye’dekiler arasında akrabalıklar var. Türkiye’den gelmesi, gerekmiyor. Türkiye’de doğmuş olması gerekmiyor. Tren yolu onların arasına girmiş, sınır buna göre belirlenmiş ve akrabaların arasından geçerek onları ayırmış. Rojava’dakilerin kuzeyde mutlaka akrabaları vardır. Bizim de kuzeyde akrabalarımız var. Bizimkiler kuzeyde doğup büyümüşler. Bazen 'binhat’a geliyorlar, bir süre kalıp 'serhat’a dönüyorlar.”<br />
<br />
<b> "KÜRT KARŞITLIĞI POLİTİKASI"</b><br />
<br />
Bahoz Erdal'ın Kürt bölgesinde uygulanan politika ve Türkiye'nin Suriye'ye yaklaşımına ilişkin değerlendirmeleri de şöyle:<br />
<br />
“Ortadoğu’da yaşanan gelişmeler, Kuzey’de ve Güney’de oluşan durum, Rojava’daki mücadelenin aktifleşmesini sağladı. Şu anda en güçlü muhalefet Kürtlerdir. Kürtler Rojava’da şu ana kadar doğru olanı yapıyorlar. Türkiye’nin Suriye’ye yönelik politikası yanlış ve Suriye halkının çıkarlarına hizmet etmiyor. Muhalefet denilebilecek grubun yanı sıra çetelere de destek verdi. Türkiye’nin resmi politikası, Suriye’nin gerçekten demokratikleşmesine, orada yaşayan bütün toplumsal kesimleri tanıyan, saygı gösteren ve bunların hepsinin bir arada yaşayabileceği bir perspektiften uzaktır. Türkiye’nin politikası esas olarak Kürt karşıtlığı üzerinedir. Nasıl yapalım da Kürtler bir statü kazanmasın. Türkiye’nin isteği bunun üzerine. Kürtler tanınmasın istiyor ve desteklediği muhalif örgütlere de 'PYD’yi desteklemeyin, Kürtleri tanımayın, statü vermeyin' diye şart koşuyor. Türkiye’nin bu politikası hiçbir çözüm üretmez, aksine kaosu derinleştirir. Suriye’deki sorun uluslararası boyut alsa bile, oradaki halkların demokratik birliğini, eşitliğini savunan bir muhalif hareket olursa, başarılı olur. Kürtler böyle bir muhalefet çıkarsa, birlikte hareket etmelidir. Fakat şu an böyle bir muhalefet oluşmuş değil. Suriye için öngörümüz ise, demokratik, çoğulcu, özerkliği tanıyan bir sistem ancak barış sağlayabilir. Çünkü Suriye’de Kürtler, Aleviler, Türkmenler, Ermeniler, Süryaniler, Keldaniler var. Toplumsal açıdan aynı Türkiye gibi zengin bir çeşitlilik söz konusu. Böylesi bir zeminde demokratik barışçıl bir sistem ancak ülkeyi bir arada tutabilir.”<br />
<br />
Evet, Bahoz Erdal'ın Suriye'ye ilişkin düşünceleri böyle. Yarın söyleşinin diğer ayrıntılarını bu köşede yazmaya devam edeceğim.“<br />
<br />
<i>*ERTUĞRUL MAVİOĞLU-BİRGÜN/21 MAYIS 2013</i><br />

]]></description>
</item>

<item>
<title>Erdoğan'ın C planı hazır </title>
<link>http://www.rizgari.com/modules.php?name=News&amp;file=article&amp;sid=39985</link>
<language>turkish</language>
<description><![CDATA[
<a href=http://rizgari.com/images/wenenuce/tayyipin-c-plani-hazirligi.jpg><img src=http://rizgari.com/images/wenenuce/tayyipin-c-plani-hazirligi.jpg align=left width=125 hspace=5 vspace=5 border=0></a><b>Rizgarî Online/</b> Sabah gazetesinden Zübeyde Yalçın'ın haberine göre; Türk Başbakanı Tayyip Erdoğan'ın, ABD gezisi sırasında yaptığı açıklamalarla gözler tekrar anayasa değişikliklerine çevrildi. AK Parti'nin, içinde "yarı başkanlık sistemine" geçilmesini sağlayacak düzenlemelerin de yer aldığı, ayrıca diğer partilerle uzlaşma sağlanan konuların da bulunduğu 20-30 maddeden oluşan bir paketi gündeme getirebileceği belirtildi.Yalçın'ın ilgili haberinin ayrıntısında şunlara yer verildi:”Başbakan Erdoğan, ABD'de, "2014'te üç sandığa gidebiliriz... Başkanlık sisteminin tartışmaya açılmasını istiyoruz. Başkanlık olursa hangi zihniyet tasfiye olur? Herhalde kendi zihniyetlerinin tasfiye olmasından endişe ediyorlar. Şayet sonuç alınmazsa, C planı olur, biz kendi taslağımızı sunacağız. Bizim 326 milletvekilimiz var. Meclis'te gizli oylamaya sunarız. Biliyorsunuz kapalı oylama olacak. Belki arada parti baskısına rağmen civan mertler çıkar" açıklaması yapmıştı. Bu açıklama ile birlikte aslında AK Parti kurmaylarının bir süredir hazırlıklarını yürüttükleri paketin ip uçları ortaya çıkmaya başladı. AK Parti kulislerine göre Uzlaşma Komisyonu'nun bir metin ortaya çıkartamaması halinde yeni bir yol haritası izlenecek. AK Parti önce, kendi anayasa metnini kamuoyu ile paylaşacak ve asıl getirmek istediği yenilikleri anlatacak. Parlamentoda destek bulamazsa bu kez "anayasa reform paketi" ile halkın karşısına çıkacak. Çerçeve anayasa değişikliği beklendiği kadar kapsamlı değil, muhtemelen 20-30 maddeden oluşacak. Bu paket içinde acil yapılması gereken özgürlükçü düzenlemeler ve idareye ilişkin yaklaşımlar yer alacak.<br />
<br />
YARI BAŞKANLIK FORMULÜ AĞIR BASACAK<br />
<br />
AK Parti, aslında "başkanlık sistemini" istese de pakette yarı başkanlık formülü ağır basacak. Bu arada partili cumhurbaşkanı modeline ilişkin siyasi nabız yoklaması da yapılacak. Çünkü kamuoyuna sızan İmralı tutanaklarından sonra kamuoyunda İmralı görüşmeleri, açılım süreci ve idari sistem arasında bir bağ kuruldu. Bu zihni bağlantı, kamuoyu araştırmalarını da yansıdı ve başkanlık sistemine olan destek bir türlü yüzde 40'ların üzerine çıkmadı. Bu aşamada başkanlık sisteminde ısrar edilmesi ise hem Meclis hem de halk zemininde riskleri de beraberinde getiriyor. Yarı başkanlık sistemine geçişin daha makul kabul edileceği, Erdoğan Köşk'e çıktıktan ve çözüm süreci başarı ile sonuçlandıktan sonra başkanlık sisteminin gündeme getirileceği belirtiliyor. AK Parti, yarı başkanlık sistemi için birkaç maddede küçük değişiklikler yapacak. Anayasa'daki "Cumhurbaşkanı devletin başıdır" ifadesi "Cumhurbaşkanı yürütmenin başıdır" şeklinde değiştirilerek aslında Türkiye'de uygulanan kapalı yarı başkanlık sistemi Fransa'daki şekline dönecek. <br />
<br />
PARTİLİ CUMHURBAŞKANI MODELİ<br />
<br />
Bu düzenlemeden sonra cumhurbaşkanı mevcut Anayasa'daki yetkilerini kullanarak başbakanı, bakanları atayabilecek, Bakanlar Kurulu'na, MGK'ya başkanlık edecek, tüm üst düzey bürokrat, yüksek yargı üyelerinin atamalarını yapacak. İkinci alternatif olarak düşünülen "partili cumhurbaşkanı" modeli için de "cumhurbaşkanının partisi ile bağı kesilir" ifadesi kaldırılacak. Böylece Cumhurbaşkanı, seçildiği partinin toplantılarına bile katılabilecek. <br />
<br />
VATANDAŞLIK DA VAR<br />
<br />
Pakette yer alacak bir başka düzenleme ise çözüm süreci açısından da önem taşıyan vatandaşlık maddesi olacak. Anayasanın vatandaşlık maddesi "Türk vatandaşlığı" yerine "Türkiye cumhuriyeti vatandaşlığı" olarak değiştirilecek. Pakette, temel hak ve özgürlükler başta olmak üzere bazı düzenlemeler de yer alacak. Uzlaşma Komisyonu, yeni anayasanın temel hak ve özgürlüklere ilişkin maddelerinde büyük oranda uzlaşma sağladı. AK Parti'nin, komisyonun uzlaşma sağladığı bu maddeleri pakete aynen aktarması bekleniyor. Bir başka olasılık ise temel hak ve özgürlüklerin yanında komisyonun uzlaşma sağladığı tüm maddelerin AK Parti paketinde aynen yer alması." <br />
<br />
<i>RO/Ömer Kaçar</i> <br />

]]></description>
</item>

<item>
<title>Öcalan´ın sorgucusu Uğur: Öcalan bir paranoyaktır</title>
<link>http://www.rizgari.com/modules.php?name=News&amp;file=article&amp;sid=39984</link>
<language>turkish</language>
<description><![CDATA[
<a href=http://rizgari.com/images/wenenuce/ocalan-bir-paranoyakti.jpg><img src=http://rizgari.com/images/wenenuce/ocalan-bir-paranoyakti.jpg align=left width=125 hspace=5 vspace=5 border=0></a> <b>Rizgarî Online/</b> TC´nin İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesi'de görülen 66'sı tutuklu 275 sanıklı Ergenekon Davası'nın 301. duruşması başladı.Silivri Ceza İnfaz Kurumları Yerleşkesi'nin yanında bulunan büyük salonda yapılan duruşmada CHP Zonguldak Milletvekili Mehmet Haberal, CHP İzmir Milletvekili Mustafa Balbay, İşçi Partisi Genel Başkanı Doğu Perinçek, Gazeteci Tuncay Özkan ve TC´nin eski Özel Harekat Dairesi Başkanvekili İbrahim Şahin'in de aralarında bulunduğu 37 tutuklu sanık hazır bulundu. DHA´nın haberi:”Eski Genelkurmay Başkanı emekli Orgeneral İlker Başbuğ ve YAŞ üyesi Orgeneral Nusret Taşdeler'in de aralarında bulunduğu 29 tutuklu sanık ise duruşmaya katılmadı. Başka suçtan tutuklu bu davadan tutuksuz yargılanan Yalçın Küçük ve Sami Hoştan da duruşmaya katıldı. <br />
<br />
<b> "İDDİALARIN TAMAMI KÜLLİYEN YALANDIR"</b><br />
<br />
Savcılar tarafından sunulan 2 bin 271 sayfalık mütalaaya ilişkin tutuklu sanık emekli Albay Hasan Atilla Uğur savunmasını yaptı. Mahkeme Başkanı Hasan Hüseyin Özese, "Avukatınız burada hazır. Savunma yapmaya hazır mısınız?" şeklindeki sorusuna Uğur, "Savunma yapmaya hazır değilim. Ama çeşitli iddialara ilişkin beyanlarda bulunacağım" diye konuştu. Davada yargılanan sanıkların 'Darbeye teşebbüs' iddiasıyla suçlandığını söyleyen Uğur, "Cinayet, hırsızlık gibi suçlarla ilgili hazırlanan iddianamelerde bile suç tarihi ve saati yazılır. Bu mütalaada suç tarihleri farkı. Darbe teşebbüsü 2003, 2006, 2009 ve 2011 mi, belli değil. İddianame ve mütalaaya göre sürekli darbe paranoyası içinde yaşayan insanlar var. Sürekli darbe teşebbüsü içindeler. Böyle saçma bir şey olamaz. İddiaların tamamı külliyen yalandır. Mütalaada somut suç isnat edilmemiştir, somut delil ortaya konmamıştır" dedi.<br />
<br />
<b> "KOMPLO ROMANI OLUŞTURULMUŞTUR"</b><br />
<br />
Yasalar değişmemesi durumunda idamla yargılanacağını ifade eden Uğur, "Dava 6 yıldır devam etmektedir. 18 Mart günü açıklanan mütalaa gerçek dışı, hukuksuzdur. Mütalaanın dili, iddianame diliyle aynıdır. Komplo romanı oluşturulmuştur" ifadelerini kullandı. 2 saatlik son savunma süresini eleştiren Uğur, dosyada milyonlarca sayfa olduğunu, mahkemenin bu uygulamayla ileride mahkumiyet kararı vereceğini, bunun da ihsası rey anlamına geldiğini savundu. <br />
<br />
<b> "O BİR PARANOYAKTIR" </b><br />
<br />
Albay Hasan Atilla Uğur, Abdullah Öcalan'ın Türkiye'ye getirildiğinde sorgusuna katıldığını anlatarak "Apo kendisiyle konuşanı tartar. Elini veren kolunu kaptırır. Sorgularken Barış Manço'nun ölüm haberi geldi. Bize dönüp gözlerini açarak 'Ben de üzüldüm. Barış Manço'yu kim öldürmüş' diye sordu. O bir paranoyaktır" dedi.” <br />
<br />
<i>RO/Cemil Süphan</i> <br />

]]></description>
</item>

<item>
<title>Kosret Resul Elî piştevaniyê li azadiya Abdullah Ocalan kir</title>
<link>http://www.rizgari.com/modules.php?name=News&amp;file=article&amp;sid=39983</link>
<language>kurdish</language>
<description><![CDATA[
<img hspace="4" align="left" src="http://rizgari.com/images/wenenuce/kosret-resul-pistevaniya-azadiya-ocalan-kir.jpg" width="140" height="89" alt=""/>Êvariya 21/05/2013 li nivîsîngeha taybetiya xwe ya li bajarê Hewlêrê, Kosret Resul Elî Cîgirê Serokê Herêma Kurdistanê beşdarî li kampanya azadkirina Abdullah Ocalan û zîndaniyê siyasiyên Tirkiyê kir.<div>Li destpêkê de Kawe Nadir ragihand ji bo azadkirina Abdullah Ocalan û zîndaniyê siyasiyên Tirkiye wan kampanyayekî yek milyonî ragihandiye û xweşbextane xelkê Başurê Kurdistanê dilsozane hatiye pêş û beşdarî li kampanyayê kirine.<br/><br/>Paşê Cîgirê Serokê Herêma Kurdistanê beşdarî li kampanyayê kir û gotarekî pêşkêş kir û balkişand li ser wê yekê ku îro serdema aştî û birayetî û diyalogêye û ne serdema zîndan kirina xelkêye.<br/><br/>Her li dirêjahiya gotara xwe de Kosret Resul Elî got: "Zilamekî mezin wekî Serok Apo heqê xwe heye yekser bête azad kirin.<br/><br/>Li dawiya gotara xwe de Cîgirê Serokê Herêma Kurdistanê ji bilî destxweşî kirina li rêkxerên vê kampanyayê balkişand li ser wê yekê ku ew bawere hemû xelkê Kurd piştevaniyê li vê îmza komkirinê de dike, neku tenê yek milyon belku 10 milyon îmza jî dikare bête komkirin.</div><div><i>krp</i><b><i></i></b></div>
]]></description>
</item>

<item>
<title>Li Ewropayê Yekitiya Rojnamevanên Kurdistanê hat sazkirin</title>
<link>http://www.rizgari.com/modules.php?name=News&amp;file=article&amp;sid=39982</link>
<language>kurdish</language>
<description><![CDATA[
<img hspace="4" align="left" src="http://rizgari.com/images/wenenuce/konferansa-rojnamevanen-kurdistan-cebu.jpg" width="135" height="94" alt=""/>Rojnamevanên Kurd yên ku li Ewropayê dijîn 18ê Gulanê roja şemiyê li Brukselê hev civiyan û yekitiya rojnamevanên kurdistanê sazkirin.<div>Civîna li parlemena Federal bi beşdariya nunerên saziyên çapemeniyê pêk hat. </div><div><br/>Di konferansê de derbarê dîroka çapemeniya kurdî, jin û medya, kevneşopiya çapemeniya azad û pirsgirêkên ziman û zarave yên di medyaya kurdî de semîner hatin dayin. her wiha li ser mijarê bi awayekî berfireh nîqaş hatin kirin.</div><div><br/>Her wiha di civînê de derbarê rewşa siyasî ya li kurdistanê de jî axaftin hatin kirin û di vê xalê de rol û mîsyona rojnamevanan hate destnîşankirin. </div><div><br/>Dîsa hate destnîşankirin ku divê standartkirina hin xalan di medyaya kurdî de pêk were û pîvanên netewî esas werin girtin.</div><div><br/>Her wiha pirsgirêkên meslekî ango pişeyî jî hatin destnîşankirin û hat gotin ku, divê ji bo çareseriyê rojnamevanên kurd bi hevre kar û xebatan bidin meşandin.</div><div><br/>Di konferansa me de piştgiriya bi rojnamevanên girtî ku niha li zindanan e, bi awayekî xurt hate destnîşankirin. Dîsa ji bo têkiliyên bi çapemeniya cîhanê re behsa girîngiya kar û xebatan hat kirin. Di konferansê de ji bo sudwergirtina ji teknolojiya nû jî hat hat gotin ku divê kar û xebatên hevpar werin kirin. <br/><br/>Ji bo van kar û baran gelek tiştên ku divê rojnamevanên kurd bikin hewcedariya bi rêxistinbûnê hate pêşniyar kirin. Û li ser vê esasê yekitiya rojnamevanên kurdistanî li ewropayê hat sazkirin. </div><div><br/>Di rêxistinbûna rojnamevanan de wê qotaya sedî pêncî ji bo hevalên jin bikeve meriyetê. her wiha ji bo şer û mercên qanûnî wê lêkolîn werin kirin û xebat li tevahiya Ewropa were rêxistkirin kirin. Ji bo van xebatan rêveberiyek ji 7 kesan hat hilbijartin.</div><div><br/>Komîteye Rêveber: Necîbe Qeredaxî, Dilêr Akreyî, Heval Arslan, Hesen Qazî, Amed Dîcle, Meral Çiçek û Günay Aslan pêk tê. </div><div><br/>Her wiha biryar hat dayin ku ji Ewropayê li ser navê saziya nû beşdariyek xurt wê ji bo konferansa çapemeniyê ya neteweyî ku wê demên pêş pêk were çêbe.</div><div> </div><div><b>Komita réveberiya Yeketiya Rojnamevanani Kurdistan li Ewrùpa</b><b></b></div>
]]></description>
</item>

<item>
<title>Gazeteciler toplantısı ve Kürt basının sorunları</title>
<link>http://www.rizgari.com/modules.php?name=News&amp;file=article&amp;sid=39981</link>
<language>turkish</language>
<description><![CDATA[
<a href=http://tr.rizgari.com/images/wenenuce/hasanbildirici.jpg><img src=http://tr.rizgari.com/images/wenenuce/hasanbildirici.jpg align=left width=95 hspace=5 vspace=5 border=0></a><b>Hasan Bildirici/</b> "..Siyasi parti, dernek, baro veya seçime dayalı herhangi bir meslek kuruluşunun kongrelerinde muhalefet olmayacaksa seçim neden yapılır sahi? Farklı konuşma yapanların, çalışma sistemini eleştirenlerin görüşlerine yer verilmeyecekse gazeteci kimliğiyle bu kongreler neden izlenir? Böyle yaptıkları zaman daha iyi bir gazetecilik ve daha iyi bir Kürtlük mü yapmış oluyorlar?."<b>Gazeteciler toplantısı ve Kürt basının sorunları</b><br />
<br />
Avrupa'da yaşayan Kürdistanlı gazeteciler, sorunlarını tartışmak ve yeni bir yapılanmaya gitmek için cumartesi günü Belçika Parlamentosu'nda bir araya geldiler. Her an yarı yolda bırakacak olan külüstür bir arabayla dokuz saatlik bir yolculuktan sonra hiç uyumadan toplantıya katıldım. Avrupa'da yaşayan Kürdistanlı gazetecilerin ismi olan, ancak yeri, yurdu, bütçesi ve adına yaraşır bir çalışması olmayan örgütünün toplantısına daha çok Özgür Politika, ANF ve televizyondan arkadaşlar katılmıştı.<br />
<br />
Bu tür toplantılarda sorunlarımızı tartışmaktan çok birbirimize propaganda yapar, gazeteciliğimizin geçmişi üzerine de hikâyeler anlatırız. Hazırladığımız bildiriler genellikle dünya gazeteciliğine meydan okur. Toplantının son bir saatine de adayları zorla ikna edilmiş yönetim seçilir. Muhalefetsiz ve eleştirisiz toplantı bittikten bir sene sonra yine bir araya gelir, yeni hiçbir şey yapmamış olarak, bir önceki senenin konuşma ve temennileriyle yeni bir yönetim seçmeye çalışırız.<br />
<br />
Bu toplantılarda bir tesadüf mü, müzmin bir durum mu, yoksa eleştiri noksanlığında mı, koşullar bana muhalif olmayı dayatır. Muhalif olmayı dayatır, ama bu durum bana yüz ekşimesi olarak geri döner. Bu toplantılarda eleştirel konuşmamı yaptıktan sonra kendimi genellikle yetim hissederim. Toplantılardaki konumumuz zaten yetimliğe denk düşüyor. Çünkü kimlerin konuşacağı önceden kararlaştırılmış, kimlerin seçileceği de kafalarda aşağı yukarı netleştirilmiş olduğu için bizim gibi insanların konuşmasının tepki çekmekten başka bir değeri olmaz. Zaten daha sonra Özgür Politika, ANF ve televizyonda toplantıyla iligili verilen haberlerde de aynı insanların demeçlerine ve açıklamalarına yer verilir. İsim olarak da sadece onlar vardır ve başkası katılmamıştır. Bu artık öylesine alışılmış bir tarzdır ki, akşam televizyonda programını izlediğiniz kişinin, sabah gazetede ve ajansta akşamki televizyon konuşmasının özetini okur, öğlen sıralarında katıldığınız kongre ve toplantıda aynı arkadaşları tekrar dinler, daha sonra gazete, televizyon ve ajansta o arkadaşların toplantıda yaptığı konuşmaları tekrar okursunuz. Bunun adı da ulusal basıncılık olur.<br />
<br />
Siyasi parti, dernek, baro veya seçime dayalı herhangi bir meslek kuruluşunun kongrelerinde muhalefet olmayacaksa seçim neden yapılır sahi? Farklı konuşma yapanların, çalışma sistemini eleştirenlerin görüşlerine yer verilmeyecekse gazeteci kimliğiyle bu kongreler neden izlenir? Böyle yaptıkları zaman daha iyi bir gazetecilik ve daha iyi bir Kürtlük mü yapmış oluyorlar?<br />
<br />
Muhalefet, iktidar olanın aynasıdır. Bir yerde muhalefet yoksa hayat orada ölüdür. Cumhuriyetçi ve Demokrat Partinin rekabeti olmasa Amerika bir yıl ayakta kalamaz. Çeyrek demokrasiye sahip olmayan Türkiye de öyledir. Fakat bizim ortamımızda muhalefet düşmanlık olarak algılanır. Osmanlı, sürgüne gönderdiği aydınlarına maaş bağlardı ki, başkalarına muhtaç olup, yön değişikliklerine sapmasın diye.<br />
<br />
Muhalefetin önemine inanmayan, onu ötekisi olarak algılayan bir tarzın içinde bazen kendimi boşuna konuşan biri olarak görüyorum. Muhalefetlik her ulusun, her devletin, her sistemin hakkı, ancak sıra Kürtlere gelince hassasiyetler nedeniyle muhalefet olunmamalıdır. Kürtler bu kadar mı geri zekâlı sahi?<br />
<br />
Bizler elbette eleştirecek ve alternatif fikirler öne süreceğiz. Kürdistan davası kimsenin babasının mülkü değil. Ayrıca tartıştığımız, üzerine konuştuğumuz hem toplumsal ve hem de kişisel kaderimizdir. Kürt siyasal hareketi Türk devletiyle anlaştığı zaman bizim vatandaşlık sorunlarımız çözülmüş olmuyor. Sırf bu yanıyla bile çoğumuzun Türk devlet biçimiyle olan çelişkileri devam edecek. Türk devletinin hile ve sömürgeciliği üzerine konuştuğunuz zaman öyle bir hava yaratılmış ki, sanki Kürt hareketi aleyhine konuşmuş oluyorsunuz. Bu kompleks bırakılmalıdır. Toplumun ve insanların Türk devletiyle olan sorunları sürecek, bu sorunlar çerçevesinde ortaya farklı arayışlar ve fikirler çıkacak.<br />
<br />
Avrupa'da Özgür Politika isimli bir gazetemiz var. Tirajı 6 bin civarındadır. Çalışanlarının çoğunu tanıyorum. Büyük bir özveriyle çalışıyorlar. Milyonun üstünde sürgün kitlesinin yaşadığı Avrupa'da gazetenin satış miktarı 6 bin kadarsa, bunun nedenlerini sorgulamamak, bu tarz bir gazetecilik anlayışına itiraz etmemek yurtseverlik mi oluyor şimdi? Ufacık, ama yöntemli bir çabayla Avrupa'da Kürtlerin, tüm basın birimlerini içinde barındıran gökdelen yüksekliğinde bir merkezi olabilirdi. Bunu başarmanın bir yolu vardı: Siyasetçiler siyasetle, gazeteciler gazetecilikle uğraşacaklardı. Meslek dallarını aşırı siyasallaştırdığınız zaman, uğraşınızı kendi ellerinizle daraltmış ve aynı zamanda operasyonlara açık hale getirmiş olursunuz.<br />
<br />
Kürdistan Ulusal Hareketi; özellikle Avrupa'da meslek kuruluşlarını da aşırı ve yersiz müdahalelerden dolayı kendi ayakları üzerinde duramayan bir konuma getirdi. Örgütlenme çalışmaları da aynı durumda. Hep şöyle bir kaygı dile getirildi: Kendi haline bırakırsak hata yaparlar. Siyaset hata yapmıyor mu ki, siyasetin etkisi altındaki meslek kuruluşlarının hata yapmasından korkuluyor? Çocuklar düşe kalka büyüyorlar. Düşmesin diye sürekli çocuğun elini tutarsanız, çocuk düşmez, ama kendi başına yürümesini de beceremez.<br />
<br />
Gerilla güçlerinin geri çekilmesinde Türk basının üstlendiği rolü hepimiz gördük. Süreci hala Türk basınından izliyoruz. Türk basını, Türkler için Türk iktidarlarından daha yaman savaştı. Bir de Kürt gazeteciliğine bakın. Dünya değişiyor, mazeretlerimiz hiç değişmiyor. Avrupa'daki Kürt basını, siyasette olduğu gibi, fikir alanında ve gazetecilikte farklılıklara yer vermeyen bir konumdadır. Ulusalcılık bu değildir. Türk iktidarları, muhalefet partilerine iktidar partisi kadar önem veriyor ve onları rejimlerinin güvencesi olarak görüyorlar. Bizde ise lanetlenmenin nedenidir muhalefet.<br />
<br />
Avrupa'nın çeşitli ülkelerine dağılmış yüzlerce Kürt gazetecisi var. Çoğu Türk sömürgeciliğinin baskı koşullarında dirençli bir gazetecilik örneği sergilemiş olan bu arkadaşlarımız ilgisizlikten, olanaksızlıktan, emeğinin özgürce değerlendirememekten dolayı ya verimsiz bir konumdalar ya da bir köşeye çekilmişler. Bu arkadaşları, mesleklerini en asgari düzeyde icra edebilecekleri gazetecilik faaliyetleri olabilirdi. Ama olanak yok. Para, Kürt ulusal hareketi için çok önemlidir, bunun için çalmadık kapı bırakılmaz, ancak basın çalışanları ve diğer çalışanları için para çok değersiz görünür. Belediye otobüslerine binecek parası olmayan bu arkadaşlardan sıfır bütçeyle mükemmel haberler çıkarmaları ve mükemmel yazılar yazmaları beklenir.<br />
<br />
Gazeteciler Birliği var, ama birliğin bir köy derneği kadar bütçesi yok. Gazeteciler Birliği yöneticileri, örgütlenme çalışması için Avrupa ülkelerine dağılmayı isteseler, hiç birinin trene veya uçağa binecek parası yok. Kürdistan gazeteciler Birliği, dünyanın herhangi bir yerindeki konferansa bir üyesini göndermek istese, gönderebilecek olanağı yok. Avrupa Kürt Gazeteciler birliğinin iki elaman yetiştirecek bir odası yok. Avrupa Kürt gazeteciler Birliğinin, Kürt siyasi hareketinin yanlış gazetecilik beklentisine itiraz edecek veya onunla tartışacak bir gücü yok. Bunlar yoksa bunları yok yapan nedenler üzerine konuşamıyorsak, bırakın gazeteci veya aydın olmayı normal bir birey olamayız.<br />
<br />
bildiricihasan@hotmail.com<br />
<br />
<i>rojev.com</i><br />

]]></description>
</item>

<item>
<title>Muslim: Gözaltına alınanlar silahlı eğitim görmüş gruplardı</title>
<link>http://www.rizgari.com/modules.php?name=News&amp;file=article&amp;sid=39980</link>
<language>turkish</language>
<description><![CDATA[
<a href=http://www.rizgari.com/images/Hewlerdeki-toplanti-haberimiz-olmadan-yapildi.jpg><img src=http://www.rizgari.com/images/Hewlerdeki-toplanti-haberimiz-olmadan-yapildi.jpg align=left width=125 hspace=5 vspace=5 border=0></a><b>Rizgarî Online/</b> Nûçe Tv'de yayınlanan Aktüel programında gazeteci Baki Gül'ün sorularını yanıtlayan PYD Eş Başkanı Salih Muslim, Rojava’ya ”gizlice girmeye çalışırken gözaltına alınanların” silahlı eğitim görmüş gruplar olduğunu ileri sürerek, “YPG ve asayiş güçleri Rojava halkını korumakla mükelleftir. Kimse "Neden görevini yapıyorsun?" diyemez ifadesi kullandı. ANF´nin haberinde şunlar kaydedildi:”Nûçe Tv'de yayınlanan Aktüel programına katılan Kürt Yüksek Konseyi Üyesi ve PYD Eş Başkanı Salih Muslim, gazeteci Baki Gül'ün sorularını yanıtladı. Birkaç gün önce Rojava ve Federal Kürdistan Bölgesi sınırında YPG ve sınır asayiş güçleri tarafından KDP'ye yakınlığı ile bilinen kimi grupların gözaltına alınarak sorgulanması ile başlayan krizi değerlendiren Muslim, YPG ve asayiş güçlerinin Rojava halkını korumak için görevlendirilmiş meşru güçler olduğunu ve bu anlamda sınır güvenliğini sağlamaları gerektiğinin altını çizerek, "Rojavalı kimi gruplar, partiler ki bunlar KDP'ye de yakınlar, gizli bir şekilde, kimseye haber vermeden sınırı geçmek istiyorlar. YPG ve asayiş güçleri tarafından bunlar yakalanıyor ve kimlikleri isteniyor. <br />
<br />
<br />
Sorgulandıklarında bu kesimlerin Güney Kürdistan'da askeri eğitim gördüğü ve daha sonra Rojava'ya geçmeye çalıştığı öğreniliyor. Ki zaten bunlar daha sonra serbest bırakılıyor" dedi. <br />
<br />
‘YPG VE ASAYİŞ GÜÇLERİ GÖREVİNİ YAPIYOR’<br />
<br />
Söz konusu olaya KDP'nin verdiği tepkiye de değinen Muslim, Rojava ile Federal Kürdistan Bölgesi arasında bulunan sınır kapısının dünden itibaren kapatıldığını doğruladı. Hewler'de bulunan temsilcilerinin sorunun çözümü için Mesut Barzani ile görüşmek için başvurduğunu ancak halen görüşmenin gerçekleşmediğini dile getiren Muslim, silahlı eğitim alan grupların kimseye bilgi vermeden sınırı geçmek istemesinin kötü niyetli bir davranış olduğunu ifade etti. Kimsenin asayiş güçlerine görevini yaptığı için "Neden görevini yapıyorsun?" diye soramayacağının altını çizen Muslim, YPG ve asayiş güçlerinin Rojava halkını korumakla mükellef olduğunu hatırlattı. Bazı partilerin Rojava'da farklı bir silahlı yapılanma kurmak istediğini hatırlatan Muslim, bu durumun Rojava Kürtlerinin çatı örgütü olan Kürt Yüksek Konseyi tarafından ret edildiğini ve ortak bir gücün oluşturulmasının karar altına alındığını ifade etti. <br />
<br />
REYHANLI’DAKİ PATLAMA<br />
<br />
Türkiye Başbakanı Recep Tayyip Erdoğan'ın ABD gezisine ilişkin soruya da cevap veren Muslim, nelerin konuşulduğunu bilmediklerini, ancak görüşmede Suriye'nin "muhakkak" tartışılmış olması gerektiğini ifade etti. Suriye'deki muhalif güçlerin bütünsel bir duruş göstermediğini hatırlatan Müslim, her devletin bir grubu desteklediğini ifade etti. Reyhanlı patlamasının bir katliam olduğunu belirten Muslim, "Tabi kim yapmış bilmiyoruz. Bu patlamanın Suriye'deki olaylarla muhakkak bir ilişkisi vardır. Sanırız Türkiye'nin Suriye'deki politikalarının bir sonucu olmuş olabilir. Artık Suriye istihbaratı mıdır ona bağlı bir örgüt müdür bunu bilemiyoruz" diye konuştu. <br />
<br />
‘DÜRÜST DAVRANMIYORLAR’<br />
<br />
Cenevre'de gerçekleştirilen birinci konferans ve gerçekleştirilmesi planlanan ikinci konferansı yorumlayan Muslim, katılanların dürüst davranmadığını ifade etti. Birinci konferansta varılan anlaşmaya göre silah satışı ve sevkiyatının olmaması gerekirken atılan imzalar kurumadan Suriye'ye 400 ton silah girişinin yapıldığını söyleyen Muslim, "Her iki tarafa da silah gitti. Şimdi bu ikinci defa oturup karar verecekler. Her devletle anlaşmışlardı, siyasi çözüm olacak diye. Büyük güçler anlaşmazsa sorunlar çözülmez. Herkesin Suriye'nin içinde eli var" şeklinde ifade etti. <br />
Geçtiğimiz günlerde Mısır'ın başkenti Kahire'de toplanan Suriye Demokratik Muhalefeti toplantısına Kürt Yüksek Konseyi olarak katıldıklarını dile getiren Muslim, toplantının iyi geçtiğini ve Kürtlerin talepleri arasında yer alan Demokratik Federalizm çözümünün toplantıda kabul gördüğünü açıkladı. <br />
<br />
‘TÜRKİYE’DEKİ SÜRECİ SEVİNÇLE KARŞILIYORUZ’<br />
<br />
Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan'ın başlattığı demokratik siyaset ve barış sürecini sevinçle karşıladıklarını ifade eden Muslim, şöyle konuştu: "Tabi Kuzey Kürdistan; Kürdistan'ın en büyük parçasıdır. Orada bir çözüm olursa rahatlık oluşursa her yerde oluşur. Özellikle de Batı Kürdistan'da oluşur. Başından beri muhaliflerle bir anlaşma yapmak istedik, ama onlar Kürtlerin varlığını Türkiye baskısı ile kabul etmiyorlardı. Türkiye kendi Kürt'ü ile anlaşırsa başkasına 'kendi Kürt'ünle anlaşma' diyemez. O zaman ona derler; sen kendi Kürt'ünle anlaşıyorsun, niye benim kendi Kürt'ümle anlaşmamı istemiyorsun' derler. Biraz daha yumuşak bir süreç başlar diye düşünüyoruz. Biz Türkiye'ye karşı değiliz. Her iki tarafta bizim akrabalarımız var. Sınırın her iki tarafında da rahatsızlıkların olmasını istemiyoruz."<br />
<br />
‘HALK EMREDİYOR BİZ YAPIYORUZ’<br />
<br />
Konuşmasında Rojava'da halkın yaşadığı sorunlara da yer veren Muslim, "Elbette ki sorunlar vardır; yakıt sorunu, başka sorunlar da vardır. Ama halk kendisi karar veriyor kendisi uyguluyor. YPG onların çocuklarıdır. Herkes kalkıp PYD falan diyor. Hayır orada PYD değil, halk kendi kendini yönetiyor. Bir halk çalışmasıdır halk yönetimidir. Ayrıca başka bir şey var, kimse buna dikkat etmiyor. Biz PYD olarak asla iktidar heveslisi olmadık. Örneğin halk kongreleri ve meclisleri oluyor, biz asla orada iktidar olmuyoruz. Bir üye olarak belki yer alırız, ama iktidar partisi değiliz, olmayacağız da. Herkes kendi kararını kendisi veriyor. Örneğin Kobani'de 200 doktor var. Toplanıp kendi sorunlarını ve görevlendirmelerini yapıyorlar. Sonra da bize de diyorlar, emir veriyorlar, diyor 'biz böyle karar aldık, siz de bu şekilde davranacaksınız', biz de uyuyoruz. Halk komiteleri oluşturuyoruz, her türlü sorunların çözülmesi için. Biz halkı topluyoruz, diyoruz 'çözümü bulun bize emredin, biz de yapalım'. Halk ne isterse onu yapıyoruz. Rojava devriminin özgünlüğü de budur. Halk devrimidir" diye konuştu. <br />
<br />
‘KENDİMİZİ KORUMAYA ÇALIŞIYORUZ’<br />
<br />
Muslim son olarak Suriye'deki iç savaşın akibeti hakkında değerlendirmelerde bulundu ve durumun karanlık bir seyir izlediğinin altını çizdi. Kürtler olarak kanın durmasını ve siyasal çözüm bulunmasını istediklerinin altını çizen Muslim, uluslararası güçlerin dürüst davranmaması nedeniyle savaşın derinleştiğini dile getirdi. "Suriye'de her şey olabilir" diyen Muslim, "Bizim buradaki tutumumuz kendimizi korumaya çalışıyoruz. "Kürt halkı olarak kendimizi bu çatışmalardan korumaya çalışıyoruz. Bunun için de halkımızı örgütlüyoruz. Ancak halk örgütlü olduğu zaman kendini koruyabilir" dedi.“<br />
<br />
<i>RO/Ömer Kaçar</i> <br />

]]></description>
</item>

<item>
<title>PYD, El-Partî´nin 72 üyesini serbest bıraktı! </title>
<link>http://www.rizgari.com/modules.php?name=News&amp;file=article&amp;sid=39979</link>
<language>turkish</language>
<description><![CDATA[
<a href=http://rudaw.net/skwidadministration/img.ashx?pageid=7971&phName=Image1><img src=http://rudaw.net/skwidadministration/img.ashx?pageid=7971&phName=Image1 align=left width=125 hspace=5 vspace=5 border=0></a> <b>Rizgarî Online/</b> Partiya Demokrat ya Kurd li Sûriyê (El-Partî) Başûr sözcüsü Seîd Omer yaptığı açıklamada PYD´nin asayiş güçlerinin tutukladığı parti üyelerinden 72´sinin serbest bırakıldığını duyurdu.Rûdaw Gazetesine açıklama yapan Omer, PYD´nin elinde halen iki parti üyelerinin tutuklu olduğunu kaydetti.Omer, tutukluların Efrîn´den Osman Betal Hesen ile Kobanê´den Hesen Etê olduğunu ifade etti. 
Seîd Omer, şimdiye kadar 72 parti üyesinin serbest bırakıldığını, 2 arkadaşlarının ise halen PYD asayiş güçlerinin elinde tutuklu olduğunu, her ikisinin de Başûr bölgesinden gelenlerden olduğunu, Rojava ile Başûr sınırında tutuklandıklarını, bunların da serbest bırakılmasını istedi.  <br />
<br />
<i>RO/Ömer Kaçar</i> 
]]></description>
</item>

<item>
<title>Zêdetir li 200 endamên PKK`ê diçin nav rêzên YNK`ê</title>
<link>http://www.rizgari.com/modules.php?name=News&amp;file=article&amp;sid=39978</link>
<language>kurdish</language>
<description><![CDATA[
<img hspace="4" align="left" src="http://rizgari.com/images/wenenuce/200-gerillayen-pkk-tevi-ynk-dibin.jpg" width="140" height="87" alt=""/>Berpirsê desteya kargîriya mekteba siyasiya Yeîktiya Niştimanî ya Kurdistanê, pêşwazî li hejmarekî zor yê Kurdên parçeyên din yên Kurdistanê kir ku çûne nav rêzên YNK`ê.Li gor nûçeyekî &#8220;Ensat Merkezî&#8221; ser bi Yekîtiya Niştimanî ya Kurdistanê ku roja 17/5/2013`an belavkiriye ku 214 kes li parçeyên din yên Kurdistanê ku pêştir li nav rêzên Partiya Karkerên Kurdistanê PKK`ê de bûn biryara xwe dane ku biçin nava rêzên Yekîtiya Niştimanî ya Kurdistanê û di çarçoveya wê partiyê de xebata xwe berdewam bikin.<br />
<br />
Amaje bi wê yekê jî hatiye kirin ku berpirsê desteya kargîrî ya mekteba siyasiya Yekîtiya Niştimanî ya Kurdistanê Mele Bextiyar di rêûresmekê de ku ji bo pêşwazîkirina wan kesan hatibû rêxistin kirin ragihandiye û gotiye: &#8220;Em dîroka xebata we bilind dinirxînin û rêzê lê digrin, ji berku we li nav Partiya Karkerên Kurdistanê kar kiriye. Em dilxweşin bi ew ezmûna we ya borî hûn birjînin nava robarê Yekîtiya Niştimanî ya Kurdistanê, ji ber ku YNK`ê mala mezine û hewl bo hemû aliyekî dide, li vir hûnê bîr û ramanên xwe bi azadî bidin nîşandan.&#8221;<br />
<i>Xendan</i>
]]></description>
</item>

<item>
<title>Salih’ten, İran-ABD hattında diplomasi </title>
<link>http://www.rizgari.com/modules.php?name=News&amp;file=article&amp;sid=39977</link>
<language>turkish</language>
<description><![CDATA[
<a href=http://rizgari.com/images/wenenuce/salih-iran-abd-hattinda-diplomasi.jpg><img src= http://rizgari.com/images/wenenuce/salih-iran-abd-hattinda-diplomasi.jpg align=left width=125 hspace=5 vspace=5 border=0></a><b>Rizgarî Online/</b> Önceki gün sağlığına kavuştuğuna dair fotoğrafları yayımlanan Federal Irak Cumhurbaşkanı ve YNK Genel Sekreteri Celal Talebani’nin bu görevi devam ettirememesi ihtimali, YNK’nin eski Washington temsilcisi ve Kürdistan Bölgesel Yönetimi eski Başbakanı Behram Salih’i harekete geçirdi. Salih’in İran-ABD arasında Federal Irak´ın yeni cumhurbaşkanı olabilmek için temaslarda bulunduğu belirtiliyor. Konuyla ilgili Türk medyasında yer verilen haberde şunlar kaydedildi: “Irak Cumhurbaşkanı Celal Talabani’nin 5 aydır süren tedavisinde olumlu ilerleme kaydedilirken, tecrübeli siyasetçinin sağlık sorunları nedeniyle siyasetten çekilmesi durumunda yerini kimin alacağına dair senaryolar üzerinde çalışılmaya devam ediyor. Irak’ta devam eden siyasi gerilimin yanı sıra Kuzey Irak’ta hızla değişen dengeler Talabani’nin yerine kimin geçeceği sorusunu tekrar gündeme getirdi. Hem Irak Cumhurbaşkanlığı için hem de Talabani’nin lideri olduğu Kürdistan Yurtseverler Birliği’nin (KYB) genel sekreterliği için muhtemel adaylar kulis çalışmalarını sürdürüyor. Gözlemciler, ismi cumhurbaşkanlığı için sıkça geçen Kürt siyasetçi Behram Salih’in ABD ve İran nezdinde yürüttüğü çalışmalara dikkat çekiyor.<br />
<br />
ABD Dışişleri’ne yakın kaynaklar, Salih’in geçen sene ağustos ayında Washington’a gelerek, Talabani sonrasında cumhurbaşkanlığı için destek istediğini belirterek, Salih’in hem ABD’yi hem İran’ı ikna etme girişimlerinin altını çiziyor. Dışişleri bakanlığında ve Milli Güvenlik Konseyi’nde resmi yetkililer ile görüşen Salih’in zamanın CIA başkanı David Petraeus ile de bir araya geldiği kulislerde dolaşan bilgiler arasında yer alıyor.<br />
<br />
Geçen hafta başında Irak Başsavcılığı, cumhurbaşkanının belirli bir süre görevinden uzak kalması durumunda yerine görev süresinin sonuna kadar yeni bir cumhurbaşkanı seçilmesine dair Anayasa’nın 72. maddesinin uygulanmasını istemişti. Şii lider Mukteda el Sadr da bu karara destek vererek, başsavcılığın bir cumhurbaşkanı atayabileceğini ifade etmişti. Önceki gün ise Irak Cumhurbaşkanlığı ve KYB sayfalarında Talabani’nin tedavisinin devam ettiği Almanya’da doktorlarıyla birlikte çekilmiş ve Kürt siyasetçiyi gayet sağlıklı gösteren fotoğraflar yer almıştı.<br />
<br />
1990’lı yıllarda Talabani’nin liderliğindeki KYB’nin Washington temsilciliğini yapan Salih, Amerikan siyasi çevreleri tarafından yakından tanınıyor. ABD’den 2000 yılında ayrılarak Irak’a dönen Salih, Kürt Bölgesel Yönetimi başbakanlığı görevinde de bulundu. Talabani’nin 2007’de rahatsızlanarak Ürdün’de hastaneye kaldırılmasının ardından, Salih’in İranlı yetkililerle görüşmesi Talabani’nin tepkisini çekmişti. Şubat ayında İran’da Kürtçe yayın yapan resmi bir televizyonda Tahran’ın Behram Salih’in cumhurbaşkanlığı adaylığını desteklediği duyurulmuştu.<br />
<br />
Zaman’a bilgi veren Iraklı gözlemciler, PKK’nın geri çekilmesiyle birlikte Kuzey Irak’ta değişen siyasi dengelerde Talabani’nin yokluğuna dikkat çekiyor. Kuzey Irak yönetiminin iki büyük partisinden biri olan KYB’nin nasıl bir ol oynayacağının büyük ölçüde Talabani’nin durumuna bağlı olması belirsizliği artırıyor. Cumhurbaşkanlığında olduğu gibi KYB liderliğinin belirlenmesinde de İran’ın aktif bir rol oynadığı ifade ediliyor. Mayıs ayı başında Talabani’nin eşi Hero Talabani liderliğinde bir Iraklı Kürt delegasyonu İran’ın resmi davetlisi olarak Tahran’a önemli bir ziyaret gerçekleştirmişti.”<br />
<br />
<i>RO/Ömer Kaçar</i> <br />

]]></description>
</item>

<item>
<title>Zozani: Bu bir ilk ve çok önemli</title>
<link>http://www.rizgari.com/modules.php?name=News&amp;file=article&amp;sid=39976</link>
<language>turkish</language>
<description><![CDATA[
<a href=http://rizgari.com/images/wenenuce/zozani-bu-bir-ilk.jpg><img src=http://rizgari.com/images/wenenuce/zozani-bu-bir-ilk.jpg align=left width=125 hspace=5 vspace=5 border=0></a><b>Rizgarî Online/</b> ‘Kurt’ olan soyadını mahkeme kararıyla ‘Zozani’ olarak değiştiren BDP´nin Colemêrg Milletvekili Adil Zozani, Radikal’e yaptığı açıklamada, “incelendiğinde Kamu Denetçiliği Kurumu’nun Kürtçe tanıtımı bir uzmana hazırlattığının anlaşıldığını, yazım konusunda basit gramer hataları olmakla birlikte bunu önemsediklerini söyledi. Zozani, “Kürtçede nesneye göre çoğul veya tekil ifade bulunur, bunlar yükleme göre yapmışlar. Bazı Kürtçe ile uğraşan bilimciler, Türkçedeki gibi çoğulu yükleme yüklüyorlar, burada yükleme yüklemişler. Bu bir hatadır, orada bir problem var. Ama sonucu değiştirecek bir şey değil” diye konuştu. Kürtçe kullanım yüzünden BDP’li belediye başkanlarının görevden alındığını anımsatan Zozani şöyle devam etti: “Doğru mu yanlış mı yazılmış o çok önemli değil. Benim açımdan, bir kamu kurumunun internet sitesinde devletin mevcut yasalarında yasaklı olan Kürt dilinin sembollerinin de kullanılarak bir tanıtım yapılmış olması önemlidir. Bu tek başına Türkiye ’de yasaklayıcı yasaların anlamsızlığını anlatmaya yetiyor. Daha önce, Kürt dilinin yasaklı sembollerinin yasal duruma getirilmesi için Meclis’te bu konuda vermiş olduğumuz yasa teklifinin gündeme alınması yasal zorunluluk haline gelmiştir. Bunun için sadece mevcut alfabe tablosuna Kürt dilinde kullanılan sembollerin eklenmesi suretiyle bu sorunu aşmak mümkündür. Kürt dilinde kullanılan sembollerin tabloya eklenmesi yeterli olacaktır.” <br />
<br />
BDP’li Zozani, internet sitesindeki Kürtçe tanıtımın, Türkçe, İngilizce ve Arapçadan sonra geldiğine de dikkat çekerek, “En son Kürtçeye yer verilmiş. Keşke bu coğrafyada yaygın kullanılan dillerin devamında İngilizce ve Arapçaya yer verilmiş olsa daha mantıklı bir iş yapmış olurlardı” dedi.”<br />
<br />
<i>RO/Zilan Dersim</i><br />

]]></description>
</item>

<item>
<title>Bu da TC´nin 'ilk Kürdçe tabelası'</title>
<link>http://www.rizgari.com/modules.php?name=News&amp;file=article&amp;sid=39975</link>
<language>turkish</language>
<description><![CDATA[
<a href=http://rizgari.com/images/wenenuce/bu-da-tc-nin-kurdce-tabelasi.jpg><img src=http://rizgari.com/images/wenenuce/bu-da-tc-nin-kurdce-tabelasi.jpg align=left width=125 hspace=5 vspace=5 border=0></a><b>Rizgarî Online/</b> Kürdçe tabela, Türk mahkemesi kararıyla kaldırılmıştı. 2011 yılında da Êlîh´de BDP li belediyenin dört dilli tabelası sökülmüştü.Radikal´den Rıfat Başaran´nın haberinde şunlara yer verildi:“Kamuoyunda ‘Ombudsman’ olarak bilinen Kamu Denetçiliği Kurumu, ‘anayasal kurum’ olarak bir ilke imza attı. Kurum çalışmalara başlar başlamaz BDP ’li belediyelerin park isimleri koyarken karşılaştığı ‘alfabede yer almayan harf’ yasağını fiili olarak aştı. Vatandaşlara, şikâyetlerini iletmesi için çağrı yapan kurum, Kürtçeye de yer verdi. Kurum, resmi internet sitesinde Türkçe anlamı “Devletimiz kendisine güveniyor ve kendisini milletin denetimine sunuyor” olan slogana yer verirken, bu sloganda Türkçe alfabede yer almayan ‘w, x’ gibi harfler kullanıldı. <br />
<br />
Resmen çalışmaya başlayan kurum, Türkçe, Arapça, İngilizce yanında Kürtçe duyuru da yaparak vatandaşları başvuru yapmaya çağırdı. Kurumun, resmi internet sitesinde Kürtçe duyuru da yer aldı. Duyuruda, “Devletimiz kendisine güveniyor, kendini milletin denetimine sunuyor” yazısı Türkçe’nin yanı sıra Kürtçe, Arapça ve İngilizce duyuruldu. Kurum bu duyuru sırasında BDP’li belediyelerin sık sık karşılaştığı Kürtçe park ve sokak isimleri ile ilgili yasak kararlarını da fiili olarak aşmış oldu. Kurum çağrı için Kürtçe olarak hazırlanmış sloganlarda, yasak kararlarına neden olan ‘x, w ve q’ gibi harflere yer verdi. <br />
<br />
<b>Şikâyet listesi </b><br />
<br />
Ombudsmanlık (Kamu Denetçiliği) Kurumu’na başvurular 29 Mart itibariyle başladı. Şikâyet konularını, ‘kamu personel rejimi, emeklilik, terfi, idari kadro talebi, imar, ihale iş ve işlemleri, eğitim ve sınav işlemleri, mali konular, vergilendirme, kamulaştırma, sendikal haklar, orman ve taşınmaz kültür varlıklarının korunması, gümrük, kolluk hizmetleri, sosyal güvenlik işlemleri, mülkiyet hakkıyla’ ilgili konular oluşturdu. <br />
<br />
Kamu Başdenetçisi Nihat Ömeroğlu’nun başkanlığındaki kurumda, kamu denetçisi olarak Zekeriya Aslan, Mehmet Elkatmış, Serpil Çakın, Abdullah Cengiz Makas, Muhittin Mıhçak görev yapıyor.”<br />
<br />
<i>RO/Zilan Dersim</i> <br />

]]></description>
</item>

<item>
<title>İnsanlık mezara gömülmüş</title>
<link>http://www.rizgari.com/modules.php?name=News&amp;file=article&amp;sid=39974</link>
<language>turkish</language>
<description><![CDATA[
<a href=http://rizgari.com/images/wenenuce/insanlik-mezara-gomulmus.jpg><img src=http://rizgari.com/images/wenenuce/insanlik-mezara-gomulmus.jpg align=left width=125 hspace=5 vspace=5 border=0></a><b>Rizgarî Online/</b> İnsan Hakları Derneği (İHD) Dîyarbekîr Şubesi tarafından “Kayıplar ve Toplu Mezarlar ve Geçmişle Yüzleşme Çalıştayı” başlatıldı. İHD Şube Başkanı Raci Bilici, toplu mezarlara insanlığın gömüldüğünü belirtirken Boğaziçi Üniversitesi Öğretim Üyesi Nazan Üstündağ, faillerin cezalandırılmadığına dikkat çekti.Taraf gazetesinden Remzi Budancir´in haberi:”İHD öncülüğünde ve Avrupa Birliği Demokrasi ve İnsan Hakları Aracı’nın desteğiyle iki gün sürecek olan Çalıştay’a, BM Kayıp Kişiler Uluslararası Komisyon Üyesi Matthew Holliday, Boğaziçi Üniversitesi Öğretim Üyesi Yrd. Doç. Dr. Nazan Üstündağ, Gazeteci Yazar Ragıp Zarakolu, İnsan Hakları Savunucusu Avukat Eren Keskin, STK temsilcileri, Barış Anneleri İnisiyatifi ve Diyarbakır Barosu katıldı. Çalıştay’ın açılış konuşmasını yapan Raci Bilici, toplu mezarların yaşanan savaşlardan kaynaklandığını söyledi. Toplu mezarların Türkiye’de 1915 yılında Ermeni Soykırımı ile başladığını, 30 yıllık isyan ile devam ettiğini belirten Bilici, “Geçmişle yüzleşilmelidir. Burada insanlık gömülüdür. Gömülü olan insanlığın ortaya çıkarılması gerektiğini söylüyoruz. Dünyanın birçok yerinde herkes nasıl ki kayıplarını arıyorsa bizler de burada kayıplarımızı arıyoruz” dedi. Mahtthew Holliday “İnsanlık böyle bir süreçten geçtiği zaman anneler, cevaplar içerisinde cevap bulmaya çalışırlar ve yalnızlaşırlar. Özellikle cevap bulma noktasına başvuruları hep olumsuzluklarla karşılaşırlar. Ve sessizleşirler. Kayıplar sessizliktir” diye konuştu. Barışı oluşturan dört önemli ayağın olduğunu ifade eden Öğretim Üyesi Nazan Üstündağ da “Birincisi eşitsizliği ortadan kaldıracak anayasal değişiklik. İkincisi silahsızlanma ve gerillanın geri çekilmesi. Üçüncüsü güvenlik reformu asker ve polis sayısını azaltmaktır. Dördüncüsü ise savaştan kaynaklı hak ihlallerini ortaya çıkarmaktır” dedi.<br />
<br />
<b> Failler cezalandırılmıyor</b><br />
<br />
Yapılan soruşturmalarda mağdurların durumlarının aydınlatılmadığı ya da mağdurların durumlarının aydınlatıldığı; ancak faillerinin cezalandırılmadığına dikkat çeken Üstündağ, “Âkil İnsanlar grubu ile yapılan çalışmalarda önemli sonuçlar ortaya çıkmıştır. Hakikatin ortaya çıkarılması noktasında büyük bir talep var. Bunu hem Kürtler hem de Türkler istemektedir. Türkler tarihi geçmişi bilmemekten Kürt sorununu PKK ile tanımlamaktadır. Bu da tarihsel bir boşluk yaratmaktadır” şeklinde konuştu.”<br />
<br />
<i>RO/Cemil Süphan</i> <br />

]]></description>
</item>

<item>
<title>Kalkan: Herkes sözünün gereğini yapmalı</title>
<link>http://www.rizgari.com/modules.php?name=News&amp;file=article&amp;sid=39973</link>
<language>turkish</language>
<description><![CDATA[
<a href=http://www.rizgari.com/images/D.Kalkan05082010.jpg><img src= http://www.rizgari.com/images/D.Kalkan05082010.jpg align=left width=125 hspace=5 vspace=5 border=0></a><b>Rizgarî Online/</b> KCK Yürütmek Konseyi Üyesi Duran Kalkan, “demokratik çözüm sürecinin birinci aşamasının, PKK ve Kürtlerin gereklerini yerine getirmeleri ile aslında sonuçlandığını” belirterek, “demokratikleşmeyi içeren 2. aşamaya geçildiğini” söyledi. Kalkan, 2. aşamada herkesin sorumluluklarını yerine getirmesi gerektiğini söyledi.ANF´nin geçtiği haberde şunlar kaydedildi:”Nuçe TV’de gazeteci Baki Gül’ün hazırlayıp sunduğu, BDP Eş Genel Başkanı Gülten Kışanak’ın stüdyo konuğu olarak hazır bulunduğu Gündem programına katılan KCK Yürütmek Konseyi Üyesi Duran Kalkan süreçle ilgili önemli açıklamalarda bulundu.Gerilla güçlerinin geri çekilmesini değerlendiren Kalkan, çözüm sürecinin birinci aşamasının aslında tamamlandığını, demokratikleşmeyi içeren 2. aşamada herkesin sorumluluklarını yerine getirmesi gerektiğini söyledi.Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan’ın önerdiği, 3’ünün hazırlık çalışmalarının başlatıldığı konferanslara değinen Kalkan, konferansların demokratik siyasi mücadele hamlesinin içeriğini oluşturduğunu belirterek, “Bu hamlenin başlatılma ve geliştirme projesidir” dedi.<br />
<br />
KCK Yürütmek Konseyi Üyesi Duran Kalkan, Gündem programında yaptığı açıklamalarda, gerillaların ‘demokratik çözüm yürüyüşünü’ olarak adlandırdığı medya Savunma Alanları’na çekilmeye başlamaları ile ilgili şunları söyledi:<br />
<br />
“Öncelikle gerillanın demokratik çözüm yürüyüşünü selamlıyorum. Tüm Kürt halkına ve Türkiye’ye hayırlı olmasını diliyorum. Önder Apo’nun İmralı’da yürüttüğü görüşmeler ve Newroz’da yaptığı çağrı, başlattığı yeni süreç temelinde gerilla yürüyüşü gerçekleşiyor. Bu temelde yönetimimiz 23 Martta ateşkes ilan etmişti. 25 Nisanda da genel bir açıklama yaptı. Gerillanın çekiliş sürecinin 8 Mayısta başlayacağını kamuoyuna duyurdu. Kamuoyunun bilgisi dâhilinde 13-14-15 Mayıs tarihlerinde ilk gerilla gruplarının Medya Savunma Alanlarına geçişi gerçekleşti. Önder Apo’nun çağrısı ve yönetimimizin kararı çerçevesinde gerillanın çekilme süreci 8 Marttan itibaren başlamıştır. Bu anlamda hareketimiz, yaptığı açıklamaların gereğini yerine getirmiş, verdiği sözü tutmuştur. Sözüne sadık bir hareket olduğunu ortaya koymuştur. Bu temelde şimdiye kadar Kürt tarafının yaptığı çağrıların gereği yerine getirildi, önemli adımlar atıldı.”<br />
Gerillanın yürüyüşünün, Kürdistan Özgürlük Mücadelesi ile Kürt halkı için büyük önem arz eden Mayıs ayı içinde gerçekleştiğine dikkat çeken Kalkan, “Mayıs ayı bizim şehitler ayımızdır. 18 Mayıs şehitler günümüzdür. Hepsi şehitler ayında gerçekleşiyor ve kahraman şehitlerimizin 35-40 yıldır yürüttükleri mücadelenin temeli üzerinde gerçekleşiyor. Gerillanın demokratik çözüm yürüyüşü şehitlere doğru sahip çıkma, amaçlarını başarma yürüyüşü oluyor. Şehitlerimizin izinde yürüyüş oluyor. Özellikle de 2011-2012 devrimci halk savaşı hamlesinin yarattığı birikim üzerinde bu yeni süreç, demokratik çözüm süreci gelişiyor. Demokratik Kurtuluş ve Özgür Yaşamı İnşa hamlesi tamamen devrimci halk savaşının yarattığı kazanımlara dayalı gelişiyor. Bu vesileyle şehitler günümüzü şehitler ayımızı kutluyorum. 18 Mayıs şehitler gününde büyük şehidimiz Haki Karer şahsında tüm kahraman şehitlerimizi saygıyla minnetle anıyorum.  Onlara verdiğimiz amaçlarını başarma sözümüzü bugün gerilla demokratik çözüm yürüyüşü ile yerine getiriyor. Önder Apo’nun ilan ettiği Demokratik Kurtuluş ve Özgür Yaşamı İnşa hamlesi şehitlerimizin amaçlarının başarılması hamlesi oluyor” dedi.<br />
<br />
Duran Kalkan, Kürt tarafının her koşulda direndiğini gösterdiği gibi, Kürt halkının direnişçi bir halk, özgürlüğe tutkulu bir halk olduğunu ortaya koyduğu gibi, demokratik siyasi mücadele hamlesinde de başarılı olacağına dair kendine güvenen, bağımsızca karar alıp adım atabilen bir halk olduğunu ortaya koyduğunu kaydetti.<br />
<br />
“Bunların hepsi Kürt sorununun demokratik siyasi çözümü ve Türkiye’nin demokratikleşmesinin önünün açılması içindir” diyen Kalkan aslında çözüm sürecinin ilk aşamasının bittiğini, ikinci aşamasına geçildiğini söyleyerek devamla şu değerlendirmede bulundu: <br />
<br />
“Birçok çevre bu konuda gerillayı engel olarak gösteriyordu. Savaş var çatışma var o nedenle biz bir şey yapamıyoruz diyorlardı. Şimdi önder Apo’nun başlattığı yeni süreç temelinde hareketimizin attığı adımlarla, söz konusu engellerin hiçbirisi kalmamıştır. Çatışma bitmiştir, savaş yok, çatışma ihtimali yok. Bu anlamda Newroz’da ilan edilen sürecin ilk aşaması tamamlanmış oluyor. Her kese verdiği sözün gereğini, yaptığı çağrının gereğini yerine getirmek düşüyor.  Bu bakımdan birçok gücün harekete geçme zamanı.<br />
<br />
PKK, Kürtler verdiği sözü tuttular, gereğini eksiksiz yaptılar. O halde herkes de sözünün gereğini yerine getirmeli. Şimdi yapılması gereken bu, beklenen bu. İkinci aşamada aslında bu sözlerin tutulmasıdır. Öncülüğünü yine Kürtler yaptı, PKK yaptı. Ön açıcı oldu, tek yanlı fedakarlıkta bulundu. Ama elbette bu boşuna değildir. Gerillanın bu yürüyüşü, demokratik çözüm yürüyüşü boşuna değil. Bir amaca bağlı hedefe bağlı, Kürt sorununun demokratik siyasi çözümü, Türkiye’nin demokratikleşmesi, Ortadoğu’da barışın, demokrasinin ve halkların kardeşliğinin tesis edilmesi içindir. O halde herkes üzerine düşeni yerine getirmeli. Bütün siyasi güçler, demokratikleşmeden yanayız diyen herkes, gerekli çabayı göstermeli. Özellikle de demokratik güçler, demokratik siyaset yürüten güçler, artık hamle yapmaları için hiçbir engel yok, tersine güçlü dayanağa sahipler. O halde bu dayanağı doğru kullanmalıdırlar. Dayandıkları birikimin hakkını vermeliler, pratikleşmesini sağlamalılar. Büyük bir demokratik siyasi mücadele hamlesini geliştirebilmeli, demokratik çıkış yapabilmeliler. Görev onlara düşüyor, sorumluluk onların üzerindedir. Demokratikleşmeyi sağlayacak yegane güç onlar.<br />
<br />
Tabi iktidarı elinde tutan, gücü elinde bulunduranlara da görev ve sorumluluk düşüyor. Yasal-anayasal düzenlemelerin Türkiye’nin demokratikleşmesi ve Kürt sorununun demokratik siyasi çözümü temelinde yapılması gerekiyor. Kürt inkarının son bulması lazım. Gerillanın yürüyüşü demokratik çözüm yürüyüşüydü. Kürt inkarının son bulması yürüyüşüydü.  Bunu yönetimimiz açıkça ifade etti, ilan etti. Artık Kürdü inkar eden güçler bu inkar zihniyetinden de, politikasından da vazgeçtiklerini ortaya koymalıdırlar. Bu temelde başta Kürt halkı olmak üzere tüm insanlığı, ilerici güçleri ikna edebilmeliler. Görev sorumluluk onlara düşüyor. Bundan sonra sürecin ikinci aşaması da bu temelde gelişecek. Artık ikinci aşama olarak demokratikleşme, Kürt sorununun demokratik siyasi çözümü, onun için yasal anayasal düzenlemeler ve her alanda demokratikleşme adımlarının atılması. Bu temelde herkesin verdiği sözün gereğini yerine getirmesi, demokratikleşmede üzerine düşen görev ve sorumluluklarını pratikte başarıyla yerine getirmesi gerekli. Bizim çabamız bu temeldedir.  Bakalım, verilen sözler ne kadar yerine getirilecek, gerekli adımlar ne kadar atılacak göreceğiz.”              <br />
Duran Kalkan, demokratik çözümün önemli ayaklarının başında gelen Öcalan’ın önerdiği 4 büyük konferansı da değerlendirdi. 3’ünün hazırlık çalışmaları ile tarihlerinin netleştiği konferanslara ilişkin şunları kaydetti:<br />
<br />
“Önder Apo’nun önerdiği 4 büyük demokratikleşme konferansı aslında Newroz’da ilan ettiği demokratik siyasi mücadele hamlesinin içeriğini oluşturuyor. Bu hamlenin başlatılma ve geliştirme projesidir. Amacı Kürt sorununu ve demokratikleşme sorununu bir elit grubun, bazı siyasi çevrelerin, iktidar sahiplerinin elinden alıp başta Kürt halkının tümü olmak üzere sorunla ilgili tüm halklara, toplumlara, Türkiye toplumuna ve yurtdışındaki Ortadoğulu topluluklara, demokratik insanlığa yaymaktır, taşırmaktır. Onları da sorunun içine çekmek, sorunun çözümünde söz sahibi kılmaktır. Bu demokratik siyasetin gereği oluyor. Demokratik siyaseti harekete geçirmeyi ifade ediyor. Demokratik siyaset bir elit siyaset değildir. Sadece kadroların, ya da partilerin de yürüteceği siyaset de değildir. Kitleye dayalı, halka dayalı siyasettir. Ezilenlerin harekete geçmesini ifade eden siyasettir. Emekçilerin, kadınların, gençlerin, tüm etnik grupların, mezheplerin, dini çevrelerin kendilerini özgün örgütleyerek demokratik katılımlarını sağlamak üzere harekete geçmelerini içeren siyasettir. Konferanslar tüm bu güçleri harekete geçirmeyi hedefliyor. Bu bakımdan siyaseti halka yaymayı, topluma yaymayı, dolayısıyla Kürt sorununun demokratik siyasi çözümünde, Türkiye’nin ve Ortadoğu’nun demokratikleşmesinde kitleleri, halkları, ezilenleri söz sahibi kılmayı, pratikleştirmeyi ifade ediyor. Amacı, hedefi budur.<br />
Türkiye’de ve Avrupa’da yapılmak istenen konferanslar demokratikleşme konferanslarıdır. Ankara konferansı Türkiye'nin Demokratikleşme Konferansı özelliği taşıyor. Avrupa’daki konferans da benzer özelliklere sahiptir. Tüm Türkiye’de yaşayan kesimleri, grupları, siyasi çevreleri, aydınları, demokrasiden yana olan, sorunların demokratik çözümünü isteyen, demokratik bir Türkiye isteyen herkesin katılmasını ifade ediyor, öngörüyor. Herkese açıktır. Çağrı bu temelde yapılmıştır. Adımlar da bu temelde atılıyor. Biz başarılı olacağına inanıyoruz. Ve Türkiye toplumunun Ankara merkezli olarak ve yurtdışı merkezli olarak demokratikleşmedeki iradesini, tutumunu ortaya çıkaracak. Herkesin önüne demokratik Türkiye toplumunun, halkların istediğini, gençlerin istediğini, kadınların istediğini ortaya koyacak. Öyle bazı grupların, bazı kişilerin, bazı partilerin talebi olmadığını, tüm toplumun talebi olduğunu herkese gösterecek. Türkiye’nin demokratikleşmesi ve Kürt sorununun çözümünün çerçevesinin ne olması gerektiğini ortaya çıkartacak. Aslında çözüm projesini demokratikleşme projesini yaratacak konferanslardır.<br />
<br />
Amed ve Hewler’de yapılacak konferanslar ise Kürt konferansı. Ulusal demokratik Kürt güçlerini en geniş biçimde içinde toplayacak konferans oluyor.<br />
Amed’te olan Kuzey Kürdistan’daki tüm halkı, halk kesimlerini birleştirecek ve Kuzey Kürdistan toplumunun iradesini, taleplerini, Kürt sorununun çözümü konusundaki istek ve görüşlerini ortaya çıkaracak. Kuzey Kürdistan halkı, toplumu nasıl yaşamak istiyor, nasıl bir sistemde, ne tür bir örgütlülük içerisinde yaşamı öngörüyor onu ortaya çıkaracak.<br />
<br />
Hewler konferansı ise bunu 4 parça Kürdistan’da yapacak. Yani 40 milyonluk Kürt toplumunun özgür, demokratik iradesini ortaya koyacak. Kürtler Ortadoğu’da Kürt sorununun çözümünü bu süreçte nasıl öngörüyorlar, nasıl bir çözüm talebinde bulunuyorlar. Parçalar arası dayanışma nedir.  Kürt ulusal demokratik stratejisi, programı nelerden oluşuyor, bunları hayata geçirmek için en üstte ulusal demokratik Kürt dayanışması, kurumlaşması nasıl olacak. Zaten bu konferansların adı da Milli Birlik ve Dayanışma Konferansları kondu. Amed’teki de öyledir. Özgürleşme ve demokratikleşme konferansı.<br />
<br />
Hewler’deki de bütün parçalardaki Kürtleri kapsayacak bir Ulusal Birlik ve Dayanışma Konferansıdır. Hem Kürtler arası ilişki ve ittifakı ulusal demokratik çizgide en sağlam hale getirecek hem de Kürtlerin böyle bir süreçte Kürt sorununun demokratik siyasi çözümünden ne anladıklarını, nasıl bir çözüm istediklerini, dolayısıyla, nasıl bir yaşamı öngördüklerini ortaya koyacak. Bu oldukça önemli bir durumdur. Bazı çevreler diyor çözümü PKK dayatıyor, önder Apo dayatıyor, Kürt sorununu bunlar gündeme getiriyorlar, bazı talepler bunların talepleridir. İşte yasal-anayasal çözümler olsun, demokratik özerklik çözümü geliştirilsin dendiğinde bunları PKK istiyor, önder Apo istiyor. Bir grubun talebidir diyorlar. Şimdi bu konferanslarla bu taleplerin bir grubun değil, kadın, erkek, genç, çocuk, yaşlı 40 milyon Kürdün talepleri olduğu ortaya konulacak. Her kes görecek ki ortada bir halk duruşu var halk talebi var. Dolayısıyla da artık halk iradesine bağlıyız, esas alıyoruz diyenler bu temelde demokrasiyi tanımlayanlar ve kendilerinin demokratik olduğunu söyleyenler de her halde Kürt toplumunun böyle bir irade ortaya koyuşunu da tanımak durumunda kalacaklar. Bunlar gerçekleştiğinde aslında Kürt sorununun demokratik siyasi çözümünde ve Türkiye’nin demokratikleşmesinde çok önemli bir aşama kaydedilmiş olacak. Demokrasi programı, demokrasinin güçleri ortaya çıkmış olacak. Büyük bir demokrasi mücadelesi bu temelde gelişebilecek. Biz inanıyoruz, konferanslar başarılı olacak. Şimdiden bu konferanslar için yürütülen bütün çalışmaları selamlıyor, çalışanlara da üstün başarılar diliyorum.”      <br />
<br />
<i>RO/Zilan Dersim</i>            <br />

]]></description>
</item>

<item>
<title>‘Asker kışlaya dönmeli, korucular silah bırakmalı’ </title>
<link>http://www.rizgari.com/modules.php?name=News&amp;file=article&amp;sid=39972</link>
<language>turkish</language>
<description><![CDATA[
<a href=http://rizgari.com/images/wenenuce/asker-kislaya-korucular-silah-biraksin.jpg><img src=http://rizgari.com/images/wenenuce/asker-kislaya-korucular-silah-biraksin.jpg align=left width=125 hspace=5 vspace=5 border=0></a><b>Rizgarî Online/</b> Dîyarbekîr il Örgütü'nü ziyaret etti. Ziyaret sonrası komisyon adına açıklama yapan İHD Dîyarbekîr Şubesi Başkanı Raci Bilici, "Asker kışlaya dönmeli, korucular silah bırakmalı, TOMA ve akrep tipi zırhlı araçlar şehir içinden çekilmelidir" dedi. ANF´nin haberinde sunlara yer verildi:“Diyarbakır'da aralarında Diyarbakır Barosu, İHD Diyarbakır Şubesi, MAZLUMDER Diyarbakır Şubesi, KESK Diyarbakır Şubeler Platformu, Diyarbakır Tabip Odası, GÜNSİAD, TİHV Diyarbakır Temsilciliği, TUHAD-FED, MEYA-DER ve Barış Anneleri İnisiyatifi'nin de bulunduğu sivil toplum kuruluşlar, KCK'nin açıklamasıyla birlikte HPG güçlerinin 8 Mayıs'ta başlattığı geri çekilmeye ilişkin kurulan izleme komisyonu kurmuştu. Kurulan komisyonun üyeleri, BDP Diyarbakır İl Örgütü'nü ziyaret etti. BDP PM üyesi İnan Kızılkaya tarafından kabul edilen heyet, görüşmenin ardından basına bilgi verdi. Heyet adına açıklama yapan İHD Diyarbakır Şubesi Başkanı Raci Bilici, komisyon olarak Diyarbakır Valisi, AKP ve BDP'nin Diyarbakır il örgütlerini ziyaret etme kararı aldıklarını hatırlatarak, "Biz öteden beridir Kürt sorununun çözümünün diyalog olduğuna inanıyoruz. KCK'nin almış olduğu geri çekilme kararı sonrası süreci izleyecek, gözlemlerimizi yapacağız" dedi. <br />
<br />
Bilici, elinde silah bulunduran asker ve korucuların da çekilmesi gerektiğini söyleyerek, "Asker kışlaya dönmeli, korucular silah bırakmalıdır. Çünkü bu süreç provokasyona açık bir süreçtir. Bu durum göz önünde bulundurulmalıdır. Ayrıca polis de tavrını ve tutumu değiştirmeli, demokratik bir anlayış içine girmeli, akrep ve TOMA isimli zırhlı araçlar şehir içinden çekmelidir. Aynı şekilde yine Diyarbakır'da her gün uçaklar havalanıyor. Uçakların havalanması sürecin hassasiyetine uygun değil, rahatsız edicidir. Uçakların havalanmasına son verilmelidir" diye konuştu. Bilici, komisyon olarak önümüzdeki günlerde kırsal alanlarda gözlemlerde bulunacaklarını duyurdu.“<br />
<br />
<i>RO/Zilan Dersim</i><br />

]]></description>
</item>

<item>
<title>Tanrıkulu: Suriyeli muhaliflere TSK üniforması verildi mi?</title>
<link>http://www.rizgari.com/modules.php?name=News&amp;file=article&amp;sid=39971</link>
<language>turkish</language>
<description><![CDATA[
<a href=http://rizgari.com/images/wenenuce/suriyeli-muhalifler-tsk-uniformasi-giyiyor.jpg><img src=http://rizgari.com/images/wenenuce/suriyeli-muhalifler-tsk-uniformasi-giyiyor.jpg align=left width=125 hspace=5 vspace=5 border=0></a> <b>Rizgarî Online/</b> CHP'li Sezgin Tanrıkulu, TC Milli Savunma Bakanı İsmet Yılmaz'a, "TSK üniformaları başta Özgür Suriye Ordusu olmak üzere diğer Suriyeli muhalif gruplara dağıtılmış mıdır?" diye sordu.Radikal´in kaydettigine göre,“CHP Genel Başkan Yardımcısı Sezgin Tanrıkulu Tanrıkulu, Milli Savunma Bakanı’nın yanıtlaması istemiyle TBMM Başkanlığı’na bir soru önergesi sundu. Suriye’de yaşanan karışıklık döneminde, Özgür Suriye Ordusu ve diğer muhalif gruplara silah, mühimmat ve askeri kıyafet verildiği yönünde basında haberler çıktığını hatırlatan Tanrıkulu, muhaliflerin Türk askeri üniforması taşıdığını iddia ederek Bakan Yılmaz’ın yanıtlaması istemiyle şu soruları yöneltti: “Türk Silahlı Kuvvetleri envanterindeki eski üniformalar ne yapılmaktadır? <br />
<br />
TSK envanterinden 2012 ve 2013 yıllarında yabancı ülkelere askeri malzeme hibesi yapılmış mıdır? Yapıldı ise bu ülkeler hangileridir ve ne tür malzemeler hibe edilmiştir? <br />
<br />
TSK üniformaları başta Özgür Suriye Ordusu olmak üzere diğer Suriyeli muhalif gruplara dağıtılmış mıdır? Dağıtıldı ise kaç adet dağıtılmıştır? <br />
<br />
Türk Silahlı Kuvvetlerine ait eski veya yeni askeri kıyafetlerin rütbeleri ve Ordu amblemleri sökülmeden Suriyeli muhaliflere dağıtıldığına dair bilginiz var mı? <br />
<br />
Suriyeli muhaliflere askeri malzeme verme yetkisini kimden ve hangi karardan aldınız?” <br />
<br />
<i>RO/Zilan Dersim</i><br />

]]></description>
</item>

<item>
<title>Türkiye, İran’ın Suriye zirvesine katılmasına karşı değil</title>
<link>http://www.rizgari.com/modules.php?name=News&amp;file=article&amp;sid=39970</link>
<language>turkish</language>
<description><![CDATA[
<a href=http://rizgari.com/images/wenenuce/kerry-lavrov-2005.jpg><img src=http://rizgari.com/images/wenenuce/kerry-lavrov-2005.jpg align=left width=125 hspace=5 vspace=5 border=0></a><b>Rizgarî Online/</b> ABD ile Rusya, Suriye krizine çözüm bulmak amacıyla Cenevre'de yeni bir konferans düzenlenmesi konusunda anlaştı. Gelişmenin ardından Esed rejiminin en büyük destekçilerinden İran'ın Cenevre'ye katılıp katılmayacağı tartışılmaya başladı. Moskova, İran'ın katılımına destek verirken Fransa karşı çıktı. Ankara ise henüz kesin bir pozisyon belirlemedi. Ancak Zaman'a konuşan diplomatik kaynaklar, “Kimseye ön reddimiz yok.” değerlendirmesinde bulundu.Gazetenin haberinin ayrıntısında şunlara yer verildi:“ABD ile Rusya, Suriye krizine çözüm bulmak amacıyla yeni bir uluslararası konferans düzenlenmesinde anlaşırken gözler, II. Cenevre buluşmasına kimlerin katılacağına çevrildi. Rusya ile birlikte Esed rejiminin en büyük destekçisi olan İran’ın Cenevre’ye katılıp katılmayacağı tartışması başladı. Moskova, İran’ın katılımına destek verirken Fransa buna hemen karşı çıktı. Ankara ise henüz kesin bir pozisyon almaktan geri duruyor. Zaman’a konuşan diplomatik kaynaklar, “Kimseye ön reddimiz yok. Önemli olan konferansın parametreleri. Ortaya konan parametreleri kabul etmeleri çerçevesinde değerlendiririz.” ifadesini kullandı.<br />
<br />
Cenevre’de haziran ayında toplanması planlanan ikinci uluslararası Suriye konferansının ülkedeki krizi sona erdirip erdirmeyeceği tartışılırken katılımcıların kimler olacağı konusunda ihtilaflar yaşanıyor. Rusya Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov, konferansta İran’ın bulunmasını isteyerek bu önemli aktörün dışlanmaması gerektiğini savundu. Fransa Dışişleri Bakanlığı da yazılı bir açıklama yaparak “İran’ı istemiyoruz.” dedi. ABD’den ise henüz ses yok. Zaman’ın bu konudaki sorusuna cevap veren Ankara ise, “Henüz katılımcılar konusunda kesin bir pozisyon belirlemedik.” diyerek duruma göre hareket edeceğinin sinyalini verdi. Diplomatik kaynaklar, “Önceliğimiz konferansın parametrelerinin herkes tarafından kuşkuya yer bırakmayacak şekilde anlaşılıp teyit edilmesi. Tabii muhalefetin kendi tutumunu ve katılacak yetkililerini belirlemesi de son derece önemli. Cenevre-1’in katılımcılarının dışında kimler hangi gerekçelerle katılabilir ona bakarız. Ama bizim kimseye ön reddimiz yok. İlave katılımcı adaylarını katma değerleri ve ortaya konan parametreleri kabul etmeleri çerçevesinde değerlendiririz.” yorumunda bulundu.<br />
<br />
Cenevre’de geçtiğimiz sene 30 Haziran’da gerçekleşen zirveye BM Güvenlik Konseyi’nin 5 daimi üyesi ABD, Rusya, Çin, İngiltere ve Fransa’nın yanı sıra Türkiye, Katar ve Kuveyt katılmıştı. BM Genel Sekreteri Moon ile Özel Temsilci Kofi Annan, Arap Ligi Genel Sekreteri Nebil el Arabi ve AB Dış Politika Yüksek Temsilcisi Ashton da yer almıştı. Zirvede barışın tesisi için bir geçiş hükümetinin kurulması konusunda uzlaşmaya varılmış; ancak bunun ayrıntıları muğlak kalmıştı. Rusya bunu “Esed’in gitmesi gerekmiyor.” diye yorumlamış; Türkiye ve Batılılar ise “Esedsiz geçiş süreci” olarak lanse etmişti. Halen taraflar arasında bu görüş ayrılığı sürerken Cenevre’den nasıl bir netice çıkacağı ve bunun nasıl uygulanabileceği konusunda tereddütler bulunuyor. Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, ABD ziyareti öncesi yeni Cenevre sürecini “ipe un sermek” olarak nitelendirirken Başkan Barack Obama ile görüşmesi sonrası “Görüşüm değişti veya gelişti diyebilirsiniz.” yorumu yapmıştı. Öte yandan Cenevre öncesi Rusya’yı içermeyen Türkiye ve ABD’nin yer aldığı 10 kadar ülkeden oluşan Suriye Halkının Dostları Çekirdek Grubu çarşamba günü Ürdün’de bir araya gelerek durum değerlendirmesi yapacak.<br />
<br />
<b> ‘İstifa etmeyeceğim’ diyen Esed, Cenevre’ye şans tanımıyor</b><br />
<br />
ABD ve Rusya, Suriye’de akan kanı durdurmak için Cenevre’de uluslararası bir konferans düzenlemek üzere diplomatik girişimde bulunurken Beşşar Esed’den siyasi çözüm beklentilerini düşüren bir açıklama geldi. Esed, Cenevre’de yapılacak barış müzakerelerinin başarılı olacağını düşünmenin gerçekçi olmadığını söyledi. Arjantin gazetesi Clarin ve devlet haber ajansı Telam’a konuşan Suriye Devlet Başkanı Esed, yine muhalifler için ‘terörist’ nitelemesi yaparken kendisinin yer almadığı bir geçiş hükümeti ihtimaline kapıları kapadı. Esed, “Dünyada, siyasi çözüm ile terörizm arasında bir kafa karışıklığı var. Bir konferansın ülkedeki terörizmi sona erdireceğini sanıyorlar. Bu hayal.” ifadelerini kullandı. Barış görüşmelerinin bir anlamı da olmayacağını çünkü muhaliflerin bir anlaşmayı görüşemeyecek kadar çok bölünmüş olduklarını savundu. “Teröristlere diyalog yok.” diyen Esed, istifa etmeyi de düşünmediğini, iktidarda kalıp kalmayacağının 2014’te yapılacak seçimlerle belli olacağını kaydetti.<br />
<br />
<b> KUSAYR’A BOMBA YAĞDI</b><br />
<br />
İki yılı aşkın bir süredir iç savaşın devam ettiği Suriye’de rejim güçleri, Lübnan sınırındaki stratejik Kusayr kasabasını muhaliflerden almak için operasyon başlattı. 20 bin nüfuslu Kusayr’ı kuşatan Esed’e bağlı birliklerin dün kasabayı havadan ve karadan bombaladığı, dünkü bombardımanda en az 16 kişinin öldüğü bildirildi. Kuşatma sebebiyle sivillerin bölgeden kaçamadığı ifade ediliyor. Kusayr, muhaliflere Lübnan’a girip çıkma imkanı tanırken, ele geçirilmesi durumunda da rejime Şam üzerinden Akdeniz’e ve Nusayri nüfusunda yoğun olduğu bölgelere bağlanma fırsatı sağlayacak.“<br />
<br />
<i>RO/Ömer Kaçar</i> <br />

]]></description>
</item>

<item>
<title>Türkiye için Suriye'de zor dönem (2)</title>
<link>http://www.rizgari.com/modules.php?name=News&amp;file=article&amp;sid=39969</link>
<language>turkish</language>
<description><![CDATA[
<a href=http://www.rizgari.com/images/cengizcandar190611.jpg><img src=http://www.rizgari.com/images/cengizcandar190611.jpg align=left width=125 hspace=5 vspace=5 border=0></a><b>Cengiz Çandar*/</b> Washington sonrasında Türkiye (ve Tayyip Erdoğan) için 'riskli' bir siyasi dönemin başlamış olma ihtimali var.Tayyip Erdoğan, Washington San Francisco’ya geçmeden önce beraberindeki Türk gazetelerin genel yayın yönetmenlerine önemli açıklamalar yaptı. “Suriye konusunda somut gelişmeler oldu mu?” sorusuna cevabı şu: “En somut yanı ‘Esad’sız Suriye’. Cenevre sonrası adım atılacaksa Esad’sız bir süreç olacak... Rusya madem ‘Esad’ın avukatı değilim’ diyor. Daha ne kadar yanında duracak, görmek lazım. Göreceğiz... Bu seyahatin ardından Rusya başta olmak üzere Suudi Arabistan ve bölgesel seyahatler planlıyorum.” Şu da Suriye konusunda “Obama yönetiminin bir ay öncesine göre farklı bir yerde durduğunu düşünüyor musunuz?” şeklindeki ikinci soruya cevabı: <br />
<br />
“Daha kararlı gördüm. Ama askeri bir adım konusunda onlar da düşünmüyorlar. Cenevre sürecinde beklediğimiz neticeyi alabilirsek o zaman çok daha farklı kararların alınması mümkün olur.” <br />
<br />
Başbakan Erdoğan’ın bu açıklamasını dünkü yazıda gönderme yaptığımız NYT’da Obama ile görüştüğü gün yayımlanmış olan Soner Çağaptay-James F. Jeffrey ortak imzalı, ‘Obama Türkiye’yi Suriye Bataklığından Kurtarabilir mi?’ başlıklı yazıda altı çizilen gözlemleri hatırlayarak değerlendirmekte yarar var. Söz konusu yazının gözlemini hatırlatalım: <br />
<br />
“Erdoğan, Esad rejimine karşı daha büyük bir güvence elde etmediği takdirde, Türkiye’nin Suriye’deki büyük kaybeden olacağının farkında. Erdoğan da eğer 2014’te oy sandığında mutlak çoğunluğu sağlayamazsa büyük kaybeden olacak. Bu, aynı zamanda, Türkiye’yi bölgede Batı değerlerinin güçlü sütunlarından biri ve az sayıdaki istikrarlı ülkelerinden biri olarak gören ABD için kötü olacak. Türk hükümeti Suriye’de güçler dengesi isyancılar lehine şimdi dönmez ise Suriye ihtilafının Hatay Vilayeti ve onunla birlikte Türkiye’nin geri kalanını da kargaşanın içine çekecek uzun bir mezhebi iç savaşa dönüşeceğine inanıyor.” <br />
<br />
İşte, Türkiye ya da bir başka deyişle Tayyip Erdoğan tam da bu nedenlerden ötürü, Obama’dan ABD’nin Başşar Esad’ın devrilmesi için ABD’nin Libya’da ortaya koyduğu iradeye benzer bir tavır beklentisi ile Washington’a gitmişti. <br />
<br />
Türkiye, şayet, kendi gücüyle Ortadoğu’ya yön verebilecek olsaydı, Washington’dan böyle bir talebi de olmazdı, olamazdı. ABD’den Suriye’de daha aktif olmasını, yapabileceklerini ve yapması gerekenleri yapmadığından şikâyetçi olan bir AK Parti hükümeti, bundan iki yıl öncesine kadar düşünülebilir miydi? <br />
<br />
Suriye krizi, Türkiye’nin ‘bölge gücü’ olarak sınırlarının Ankara’nın tasavvurlarının altında olduğunu gösterdi. Türk ve bölge kamuoyunun, Türkiye’nin gerçek gücünün bu olduğunun görülmesi istenmiyor olsa da, durum bu ve bunun daha da geriye gitmemesi için, Tayyip Erdoğan, Beyaz Saray’ın kapısını çaldı. <br />
<br />
Erdoğan’ın Türk basın mensuplarına yaptığı yukarıdaki açıklamaların özellikle satır araları dikkatle okunup değerlendirildiğinde, Beyaz Saray’dan Suriye konusunda alınması gerekenin alınmadığı; tersine, Türkiye’nin ‘Amerika-Rusya ortak diplomasi treni’nin peşine takılmaya rıza gösterdiği görülecektir. <br />
<br />
Rusya, ‘Cenevre II’yi, Esad’sız bir Suriye amacıyla istemiyor. Tam tersine, ‘Esad’sız Suriye’ amacıyla yola çıkanları, Esad’lı bir Suriye ile müzakere noktasına çekmek amacıyla tasarlıyor. Zaten, Başbakan Erdoğan’ın, “Rusya madem ‘Esad’ın avukatı değilim’ diyor. Daha ne kadar yanında duracak görmek lazım. Göreceğiz... Bu seyahatin ardından Rusya başta olmak üzere Suudi Arabistan ve bölgesel seyahatler planlıyorum” sözleri Washington’da arzusu hilafına ortaya çıkan durumun itirafından başka bir şey değildir. <br />
<br />
Tam bu noktada, dünkü yazımızda gönderme yaptığımız Council on Foreign Relations (Dış İlişkiler Konseyi) adlı önemli düşünce kuruluşunun uzmanı Steven A. Cook’un 13 Mayıs tarihli yazısının şu bölümlerinin altını çizmek gerekiyor: <br />
<br />
“Soğuk Savaş’ta görülecek bir şekilde, Washington ve Moskova’nın Suriye ihtilafının bölgeyi sarmasını önlemek için adım atıyorlar... Türk yönetimi sürekli olarak Esad’ın devrilmesi ve başında olduğu rejimin sona ermesi çağrısında bulundu. Bu, ilkeli bir pozisyondu ama eğer ABD ve Rusya’nın, Esad’ın aile çekirdeği olmasa bile rejimin ileri gelenlerini içine alacak şekilde Suriye’de bir siyasi çözüm sağlanmasının başını çekmeleri halinde, böyle bir politika Ankara’nın çıkarına pek hizmet edecek cinsten olmayacaktır... <br />
<br />
Suriye’de Türkiye’nin başına gelen çok şeyin Ankara’nın kendi kabahati olmadığı öne sürülebilir ve bu kısmen doğrudur, ama yine de böyle olması gerekmiyordu. Dünyadaki 16. büyük ekonomi olarak, elinde koz teşkil eden bölgedeki tarihi ve kültürel mirasıyla, Arapları cezbedecek siyasi ve ekonomik sistemi ve yumuşak-gücü bol bol kullanmasıyla, Türkiye, bölgesel sorun çözücü ve bir ekonomik makine olarak, Ortadoğu bir yeni Türk yüzyılı yaratarak, süreç içinde ABD’yi son altmış yıldır taşıdığı yüklerin bazılarından kurtarabilirdi. Ama işte bulunduğumuz yer: Cenevre’ye ya da bir başka ‘ağrı kesici’ şehre Washington ve Moskova’nın gözetimi altında, bir barış konferansı için yola çıkıyoruz. Başbakan Erdoğan ve Adalet ve Kalkınma Partisi için (bu durumda) olabilecek en iyi şey, yüzleri yedikleri yumurtaya bulanmış olsa da, büyük güçlerin, Suriye trajedisinden çıkaracakları çözüm ne olursa, onu uygulayabilecekleri ölçüde konumlarının sarsılmamış kalmasıdır. En kötüsü ise özlemlerinin içinin boşluğunun ve büyük devlet patronlarına bağımlılıklarının bir kez daha ortaya çıkmasıdır... Sonuç olarak, Suriye, Erdoğan’ın içerdeki siyasi aura’sına bir çentik atmaktan öteye gitmeyebilir ama Washington’ın ‘Türkiye’nin bir bölgesel güç olarak yükselişi’ne dair inancını tuz buz edebilir.” <br />
<br />
Türkiye, gerçekten bir ‘bölge gücü’ olarak davranabilseydi, bir başka deyişle ‘ihtirasları ile imkânları arasındaki denge’yi doğru biçimde kurabilseydi, Suriye konusunda, ABD-Rusya girişimi, Türkiye’nin rolünün üzerine çıkamazdı. <br />
<br />
Ya da ABD, Suriye’de Esad’ı kollayan Rusya ile birlikte davranmayı; Esad’ın yıkılmasını şart gören Türkiye ile eşgüdümlü davranmaya tercih etmezdi. <br />
<br />
Washington’da Obama, Tayyip Erdoğan tarafından ikna edilmedi; Tayyip Erdoğan, üzerinde ‘ABD-Rusya’ yazılı ortak işletilen trene ‘Cenevre II’ye gitmek üzere binmeye mecbur kaldı. Türk diplomasisinin daha önce, ‘Cenevre II’ye ilişkin tüm inançsızlığına rağmen. <br />
<br />
Şayet yönü çevrilmediği takdirde, Washington sonrasında Türkiye (ve Tayyip Erdoğan için) ‘riskli’ bir siyasi dönemin başlamış olduğu ihtimali vardır. <br />
<br />
Salı günü, Suriye konusunda Türkiye ile İsrail farkı ve karşılaştırmasıyla devam edeceğiz...<br />
<br />
<i>*Radikal/ 20/05/2013 </i><br />

]]></description>
</item>

<item>
<title>Ergin, Öcalan'a neden televizyon verildiğini açıkladı</title>
<link>http://www.rizgari.com/modules.php?name=News&amp;file=article&amp;sid=39968</link>
<language>turkish</language>
<description><![CDATA[
<a href=http://rizgari.com/images/wenenuce/ocalana-tv-verilis-nedeni.jpg><img src=http://rizgari.com/images/wenenuce/ocalana-tv-verilis-nedeni.jpg align=left width=105 hspace=5 vspace=5 border=0></a><b>Rizgarî Online/</b> TC Adalet Bakanı Sadullah Ergin, Abdullah Öcalan'a televizyon verilmesini "diğer hükümlülerle uyum içinde olması, uyumsuz davranışları içinde bulunmaması için" verildiğini açıkladı.CHP Artvin Milletvekili Uğur Bayraktutan, Öcalan&#8217;ın televizyon izleme izni ile ilgili TC Adalet Bakanı Sadullah Ergin&#8217;e önergeyle sorular yöneltti. Hürriyet gazetesinden Umut Erdem&#8217;in haberine göre &#8220;Ergin, Bursa Cumhuriyet Başsavcılığı ile yapılan yazışmaya verilen cevapla iznin nedenlerini özetle şöyle dile getirdi: &#8220;İmralı F Tipi Yüksek Güvenlikli Ceza İnfaz Kurumu İdare ve Gözlem Kurulu&#8217;nun 11 Ocak 2013 tarihli kararıyla; Kurum Gözetim Servisi ile Psiko-Sosyal Yardım Servisi&#8217;nin, &#8216;hükümlünün disiplin cezasını ya da soruşturmayı gerektirecek bir eyleminin veya uyumsuz davranışlarının olmadığı, diğer hükümlülerle uyumlu davranış içerisinde olduğu, yürürlükteki mevzuat hükümlerine aykırı tutum ve davranış içinde bulunmadığı&#8217; yönündeki gözlem ve değerlendirmesi ayrıca hükümlünün mevcut disiplin cezalarının infaz edilmiş olması dikkate alınarak odasında televizyon bulundurmasına izin verildiği bildirilmiştir.&#8221; <br />
<br />
&#8220;ÖZEL CAMİ YAPMADIK&#8221; <br />
<br />
Ergin, MHP Tekirdağ Milletvekili Bülent  Belen&#8217;in Öcalan&#8217;ın İmralı&#8217;daki yaşantısı ile ilgili sorularını da şöyle yanıtladı: <br />
<br />
Hükümlünün İmralı Cezaevi&#8217;ne getirilmesinin ardından, Jandarma Bölük Komutanlığı hizmet binası ve eklenti binası, personel yatakhane ve ibadethane binası, dere ıslahı, giriş kontrol irtibat binası ile istinat duvarı gibi işler yaptırılmıştır. İbadethane ceza infaz kurumunda görev yapan personelin ihtiyacı doğrultusunda inşa edilmiştir. Herhangi bir hükümlünün şahsına özel bir cami ya da mescit yapılmamıştır. <br />
<br />
PSİKİYATRİST İLE GÖRÜŞMÜYOR <br />
<br />
Kurumda Bursa Sağlık Müdürlüğünce görevlendirilen bir pratisyen hekim görev yapmaktadır. İhtiyaç halinde adaya uzman hekim de getirilmektedir. Psikiyatrist veya psikolog ile görüşmesine engel bir durum bulunmamaktadır; ancak bugüne kadar bu kapsamda herhangi bir görüşme yapmamıştır.&#8221; <br />
<br />
<i>RO/Zilan Dersim</i> <br />

]]></description>
</item>

<item>
<title>Rusya Türkiye ile füze üretmek istiyor</title>
<link>http://www.rizgari.com/modules.php?name=News&amp;file=article&amp;sid=39967</link>
<language>turkish</language>
<description><![CDATA[
<a href=http://rizgari.com/images/wenenuce/rusya-dan-tc-ye-fuze-ortakligi.jpg><img src=http://rizgari.com/images/wenenuce/rusya-dan-tc-ye-fuze-ortakligi.jpg align=left width=125 hspace=5 vspace=5 border=0></a><b>Rizgarî Online/</b> Rusya, Türkiye ile birlikte ortak uzun menzilli hava sistemi S-300 füzeleri üretmek istediğini açıkladı. RIA Novosti'nin haberine göre Rus devlet silah şirketi Rosoboronexport'un başkanı Sergei Ladygin, Peru'nun başkenti Lima'da düzenlenen silah fuarında yaptığı açıklamada, Türkiye'nin uzun menzilli hava savunma sistemi için açtığı ihalenin henüz sonuçlanmadığını hatırlatarak, "Rusya, S-300 sisteminin gelişmiş versiyonu olan S-300PMU1sistemini Türkiye ile ortak olarak geliştirip üretmeye hazırdır. Örneğin bu çerçevede füzeler Türk taşıyıcı rampalarına göre uyarlanabilir" dedi. DHA´nın kaydettiğine göre, “Ladygin ayrıca, yeni sistemi Türkiye ile birlikte üçüncü ülkelere satabileceklerini de duyurdu. Buna göre anlaşmayla Türkiye'ye sistemin başka ülkelere satış lisansı da verilmiş olacak. <br />
<br />
150 kilometrelik menzili olan S-300PMU1 füzeleri hem alçak hem de yüksekten uçan balistik füzelere ve uçaklara karşı kullanılabiliyor. “<br />
<br />
<i>RO/Zilan Dersim</i> <br />

]]></description>
</item>

<item>
<title>Serokayetiya Kurdistanê daxuyaniyek ji bo Rojavayê Kurdistanê da</title>
<link>http://www.rizgari.com/modules.php?name=News&amp;file=article&amp;sid=39966</link>
<language>kurdish</language>
<description><![CDATA[
<img style="WIDTH: 135px; HEIGHT: 99px" alt="" align="left" src="http://rizgari.com/images/wenenuce/krp_emblem.jpg" width="135" height="85"/>Xweşbextane heta niha û li piştî hewlekî zêdeyê birêz Serokê Herêma Kurdistanê pêvajoya navçeyên Kurdiyan bi beranber li gel beşên dinê Sûriye gelek aram bûye. Her li destpêka qeyrana Sûriye li rêya rêzdar Serokê Herêmê û aliyê fermiyên Herêma Kurdistanê hewldan ku hemû aliyên Kurdan li jêr yek sêwan û çetrê bin û li gel hevdû hevdeng bin. Eve jî piştî civîn û şêwirîna zêdeyê Serokê Herêm û hemû aliyên li 11.07.2012 de Desteya Bilinda Kurd hate ragihandin û bûye cihê xweşhaliya hemû aliyê Kurdan û piştgîriya tevahiya rêzdar Serokê Herêmê û dam û dezgehên Herêmê bi destveanî û ji bo me hemû aliyek bûye destkeftekî neteweyî.Ji wê demê ve û heta niha jî cenabê Serokê Herêmê bi yek çav û wekî bira temaşa hemû aliyên Kurdan kiriye. Lê belê bi mixabinî aliyekî diyarkirî roj bi roj xwe bi niyeteke gumankirî pirçekkiriye. Roj bi roj xwe ji peymana Hewlêrê dûr xistiye û aliyên din perawêz kiriye, heta kar gihîştiye kuştin û girtin û revandina xelk û ber bi çavnegirtina nêrînên aliyên siyasiyên Kurdan.<br/><br/>Li vir da radigihînîn heta hilbijartinekî azad neyê encamdan tu aliyek nikare bi yek aliyane xwe ferz bike. Heta dema hilbijartinê tenê Desteya Bilind nûnerayetiya xelkê dike. Ji bo xwe sepandin û takekesiyê em rê nadîn piştevaniya me wekî pirekî bê bikaranîn. ji bo wê yekê neçarîn pêdaçûnê li helwesta xwe da bikîn û eger peymana Hewlêr bi tevahî neyê bi cîhkirin û pêve pabend nebin em jî biryarên din didin.<br/><br/>Jêderekî Rojnamevaniya<br/><span style="FONT-WEIGHT: bold">Serokayetiya Herêma Kurdistanê</span><br/><span style="FONT-WEIGHT: bold">20/05/2013</span>
]]></description>
</item>

<item>
<title>Dibe Ku Di Salê 2014an De 3 Hilbijartin Bên Kirin</title>
<link>http://www.rizgari.com/modules.php?name=News&amp;file=article&amp;sid=39965</link>
<language>kurdish</language>
<description><![CDATA[
<img hspace="4" align="left" src="http://rizgari.com/images/wenenuce/dibe-ku-2014-de-3-hilbijartin-ben-kirin.jpg" width="155" height="75" alt=""/>Li gor daxuyaniya serokwezîra Tirk R.T.Erdogan, hilbijartinên herêmî, yên serokomariyê û referanduma makezagona nû dibe ku bi hev re bibin û dibe ku hikûmet pêşnûmayek bîne meclîsê.<p>Serokwezîr Erdogan destnîşan kir ku ji cîhê ewlekarên taybet, êdî polîs dê li zanîngeh û stadan wezîfe bikin.</p><p>Li Türkiyeyê, sala pêş me gelek hilbijartin wê bên kirin. Di sala 2014an de dê hilbijartinên herêmî û serokomariyê bên kirin. Û îxtîmal heye ku referanduma makezagona nû jî tev li wan bibe.</p><p>Serokwezîr Recep Tayyip Erdoğan li Amerîkayê, gava ku bersiv dida pirsên rojnamegeran ev yek nîşan da.</p><p>326 parlamenterên me hene. Em ê li meclîsê pêşkesî dengdayîna veşarî bikin. Hûn jî dizanîn, hilbijartin wê bi eşkeretî nebe. Dibe ku di vê navberê de, hin ciwanmerd jî li dijî partiyên xwe derdikevin. Dibe ku bibe, dibe ku nebe jî&#8230; Qiyamet ranebe. Heke nebe, em ê bi makezagona niha jî ji gel re xizmetê bikin. Heke hejmar temam bibe, em ê referandumê bikin. Dibe ku di sala 2013an de 3 hilbijartin bên kirin.</p><p>Serokwezîr, dixwaze ku pergala serokatiyê jî bê niqaşkirin.</p><p>Em dixwazin ku pergala serokatiyê bê niqaşkirin. We çi qebûl kir ku hûn ji niqaşkirina vê direvin? Heke serokatî bê, kîjan zîhniyet wê têk biçe? Dibe ku tirsa wan ji xilasbûna zîhniyeta wan hebe. Heke encamek nekeve dest, dê plana c&#8217;yê bibe. Em ê pêşniyara xwe pêşkeş bikin.</p><p>Serokwezîr di derbarê polîtîqayên derve de jî axivî û hûrgiliyên hevdîtina xwe û Serokê Dewletên Yekbûyî yên Amerîkayê Barack Obama jî parve kirin.</p><p>A herî berbiçav, Sûriyeya bêEsed e. Heke piştî Cenewreyê gavek bê avêtin, ew jî dê wek pêvajoyeka ku Esed tê de tûnebe bimeşe. Mafir ku Rusya dibêje &#8220;Ez ne parêzerê Esed im&#8221; em ê bibînin ku dê çiqasî din li paş wî bisekine. Piştî vir, ez ê Rusya di serî de, serdanên herêmî bikim.</p><p>Serokwezîr destnîşan kir ku wê dîsa piştgiriya lojîstik bidin muxalefeta Sûriyê, lêbelê nahêlin ku balafir zêde jî herin û werin.</p><p>Tundiya ku li stat û zanîngehan zêde dibe jî di rojeva Serokwezîr Erdoğan de bû.</p><p>Ji bo ewlekarên taybet ên ku van deran diparêzin, sererastkirinek nû wê bê kirin. Bila kulûp, federasyon û medya bi hev re xebatê çê bikin. Em jî wek hikûmet, çi ji dest me hat, em ê bikin. Ji ber ku digel hev dek û dibaran dikin, em dê ewlekariya taybet ji stad û zanîngehan derxin.</p><p><em>Jêder: Trtxeber</em></p>
]]></description>
</item>

<item>
<title>Roj bi roj hejmara penaberên Rojava li Başûrê Kurdistanê zêde dibe</title>
<link>http://www.rizgari.com/modules.php?name=News&amp;file=article&amp;sid=39964</link>
<language>kurdish</language>
<description><![CDATA[
<img hspace="4" align="left" src="http://rizgari.com/images/wenenuce/penabera-rojavayekurdistan-zede-dibin.jpg" width="110" height="105" alt=""/>Piştî destpêkirina şoreşa Sûriyê, hejmareke zêde ya welatiyên Sûriyê û Rojavayê Kurdistanê ji ber şer û pevçûnan berê xwe dan welatên navçeyê û Herêma Kurdistanê, niha roj bi roj hejmara penaberên Sûriyeyî li Kurdistanê zede dibe û li gor amarên dawî hejmara wan penaberan li Kurdistanê gehiştiye 140 hezar kes.Di vê derbarê de Berpirsê Rêveberiya Giştî ya Koç û Keçberên Herêma Kurdistanê Şakir Yasîn agahî dan û got: &#8216;&#8217;Niha nêzîka 140 hezar penaberên ji Sûriyê û Rojavayê Kurdistanê li Herêma Kurdistanê hene, herwiha li hersê parêzgehên herêmê kampên taybet ji wan re hatine vekirin û li wan bicîh bûne.&#8217;&#8217; <br/><br/>Şakîr Yasîn wiha axifî: &#8216;&#8217;Niha rêveberiya me bi du kampên din ve mijûl e bo penaberên Sûriyeyî li sînorê parêzgeha Hewlêr û Silêmaniyê, herwiha niha em li gor bernameyekî amadekariya veguhestina penaberan dikin ku di sînorê Sehîl ve tên Herêma Kurdistanê. Niha piraniya penaberan li Kampa Domîz hatine bicîh kirin lê ger pêwist bike bo kampên Hewlêr û Silêmaniyê tên veguhestin.&#8217;&#8217; <br/><em>Basnews</em>
]]></description>
</item>

<item>
<title>Kürdistanlı Aleviler azınlık mıdır ve &amp;#8216;Lerzan Jandîl&amp;#8217;in yazısı&amp;#8217;</title>
<link>http://www.rizgari.com/modules.php?name=News&amp;file=article&amp;sid=39963</link>
<language>turkish</language>
<description><![CDATA[
<b><img align="left" src="http://rizgari.com/images/wenenuce/kurdistanli-aleviler-zulkuf-azew-cevap.jpg" width="145" height="85" alt=""/>Zulkuf AZEW</b> / &#8230; Tarihi, olgulardan yola çıkarak değil, algılardan yola çıkarak yorumlarsanız varacağınız sonuçlar ne kabileniz, ne aşiretiniz, ne de milletiniz için hayırlı olmaz. 1938&#8217;de Kemalistler tarafından yapılan soykırımı &#8220;unutup&#8221;, 400 yıl önceki Qızılbaş katliamlarını toplumsal hafızada ana bileşen olarak tutuyorsanız burada çözülmesi gereken bir problem vardır&#8230;<div> </div><div>Sayın Lerzan Jandîl,</div><div> </div><div>Tarafıma yönelik <a href="http://tr.rizgari.com/modules.php?name=News&file=article&sid=39948">http://tr.rizgari.com/modules.php?name=News&file=article&sid=39948</a> adresindeki yazınızı okudum, ama neden bu kadar kızdığınızı anlayamadım. Yazdıklarınızdan ve hiddetinizden Hormek ya da Lolan aşiretlerinden birine mensup olduğunuzu ve bu mensubiyetinizin sizin için oldukça önemli olduğunu düşünmedim desem yalan olur. Bu babda yanılmayı ve kişisel değil, toplumsal bir tartışma zemininde olduğumuzu umuyorum.</div><div> </div><div>Darı meselenizden başlarsak eğer, Kürdistan&#8217;da horoz tarafından darı niyetine yenecek bir azınlık olduğunu sanmıyorum; kaldı ki azınlıklara baskı-zulüm konusunda en büyük engel ve garantör bizzat ulusal kurtuluş hareketinin kendisidir. Kürdistan&#8217;ın diğer parçalarında da bu böyle olmuştur; Güney Kürdistan örneği çok uzakta değil. Tepkinizi oluşturan ana satırlar Martin van Bruinessen&#8217;den yaptığım alıntı ise, Bruinessen&#8217;in Ağa, Şeyh, Devlet kitabı bildiğim kadarıyla ilk 1992&#8217;de basıldı. Buradaki tespiti eleştirmek ve karşı çıkmak için 21 yıl benim yazımı beklediyseniz, sabrınıza hayranlık duymamak elde değil. Azadi örgütünce organize edilen ama koşulların liderliğini Şeyh Said&#8217;in omuzuna yıktığı 1925 ayaklanmasına ilişkin rahatsız olduğunuz tespit:</div><div> </div><div>&#8220;Şeyh Said Hormek aşiretinin reislerine bir mektup yazarak onları diğer Kürt aşiretleriyle birlikte Ankara Hükümeti&#8217;ne karşı cihada çağırdı. Ancak Hormekler Alevi olduklarından şeyhin çağrısı pek bir yankı yapmadı ve ayaklanmaya katılmalarını sağlamadığı gibi Cibranlılarla aralarındaki husumetin son bulmasına bile yol açmadı. Ayaklanma başlar başlamaz bu iki aşiret birbirlerine saldırdılar. Hormek ve Lolanlar jandarma ve ordudan daha etkin bir biçimde ayaklanmacılara karşı savaştılar.&#8221; (Martin van Bruinessen, Ağa,Şeyh,Devlet,sf.420)</div><div> </div><div>ise burada olgulardan bahsediliyor. Eğer itirazınız benim bunu ihanet olarak nitelendirmeme ise, yine olgusal olarak hangi dinsel inançtan olursa olsun, Kürdlerin sömürgeci Türk devletine karşı isyanında sömürgeci devletin yanında savaşanları nasıl nitelemek gerekir, anlatırsanız sevinirim. Verdiğiniz örneklere, dönemin Alevi Kürd-Sünni Kürd ilişkilerine bakarak pek çok yorum yapılabilir, ya da sizin alttan alta dilediğiniz gibi bir &#8220;mazur görme&#8221; de mümkün olabilir ama Nazım Hikmet&#8217;in dediği gibi:</div><div> </div><div>&#8220;<i>Tarihsel, sosyal, ekonomik şartların</i><i> </i><i></i></div><div><i>zarurî neticesi bu!</i><i> </i><i></i></div><div><i>deme, bilirim!</i><i> </i><i><br/>O dediğin nesnenin önünde kafamla eğilirim. <br/>Ama bu yürek </i></div><div><i>o, bu dilden anlamaz pek.</i><i> </i><i><br/>O, «hey gidi kambur felek, <br/>hey gidi kahbe devran hey,»</i></div><div><i>der.</i><i> </i><i><br/>Ve teker teker, <br/>bir an içinde, <br/>omuzlarında dilim dilim kırbaç izleri, <br/>yüzleri kan içinde <br/>geçer çıplak ayaklarıyla yüreğime basarak <br/>geçer Aydın ellerinden Karaburun mağlûpları..&#8221;</i></div><div> </div><div>Ve şüphesizdir ki bahsettiğiniz Lolanlı Wusên ve Qemer Ağalar da çıplak ayaklarıyla yüreğimize basarak Kürdistan&#8217;dan geçenlerdendir. Hormekli olarak bildiğim Dr.Şivan gibi &#8220;Cıvrak ile Qumri arasında, Amed ile Mehabad arasında, Kızılkilise ile Qamişlo arasında tüm sınır ve çitlere rağmen bir fark ve ayrılık görmeyecek kadar bütünlüklü bir yurtsever&#8221; olmak aşiret, dinsel inanç ya da etnik köken kavramlarının ötesinde bir bilinç gerektirir. <a href="http://www.yekbunawelat.com/dr-sivan-dr-sait-kirmizitoprak-kimdir.html">http://www.yekbunawelat.com/dr-sivan-dr-sait-kirmizitoprak-kimdir.html</a></div><div> </div><div>Kürdistan davasına inanmışsanız, yapabileceğiniz en büyük hata, hatta en büyük ihanet Kürdistan halkını dinsel inançlarına, etnik kökenlerine, aşiret bağlarına göre ayırmaktır. Örneğin PKK&#8217;ye karşı savaşta en önde yer alan aşiretlerden Jirkilerden bile yüzlerce genç Ulusal Kurtuluş yolunda aşiretinin değil, PKK&#8217;nin yanında saf tutmuştur. Ulusal Birlik dediğimiz şey öylesine birşeydir ki, sosyolojik zemin oluşmaya başladığında <strong>Jirki aşiretinin 'Mala Hüseyin' kolunun lideri olduğunu söyleyen korucubaşı Cemil Öter&#8217;e bile:</strong><strong></strong></div><div> </div><div>&#8220;Ben kendi aşiretim adına konuşuyorum. Eski davaları, kini unutup bir vücut gibi birbirimize sarılmaya hazırız. Geçmişi değil yarını düşünüyoruz. PKK'yla çok çatıştık, savaştık, operasyonlara çıktık. Bizim adamlarımız öldü. Ancak o gün ayrı, bugün ise ayrı. Biz onları unutup birbirimizle kucaklaşmaya hazırız. Bizim aşiretimizden belki kaç kişi içlerinde vardır. Bu iş bittikten sonra onlar yanıma geldiğinde kin ve nefretle mi bakacağım. Benim kardeşlerim, yeğenlerimdir bunlar." dedirtir.</div><div> </div><div>Ayrıca anlattığınız gibi ayaklanma Şeyh Said tarafından zamansız başlatılmamış, Türk devletinin provokasyonları neticesinde erken başlamak durumunda kalmıştır. Kaldı ki, öngörülen zamanda başlasaydı bile başarıya ulaşacağı şüphelidir, zira Alevi-Kürd, Sünni-Kürd birliği sağlanamamış olduğu gibi, Kurmanjlardan çok Zazaların isyana katıldığı da bir vakadır. </div><div> </div><div>Tarihi, olgulardan yola çıkarak değil, algılardan yola çıkarak yorumlarsanız varacağınız sonuçlar ne kabileniz, ne aşiretiniz, ne de milletiniz için hayırlı olmaz. 1938&#8217;de Kemalistler tarafından yapılan soykırımı &#8220;unutup&#8221;, 400 yıl önceki Qızılbaş katliamlarını toplumsal hafızada ana bileşen olarak tutuyorsanız burada çözülmesi gereken bir problem vardır. Yalnız rica ederim bu yazdıklarımdan tekrar &#8220;aba altından sopa gösterilmesi&#8221; sonucuna ulaşmayın, zira &#8220;üzerime vazife olmayan konuları&#8221; araştırmaya ve öğrenmeye olan merakıma rağmen, ne abam ne de sopam var. Bizimkisi &#8220;kimin tarafında olduğu belli olsun diye Hz. İbrahim&#8217;in yakıldığı ateşe gagasıyla su taşıyan güçsüz kuş misali tarafını belli etme çabasıdır.  Bu taraf da Ortadoğu'nun göbeğinde büyük jeopolitik, jeostratejik ve ekonomik olanakların üstünde tüm yoksulluk ve yoksunluğuyla oturan sömürge Kürdistan&#8217;ın tarafıdır.&#8221;</div><div> </div><div>Tespit buyurduğunuz ve &#8220;İslam Kardeşliği&#8221; olarak formüle edilen Sünni Kürd-Sünni Türk işbirliğinin Kürdistan için ne anlama geldiğini iyi biliyorum. &#8220;İslam Kardeşliği&#8221; retoriğinin Alevi-Qızılbaş Kürdleri bu önemli dönemeçte Sünni ve diğer inançlardaki Kürdlerden ayırma hedefine dönük olduğu konusunda derin şüphelerim var. Hatta bir adım öteye geçerek 1993 Sivas Katliamının TC sınırları içerisinde yaşayan Kürd-Türk veya diğer milletlerden tüm Alevi, Qızılbaş, Bektaşi, Tahtacı, Nusayri&#8217;lerin Alevi şemsiyesi altında TC kontrolüne alınma projesi doğrultusunda gerçekleştirilmiş olduğunu ve bunun gelişen Kürd mücadelesini zayıflatma perspektifli olduğunu savlayabilirim.</div><div> </div><div>Ancak tüm bunlar Alevi Kürdler deyince öne çıkan ve seçilerek gelmiş  3 politikacının:</div><div> </div><div>-&#8220;bizim dedelerimiz &#8220;biz ne Türk ne Kürt'üz, Aleviyiz' derler. Aleviler bir ulustur" diyen Hüseyin Aygün;</div><div> </div><div>-&#8220;Biz Dersimliler Kürt değiliz! Çünkü Kürtler Şafii olur. Biz Şafii miyiz? Biz Türk oğlu, Türk&#8217;üz!&#8221; diyen Kamer Genç ve</div><div> </div><div>-&#8220;Kureyşan, aynı zamanda, Aleviliğin en önemli ocaklarından biri. Ailemin Horasan&#8217;dan geldiği söyleniyor. Konya Akşehir&#8217;e yerleşiyorlar. Türkmen boyu bunlar.&#8221;  diyen Kemal Kılıçdaroğlu olduğu gerçeğini görmemi engellemiyor.</div><div> </div><div>Olgu buyken sizce de Alevi Kürdlerin şapkalarını önlerine koyup düşünmeleri gerekmiyor mu? Burada Alevi Kürdler özelinde ulusal kurtuluş hareketinin bir bütün olarak taktik ve stratejik hataları sözkonusu olabilir. Hatta gönül ister ki &#8220;Bağımsız Kürdistan&#8221; sloganının yanına &#8220;Özerk Dersim&#8221; de eklensin. Kürdistan bağımsızlık mücadelesine katılmış değil, onu örgütlemiş, ona canını katmış binlerce Alevi Kürdün, &#8221;Kürd bağımsızlık mücadelesine katılmış ve tarihten silinmiş bir çok Qızılbaş aile&#8221; nin varolduğunu da yakinen biliyorum. &#8221;Dersim&#8217;i Unutmadık!&#8221; boşa söylenmiş bir laf değildir. Kürdistan yurtseverliği Kürdistan&#8217;ı ve Kürdistan toprakları üzerinde yaşayan tüm Kürdistanlıları sevme sanatıdır: Alevi-Sünni-Ezidi-Ehl-i Hak, Kurmanj, Zaza, Soran, Çerkes, Türkmen, Ermeni, Arab ayırdetmeden. Kürdistan yurtseverliğini, Kürd milliyetçiliğini diğer işgalci/yayılmacı milliyetçiliklerden ayıran ve onu ilerici kılan şey, işgalciye karşı savaşmasının dışında bu olgusal durumdur. Burada Kürdistanlı Alevilerin azınlık olup olmadığını da tartışmak gerekiyor. Koçgiri&#8217;den bu yana Kürdistan&#8217;ın kurtuluşu mücadelesine can, mal, emek koyanların hiçbiri Alevi-Qızılbaş Kürdleri bir azınlık olarak görmediler, buna Şeyh Said de dahildir. Alişer, Nuri Dersimi ya da Dr.Şivan da bir azınlık mensubu olarak katılmadılar ulusal harekete. Çünkü Kürdistan sömürge zincirlerinden kurtulmadıkça gerçek anlamda dinsel özgürlük dahil hiç bir özgürlükten bahsedilemeyeceğinin bilincindeydiler. Aynı bilinci 21.yy&#8217;da tüm Kürdistanlılardan beklemeye hakkımız olduğunu düşünüyorum.</div><div> </div><div>Oturup Alevi Kürdlere, Süryanilere, Ermenilere, Keldanilere, Ezidilere yapılan tarihsel haksızlıkları ve hatta o haksızlıkların günümüze yansıyanlarını konuşabiliriz. Ancak &#8220;Dünün ve bugünün haksızlıklarının tamamının tasfiyesi bugün ulusal birlikten ve hakimiyetin hukuk aracılığıyla ulusun tamamına ait kılınmasından geçmektedir. Hakimiyetin ulusun tamamına ait kılınması süreci de devletleşmeden başka birşey değildir.&#8221;</div><div> </div><div>Söyleyeceksek artık buna dair bir şeyler söyleyelim.</div><div> </div><div>19.05.2013</div>
]]></description>
</item>

<item>
<title>Barzani sınırı PYD'ye kapattı mı?</title>
<link>http://www.rizgari.com/modules.php?name=News&amp;file=article&amp;sid=39962</link>
<language>turkish</language>
<description><![CDATA[
<a href=http://rizgari.com/images/wenenuce/barzani-pyd-ye-siniri-kapatti-mi.jpg><img src=http://rizgari.com/images/wenenuce/barzani-pyd-ye-siniri-kapatti-mi.jpg align=left width=125 hspace=5 vspace=5 border=0></a> <b>Rizgarî Online/</b> PYD, Partiya Demokrata Kurd Sûriyê (El-Partî) örgütüne üye 74 kişiyi gözaltında tutmayı sürdürüyor. Partiya Demokrata Kurd Sûriyê sözcüsü Mihemed Îsmaîl Rûdaw gazetesine yaptığı açıklamada: PYD´nin gözaltına aldığı 74 kişiden 47´sinin Kobanê, 24 ´ünün Efrîn, 3´ünün de Girkê Legê´de tutuklandığını söylerken,PYD´nin  Başur Bölgesi sorumlusu Cafer Henan ise , gözaltına alınan şahısların PYD asayiş güçleri tarafından Rojava-Başur sınırında asayiş kapsamında gözaltına alındıklarını ileri sürerek, bu gün ya da yarın serbest bırakılacaklarını belirtti.  El parti´nin Başûr sözcüsü Seîd Omer´de Rudaw´a yaptığı açıklamada; PYD´nin gözaltındakileri 18 Mayıs aksamı bırakacağı sözü vermesine karşın halen üyelerinin serbest bırakılmadığını ifade etti.  <br />
<br />
Partiya Yekîtî ya Kurdî Sûriyê, Sekretereteri  Brahîm Biro, PYD´nin tutuklamalarını kınayarak tutukluların derhal serbest bırakılmasını istedi. <br />
<br />
<b> Barzani sınırını PYD'ye kapattı mı?</b><br />
<br />
Öte yandan Milliyet gazetesinden İsmail Avcı&#8217;nın haberine göre ise, Kürdistan Bölgesel Yönetimi Başkanı Mesud Barzani, PYD'nin, Partiya Demokrata Kurd Sûriyê  üyesi74 kişiyi gözaltına alması ve bütün ısrarlarına rağmen akşam bırakmaması üzerine Rojava ile Başur sınırını kapattı. <br />
<br />
Barzani'nin talimatıyla Pêşmerge Ordusu'ndaki bazı özel birliklerin Derik sınırına gönderildiği de kaydedildi. <br />
<br />
<b>ÇEKİLME SON HIZLA SÜRÜYOR </b><br />
<br />
Qamislo kentinde yürüyüş düzenleyen gruba Kürdistan Demokrat Partisi başta olmak üzere çok sayıda muhalif Kürd partisi ve siyasetçi de destek verdi. Yürüyüşte Esad&#8217;ı kınayan ve çoğu Kürd gençlerinden oluşan grup, PYD'nin rejim desteğiyle esir tuttuğu muhalif Kürd gençlerinin serbest bırakılmasını istedi. <br />
<br />
Yürüyüşte PYD&#8217;nin Başkent Hewlêr´de kentinde yapılan Hewlêr antlaşmasına sadık kalmasını talep etti. Kürd Yüksek Konseyi'ni de göreve çağıran göstericiler, Esad gibi bir diktatöre boyun eğmediklerini belirterek PYD gibi örgütlere de boyun eğmeyeceklerini dile getirdi. <br />
<br />
Partiya Demokrata Kurd Sûriyê 'nin yöneticileri PYD haber göndererek gözaltına aldığı kişilerin serbest bırakılmasını aksi halde çatışmaların yaşanacağını bildirdi. <br />
<br />
Bunun üzerine Kürdistan Bölgesel Yönetimi, PYD'ye akşama kadar süre tanıdı ve gözaltına aldığı kişilerin serbest bırakılmasını istedi. PYD'nin gözaltına aldığı ve bilinmeyen bir yerde sakladığı kişileri serbest bırakmaması üzerine Bölgesel Kürdistan Bölgesel Yönetimi Basur sınırıni PYD&#8217;ye kapattı. Kürdistan Yönetiminin bazı özel birlikleri de Rojava sınıra sevk ettiği ileri sürüldü. <br />
<br />
<i>RO/Ömer Kaçar</i> <br />

]]></description>
</item>

<item>
<title>Türkiye’nin Suriye politikasına ABD ayarı </title>
<link>http://www.rizgari.com/modules.php?name=News&amp;file=article&amp;sid=39961</link>
<language>turkish</language>
<description><![CDATA[
<a href=http://rizgari.com/images/wenenuce/semih-idiz-101012.jpg><img src=http://rizgari.com/images/wenenuce/semih-idiz-101012.jpg align=left width=125 hspace=5 vspace=5 border=0></a><b>Semih İdiz*/</b> Başbakan Erdoğan’ın ABD Başkanı Obama ile gerçekleştirdiği görüşmeden çıkan en önemli sonuç Ankara’nın Suriye politikasının Washington’da yeni bir ayara uğraması oldu. Daha önce Türk-İsrail uzlaşması için devreye giren ve şu anda Ankara ile Bağdat’ın arasını bulmaya çalışan ABD’nin belli ki Ortadoğu’da kendi politikaları ile uyumlu bir Türkiye’ye ihtiyacı var. Öyle anlaşılıyor ki, Suriye için tekrar canlandırılmaya çalışılan siyasi-diplomatik çabalara dâhil olmak isteyen Ankara’ya da çok fazla seçenek de kalmadı. Oysa Erdoğan Washington’a, Suriye’de muhalefetin silahlandırılması, sivillerin korunması için bir uçuşa yasak bölgenin ilan edilmesi ve mülteciler için Suriye tarafında güvenli bölgelerin kurulması gibi beklentiler ile gitmişti. Fakat Erdoğan’ın Obama’yı bu konularda ikna etmesi yerine tersi olduğu görülüyor. <br />
<br />
Obama Erdoğan’ı, Washington ile Moskova’nın Suriye konusunda başını çektikleri ve önümüzdeki haftalarda Cenevre’de Suriye’deki muhalefet ile rejimi biraraya getirmeyi öngören sürece destek vermesi konusunda ikna etti. Oysa <b> “Esad ile hiçbir şekilde olmaz” </b> diye ısrar eden Erdoğan, BM gözetiminde Temmuz 2012’de yapılan birinci Cenevre zirvesinin devamı olarak tasarlanan bu sürece aslında soğuk bakıyor bu çabaları <b>“ipe un sermek” </b> diye niteliyordu. <br />
<br />
Ancak, Erdoğan’ın <b> “Esad ile olmaz” </b>  yaklaşımıyla kamuoyu nezdinde kendisini ne denli bağladığını bilen Obama bu açıdan <b> “oyunbozanlık” </b> yapmadı ve Beyaz Saray’daki basın toplantısında <b>“İkimiz de Esad’ın gitmesi gerektiği konusunda mutabıkız” </b> diye konuştu. Bu sözler Erdoğan’ı da bir ölçüde rahatlattı zira hükümet yanlısı medyamız meseleyi <b> “Obama’dan Esad’ın gönderilmesine tam destek” </b> edasıyla yansıttı. <br />
<br />
Ancak şeytan her zamanki gibi ayrıntıda, zira iki taraf da <b> “Esad gitmeli” </b> diye bugünlere gelmiş olmalarına karşın aralarında <b> “nasıl gitmeli” </b> konusunda fark vardı.<br />
<br />
Bu açıdan bakıldığında Obama’nın Esad’ı göndermeyi uzun zamandır istediklerini ancak bunun için ellerinde sihirli değnek olamadığına dair sözleri dikkat çekti.<br />
<br />
Asıl dikkat çeken ise <b> “Önümüzdeki haftalarda rejim ile muhalefeti biraraya getirdiğimizde Türkiye önemli bir rol oynayacaktır” </b> şeklindeki sözleri oldu.<br />
<br />
Erdoğan’ın Obama ile basın toplantısında <b> “BM Güvenlik Konseyi ve Cenevre süreci önemlidir” </b> diye konuşması ve Rusya ile Çin’in bu sürece dâhil olmalarının <b>“çok önemli olduğunu” </b>   vurgulaması ise Türkiye’nin Suriye politikasına yapılan ayarı ayrıca teyit etmiş oldu. Güvenlik Konseyi’nin daimi üyeleri olan Rusya ve Çin’in Esad rejimini destekleme politikalarında bugüne kadar herhangi bir değişikliğin olmadığını da burada hatırlatmakta yarar var. <br />
<br />
Bu durumda Ankara, Esad’ın, doğrudan müzakere masasında olmasa bile, bu müzakereler üzerindeki etkisini hissettireceğini kabul etmiş oluyor. Şayet masaya, söylendiği gibi, rejimin temsilcileri oturacaksa başka türlü zaten olamaz. Washington Ankara’dan şimdi, Suriye muhalefetinin önümüzdeki günlerde İstanbul’da yapacağı toplantıda Cenevre’ye gönderilecek temsilcilerini seçmesi konusunda yardımcı olmasını bekliyor. <br />
<br />
Washington’da Ankara’nın Suriye politikasına yapılan ayar başka açılardan da kendisini belli etti. Obama’nın Türkiye ile bir bütün olan ve tüm etnik ve dinî grupları içeren, ayrıca <b> “aşırılık” </b> değil <b> “istikrar kaynağı” </b> olan bir Suriye için çalışacaklarını belirtmesi ve bu sonuçtan en çok kazanacak ülkelerin başında Türkiye’nin geldiğini vurgulaması bu ayarın bir diğer göstergeydi.<br />
Bu sözleri, Türkiye’ye Suriye’de Alevi ve Hıristiyanları gözardı ederek sadece Sünnileri kolladığına dair yöneltilen eleştirilerin yanısıra, Batı’da Ankara’nın Esad karşıtı ancak Suriye’de şeriat için çarpışan aşırı İslami gruplara verdiği desteğin yarattığı hoşnutsuzluğun ışığında değerlendirmek gerekiyor. <br />
<br />
Obama, Türkiye’nin böyle bir Suriye’den en çok kazanan ülke olacağına dair sözleriyle sanki Reyhanlı katliamı sonrasında <b> “aşırı güçleri desteklersen bunun yaratacağı istikrarsızlıktan sen zarar görürsün” </b> der gibiydi. Ankara’nın bu gruplara dönük desteğinde de bu nedenle önümüzdeki dönemde değişiklik beklenebilir.<br />
<br />
<b> semihidiz@taraf.com.tr</b><br />
<br />
<i>*Taraf/20.05.2013</i><br />

]]></description>
</item>

<item>
<title>Kürdistan; Ortadoğu'nun parlayan yıldızıdır</title>
<link>http://www.rizgari.com/modules.php?name=News&amp;file=article&amp;sid=39960</link>
<language>turkish</language>
<description><![CDATA[
<a href=http://rizgari.com/images/wenenuce/kurdistan-ortadogunun-parlayan-yildizi.jpg><img src= http://rizgari.com/images/wenenuce/kurdistan-ortadogunun-parlayan-yildizi.jpg align=left width=125 hspace=5 vspace=5 border=0></a><b>Rizgarî Online/</b> BDP Genel Başkanı Selahattin Demirtaş, 'Çözüm sürecine' karşı çıktığını belirttiği CHP'yi sert dille eleştirdi. BDP Genel Başkanı Selahattin Demirtaş, Dîyarbekîr merkez “Kayapınar” İlçesi Belediyesi Cigerxwin Kültür Merkezi'nde  'Demokratik Kurtuluş ile Özgür Yaşam' paneline katıldı. Konuşmasında Türkiye Cumhuriyeti devletinin ilk kez Kürt halkıyla bir müzakere yürüttüğünü ileri sürerek, "Birilerinin tüylerini diken diken edebilir ama bu olması gereken gecikmiş bir durumdur. Ortada bir masa var. Bu masanın bir tarafından başta Kürtler halkı olmak üzere ezilenler var, diğer tarafında resmi ideolojiyi temsil eden ve bugün AKP'de somutlaşmış iktidar var" dedi. CHP MASA DEVRİLSİN DİYE UĞRAŞIYOR<br />
<br />
DHA´nın haberine göre,”Normal bir süreçten geçtikleri için birilerinin kıyamet kopardığını belirten Demirtaş, "AKP'nin kuyruğuna takılmayız" diyen Kılıçdaroğlu'nu eleştirdi. Demirtaş, CHP'nin sürecin başından itibaren 'En fazla yaygarayı koparanlar' arasında yer aldığını öne sürerek şöyle konuştu:<br />
"Kendine 'Sosyal demokratım' diyor, Kürt sorunuyla ilgili raporları var, 'Barış, çözüm istiyoruz' diyor. Ama başından beri 'Bu masa devrilsin' diye uğraşıyor. Ben buradan sayın Kılıçdaroğlu'na sormak istiyorum; Diyor ya 'Biz AKP'nin kuyruğuna takılmayız'. Haziran 2010'da Çukurca'da askeri mevziye niye girdiniz? Ana muhalefet partisinin lideri olarak Çukurca'da savaş devam ederken mevziye niye girdiniz?. Siz yıllarca sosyal demokratlar olarak bütün savaş tezkerelerine mecliste evet oyu vermediniz mi? O zaman AKP'yi desteklemek olmuyor da şimdi niye oluyor? Mevziye gittiniz, askeri mevziye gidip orada 'AKP'nin savaş politakanın yanındayız' dediniz. Şimdi normal olana normalleşmeye geçelim dediğimizde niye en çok siz kıyameti koparıyorsunuz? Bunun iyi sorgulanması lazım. Savaşırken AKP'yle birlikte hareket ettiniz. Şimdi barışmayı konuşuruz, neden barışın tarafında olmuyorsunuz?"<br />
<br />
KONUŞMAYIP NE YAPACAKSINIZ?<br />
<br />
CHP'nin genlerinde demokrasi, özgürlükler çıtasını yükseltmek diye bir şey bulunmadığını ileri süren Demirtaş, bunun CHP'nin genlerine, doğasına, kuruluş felsefesine aykırı olduğunu iddia ederek, "Kürtler'le konuşmak, Kürtleri meşrulaştırır' diyor. 'PKK, Öcalan'la konuşmak onları meşrulaştırır' diyor. Gördünüz işte yıllardır söylediğimiz gibi bu savaşı siz dayattınız, Kürt halkının dağa çıkmasını siz meşrulaştırdınız, Kürt gençlerinin direnişini siz meşrulaştırdınız, savaş politikasını siz dayata dayata bunu yaptınız. Şimdi konuşmak niye meşrulaştırsın? Zaten Ortadoğu'nun ve dünyanın en büyük gerilla hareketi olmuş. Şimdi bununla konuşmayıp ne yapacaksınız, doğru olan bu hareketle konuşmaktır."<br />
<br />
KÜRDİSTAN ORTADOĞU'NUN PARLAYAN YILDIZI<br />
<br />
Ortadoğu'da artık 'Kürt' ve 'Kürdistan gerçeği' olduğunu, ve bu bölgenin bütün dünyanın cazibe merkezi haline geldiğini belirten BDP lideri, herkesin Kürtle nasıl yaşayacağıyla ilgili karar vermesi gerektiğini söyledi. Demirtaş, şöyle konuştu:<br />
"Kürdistan, yeraltı ve üstü zenginlikleriyle çok büyük bir coğrafyadır. Kürdistan bütün dünyanın cazibesi haline geliyor. Burada yanıbaşımızda iki Kürdistan kuruldu. Biri defakto biri güney Kürdistan, bunlarla ilişkin nasıl olacak? Kürdistan; Ortadoğu'nun parlayan yıldızıdır. Sayın Öcalan bütün herşeyi görerek bunun fırsatını yaratıyor. Gerillanın çekilmesi taktiksel hamle değil, başından beri Türk'te Kürt'te hiç kimsenin aleyhine bir süreçe gelişmiyor. Hepimizin kazanabileceği bir süreci tartışıyoruz." <br />
<br />
<i>RO/Ömer Kaçar</i> 
]]></description>
</item>

<item>
<title>'Hedef halkların eşitliği için toplumsal sözleşme'</title>
<link>http://www.rizgari.com/modules.php?name=News&amp;file=article&amp;sid=39959</link>
<language>turkish</language>
<description><![CDATA[
<a href=http://rizgari.com/images/wenenuce/hedef-halklarin-esitligi.jpg><img src=http://rizgari.com/images/wenenuce/hedef-halklarin-esitligi.jpg align=left width=125 hspace=5 vspace=5 border=0></a> <b>Rizgarî Online/</b> ANF´ye konuşan Prof. Dr. Şebnem Korur Fincancı, "Devletin açık olmasını ve hesap verebilmesini talep etmeliyiz. Herhangi aksama olmaması için de zorlamamız gerekiyor. Konferans burada da bitmeyecek. Daha sonra başka yerlerde de yapılacak. Buradan çıkacak birtakım çalışma grupları barış sürecine dahil olacak." Dedi.Ajansın haberinde şunlara yer verildi:“Prof. Dr. Şebnem Korur Fincancı, Kürt tarafının çözüm sürecinde daha olumlu bir rol üstlendiğini belirterek, devletin de adım atması için zorlanması gerektiğini kaydetti. Fincancı, Ankara'da düzenlenecek Konferansta, savaşın yarattığı toplumsal travmayı ve nasıl giderileceğini konuşacaklarını bildirdi. Fincancı, barışın sağlanmasından sonra neler yapılacağının da Konferansta gündem yapılacağını açıkladı.Kürt sorununun çözümü kapsamında 25-26 Mayıs tarihlerinde Ankara'da Demokrasi ve Barış Konferansı düzenlenecek. Konferansın çağrıcılarından, Türkiye İnsan Hakları Vakfı (TİHV) Genel Başkanı, Prof. Dr. Şebnem Korur Fincancı ile çözüm sürecini ve Konferansı konuştuk...<br />
<br />
'KÜRT TARAFI DAHA AKTİF DAVRANIYOR'<br />
<br />
ANF'ye açıklama yapan Fincancı, çözüm sürecinde Kürt tarafının önemli rol üstlendiğini belirtti. "Kürtler çok bedel ödediler. Yargısız infazlar, köy boşaltmalar, işkenceler ve savaşın içindeki kayıpların tamamı; bunlar, ağır bedellerdi. Bunlara rağmen barıştan yana olmak istemeleri çok umut verici. Bütün bu bedellere rağmen Kürt tarafının çözüm sürecinde daha etkin davrandığını görüyoruz. Bu da, samimiyetleri konusundaki duygumuzu güçlendiriyor" şeklinde konuşan Fincancı, ekledi: "Ama tabii devlete güvenip güvenmeme konusu da var. Çocukluğumuzdan beri hiçbirimiz devlete güvenmiyoruz."<br />
<br />
Devletin çözüm sürecinde "yol kazalarını" önlemesi gerektiğine işaret eden Fincancı, barış sağlandıktan sonra da toplumsal olarak herkese düşen görevlerin olduğunu ifade etti: "Bu anlamda Kürtler daha aktif davranıyor, daha çok çaba sarf ediyorlar. Barış sonrasında da neler olabileceğine dair çalışmalar yürütüyorlar. Bu çok anlamlı bence. Çünkü barış sağlanması her şeyin bitmesi anlamına gelmiyor. Asıl iş o zaman başlıyor. 30 senelik savaşın toplumda yarattığı kaçınılmaz etkiler var. Barış süreçlerinin zor olduğunu da biliyoruz. İrlanda, İspanya, Güney Afrika, Filipinler'de ne kadar zor geçtiğini gördük. Dolayısıyla bu sürece emek vermek, üzerine titremek gerekiyor."<br />
<br />
'BARIŞ SONRASI NELER YAPILACAĞINA DAİR YOL HARİTASI'<br />
<br />
Fincancı, Demokrasi ve Barış Konferansı'nı çözüm süreci ve sonrası için önemsediklerini belirterek, "Konferansı önemsiyoruz; barış sonrası neler yapılacağına dair yol haritasi niteliği de taşıyacak" vurgusunda bulundu. Aynı zamanda barış sürecinin zarar görmemesi ve aksamaması için neler yapılabileceğinin de Konferansta konuşulacağını açıklayan Fincancı, şöyle devam etti: "Sağlıklı bir toplumsal sözleşmenin, bütün halkların eşit kabul edileceği bir sözleşmenin açığa çıkmasına çalışılacak. Toplumun gördüğü zararın, halkların yaşadıkları olumsuzlukların ortaya konması ve böylece yüzleşmenin olması konuşulacak. Yine hukuki olarak yapılacaklar onarıcı adalet mi cezalandırıcı adalet mi olacak? Bunların arayışları, üzerinde düşünülmesi gerekiyor. Bu kadar derin yaraların giderilmesinin nasıl gerçekleşeceği, hesap verilebilir olması ve bütün suçlarla ilgili hesap verilebilirlik ilkesi çerçevesinde düşünmek gerekiyor. Hala katilleri hesap verir hale getiremedik; yüz yıl öncekileri bile yapamadık."<br />
<br />
DEVLETİN ZORLANMASI VE DENETLENMESİ<br />
<br />
Fincancı, yaşamını yitiren gerilla ve askerleri, yine savaş nedeniyle ölenleri ve işkence görenleri de konu yapacaklarını söyleyerek, "Kocaman bir toplumsal travma var müdahil olunması gereken... Rehabilitasyon sürecini nasıl gerçekleştireceğimizi de konuşacağız" dedi.<br />
<br />
Prof. Dr. Fincancı, kendi alanı nedeniyle özellikle rehabilitasyon konusuna ilgiyle yaklaştığını anlatarak, "Barış için elimden geleni yapacağım; hem mesleki kimliğim hem de duruşumla" dedi.<br />
Rehabilitasyon süreçlerinde, ana dilde eğitimin gerçekleşmesi ile de Kürt çocukların daha sağlıklı, nitelikli eğitime kavuşmasının sağlanabileceğini kaydeden Fincancı, barışın sağlanması ve taleplerin gerçekleşmesiyle ilgili devletin zorlanması ve denetlenmesi görevini üstleneceklerini bildirdi: "Devletin açık olmasını ve hesap verebilmesini talep etmeliyiz. Herhangi aksama olmaması için de zorlamamız gerekiyor. Konferans burada da bitmeyecek. Daha sonra başka yerlerde de yapılacak. Buradan çıkacak birtakım çalışma grupları barış sürecine dahil olacak."<br />
<br />
'GERİYE DÖNÜLEMEZ'<br />
<br />
TİHV Genel Başkanı, Prof. Dr. Şebnem Korur Fincancı, barış sürecinin artık daha geri bir aşamaya sürüklenemeyeceğine değinerek, şunları kaydetti: "Hiçbir süreç aslında geriye dönmez. Biz gerideymişiz gibi algılasak da, aslında durum değişmiştir. Kaldığı yerden devam eder. Örneğin Habur süreci vardı. 'Yol kazası' deniyordu. Ama Habur sürecinden daha ileride başlamış olundu, yeni sürece. Geriye gidiş olmadı. Acılar yaşanmıyor mu, sıkıntılar yaşanmıyor mu? Tabii ki oluyor. Mesela kaç bin tane rehin cezaevlerinde. Ama bunlar da geri nokta değil, mücadelenin parçaları. Toplumsal, sosyolojik hareketler ilerlemeye mahkumdur, ne kadar ilerleteceğimiz önemli."<br />
<br />
<i>RO/Ömer Kaçar</i> <br />

]]></description>
</item>

<item>
<title>2014'te 3 seçim gelebilir</title>
<link>http://www.rizgari.com/modules.php?name=News&amp;file=article&amp;sid=39958</link>
<language>turkish</language>
<description><![CDATA[
<a href=http://rizgari.com/images/wenenuce/2014-de-3-secim-birden.jpg><img src=http://rizgari.com/images/wenenuce/2014-de-3-secim-birden.jpg align=left width=125 hspace=5 vspace=5 border=0></a><b>Rizgarî Online/</b> Erdoğan ABD'de açıkladı... Yeni anayasa çalışmalarıyla ilgili konuşan Türk Başbakanı Tayyip Erdoğan, 'Umudum azalıyor. Biz kendi teklifimizi sunarız. Kapalı oylamada 330'u bulursak referanduma gideriz. 2014'te 3 seçim gelebilir' dedi. ABD ziyaretini sürdüren Erdoğan, gazetelerin genel yayın yönetmenleriyle başkent Washington'da bir araya geldi.Yeni anayasa konusunda umudunu yitirmek üzere olduğunu belirten Erdoğan, başkanlık sisteminin tartışmaya açılmasını istediklerini söyledi.Türk medyasının kaydettiğine göre,“Bu konuda muhalefeti eleştiren başbakan, yeni anayasada uzlaşma sağlanamazsa kendi tekliflerini gizli oylama ile Meclis'e sunabileceklerini de ifade etti.<br />
<br />
Yeterli sayının bulunması durumunda referanduma gidileceğini belirten başbakan, "2014'te 3 seçim gelebilir" (Yerel seçimler, cumhurbaşkanlığı ve referandum) diye konuştu.<br />
<br />
<b>ARINÇ'TAN GÜLEN'E ZİYARET</b><br />
<br />
Erdoğan, Bülent Arınç'ın ABD temaslarının ilk gününde vekaleten Fethullah Gülen'e "insani bir ziyaret" gerçekleştirdiğini söyledi.<br />
<br />
Erdoğan, "Geçmişe dayalı kardeşlik ve dostluk ilişkimiz var. Öteden beri bazı çevrelerin olumsuz dedikodu ve spekülasyonlarını bertaraf etmek için yapılmış bir görüşmedir. Biz görüşmek istedik onlar da kabul gösterdiler" dedi.”<br />
<br />
<i>RO/Zilan Dersim</i><br />

]]></description>
</item>

<item>
<title>Erdoğan: Barışa destek yüzde 110</title>
<link>http://www.rizgari.com/modules.php?name=News&amp;file=article&amp;sid=39957</link>
<language>turkish</language>
<description><![CDATA[
<a href=http://rizgari.com/images/wenenuce/barisa-destek-yuzde-yuzon.jpg><img src=http://rizgari.com/images/wenenuce/barisa-destek-yuzde-yuzon.jpg align=left width=125 hspace=5 vspace=5 border=0></a><b>Rizgarî Online/</b> “Akil İnsanlar” Heyeti üyesi sanatçı Yılmaz Erdoğan, sürece desteği anketlerdeki gibi yüzde seksen değil, çok daha fazla olduğunu söyledi. AA´nın haberi:”Akil İnsanlar Heyeti Güneydoğu Anadolu Bölgesi Grubu çalışmalarına devam ediyor. Başkan Vekili Kezban Hatemi, çözüm sürecine ilişkin, "Herkesin senelerdir bunu özlediğini her halinden görüyorsunuz" dedi. Hatemi, grup olarak Şanlıurfa'da gerçekleştirdikleri temaslarla ilgili, AA muhabirine yaptığı açıklamada, Şanlıurfa'da insanların barışa olan inançlarının yüksek olduğunu ve çözüm sürecini tam anlamıyla desteklediklerini söyledi. Barış sürecinde daha çok ilerleme kaydetmeyi düşündüklerini belirten Hatemi, şöyle devam etti: <br />
<br />
"Bu ülkenin yer altı ve yer üstü zenginlikleri, geçmişi, kültürü geleceğimizin inşası için çok önemli bir bağlayıcı çimento diye düşünüyorum. Bu bilinçle inşallah, barış sürecinde daha çok ilerlemeler kaydedeceğimizi ve ne kadar büyük değerlere sahip olduğumuz bilincinde yeni nesiller yetiştireceğimizi umut ediyorum. <br />
<br />
Halkın içinde gezdiğimiz sırada onların çok neşeli olduğunu gördüm. Çimenlerin üzerinde yüzlerinden neşe saçan ve mutluluk içinde insanları gördüm. Herkesin senelerdir bunu özlediğini her halinden görüyorsunuz." <br />
<br />
"HALK NE YAPTIĞINI İYİ BİLİYOR" <br />
<br />
Hatemi, barışı kalıcı kılmak için daha çok çaba göstermek gerektiğini, bunda halkın en önemli faktör olduğunu söyledi. İnsanların bu konuda kanaatkar olduğunu vurgulayan Hatemi, şunları anlattı: <br />
<br />
"İnanın insanlar azıyla bile mutlu olmaya razı ama bizim çıtamız daha üstte. Demokratik, sosyal, hukuk devletini kurabilmek için evrensel normlar kategorisine girmemiz lazım. İnşallah en kısa zamanda bunu yapacağız. Bilin ki bu halktan kaynaklanan halkın itici gücüyle oluyor. Hiç küçümsemeyin o halkı. Halk ne yaptığını çok iyi biliyor." <br />
<br />
"DESTEK YÜZDE 110" <br />
<br />
Grup Üyesi Yılmaz Erdoğan da süreçle insanların gözyaşının dindiğini ifade etti. <br />
<br />
İnsanların sürece ilişkin ne düşündüklerinin kendileri açısından önemli olduğunu vurgulayan Erdoğan, şunları kaydetti: <br />
<br />
"İnsanların ruh halini gözlemlediğimizde, az tedirgin, kafada biraz soru işaretleri olduğunu, buna rağmen bir bayram havasını gördük. Soruları var, hafızaları taze ama olandan da çok memnunlar. Çünkü ne olduğunu yakından gördüler. Dolayısıyla hani anketlerde yüzde 80 deniliyor ama benim ölçüme göre yüzde 110'a doğru gidiyor. Beklentiler çok ama herkes mutlu." <br />
<br />
<i>RO/Zilan Dersim</i> <br />

]]></description>
</item>

<item>
<title>'Biz takip ediyoruz siz bırakın'</title>
<link>http://www.rizgari.com/modules.php?name=News&amp;file=article&amp;sid=39956</link>
<language>turkish</language>
<description><![CDATA[
<a href=http://rizgari.com/images/wenenuce/biz-takipteyiz-siz-birakin.jpg><img src=http://rizgari.com/images/wenenuce/biz-takipteyiz-siz-birakin.jpg align=left width=125 hspace=5 vspace=5 border=0></a><b>Rizgarî Online/</b> Bombacıları TC´MİT´i takip ediyormuş. resmi açıklamaya göre, Reyhanlı’da 51 insanın öldüğü çifte bombalı saldırı istihbaratını Hatay Emniyeti’nin ‘acil’ ve ‘gizli’ koduyla MİT’e bildirdiği, ancak MİT’ten ‘Biz takip ediyoruz, siz bırakın’ cevabı verildiği öne sürüldü. Milliyet´ te yer verilen haberin ayrıntısında şunlar kaydedildi:”Hatay Reyhanlı’da, 51 insanın öldüğü çifte bombalı saldırı sonrasında başlayan “istihbarat zaafiyeti” tartışması yeni boyut kazandı. Hatay Emniyet Müdürlüğü’nün, olaydan iki gün önce gelen ihbarı, resmi yazıyla Milli İstihbarat Teşkilatı’na (MİT) bildirdiği, ancak MİT’in, “Grubu biz takip ediyoruz, siz bırakın” yanıtını verdiği öne sürüldü.<b>  ‘Acele’ kodlu bilgi </b><br />
<br />
Cumhurbaşkanı Abdullah Gül’ün önceki gün, “Teşkilat, bugün zanlı olarak mahkemelere taşınan isimleri zaten takibe almıştı; Bu tip bazı eylemlerin olabileceğinden kuşkulanıyorlardı” açıklamasıyla boyutlanan “istihbarat zafiyeti” tartışması çerçevesinde yeni bilgiler günışığına çıktı.<br />
<br />
Milliyet’in aldığı bilgiye göre, El Muhaberat bağlantılı eylemden iki gün önce ihbarcı M.G.’nin Hatay Emniyeti Terörle Mücadele Şubesi Müdürlüğü’ne yaptığı ihbarla harekete geçen Hatay Emniyet Müdürlüğü, istihbari bilgiyi aynı gün “gizli” ve “acele” kaydıyla MİT’in Hatay’daki bölge başkanlığına bildirdi.<br />
<br />
<b>  Yazışmalar yapıldı</b><br />
<br />
Bildirimin ardından MİT Hatay Bölge Başkanlığı’nın, Hatay Emniyeti’ne, adı geçen kişi ve grubu takip ettiklerini belirterek, emniyetin takibi bırakması yönünde görüş verdiği öne sürüldü. Buna karşın, Hatay Emniyeti’nin çalışmayı bırakmadığı ve başta Ankara olmak üzere bilgileri kendi birimleriyle paylaştığı, araçları bulmak için takibe başladığı belirlendi. Emniyet Genel Müdürlüğü’nün birimlerinin de Hatay Emniyeti ve MİT’le yazışmalar yaptığı öğrenildi. Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, “istihbarat zaafiyeti” iddialarıyla ilgili Başbakanlık Teftiş Kurulu’na talimat verdiğini açıklamıştı.”<br />
<br />
<i>RO/Cemil Süphan</i>  <br />

]]></description>
</item>

<item>
<title>Esad: Bu savaşın başlangıcıdır</title>
<link>http://www.rizgari.com/modules.php?name=News&amp;file=article&amp;sid=39955</link>
<language>turkish</language>
<description><![CDATA[
<a href=http://rizgari.com/images/wenenuce/esad-o-iddiayi-yalanladi-turkiye-yi-sucladi.jpg><img src=http://rizgari.com/images/wenenuce/esad-o-iddiayi-yalanladi-turkiye-yi-sucladi.jpg align=left width=125 hspace=5 vspace=5 border=0></a><b>Rizgarî Online/</b> Rejimin kimyasal silah kullandığı iddialarını yalanlayan diktatör Esad "Bu, muhtemelen ülkemize karşı bir savaşın başlangıcı" ifadesini kullandı.Suriye diktatörü Esad, Arjantin resmi haber ajansı Telam’a ve Clarin gazetesine konuştu. 15 milyon Suriye uyruklunun yaşadığı Latin Amerika ülkeleriyle ilişkilerini her zaman sıcak tutan Esad, iç savaşın başladığı 2011 yılından beri ilk kez Latin medyasına demeç verdi. Esad Arjantinli gazetecilerle yaptığı söyleşide, Suriye’deki kimyasal silahların varlığını inkar etti, Türkiye, Katar ve Suudi Arabistan’ı muhalifleri silahlandırmakla suçladı. Şam’daki Hükümet Sarayı Kütüphanesi’nde gerçekleştirilen söyleşiyi, 5 televizyon kamerası ve 2 fotoğrafçı kayıt altına aldı. Clarin gazetesi, söyleşi sonunda Suriyeli yetkililerin röportaj çözümünü ve Esad’ın sesinin de olduğu kayıtları geri vereceklerine söz vererek gazetecilerin elinden kayıtları almak istediğini yazdı. Gazete, Suriyeliler’in olası sansürüne karşı muhabirin el yazısı notlarını yayınladı. KİMYASAL SİLAHIMIZ OLSAYDI ÇOK FAZLA İNSAN ÖLÜRDÜ <br />
<br />
Türk haber ajanslarının kaydettiğine göre, “ABD ve müttefiklerinin Suriye’nin elinde kimyasal silahlar olduğuna yönelik kanıtların düzmece olduğunu söyleyen Esad, silahların varlığını ve kullanımını reddetti. Bir şehirde ya da bölgede kimyasal silah kullanımının 10-20 kişilik kayıplarla sonuçlanmayacağını, çok daha geniş çaplı kayıplar yaşanacağını söyleyen Esad, kimyasal silah kullanımı ile ilgili çıkarılan spekülasyonların ABD’nin tıpkı Irak gibi bölgeye girmek için mazeret olarak kullandığını iddia etti. ABD ve müttefiklerinin kimyasal silahları kullanarak kısıtlı ve belli bir bölgeyle sınırlı da olsa askeri müdahalede bulunabileceğini tahmin ettiklerini ve savunma planlarını buna göre yaptıklarını sözlerine ekledi. <br />
<br />
TÜRKİYE MUHALİFLERİ SİLANLANDIRIYOR <br />
<br />
Batılı güçlerin ülkesine karşı bir savaş hazırlığında olduğunu ifade eden Esad, ’uluslararası teröristler’ olarak adlandırdığı muhaliflerin, batılı güçlerin yanında Türkiye, Katar ve Suudi Arabistan gibi ülkeler tarafından silahlandırıldığını ve finanse edildiğini iddia etti. Esad, Birleşmiş Milletler tarafından açıklanan iki yıllık iç savaşın 70 bin insanın canına mal olan bilançosunu inandırıcı bulmadığını söyledi. Ölenlerin büyük çoğunluğunun dışarıdan Suriye halkını öldürmek için gelen teröristler olduğunu bunun yanında birçok kaybın olduğunu bu nedenle tam sayıyı hesaplamak için kimsenin elinde yeterli ölçüm normlarının olmadığı savundu. <br />
<br />
OBAMA VE BUSH’UN POLİTİKALARI AYNI <br />
<br />
Esad, George Bush ve Barack Obama’nın dış politikalarının söylemde farklılar olsa da öz itibariyle özellikle toprak konusunda aynı olduğunu ve ABD’nin dış politikasının asla değişmeyeceğini söyledi. Suriye’nin modern laik bir devlet olduğunu ve tüm güçleriyle radikal dinci ögelere direndiğini söyleyen Esad’a göre, Batılı devletler, Ortadoğu’nun kaynaklarını yağmalamak için tıpkı eskiden Latin Amerika ülkelerinde yaptığı gibi halklarını kışkırtıyıyor. Suriye Devlet Başkanı, ABD’nin ve müttefiklerinin kendi çıkarları doğrultusunda radikal İslamcıları desteklediklerini gelinen aşamada, Taliban örneğinde olduğu gibi 11 Eylül saldırısıyla bunun bedelini ödediklerini ileri sürdü. Hiçbir şekilde istifa etmeyi düşünmediği bunun kaçmak anlamına geleğini söyleyen Esad, terorist olarak nitelendirdiği muhalefetle de pazarlık masasına oturmayacağını dile getirdi. Arjantinli gazetecilerin ABD Dışişleri Bakanı John Kerry’nin "geçiş hükümetinde Esad’a ayrılacak yerlerinin olmadığı" sözlerini hatırlatması üzerine, "Kimin gidip kimin kalacağına karar verecek Suriye halkı adına Kerry’nin ya da başkasının kimden konuşma yetkisi aldığını bilmiyorum. Buna sadece 2014 seçimlerinde Suriye halkı karar verir" sözleriyle yanıtladı. Suriye Devlet Başkanı, ABD ve Rusya’nın diyalog yolunun açılması için düzenlenmesini önerdikleri konferansa olumlu baktıklarını, politik çözümle sonuçlanacak her türlü girişimi destekleyeceklerini ancak, terörizmi destekleyen birçok ülkenin böyle bir oluşumu destekleyeceklerine inanmadığını söyledi. <br />
Esad, kimyasal silah kullanılmasının birkaç dakikada binlerce, on binlerce kişinin ölmesi anlamına geldiğini belirterek, böyle bir olayın gizlenemeyeceğini iddia etti. <br />
<br />
"İstifa etmeyi düşünmediğini" de dile getiren Suriye Devlet Başkanı, ABD Dışişleri Bakanı John Kerry'nin, geçiş hükümetinde Esad'in yer almayacağı yönündeki sözlerine ilişkin soruya, "İstifa etmek kaçmak olur. Kerry'nin ya da başkasının, kimin gideceği, kimin kalacağı konusunda Suriye halkı adına konuşma yetkisi alıp almadığını bilmiyorum. 2014'teki devlet başkanlığı seçiminde buna Suriye halkı karar verecek" yanıtını verdi. <br />
<br />
<i>RO/Ömer Kaçar</i> <br />

]]></description>
</item>

<item>
<title>Dağdan Erbil&amp;#8217;e bakmak&amp;#8230;</title>
<link>http://www.rizgari.com/modules.php?name=News&amp;file=article&amp;sid=39954</link>
<language>turkish</language>
<description><![CDATA[
<a href=http://rizgari.com/images/wenenuce/yazar-candan-yildiz.jpg><img src=http://rizgari.com/images/wenenuce/yazar-candan-yildiz.jpg align=left width=125 hspace=5 vspace=5 border=0></a> <b>Candan Yıldız*/</b> Dönüş yolunda düşündüm; &#8220;Türkiye ne garip bir ülke&#8221; diye&#8230;Güneyinde bombalar patlıyor, dağlarında ise &#8220;silahsızlanma&#8221; sürüyor&#8230;Kürt sorunu ile çıplak ve sert yüzleşebildiğiniz hayatlardan izlenimlerle indim dağlardan. Mesela; baba ve oğul yıllardır aynı mücadelenin içindeler ama görmemişler birbirlerini 19 yıldır&#8230;Ya da iki çocuğunu kaybeden baba &#8220;ben de bir şeyler yapmak istiyorum&#8221; diye gelebiliyor bu dağlara almış yaşına rağmen&#8230;Köylerinin yakılmasının ardından ailecek çıkanlar bile varmış aralarında&#8230; &#8220;Dağların çocukları&#8221;  olmuş hepsi&#8230;<br />
Kapitalizmin değerlerinden uzak yaşamak temel ilkeleri&#8230;<br />
<br />
&#8220;16 yıldır para ile ilişkim yok&#8221; cümlesi bir gösterge&#8230;<br />
Doğa ile kurdukları ilişki ise tam bir yabancılaşmama deneyimi&#8230; Yılan ya da akrep soktuğunda panzehir üretme bilgileri biz şehir insanlarının yaşam bilgisinde olmayan şeyler.<br />
<br />
40 yaşın üzerinde ve geri çekilen gruptan biri &#8220;bu yaşamda sevgiyi, doğayı, toprağı, emeği, çabayı ve iradeyi görüyorsun&#8221; diye açıklıyor geçen zamanın ondaki anlamını.<br />
<br />
Geri çekilenlerin &#8220;geride bıraktıklarımız&#8221; burukluğu Kürt sorununun derinliğinde gizli&#8230; Belki de bu yüzden &#8220;zor ikna olduk&#8221; diyorlar.<br />
<br />
Uzun yıllardır dağdaki yaşamın biriktirdiği ve yarattığı kültür akademinin konusu olmalı&#8230;<br />
Erkek egemenliğini sorgulayanları da gördüm: &#8220;Bence erkekler özgür değil kadınları ezdiği için. Tarihin en eski sömürüsüdür erkeklerin kadınların emeğine el koyması&#8221; cümleleri düşüyor bir erkek gerillanın ağzından.<br />
<br />
Dağlarına &#8220;feminizm&#8221; gelmiş memleketin diye düşünüyorum.<br />
<br />
Sadece doğayı değil siyaseti de konuşuyoruz. Ortadoğu&#8217;da &#8220;üçüncü çizgi olmaya devam edeceğiz&#8221; diyorlar.<br />
<br />
Halkların sınırlar olmadan gönüllü birlikteliğini savunuyorlar. Gelinen noktayı &#8220;karşılıklı yenişeme&#8221; hali olarak tarif ediyorlar.<br />
<br />
&#8220;Eve dönüş&#8221; fikrini ise &#8220;siyaseti legal olarak yapmak&#8221; diye tarifliyorlar.  Çoluk çocuğa karışmak, bir ev bir araba sahibi olmak hayalleri değil .<br />
<br />
Konu Federal Hükümete gelince; &#8220;varlığımız onlar için de bir garanti. Zira bu dağlarda biz olmazsak İran destekli radikal dinci gruplar yerleşir&#8221; yorumunu yapıyorlar.<br />
<br />
&#8220;Dağın içine&#8221; bütünüyle bakabilmek mümkün değil birkaç günde. Ama zihinlerin farklı çalıştığı gerçek.<br />
İniyoruz Erbil/Hewler&#8217;e&#8230;<br />
<br />
Taze statülü bu şehri anlamaya çalışıyorum.<br />
Türkiye&#8217;den gelenlerle konuşuyorum&#8230; Erbil Kürt siyasi mülteci coğrafyası olmuş gibi.<br />
<br />
Siyasi mültecilerini ağırlıklı olarak Avrupa&#8217;ya gönderen bir tarih değişmiş sanki. BDP yöneticisi olup KCK&#8217;dan ceza alanlar, öğrenci iken eylemlere katılıp cezası kesinleşenler ile dolu Erbil. Daha doğrusu sayıları 400-500 civarında.<br />
<br />
Neden Avrupa değil de Erbil diye soruyorum: &#8220;Bizim coğrafyamız, dilini biliyoruz, Türkiye&#8217;ye uzak değil ve barış süreciyle birlikte dönmek bütün arzumuz&#8221; diyorlar.<br />
<br />
Aralarında BM Mülteciler Yüksek Komiserliği&#8217;ne başvurup sığınmacı statüsü alanlar da var. Bu barınma hakkı sağlıyor onlara. Zira Barzani hükümeti kolay kolay oturma ve çalışma izni vermiyormuş.<br />
<br />
Bazıları &#8220;Biz Kuzey&#8217;le yani Türkiye ile daha ortaklaşmışız. Buradakilerle damak tadımız bile farklı. Arap kültürünün etkisinde bir Kürtlük kimliği oluşmuş&#8221; diyor.<br />
<br />
Erbil muhafazakar bir şehir. Sokaklarında kadın görmek neredeyse imkansız. Olanlar da tüketim tapınağı AVM&#8217;lerde. Ancak sokaklarda kadınlara yönelik sözlü tacizler hemen hemen hiç yaşanmıyormuş.<br />
<br />
Alkol Hristiyan mahallesi Ankava&#8217;da bulunabiliyor sadece. Müslümanlar da zaten oraya gidiyormuş. Barzani hükümetinin dini ya da etnik azınlıklara dönük korumacı politikası olduğunu öğreniyoruz. Hristiyan köyleri hâlâ mevcudiyetini koruyormuş ve bu bölgelerde rast gele mülk edinmek mümkün değilmiş.<br />
<br />
Kalkınmacılığı &#8220;Dubai&#8221; ufkuyla sınırlı Erbil&#8217;de etkileyici tek şey ise hırsızlığın neredeyse hiç olmaması. Toplu taşıma yok ve taksi tek ulaşım aracı. Pahalı bir şehir diyebilirim. Hayat dolar üzerinden yürüyor. Ancak temel gıda ihtiyacı hükümet tarafından bir hak olarak karşılanıyor. Eğitim ve sağlık ücretsiz gibi. Bu nedenle sokaklarında el açan insanları gördüğümüzde bölgedeki savaşın yarattığı yoksulluktan kaçan Suriyeliler olduğunu öğreniyoruz.<br />
<br />
İşin magazin kısmına gelince, müzisyen Rojin de Erbil&#8217;de iş kuranlardan. Beyoğlu İstiklal&#8217;le özdeş mekanlardan biri Ada Cafe de şube açmış bu şehirde.<br />
<br />
Sık aralıklarla asayiş noktalarına sahip Erbil, dağdakilerin dediği gibi bir kazanım ama hayallerin şehri değil&#8230;<br />
<br />
<i>*t24.com./19.05.2013 </i><br />

]]></description>
</item>

<item>
<title>Çerkesler alanlara çıktı</title>
<link>http://www.rizgari.com/modules.php?name=News&amp;file=article&amp;sid=39953</link>
<language>turkish</language>
<description><![CDATA[
<a href=http://rizgari.com/images/wenenuce/cerkezler-alanlara-cikti.jpg><img src=http://rizgari.com/images/wenenuce/cerkezler-alanlara-cikti.jpg align=left width=125 hspace=5 vspace=5 border=0></a> <b>Rizgarî Online/</b> İstanbul, New York, Berlin ve Ürdün'de bir araya gelen Çerkesler soykırımın tanınmasını istedi. Kış Olimpiyatları'nın Soçi'de yapılmasını protesto etti.Radikal´de Ayca Örer imzasiyla verilen haberde şunlar kaydedildi:“Çerkesler’in Kafkaslar’dan sürgünü ve uğradıkları mezalimin 149. yıldönümü nedeniyle Rusya Federasyonu Büyükelçiliği önünde toplanan 21 Mayıs Platformu üyeleri pankart açıp protesto gösterisinde bulundu. 2009’dan bu yana MAY21 şemsiyesi altında toplanan Çerkes örgütleri bu yıl da soykırımın simgesi olarak niteledikleri Soçi’de Kış Olimpiyatları’nın gerçekleştirilmesine karşı toplandı. Birleşik Kafkasya Derneği ( Türkiye ), Çerkes Kültür Enstitüsü ( ABD ), Çerkes Milliyetçi Hareketi (Ürdün), Eskişehir Kuzey Kafkas Kültür ve Dayanışma Derneği Gençlik Komisyonu (EsKafGençKom), Hamburg Çerkes Derneği ( Almanya ), IKKD Genç (Türkiye), Jineps Gazetesi (Türkiye), Kafkasya Forumu (Türkiye), Kafkas Vakfı (Türkiye), Kuzey Kafkasya İçin Adalet Grubu (Ürdün), ULUKAF (Türkiye), Uluslararası Çerkes Konseyi (ABD) çağrısıyla gerçekleştirilen eylem Odakule’de başladı. Olimpiyat istemiyoruz <br />
<br />
Buradan Rus Konsolosluğu önüne gelen eylemciler ‘Katil Rusya Kafkasya’dan defol’, ‘Alanlarda birleş soykırımla yüzleş’, ‘Soykırım sizin direniş bizim’, ‘Soçi’de o limpiyat istemiyoruz’ sloganları attı. <br />
<br />
Topluluk adına açıklama yapan Fehmi Aybulut, “Bu yıl öncekilere göre sesimiz daha gür. Ulusların yükseldiği bir çağda yok olmaya mahkûm edilen Çerkezya’da soykırımın en kanlı sahnelerinin yaşandığı Kbaada Vadisi’nde önümüzdeki yıl, soykırımın 150. yılında Soçi Kış Olimpiyat Oyunları gerçekleştirilecek. Olimpiyat komitesi, korumakla sorumlu olduğu olimpiyat değerlerini bir kez daha ayaklar altına alacak bir süreci başlatmış oldu” dedi. Göstericiler taşıdıkları Olimpiyat halkalarını Rusya Federasyon binasının duvarına bıraktı ve olaysız bir şekilde dağıldı. Açıklama eşzamanlı Berlin, New York ve Ürdün’de de gerçekleştirildi.“<br />
<br />
<i>RO/Zilan Dersim</i> <br />

]]></description>
</item>

<item>
<title>Berdevkê hevpeymaniyê: YNK û PDK, Kurdistanê nafroşin</title>
<link>http://www.rizgari.com/modules.php?name=News&amp;file=article&amp;sid=39952</link>
<language>kurdish</language>
<description><![CDATA[
<a href="http://www.rizgari.com/images/pdk-ynk120211.jpg"><img border="0" hspace="5" align="left" src="http://www.rizgari.com/images/pdk-ynk120211.jpg" width="145" height="85" alt=""/></a>Berdevkê fraksiyona hevpeymaniya Kurdistanî li encûmena nûneran a Êraqê derbarê ew hemû dengoyên ku dibêjin YNK`ê û PDK`ê li beramberî 4 milyar dolar razîbûne ku hêzên Dîcleyê li parêzgeha Kerkûkê bimînin, red kiriye. Her weha dibêje: Yekîtiya Niştimanî ya Kurdistanê û Partiya Demokrat a Kurdistanê ne ew hêzane ne ku Kurdistanê bifroşin xelkekî dine.<div>Berdevkê hevpeymaniya Kurdistanî li encûmena nûneran Mueyed Teyîb ji PUKmedia`yê re ragihand ku: "Yekîtiya Niştimanî ya Kurdistanê û Partiya Demokrata Kurdistanê du partiyên têkoşer û qurbanî jibo Kurdistanê û parastina gelê Kurd dane, ji ber vê jî ew gotinên weha ji rastiyê dûrin ku dibêjin YNK`ê û PDK`ê navçeyên Kurdistanî yên derveyî Herêma Kurdistanê bi 4 milyar dolar bifroşin."</div><div><br/>Teyîb got: "Ew daxuyanî tu rastî têde nîne, hemû xelkê Kurdistanê helwesta Yekîtî û Partî dizanin. Yekîtî û Partî ne ew hizbên ku Kurdistanê bifroşin xelkê dine."</div><div><br/>Pêştir endamê encûmena nûneran a Êraqê Şêx Letîf Mistefa di semînerekê de ragihandibû ku: "Partî û Yekîtî di dawiya serdana xwe bo Bexdadê bi mayîna hêzên operasyona Dîcleyê beramber pêdana pareyên kompaniyan razîbûne, ku ew jî wateya firoştina navçeyên Kurdistanî yên kêşe li sere ye bi 4 milyar dolar e."</div><div><em>Pukmedia</em></div>
]]></description>
</item>

<item>
<title>Artêşa Tirk bombe kir, HPG'ê jî bersiv da</title>
<link>http://www.rizgari.com/modules.php?name=News&amp;file=article&amp;sid=39951</link>
<language>kurdish</language>
<description><![CDATA[
<div><img style="WIDTH: 139px; HEIGHT: 90px" hspace="4" align="left" src="http://rizgari.com/images/wenenuce/lesker-eris-kir-gerilla-bersiv-da.jpg" width="135" height="90" alt=""/>Artêşa Tirk, bi top û hewanan êrişî Herêmên Paratinê yên Medyayê kir, ku gerîlayên HPG'ê di rewşa vekişînê de ne.</div><div><div>Navenda Çapemenî û Ragihandinê ya HPG'ê (NÇR-HPG) da xuyakirin, ku di 18'ê Gulanê saet navbera 18.00 û 18.30 de, artêşa Tirk bi top û obusan êrişî girê "Şehîd Rehîme" yê li herêma Zagrosê kiriye. NÇR-HPG'ê got, "Gerîlayên me jî bi heman rengî bersiv dane êrişê."</div><div></div></div><div>
<br />
Hat ragihandin, ku roja 17'ê Gulanê jî saet di navbera 19.00 û 20.00 de li hemberî qada Xapuşke ya Çiyayê Govendê jî bi top û obusan êriş hatine kirin. Di dewama daxuyaniyê de weha hat gotin; "Di 17'ê Gulanê de saet di 17.00'an de 2 helîkopterên kobra yên artêşa Tirk a dagirker ên ji navçeya Şirnex Qilabanê dihatin, xwestin ji herêma Şehîd Kendal sînor derbas bikin û derbasî geliyê Kûranîş bibe. Li ser bersivdayîna gerîlayên me, helîkopterên kobra neçar mane xwe vekişînin."</div><div><em>Anf</em></div>
]]></description>
</item>

<item>
<title>&amp;#8216;Salih Muslim û Cemalê Şêx Baqî tevlî di kongra Cenevre dibin&amp;#8217; </title>
<link>http://www.rizgari.com/modules.php?name=News&amp;file=article&amp;sid=39950</link>
<language>kurdish</language>
<description><![CDATA[
<img hspace="4" align="left" src="http://rizgari.com/images/wenenuce/cemal-mela-mahmud-salih-muslim.jpg" width="140" height="87" alt=""/>Desteya Hevahengiya Niştimanî ya Sûriyê eşkere kir ku Rûsya û Amerîka ji wan xwestiye ku nêrîna xwe derbarê kongreya Cenevre ya duyê amade bike.<div>Bepirsekî wê desteyê jî dibêje ku 2 nûnerên kurdan wê di kongra Cenevre de amade bin.</div><div> </div><div>Berpirsê ragihandina Desteyê Hevahengiyê Munzir Xedam ji Rûdawê re ragihand: &#8220;Roja şemiyê serkirdeyên desteyê li Şamê bicivin û nêrîna xwe ya dawî derbarê kongreta Cenevre de amade bike.&#8221;</div><div> </div><div>Xedam got: &#8220;Li ser daxwaza Rûsiya û Amerîka, em ê nêrîna xwe derbarê çareserkirina qeyrana Sûriyê amade bikin. Ev nêrîn dê di civata nivîsgeha cîbicîkirinê de were erêkirin û paşê jî ji Rûsya û Amerîka re were şandin`.</div><div> </div><div>Xedam behsa beşdariya hevalbendên xwe yên kurd kir û got, `Bê guman Hevserokê PYDê Salih Muslim û Serokê Partiya Demokrata Kurd ya Sûriyê Cemal Mela Mehmûd dê di nava şandeya Desteyê de bin ku wê beşdariya konga Cenevê bike.`</div><div> </div><div>Berpirsê ragihandina Desteya Hevahengiyê herwiha tekez kir ku biryara beşdariya Salih Muslim û Cemal Mela Mehmûd hatiye standin.</div><div> </div><div>Partiya Demokrat ya Kurd ya Sûriyê di Encumena Niştimanî ya Kurdî de endam e, lê ew di heman demê de endamê Desteya Hevahengiyê ye.</div><div><i>Rûdaw</i><i></i></div>
]]></description>
</item>

<item>
<title>Türk ordusu bombaladı, HPG karşılık verdi</title>
<link>http://www.rizgari.com/modules.php?name=News&amp;file=article&amp;sid=39949</link>
<language>turkish</language>
<description><![CDATA[
<a href=http://rizgari.com/images/wenenuce/hpg-ustlenmedi.jpg><img src=http://rizgari.com/images/wenenuce/hpg-ustlenmedi.jpg align=left width=125 hspace=5 vspace=5 border=0></a><b>Rizgarî Online/</b> Türk ordusu HPG´nin geri çekilmekte olduğu “Medya Savunma Alanları”nı havan ve obüs atışları ile bombaladı.HPG Basın-İrtibat Merkezi (HPG-BİM), 18 Mayıs günü 18.00 ile 18.30 saatleri arasında HPG´nin denetimindeki “Medya Savunma Alanları”nın Zagros bölgesinde bulunan “Şehit Rahime” tepesine yönelik Türk ordusu tarafından havan ve obüslerle saldırı düzenlendiğini bildirdi. HPG-BİM, "Gerillalarımız saldırıya aynı düzeyde karşılık vermiştir” dedi.ANF´nin haberine göre, “Açıklamada, 17 Mayıs günü de 19.00 ile 20.00 saatleri arasında Zagros’un Govende Dağı bölgesindeki Xapuşke alanına yönelik olarak da obüs ve havanlarla bombalama yapıldığı kaydedildi.<br />
<br />
HPG-BİM ayrıca, “17 Mayıs günü saat 11.30’da Şırnak’ın Uludere ilçesi istikametinden gelen işgalci TC ordusuna ait 2 kobra tipi helikopter Şehit Kendal alanından sınırı geçerek Kuraniş vadisine girme teşebbüsünde bulunmuştur. Gerillalarımızın karşılık vermesi üzerine kobra helikopterler geri çekilmek zorunda kalmıştır” bilgisini verdi.” <br />
<br />
<i>RO/Ömer Kaçar</i> <br />

]]></description>
</item>

<item>
<title>Zulkuf Azew&amp;#8217;in Yazısı</title>
<link>http://www.rizgari.com/modules.php?name=News&amp;file=article&amp;sid=39948</link>
<language>turkish</language>
<description><![CDATA[
<img hspace="4" align="left" src="http://rizgari.com/images/wenenuce/lerzan-zulkuf-azew-cevap.jpg" width="140" height="87" alt=""/><div><b>Lerzan Jandîl</b> / &#8230; Dersimliler daha doğrusu Qızılbaşlar da tek parti döneminde Müslüman Kürtler gibi CHP&#8216;ye oy verdiler. Ancak ilk umut ışığı göründüğünde DP&#8216;ye de oy verdiler. Ve bir Qızılbaş pirinin deyimiyle 'biz DP&#8216;nin atını Xızır´ın atı zanettik, ancak DP&#8216;nin atı bize öyle bir çifte atti ki, kendimize zor geldik.' diyerek Alevilerin DP aşkının acıyla bittiğini beyan ediyordu&#8230;</div><div> </div><div><strong><em>Sayın Zulkuf Azew,</em></strong></div><div>Nereden düştüyse <a href="http://tr.rizgari.com/modules.php?name=News&file=article&sid=39931"><strong>bir e-mailiniz</strong></a> adresime gelmiş, iyi de olmuş. </div><div> </div><div>Önce bir anekdot:</div><div>Vatandaşın biri kendisini darı zannediyormuş ve dolayısıyla horzlardan çok korkuyormuş. Arkadaşlarının da yardımıyla tedavi olmuş. Tedaviden sonra arkadaşlarıyla gezerken karşıdan bir horoz gelmiş. Adam Horozu gören tedirgin olmaya başlamış. Arkadaşlarının &#8222;Ne oldu, niye tedirgin oldun?&#8220; sorusu üzerine, &#8222;Görmüyormusunuz, karşıdan horoz geliyor&#8220; demiş, adam. Arkadaşları &#8222;Ama sen tedavi oldun. Sen artık darı değilsin ki&#8220; derler. </div><div> </div><div>El cevap &#8222;Doğru! ben artık darı değilim. Ama ya horoz beni hala darı zannedip, yemeye kalkarsa ne olacağım!&#8220;</div><div> </div><div>Bu anekdottaki gibi ben de kendimi darı zannetmiyorum. </div><div> </div><div>Ancak:</div><div> </div><div><strong>1)</strong> Birilerinin horoz gibi bizi sürekli darı gibi görmesine çalıştıkları için, </div><div> </div><div><strong>2)</strong> Kendilerini, -hangi sebeplerle olursa olsun, ihanet, ajanlık, reaksiyon, bilmemezlik, cehalet vs.- Kürt olarak kabul etmeyen, bunun yerine kendilerini Zaza, Alevi, hata Türk görenleri bahane ederek, bir bütün olarak bizleri töhmet altında bırakma çalışmalarına, bize aba altından sopa gösterilmesine, varolan önyargıları pekiştirme, yaygınlaştırma çabalarına artık sessiz kalmamaya karar verdim ve bundan dolayı da size, emriniz üzere, şapkamı önüme koyup, ana başlıklar halinde, yazınıza binaen kısaca bir kaç şey yazmak istiyorum.</div><div> </div><div>Tarihi tespitler yaparken veya tarihi olayları yorumlarken:</div><div> </div><div>- Bilineni tekrardan ziyade araştırmanız, soruşturmanız, temiz bilgi sahibi olmanız lazım.</div><div>- Yazılmamışı bulmaya, bilinmeyeni bilince çıkarmaya çalışmanız lazım.</div><div>- Egemen edasıyla, çoğunluğun algısıyla tarihi olaylaları yorumlamamanız lazım.</div><div>- Resmi ideolojiyle, Kemalizmin kalemşörlerinin iddialarıyla tarihi yorumlamamanız lazım.</div><div>- Kürdistanî azınlıklar konusunda ve eğer samimi iseniz, &#8222;resmi kürt tarihi algısıyla değil&#8220; herkesten daha fazla araştırıp incelemeniz lazım,.</div><div>- Bunları yapamıyorsanız, o zaman da üzerinize vazife olmayan ve hiç bilmediğiniz konulara girmemeniz lazım.</div><div> </div><div>Gelelim meselemize!</div><div> </div><div>Diyorsunuz ki &#8222;Kürdistan&#8217;ın iç birliği açısından önemli fırsatlar ve aynı zamanda riskler içeren PKK&#8217;nin yeni çizgisinin Kuzey Kürdistanlı Alevileri ciddi şekilde rahatsız ettiğini farketmemek imkansız. Özellikle Öcalan&#8217;ın 2013 Newroz&#8217;unda okunan mesajındaki &#8220;İslam Kardeşliği&#8221; vurgusunun Alevi ve Ezidi Kürdistanlıları tarihsel hafızanın ışığında endişelendirmiş olduğu ortada.&#8220;</div><div> </div><div>Burası doğru. </div><div> </div><div>Acak bu sizin bir tespitiniz değil, somut bir olgu. Ve Abdhullah Öcalan´ın bu açıklaması Qızılbaş, Êzdî, Ermeni, Süryani, Ateist, seküler, solcu yani Müslüman olmayan tüm kesim ve bireyleri endişelendirmiştir.</div><div> </div><div>Ve devam ediyorsunuz &#8222;Bu endişenin / korkunun ardında Kerbela katliamı menkıbelerini,Kuyucu Murat Paşa&#8217;ya neden kuyucu dendiğinin kollektif bilgisini bulmak pek de zor değil.&#8220;</div><div> </div><div>Tam doğru değil. </div><div> </div><div>Doğru olan Selçuklu-Kürt, Osmanlı-Kürt, Cumhuriyetin ilk yılları-Kürt ilişkilerinin &#8222;İslam kardeşliği&#8220; temelinde geliştiği ve bu kardeşliğin Müslüman olmayan, Kürt de olsa dini ve ulusal azınlıkların hep zarar gördüğü, onlara pahalıya mal olduğu, onların hep katledildiğidir.</div><div> </div><div>Hiç uzağa gitmeye gerek yok, Îdrîs-î Bîdlîsî ve Yavuz; Kanunî, ll. Selim ve Şeyhülislamı Ebussuûd Efendi. </div><div> </div><div>Hiç uzağa gitmeyin &#8222;Kürtlerin babası&#8220; Abdulhamit ve Alayları ve bu alayların katlettikleri ve mallarına el koydukları Ermeniler. Ve yine bu alayların kendinden olmayanlara uyguladıkları terör ve talan!</div><div> </div><div>Hiç uzağa gitmeye gerek yok, Türklerin Milli Mücadele dedikleri yıllar, M. Kemal ve Kürt ağa ve şeyhleri; Erzurum Kongresi.</div><div> </div><div>Hiç uzaga gitmeyin, Koçgiri ve diğer Kürtler /Dersim&#8216;deki bir çok aşiret te dahil olmak üzere.</div><div> </div><div>Hiç uzağa gitmeyin, yurtsever Bedirxan ailesi ve katlettikeri Êzidiler.</div><div> </div><div>Hiç uzağa gitmeyin, Simko ve ödürdüğü Süryani-Keldaniler.</div><div> </div><div>Sanırım yetiyor.</div><div> </div><div>Yine diyorsunuz &#8222;&#8230;.katliamın ana odağı Dersim&#8217;de katliamı gerçekleştiren CHP aynı argümanlarla bugün bile birinci parti oluyorsa, Kürd Alevilerin bir önceki kuşağında bu kadar Kemal ve İsmet ismine rastlanıyorsa..&#8220;</div><div> </div><div>Buraya kadar doğur. Araştırılıp incelenmesi gereken önemli bir konu. </div><div> </div><div>Ancak bilgi eksikliğiniz var.</div><div> </div><div>Dersimliler daha doğrusu Qızılbaşlar da tek parti döneminde Müslülman kürtler gibi CHP&#8216;ye oy verdiler. Ancak ilk umut ışığı göründüğünde DP&#8216;ye de oy verdiler. Ve bir Qızılbaş pirinin deyimiyle &#8222;biz DP&#8216;nin atını Xızır´ın atı zanettik, ancak DP&#8216;nin atı bize öyle bir çifte atti ki, kendimize zor geldik.&#8220; diyerek Alevilerin DP aşkının acıyla bittiğini beyan ediyordu.</div><div> </div><div>Dêrsimliler Qızılbaşlar TİP&#8216;e de oy verdiler. Sonuç bir bütün olarak yenilmiş bir sol.</div><div> </div><div>Dêrsimliler daha doğrusu Qızılbaşlar Solcu bağımsız adaylara da oy verdiler. Elleri boş kaldı.</div><div> </div><div>Ancak Dêrsimliler Qızılbaşlar Kürdistanî partilere de oy verdiler. Sonucu belli.</div><div> </div><div>PKK&#8216;nin ilk örgütlendiği yerlerin başında Mamıki´nin gelmesi her halde tesadüf olmasa gerek. </div><div> </div><div>Urfa&#8216;da belediye başkanlığını bağımsız, daha sonrada AKP&#8216;ye geçen biri kazanırken, örneğin Mamıkiye&#8216;de, Varto&#8216;da BDP adayının kazanması her halde hile ile olmadı.</div><div> </div><div>Seçimlerde kazanma şansı olmayan birini Mamıkiye&#8216;de aday gösterip, kazanamayınca da faturayı Dersimli Qızılbaşlara çıkarmak ta pek doğru olmasa gerek.</div><div> </div><div>Belki bilmezsiniz Kürt bağımsızlık mücadelesine katılmış ve tarihten silinmiş bir çok Qızılbaş aile var. </div><div> </div><div>Ve devam ediyorsunuz: </div><div>&#8222;bu yeni konjonktürde Kürd Alevilerin şapkalarını önlerine koyup bir kez daha düşünmelerinin zamanı gelmiş demektir.&#8220;</div><div> </div><div>İşte bütün mesele bu! Olmak veya olmamak!!!!</div><div> </div><div>Bizim şapkamızı önümüze koyup düşümemız lazım. Amenna! Ama bu defa siz istediğiniz için değil!</div><div>Sanki bizler, adına kürt ulusal kurtuluş mücadelesi denilen bu mücadelenin &#8211;farklı her boyutta- hiç uzağından yakınından geçmemişiz, ondan hiç haberimiz bile olmamış.</div><div> </div><div>Sanki bizim gençlerimiz dağlarda, zindanlarda, işkenceyle değil, adeta at hısızlığına giderken kazayla ölmüşler.</div><div> </div><div>Sanki köylerimizi, oyun olsun diye, biz kendimiz yerle bir etmişiz!</div><div> </div><div>Sanki ormanlarımızı kuzu kepap pişirmeye giderken yanlışlıkla yakmışız!</div><div> </div><div>Hatta ne dersin, Sakine, Fidan ve Leyla´yı da biz vurmuş olmayalım mı?</div><div> </div><div>Tabii ki bize &#8222;şapkanızı önünüze koyup düşünmeniz lazım&#8220; dersiniz, diyebiliyorsunuz. </div><div> </div><div>Çünkü sizde &#8222;Hey siz Müslüman Kürtler şapkanızı önünüze koyup düşünün, ulusal birlik ümmet inancıyla sağlanamaz. Adınızı hep Abdulvahap, Abdurrahman, Abdulvakkas koyuyorsunuz, bu Araplıktır, bu Kürtlük değildir diyemezsiniz. Veya siz &#8222;Biz seyidiz peygamber soyundanız, kurmanc falan değiliz&#8220; diyenlere, &#8222;hoop siz katilinize aşık olmuşsunuz, Stockholm Sendromu yaşıyorsunuz&#8220; diyemezsiniz. &#8218;<i>Ez fileyê bavê temê lawo&#8216;</i> demeyin, diyemezsiniz. Êzdiye, Süryaniye, Qızıbaşa, Ehli Haqçıya hakaret edemezsiniz, etmemelisin. Bedirxanileri, Sımkoları, din Mücahidlerini geri getiremezsiniz. Oruç tutmuyor diye Asuri bir baba ve oğlunu 200 kişiyle linç edip evini yakamazsınız. İçki satıyor diye adamların dükkanlarını ve evlerini ateşe veremezsiniz, vermemelisiniz, bu ihanettir diyemezsiniz!&#8220; diyecek güç ve düzey yok.</div><div> </div><div>Azınlığı hırpalamak, azınlık üzerinden ahkam kesmek, ders vermek, tarihçilik, efendilik yapmak kolaydır. Ancak marifet, zor olanı çoğunluğa karşı, resmi olana karşı söyleyebilmektir.</div><div> </div><div>Kaldı ki sizin söyleklerinizi tersinden Osman Öcalan da söylüyor. Hazret de devleti alinin dikkatini PKK deki &#8222;Alevilere&#8220; çekiyor. &#8222;PKK yurtsever olmaktan çıkmış, pirlerin, alevilerin partisi olmuştur&#8220; diyor. Ve bununla PKK&#8216;ye, oradaki, alevilere iftira atarak geleceğe yatırım yapıyor. Çünkü dönem Alevi düşmanlığı, Alevi karşıtlığı, Aleviliği hırpalama ve azarlama üzerinden terfi, makam, rütbe, iş almanın dönemidir. </div><div> </div><div>Şimdi 1925e gelelim.</div><div> </div><div>Şeyh Said isyanı/direnişi denilen olayı, Azadi örgütünün örgütlediğini, ancak liderleri tutuklandıkları için, başına Şeyh Said´in geldiğini, getirildiğini ve Şeyh Said´in de hareketi zamansız başlattığını dünya alem biliyor. Dolayısıyla da yenilginin nedenlerinde biri budur. Ama rahatlalıyacaksanız eğer Piran&#8216;daki provakasyonu da Lolan ve Hormek &#8222;alçaklarına&#8220; maledebilirsiniz. </div><div> </div><div>Yine dünya alem, hareketin içinde önemli bir yer alan Şeyh Said´in bacanağı Binbaşı Kasım(Ataç)ın başından beri hareket hakkında devlete bilgi verdiğini (hatta kendi iddasına göre M. Kemal Erzurum&#8216;a gelince bizatihi kendisine direk bilgi verdiğini söylüyor) biliyor. Kuşkuşuz yenilginin en büyük nedeni iç ihanettir. Ama siz, dünya alemin söyledikerine inanmayın. Olur ya, bu ihbarları Lolan ve Hormek &#8222;ihbarcıları&#8220; yapmış olabilirler.</div><div> </div><div>Yine dünya alem Diyarbakır kuşatmasının başarısız olduğunu biliyor. Belli olmaz, belki bu yalanı da Lolan, Hormek &#8222;kalleşleri&#8220; yaymış olabilirler.</div><div> </div><div>Yine dünya alem Elazığ&#8216;da olanları biliyor. Ama siz Dêrsimliler´in yaptığını rivayet edebilirsiniz.</div><div> </div><div>Ve yine Kürtlere, Kürt tarihine birazıcık ilgi duyanların Şeyh Said´i bacanağı Binbaşı Kasım ile damadı Şeyh Abdullah´ın tuzağa düşürüp Gımgım/Varto yakınlarındaki Murat Paşa köprüsünde &#8211;ve işin en acısı çok az bir jandarma kuvvetine- yakalattıklarını bilir. Ama siz böyle diyen Kürtlere filan inanmayın. Bunu söyleyen Kürler Lolan ve Hormek &#8222;ajanları&#8220; olabilirer.</div><div> </div><div>Ve devam ediyorsunuz:</div><div> </div><div>&#8222;Zira Alevi Kürd-Sünni Kürd ayrışmasının Kürdistan'a ödettiği bedel ciddidir ve Kürdistan bu bedeli tekrar ödemek zorunda kalmamalıdır. 1925 ayaklanmasında Alevi "Hormek ve Lolanlar jandarma ve ordudan daha etkin biçimde ayaklanmacılara karşı savaştılar." (Martin van Bruinessen, Ağa,Şeyh,Devlet,sf.420).Bu ihanetin öncesine gittiğimizde&#8230;.&#8220;</div><div> </div><div>Şimdi biraz derse ihtiyacınız var.</div><div> </div><div>Rivayet edilir: Lolanlı Selim Ağa´nın oğlu İbrahim ve Lolanlı Mehemed Ağa´nın oğlu Şükrü Feranlı Romi´nın tuzağa düşürmesiyle Cıbıriyanli Ahmet Bey ile Leyleykli Hasan Ağa ve adamaları tarafından öldürülürler. Yine ileride Elazığ&#8216;da idam edilecek olan Hüseyin Ağa´yı yakalamak için askerler Qerecêr köyüne baskın yaparlar. Çatışmada Hüseyin Ağa´nın oğulları Yusuf û Hesan bacaklarından yaralanırlar. İyileştirilmeleri için Feranlara gönderilirler. Ancak rivayet edilir, Feranlar yaralıları evlerine bile almamışlar. Birkaç gün sonra Lolanlılar gidip her iki cenazeyi de köydeki bir harabeden alıp getirmişler.</div><div> </div><div>Şimdi de bir hikaya:</div><div> </div><div>İsmail Ağa, Cıbıriyanlı Halit Bey&#8216;in amcasıdır. Cıbıriyanlılar şu hikayeyi bilirler. İsmail Ağa Erzurum&#8216;da bulunan Halit Bey&#8216;e sonbarda yağ, peynir ve benzeri kışlık yiyecekler gönderir. Halit Bey &#8222;Sen fakir fukarayı sömürerek elde ettiklerini bana gönderemezsin; kabul etmiyorum. Bunlar haramdır&#8220; diye geri çevirir. </div><div> </div><div>Peki nedir İsmail Ağa&#8216;nın haramı? Yine rivayet edilir İsmail Ağa Cıbıriyanlı olmayan komşuları Sünni Kürleri ve Alevi köylüleri işlerinde çalıştırıyormuş. Akşam olunca bütün ırgatları toplayıp soruyormuş: (Sansüsüz veriyorum. Umarım Kurdî biliyorsunuzdur.)</div><div> </div><div><i>&#8222; Kuro hun sibe jî tên?&#8220;</i></div><div><i>&#8222;Erê Axa em tên?&#8220;</i></div><div><i>&#8222;Ma hun xwarina xwe, cixarê xwe jî bi xwe ra tinîn?&#8220;</i></div><div><i>&#8222;Erê Axa, em xwarina xwe jî çixarê xwe jî bi xwe ra tînîn!&#8220;</i></div><div><i>&#8222;De hun bêjin, em di dîya xwe nin, em sibê tên, nan cixarê xwe jî bi xwe re tînîn.&#8220;</i></div><div><i>&#8222;Erê Axa, em dîya xwenin, em sibê tên, nan û cixarê xwe jî bi xwe re tînîn!&#8220;</i></div><div> </div><div>Şimdi Efendi siz bilmezsiniz ama, bu İsmail Ağa Şeyh Said direnişinin önemi isimlerindendir. Ve siz yine bilmezsiniz ama, orada ulustan, ulus devletden, ulusal dilden, ulusal birlikten bihaber ırgatlar yaşıyor. Bu ırgatlar sadece Kurmanc-Ağa, Qızılbaş-Sünni ve aşiret farklarının/ayrılıklarını biliyorlar ve siz onlardan İsmail Ağa&#8216;nın komutası altında kurulacak bir Kürdistan için savaşmalarını talep ediyorsunuz. Onlar da sizin bu talebinizi yerine getirmedikleri için hain oluyorlar!</div><div> </div><div>Ama işin ilginci ordakiler hem azınlık ve hem de ırgat; hata bu sünni Kürtlerin, yani Muxulîlerin Dêrsim&#8216;den gittikeri ve sonradan Müslümalaştıkları da rivatet edilir!</div><div> </div><div>Binbaşı Kasım diğer bazı aşiretlerin ileri gelenleri ile birlikte batı Lolanların ileri gelenleriyle Mişko ve Qerecêr köylerinde toplandıkları rivayet edilir. Ve bu toplantılara katılan Lolan ileri gelenleri ile anlaştıları, uzlaştıkları söylenir. Ancak bunların Kasım&#8216;dan da şüphelendikleri, ona güvenmedikeri de rivayet edilir.</div><div> </div><div>Buna karşılık doğu Lolanlılar (Lolanê dotî) devletten yana tavır alıyorlar. Ancak Lolanlı Hüseyin Ağa: &#8222;Bunun sonunda Kurmanclar da kazansa, devlet te kazansa biz Kurmanclarla komşuyuz. Her ne kadar biz devetten yana isek de komşularımıza &#8211;Kurmanclara- hakaret ve zülüm etmeyin. Biz cîranız!&#8220; dediği söylenir. Bunu o bölgede yaşayanlar bilir. Ve bundan dolayı da yöredeki kurmanc köyler ile Hüseyin Ağa´nın torunları arsında ki ilişkiler hala bir çok aşiretin ilişkisinden daha da iyidir.</div><div> </div><div>Ancak Uğur Mumcu ve benzerleri dünya alemin bildiğinin tersine Şeyh Said´i Lolanlı Hüseyin Ağa´nın yakaladığını/yakalattığını söyler. Martin de bunu tekrar eder, siz de buna inanmak istersiniz.</div><div> </div><div>Ancak koca bir yalan!</div><div> </div><div>Son bir tarih bilgisi: Yıl 1925, yer Elazığ. Kasım&#8216;la görüşen batı Lolanlıların ileri gelenlerinin her ikisi de, Wusên ve Qemer Ağalar idam edilirler! Akrabaları da sügüne göderilir. </div><div> </div><div>Siz yurtsever, İsmail Ağa yurtsever, ama Wusên ve Qemer Ağalar, onların sürgüne göderilen akrabaları da hain ve ihanentçi!</div><div> </div><div>Ne kadar güzel değil mi?</div><div>Kendin çal kendin oyna! </div><div>Veya kendin pişir kendin ye!</div><div>Kürt gerçekliklerini araştıramanız ve dogruları öğrenmeniz umudu ile.</div><div> </div><i>Berlin, 18.05.2013</i>
]]></description>
</item>

<item>
<title>Parisli Agit evine dönebilecek mi?</title>
<link>http://www.rizgari.com/modules.php?name=News&amp;file=article&amp;sid=39947</link>
<language>turkish</language>
<description><![CDATA[
<a href=http://t24.com.tr/media/editorials/hcicfoto19parisliagit(1).jpg><img src=http://t24.com.tr/media/editorials/hcicfoto19parisliagit(1).jpg align=left width=125 hspace=5 vspace=5 border=0></a> <b>Hasan Cemal*/</b> Cennette cehennem yaratmak konusunda insanoğlunun üstüne yok! Güzel yaşamanın yolu önce barıştan geçiyor! Peki, barış ve özgürlük ille de namlunun ucunda mı görünüyor?..Kadın gerilla Medya, “Kürdistan dağları güzeldir, ama güzel de yaşamak lazımdır bu coğrafyada” diyor.'Gerilla noktası'ndaki kadınlar anlatıyor: “PKK’deki biz kadınlar, Kürt kadınının da özgürlüğünü elde etmek için mücadele veriyoruz.”<b> Irak  Kürdistanı, Metina<br />
bölgesinde bir PKK kampı</b><br />
 <br />
Güneş açtı. Ceviz ağacının altında, bahar yeşillikleri içinde yazımı yazıyorum. Şarıl şarıl akan suyun sesi gece gündüz, çadırda uyurken de, ceviz ağacının altında yazarken de hep kulağımda. Birazdan jiple dağın tepesinde iPhone’un çekebileceği uygun yeri aramaya gideceğim, yazı ve fotoğrafları bir an önce göndermek için... <br />
<br />
Beş gündür dağlardayım.<br />
<br />
PKK’nın ‘savaş alanları’nda... <br />
<br />
Örgütün askeri kolu HPG’nin silahlı unsurları ya da gerillalarla - veya devletin resmi söylemindeki ‘teröristler’le - sohbet ederek geçen saatler, ‘Kürt sorunu’nu daha derin düşünmenin, daha çok hissetmenin kapısını biraz daha açıyor.  <br />
<br />
Böylesine zorlu - ya da vahşi - doğa koşullarında, elde silah her an ölümle burun buruna yıllarını geçirenlerin zihniyet dünyasına dokunabilmek, bu gencecik insanların niye dağı seçtiklerini öğrenmek,yani ‘davaları’nı kendi ağızlarından dinlemek gerçekten öğretici oluyor.  <br />
<br />
Ve bu sorunun bunca yıldır askeri yöntemlerle neden çözülemediğini, niçin çözülemeyeceğini anlamak daha kolaylaşıyor. <br />
<br />
Ben Türkiye’nin ‘Kürt realitesi’ni ve bununla içiçe geçen ‘PKK realitesi’ni yıllar boyu Kürdistan coğrafyasında dolaşarak, yaşanan ve yaşanmış acıları dinleyerek öğrenmeye çalıştım. Her gezimde içimi yazıya dökmek için çaba sarf ettim. <br />
<br />
Son beş günlük gazetecilik seferi galiba gazeteci milletini biraz kıskandırabilecek kadar heyecanlı, renkli... <br />
<br />
Türkiye sınırının dibinde, kayalıklar ve ağaçlar arasına yayılmış, dikkatli gözle bakmayınca kendini hemen belli etmeyen, yani araziye uymuş, bir yanından gürül gürül sular akan beş altı çadırlık - PKK deyişiyle - ‘bir gerilla noktası’nda kalıyorum. <br />
<br />
Çok uzun yıllardır ilk kez yaşadığım doğanın kucağındaki bu çadır hayatı, bütün günlük alışkanlıklarımı yok edici yanlarına rağmen heyecan verici... <br />
<br />
Not defterlerim dolu.<br />
<br />
Hangisini nasıl yazayım? <br />
<br />
Yemyeşil ceviz ağacının gölgesinde bu yazımı yazarken, bir yandan da yeni keşfettiğim Kürtlerin Sezen Aksu’su Delila’yı dinliyorum. <br />
<br />
Dört beş yıl önce Hakkari civarında sınırı geçerken korucular tarafından vurularak hayata veda eden kadın gerillanın hüzünlü sesi zihniyet dünyamı değiştiriyor, barış ipine sarılmanın ne kadar yaşamsal olduğunu bir kez daha düşündürüyor.<br />
 <br />
<b> 'Anneni özlüyor musun?' </b><br />
<br />
Kadın gerilla Savuşka’ya sordum: <br />
<br />
“Anneni özlemiyor musun?”<br />
<br />
Gözlerinin ifadesi, böyle bir soruyu hiç beklemediğini anlatıyordu. Dağın dik yamaçlarında büyük bir kayaya sırtımızı vermiş dinleniyorduk.<br />
<br />
Gün yeni ağırıyordu. <br />
<br />
Türkiye’den çekilen ‘ilk gerilla grubu’yla gece vakti şakır şakır yağmur altında yaşadığım epey heyecanlı ve yorucu ‘dağ macerası’nın artık sonuna yaklaşmıştım. <br />
Savuşka 22 yaşındaydı. <br />
<br />
18 yaşında lisede okurken Mersin’deki aslen Siirtli olan ailesini bırakıp dağa çıkmıştı. “Anneni özlemedin mi” sorusu galiba onu şaşırtmıştı. <br />
<br />
Van taraflarından dokuz gün önce yola çıkıp ‘Güney’e geçen, ‘çekilme süreci’nde ilk adımı atan ve bunun da ‘burukluğunu hissettiği’ni belirten Savuşka, yüzünde en ufak bir çizgi kıpırdamadan şöyle dedi: <br />
<br />
“Hayır, annemi özlemedim.”<br />
<br />
“Gerçekten mi?” <br />
<br />
“Evet öyle. Dört yıldır ailemle haberleşmedim, gerek de duymadım. Ben bu savaşı zaten annem için, kardeşlerim için veriyorum. Yani mesele özlemek meselesi falan değil.”<br />
<br />
Bir başka kadın gerilla dinliyor bizi. <br />
<br />
Adı, Medya. <br />
<br />
Suriyeli bir Kürt, Kobani’den. Ona da aynı soruyu soruyorum: <br />
<br />
“Peki ya sen heval (arkadaş) Medya, sen de anneni özlemiyor musun?” <br />
<br />
Güler yüzüyle şöyle diyor: <br />
<br />
“Annemi elbette özlüyorum, hiç özlemez olur muyum? Ama ben annem için, onlar için dağlardayım. Onlar için de savaşıyorum bunca yıldır.”<br />
 <br />
<b> 'Taş üstünde taş, <br />
omuz üstünde baş kalmayacak!' </b><br />
<br />
Saat altıya geliyor. Hava çok soğuk ve ıslak. Yükselmeye başlayan güneş dağların arasından ortalığı aydınlatıyor. <br />
<br />
Çalı çırpıyla yakılan ateşle ısınıyoruz gün aydınlanırken. Medya, “Kürtler için ateş kutsaldır” diyor. <br />
Kuş seslerinin gittikçe çoğaldığı etraf o kadar güzel ki, dağlarla çevrili sis inmiş vadinin sabahın ilk ışıklarıyla o kadar göz alıcı bir manzarası var ki… <br />
<br />
Medya’ya "Ne kadar güzel bir coğrafya" diyorum. “Evet öyle, Kürdistan dağları çok güzeldir” dedikten sonra ekliyor: <br />
<br />
“Kürdistan dağları güzeldir ama , güzel de yaşamak lazımdır bu güzel coğrafyada...”<br />
<br />
Güzel yaşamanın yolu hiç kuşkusuz önce barıştan, silahların susmasından, toprağa gömülmesinden geçiyor. Ama gel gör ki cennette cehennem yaratmak konusunda insanoğlunun üstüne yok. <br />
<br />
Birkaç saat önce yağmurlu, soğuk  bir gecede dağa tırmanırken terk edilmiş bir köyün kalıntıları arasından geçtik. Irak’ta Saddam Hüseyin diktası döneminde bombalanmış, yerle bir edilmiş, yakılmış yıkılmış Kürt köylerinden biri... <br />
<br />
Taş üstünde taş kalmamış hazin manzaralarını seyrederken, bir an, kendisi de Dersimli olan bir HPG (PKK’nın askeri kolu) komutanının sözünü anımsıyorum: <br />
<br />
“Slogan ‘Taş üstünde taş, omuz üstünde baş kalmayacak’tı, Dersim 1937, ‘38 katliamının sloganı...”<br />
 <br />
<b> Erkek gerilla, kadın gerilla... </b><br />
<br />
Ateşin başında kadın gerillalarla sohbet ediyorum. Onlara erkeklerin kendilerinden korktuklarını, az önce birinin, “Aman aman onları kendi hallerine bırakın!” dediğini söylüyorum. <br />
<br />
Gülüyorlar. <br />
<br />
Ayrı bir ateşin çevresinde toplanmış erkek gerillaları işaret ederek, “Erkekler sizden korkuyor, aman aman diyorlar” deyince, birinden yanıt bir kahkahayla geliyor: <br />
“İyidir iyidir, korksunlar!”<br />
<br />
PKK saflarındaki kadın - erkek eşitliği konusunu gündeme getiriyor biri. Şu cümlelerinin altını çiziyorum: <br />
<br />
“Kadın özgür olmadığı zaman ülke de özgür olmaz.”<br />
“PKK toplumsal bir harekettir.”<br />
<br />
“PKK’deki biz kadınlar, Kürt kadınının da özgürlüğünü elde etmek için mücadele veriyoruz.”<br />
<br />
<b> Keşke barış gelse, keşke ailesi <br />
Agit'in sağsalim Paris’e dönebildiğini görebilse... </b><br />
<br />
Ceviz ağacının altında bu satırları yazarken düşünüyorum: <br />
<br />
Özgürlük, barış ille de namlunun ucundan mı geçiyor?<br />
<br />
PKK 1980’lerde silaha sarılıp dağa çıkmasaydı, Kürtlerin Cumhuriyet tarihindeki 29. isyanını başlatmasaydı, "Kürt realitesi" bu topraklarda resmi kabul görebilecek miydi? <br />
<br />
Bundan sonrası nasıl gelecekti? <br />
<br />
Öcalan’ın “Artık silahlar sussun, fikirler konuşsun” çağrısından sonra Ankara da "birinci sınıf" demokrasi ve hukuk devleti konusunda gerekenleri yapacak mıydı? <br />
Ve Agit Paris’e, evine dönebilecek miydi? <br />
<br />
Agit’e dağların arasındaki bir vadide, yol üstünde yapayalnız nöbet tutarken rastladım. <br />
22 yaşında. <br />
<br />
Ailesi 1994’te, o acılı dönemde Dersim’den (Tunceli) Fransa’ya göç etmiş. İşçiymiş annesiyle babası. Paris’te doğmuş, liseye kadar okumuş. 2010’da dağa çıkmaya karar vermiş, dönüş yapmış Türkiye’ye... <br />
Neden dağ sorusuna yanıtı kısa: <br />
<br />
“Bir yandan kimlik, Kürt kimliği arayışım vardı. Diğer yandan Türkiye’de mücadeleyi takip ediyordum. PKK hareketinin çıkışı beni etkilemişti. Ve tabii Türkiye’de Kürt kimliğinin inkarı hep canımı sıktı. Annemle babam olumsuz bir tepki göstermediler PKK’ye katılmama...”<br />
Keşke gerçek barış gelse, keşke annesiyle babası, Agit’in sağsalim Paris’e dönmesini görebilse... <br />
İyi pazarlar!<br />
<br />
Çekilme Günlüğü’ne bir gün ara, salı günü 5. yazı yine bu köşede.<br />
 <br />
<i>*t24 com/19.05.2013 </i><br />

]]></description>
</item>

<item>
<title>21 Mayıs 1864: Çerkeslerin kara günü </title>
<link>http://www.rizgari.com/modules.php?name=News&amp;file=article&amp;sid=39946</link>
<language>turkish</language>
<description><![CDATA[
<a href=http://i.radikal.com.tr/480x325/2013/05/18/fft64_mf1462277.Jpeg><img src= http://i.radikal.com.tr/480x325/2013/05/18/fft64_mf1462277.Jpeg align=left width=125 hspace=5 vspace=5 border=0></a><b>Ayşe Hür*/</b>
27 Temmuz 1864'te Kafkasya Genel Valisi Mihail, "1567 yılında Çar VI. İvan'ın başlatmış olduğu Kafkas-Rus savaşlarının bittiğini" belirten belgeyi imzaladı ama sürgünler devam etti. Osmanlı kaynakları, 13. yüzyıldan beri Kafkasya halklarından Adigelere, 17. yüzyıldan itibaren de Abhazlar, Ubıhlar, Dağıstanlılar, Çeçenler, İnguşlar ve diğer Müslaman Kafkasyalılara ‘Çerkes’ der. Bugün ise Çerkes deyince sadece Adigeler anlaşılıyor. Kabardey, Abzekh, Bjedug, Şapsığ, Besleney, Hatukhoay, Cemguy gibi boylardan oluşan Adigelerin M.Ö. 6. yüzyıldan bu yana, Azak Denizi’ni Karadeniz’e bağlayan Kırım Boğazı’ndan Gürcistan’a kadar uzanan ve Kafkasya diye anılan bölgenin kıyı şeridinde yaşadıkları kabul edilir.  4. yüzyıldan sonra Hıristiyanlıkla tanışan Adigelerin bir bölümü, 8. yüzyılda Bizans’tan kaçan yaklaşık 20 bin Yahudinin Kafkasya’ya yerleşmesi ve Türk kökenli Musevi Hazar Kırallığı ile kurulan ilişkiler sonucu Museviliği seçmişti. Çerkesler ve Abazaların İslamiyet’le tanışması 18. yüzyıl gibi geç bir tarihte oldu. Çerkesler Hanefi mezhebine girerken, Dağıstan ve Çeçen-İnguş bölgesinde ise daha önceki yüzyıllardan itibaren Şafiilik yayılmaya başlamıştı. <br />
<br />
Taman Yarımadası’ndan Soçi'ye kadar uzanan Çerkesya, 1479'dan 1810 Rus istilasına kadar görünüşte Osmanlı İmparatorluğu’nun nüfuz alanındaydı ama aslında her zaman hür olmayı başarmıştı. Yine de 1787-1792, 1806-1812 ve 1827-1829 Osmanlı-Rus savaşlarında Osmanlı’dan yana olan Çerkeslerin kaderi, sonuncu savaşı (da) Rusların kazanması üzerine radikal biçimde değişti. 1829 Edirne Antlaşması’yla Çerkesya Rusya’ya bırakılmıştı. Çar I. Nikola, Özel Kafkasya Kolordu Komutanı Kont Paskeviç’e, ‘dağlılar’ dediği bölge halkları için sadece iki seçenek olduğunu söylemişti: Bunlardan ilki ‘Dağlı halkları ebediyen itaat altına almak’, ikincisi ‘itaat etmeyenleri yok etmek’ti. <br />
<br />
1837-1839 arasında Kuban nehri ve kolları boyunca kale ve karakollar inşa edildikten sonra Batı Adigelerinin dış dünya ile irtibatı kesildi. Bu nedenle 1839 kıtlığında bölge halkları büyük zarar gördü. 1840’larda baltalı Rus askerleri dağlıların bütün bahçe ve bağlarını yok etti. <br />
<br />
Çerkesler, 1853-1856 Kırım Savaşı sırasında topraklarını kaptırmamak için Osmanlılardan ve İngilizlerden yardım almaya çalışınca Rusya’nın tepkisi iyice sertleşti. 1857 yılının kışında Adagum Rus birliği Natukhay avullarını yakıp yıktı, dağlıların mallarını ve hayvanlarını yağmaladı. Köyler harabeye çevrildi, binlerce ‘dağlı’ esir edildi. <br />
<br />
<b>Şeyh Şamil’in esir düşüşü </b><br />
<br />
6 Eylül 1859’da Doğu Kafkasya’da (Dağıstan-Çeçen-İnguş bölgesinde) efsanevi siyasi ve dini lider Şeyh Şamil’in esir alınmasından sonra Rusya bütün dikkatini Adige, Abaza ve Ubıhlara çevirdi.(Moskova civarındaki Kaluga’ya sürülen Şeyh Şamil, Rusların izniyle 1870’te hacca giderken İstanbul’a uğrayacak, bir yıl sonra Arabistan’da vefat edecekti.) <br />
<br />
İlk adım General Melikov’un 1860’da İstanbul’a gönderilmesiydi. Abdülmecid’le yapılan anlaşma sonucunda Müslüman Kafkasyalıların küçük grup ve partiler halinde Osmanlı topraklarına göç etmelerine ilişkin mutabakat belgesi imzalandı. Bu anlaşma, ileriki yıllarda, Çerkeslerin ülkelerinden Rusya’nın zorlamasıyla değil gönüllü olarak ayrıldıkları yönündeki Rus tezine dayanak yapılacaktı. (Kemal Karpat’a göre bu anlaşma sadece 40-50 bin kişiyi kapsıyordu. Halbuki çeşitli kaynaklara gore 1858’den 1866’ya kadar 500 bin ila 2 milyon arasında mülteci Osmanlı topraklarına sığınacaktı. Bunların üçte biri Kırım Hanlığından, üçte ikisi Kafkasya’dandı.) <br />
<br />
1861’de ikinci adım atıldı. Çar II. Aleksander Çerkesya’ya geldi ve Çerkeslere iki seçenek sundu: Ya silahlarını bırakarak Kuban Nehri’nin sol kıyısındaki bataklık Don bölgesine yerleşeceklerdi ya da Osmanlı topraklarına sürgün edileceklerdi. Onlardan boşalan yerlere de Ruslar ve Kazaklar iskân edileceklerdi. Çar’ın Çerkes toplumsal sisteminde önemli yeri olan serfliği de kaldırmayı planladığını bilen Çerkeslerin buna cevabı bağımsız bir devlet kurduklarını ilan etmek oldu. <br />
<br />
<b> ‘Çerkes Meselesi hallolmuştur!” </b><br />
<br />
1862-1864 arasındaki kanlı Rus-Çerkes savaşlarından sonra Rus ordularının Mzımta nehri civarında nihai zaferi kazandığı 21 Mayıs 1864 günü bu kanlı süreci sembolize eden tarih olarak Çerkeslerin yüreğine ve beynine nakşedildi. 27 Temmuz 1864’te de Kafkasya Genel Valisi Mihail, ‘1567 yılında Çar VI. İvan’ın başlatmış olduğu Kafkas-Rus savaşlarının bittiğini’ belirten belgeyi imzaladı ama sürgünler iki yıl daha devam edecekti… Üstelik bu süreçte Rusların en büyük yardımcısı bazı Adige, Şapsığ, Abhaz komutanlar, toplum liderleri olacaktı… Üstelik Çerkeslerin yanında olan Kazaklar, Polonyalılar ve Ruslar da vardı… <br />
<br />
Malvarlıklarının yükte ağır kısmını, asıl olarak da sürülerini yanlarında götürememeleri için, ‘dağlılar’ın kara yoluyla göçü yasaklanmıştı. Dolayısıyla sürgünler Karadeniz kıyılarına yöneldiler. Aç ve çıplak yığınlar başta Taman, Tuapse, Anapa, Novorossiysk, Tsemez, Soçi, Adler, Sohum, Poti, Batum, limanları olmak üzere sayısız liman, iskele ve koyda kendilerini yeni yurtlarına götürecek tekneleri, gemileri bekliyorlardı. Bu bekleyiş bazen günler, bazen aylar bazen ise bir yıl sürecekti. Bu yüzden daha ilk aylardan itibaren kadınlar, çocuklar ve güçsüz olanlar, açlık, hastalık ve soğuktan kitlesel halde ölmeye başladılar. Rejimin Kafkasya politikalarına hak veren Adolf Berje adlı Çarlık bürokratı bile şöyle yazacaktı: “17 bin dağlının toplandığı Novorossiysk koyunda gördüklerimi unutmayacağım. Hıristiyan olsun, Müslüman olsun, ateist olsun onların durumlarını görenler mutlaka çöker ve perişan olurdu. Ruslar, Çerkeslere hayvanlara bile yapılmayacak şeyler yaptılar. Şu gördüğüm olayları kâğıda gözyaşım damlamadan nasıl yazacağım? Kışın soğuğunda, kar, yağmur altında, evsiz, yiyeceksiz ve elbisesiz bu insanları tifo ve çiçek hastalığı da durumlarını iyice kötüleştiriyordu. Anasız kalmış bebekler ağlaşıyor, aç bebekler ölmüş annelerinin göğüslerinden anne sütü arıyorlardı. Genç bir Çerkes kadını paçavralar içinde, açık havada, ıslak toprağın üzerinde iki yavrusu ile birlikte uzanmış, biri ölüm öncesi çırpınışlarla yaşamla mücadele veriyor, diğeri ise soğuktan kaskatı kesilmiş annenin göğsünden açlığını gidermeye çalıyor. Binlerce insan göz önünde ölüp tükeniyordu ve böyle manzaralara sık sık rastlanıyordu (…) Dinsel bağnazlık, Rusya’ya karşı nefret ve Osmanlı Cennetiyle ilgili vaatler milleti bu duruma getirmişti…” <br />
<br />
Bir başka kaynaktan sürgünlerin zorlu yolculuğunu izleyelim: “Osmanlı gemicilerinin gözü doymuyordu. 50-60 kişilik yelkenlilere üç yüzden fazla sürgün Kafkasyalıyı balık istifi dolduruyorlardı. Biraz su ve azıktan başka yanlarına hiçbir şey alma özgürlükleri yoktu. 5-6 gün denizde kalındığında suları ve azıkları biten, salgın hastalıkların zayıflattığı sürgünlerin birçoğu yolda ölüyordu. 6 yüz kişiyle yola çıkan bir gemiden denizi aşıp sağ olarak karaya çıkabilenler yalnızca 370 kişiydi, Nusred Bahri gemisine Tsemez’den 470 kişi bindirildi. Fırtınaya yakalanıp kayalara vuran bu gemiden yalnızca 50 kişi kurtulabildi.” Benzer hikâyelerin Rus gemiciler için de anlatıldığını tahmin edebiliriz. <br />
<br />
<b>Osmanlı durumdan memnun mu? </b><br />
<br />
Gelelim madalyonun öteki yüzüne. Osmanlı İmparatorluğu, dinsel, politik ve askeri nedenlerle mülteci akınından memnun görünse de devletin en azından mali olanakları bu göçü kaldıracak durumda değildi. Daha 1860 göçlerinde İstanbul'da işler çığrından çıkmıştı. Bu yüzden daha sonraki yıllarda mültecilerin İstanbul’a sokulmaması, Anadolu’da tutulması kararlaştırılmıştı. Trabzon’daki Rusya Konsolosu Moşnin şöyle yazıyordu: “Sürgün başladığından beri Trabzon ve çevresine getirilen göçmen sayısı 247.000 kişiye varmıştır. Bunlardan 19.000’i yaşamını yitirmişti. Şu anda kamplarda 63.290 kişi kalmıştır. Burada günlük ortalama ölüm sayısı 180-250 kişidir. Tifo vahim boyutlardadır”. <br />
<br />
19 Eylül 1864 tarihli Allgemeine Zeitung’da Konstantinopel (İstanbul) muhabirinin şu anlatıları yer alıyordu: “Samsun’da bildirildiğine göre (…) ölüm oranı sadece göçmenler arasında değil yerliler arasında da duyulmamış ölçülere vardı. 50 bin kadar ölü gömüldü. 60 bin göçmen açık havada veya şehrin sokaklarında yatıp kalkıyor.” Benzer raporların İmparatorluğun Karadeniz kıyısındaki Giresun, Fatsa, Ayancık, İnebolu, Akçaabat veya Varna, Burgaz Köstence limanlarından, hatta Kıbrıs’taki Larnaka limanından da geldiğini söyleyelim. <br />
<br />
Yine bu raporlara göre sürgünler hayatta kalmaları için evlatlarını köle olarak satıyorlardı. Bu amaçla, Trabzon ve Samsun’da geçici köle pazarları kurulmuştu. Tahmini rakamlara göre sadece 1863- 1867 arasında 150 binden fazla Çerkes köle alınıp satılmıştı. <br />
<br />
<b>Tampon halk </b><br />
<br />
Çerkeslerin dili de gelenekleri de Türklere benzemediği için entegrasyonları (daha doğrusu asimilasyonları) zor oldu. Çerkeslerin çoğu Bulgaristan, Sırbistan, Makedonya ve Kuzey Yunanistan’a yerleştirildiler. Amaç hem Rusya’ya karşı tampon olmaları hem de yerel liberal hareketlere karşı silahlı güç olarak kullanılmalarıydı. Nitekim Çerkes çeteleri 1867 ve 1868’de Bulgar çetelerine karşı savaştı. Bu göçmenler açısından da uygun bir amaçtı çünkü onlar da Rusya tarafından desteklenen bu ayrılıkçı hareketlere karşı savaşarak adeta Rusya’ya karşı savaşlarını devam ettirmiş oluyorlardı. <br />
<br />
Ancak 1872'de İstanbul'daki Rusya Konsolosu İgnatyev'e verilen bir dilekçedeki şu satırlar, Çerkes mültecilerin kısıldıkları kapana dair önemli ipuçları içeriyordu: “8 yıldır beylerimiz eziyetler çektirerek bizi akıl almaz bir esaret altında tutuyorlar (…) Yapılan hataların ağırlığını itiraf ederek, 8.500 aile adına aşağıda imzası bulunan bizler (…) Çar II. Aleksandr'ın yüksek himayesinden yararlanmak için vatanımıza geri dönmemize izin verilmesini rica ediyoruz. Bunun için her türlü fedakârlığa hazırız.” Çarın bu dilekçeye cevabı kısa ve net oldu: “Geri dönüş söz konusu bile edilemez.” <br />
<br />
<b>Anadolu’da Çerkes gettoları </b><br />
<br />
Halkın ‘93 Harbi’ dediği 1877-1878 Osmanlı-Rus Savaşı sırasında merkez, Çerkesleri Balkanlar’dan çekmek zorunda kaldı. 1877’de Kars’ın Rusların eline geçmesi üzerine buradaki Çerkesler de şehri terk etmek zorunda kaldı. 1878’de Çukurova bölgesinde 48 köy Kafkasya ve Bulgaristan’dan getirilen Çerkeslerce iskan edilmişti. <br />
<br />
Çerkesler, görece homojen gruplar olarak yerleştirildikleri Batı Anadolu ve Orta Anadolu’da fazla sorun yaşamadılar ama Sivas’ta ve Adana’da Avşarlar gibi Türkmen aşiretlerinin yaz-kış göçleri sırasında maddi zararlara uğradılar. Ayrıca Akdeniz’in sıcak iklimi de Çerkesleri çok zorladı. Batı Karadeniz bölgesinde Gürcülerle, Çerkesler ve Abazalar arasında çatışmalar yaşandı Karadeniz bölgesinde Gürcü ve Çerkes kılığına giren Müslümanların eşkıyalık faaliyetleri ile Ermenilerin siyasi amaçlı çetecilik faaliyetlerinin faturası da ağırdı. <br />
<br />
Daha sonra Çerkeslerin bir bölümü (Şapsığlar, Kabardaylar, Abhazlar, Bjeduğlar) Suriye, Filistin ve Ürdün’e kaydırıldı. Bu yeni göçler, genel olarak Çerkeslerin ekonomik, sosyal durumunu kötüleştirdi. <br />
<br />
<b>Devletin vurucu gücü </b><br />
<br />
Çerkesler egemen etnik grup olan Türklerle iyi geçiniyordu ama diğer gruplarla ilişkileri ya Türklerin çizdiği şekilde ilerliyordu ya da güçler dengesine göre şekilleniyordu. Örneğin 1880’lerde Rumların yoğun bulunduğu Ordu-Samsun hattında Gürcülerle birlikte Rumlara karşı konulandırıldılar. Buralarda hatta Erzurum, Sivas gibi bölgelerde Gürcü kıyafetiyle eylem yapan Abazalar vardı. Maraş bölgesindeki kadim Ermeni yerleşimi Zeytun, merkezi devletin yönlendirdiği Çerkes gruplarca sarmalanmaya çalışıldı. Yine önemli bir Ermeni nüfusu barındıran Doğu Anadolu’da, Kürtlerle birlikte Ermenileri taciz ettiler. Ürdün ve Lübnan’da, merkeze boyun eğmeyen Dürziler ve Bedeviler gibi grupları ezmek için Çerkesler kullanıldı. Bu görevleri öyle iyi yerine getirdiler ki, ileriki yıllarda Ürdün’de yönetici sınıflara dahil olmayı başardılar. <br />
<br />
Bunlar olurken, bir yandan Çerkesler yerli halk tarafından asimile edilmeye karşı koymaya çalışıyordu, hem de kendi alt gruplarını (örneğin Adigeler Ubıhları) asimile ediyordu. Çerkeslerin izole yaşantıları onların sosyal ve kültürel açıdan muhafazakar olmalarına neden oldu. Aslında pek çok Çerkes, sivil ve askeri bürokraside önemli görevler aldı ama entelektüel gelişim bununla uyumlu olmadı. Çünkü içinde hareket ettikleri siyasal ortam II. Abdülhamit’in baskıcı yönetimi idi. Çerkes elitlerinin alfabe geliştirme, edebiyat eserleri veya gazete yayımlama girişimleri Abdülhamit’in sansür yönetimine takılıyordu. Durum Meşrutiyet’in ikinci kez ilan edildiği 1908’den itibaren değişmeye başladı. Çünkü İttihatçıların Balkanlar’dan Altaylara uzanan Turan ülküsü, Rusya’ya karşı Kafkas halklarına, bu bağlamda Çerkes mültecilere önemli roller yüklemeye müsaitti. Yine de 1908’de kurulan Çerkes Teavün Cemiyeti’nin nizamnamesinden anlaşıldığı üzere bu yıllarda hala Çerkesler için anavatana dönmek çok güçlü bir hedefti. <br />
<br />
Buna rağmen Çerkesler, Osmanlı Devleti’nin pis işlerinde görev almaya da devam ettiler. 1915’te Çerkes çeteleri ve Çerkes askeri elitleri önemli görevler üstlendiler. Örneğin İTC’nin yeraltı örgütü Teşkilat-ı Mahsusa’nın ünlü tetikçisi Yakup Cemil Çerkes’ti. Kuşçubaşı Eşref Teşkilat-ı Mahsusa’nın liderlerindendi. 1915 Haziranında Ermeni Milletvekili Avukat Krikor Zohrap’ın başını taşla ezerek öldüren Binbaşı Çerkes Ahmet’ti. <br />
<br />
Bu durum, bir çeşit rehine psikolojinin ürünü mü yoksa, Çerkeslerin İttihatçıların Türkçülük fikriyatına duydukları sempatinin bir ürünü mü diye sorarsanız her ikisi de olabilir derim. Bunlara (yine ayrı bir yazı konusu olan) Harem’deki Çerkes kızlarının bir çeşit akrabalık hissi uyandırmış olmasını, merkezin ‘hamiyetperverlik' söylemi ile Çerkesleri manevi kıskaca almış olmasını da ekleyebiliriz. Ama asıl neden 19. yüzyılın son çeyreğinden itibaren bölgeye hâkim olan milliyetçi gerilim, çatışma ve savaş atmosferiydi. Böylesi bir ortamda, egemen grupların (bizim olayımızda Osmanlı, Rus ve İngiliz hükümetlerinin), azınlıkta olan etnik gruplar arasındaki gerilimleri kendi çıkarları doğrultusunda yönlendirmeleri çok kolaydı. Hele de bu gruplar Çerkesler gibi otoktan (yerli) halklardan değillerse, yani kendi siyasi projelerini gerçekleştirecekleri bir coğrafyadan yoksunlarsa…. <br />
<br />
Bu açıdan bakılınca, önümüzdeki yıl ‘Çerkes Soykırımı’nın 150. Yılı’ dolayısıyla Rusya Federasyonu, iki yıl sonra da ‘Ermeni Soykırımı’nın 100. Yılı’ dolayısıyla Türkiye Cumhuriyeti epey sıkıntılı günler yaşayacak. Umalım ki iki devlet de bu gerilimleri eski tip inkar politikaları ile değil, çağdaş normlara uygun yüzleşme ve onarıcı adalet politikalarla geride bırakmayı seçerler… <br />
<br />
<b>Özet Kaynakça:</b> John F. Baddaley, Rusların Kafkasya’yı İstilası ve Şeyh Şamil, Çeviren: Sedat Özden, Kayıhan Yayınları, 1996; Arsen Avagyan, Osmanlı İmparatorluğu ve Kemalist Türkiye’nin Devlet-İktidar Sisteminde Çerkesler,Çeviren: Ludmila Denisenko, Yayına Hazırlayan: Yasemin Gedik, Belge Yayınları, 2004; Çerkeslerin Sürgünü, 21 Mayıs 1864, Tebliğler, Belgeler, Makaleler, Kafder Yayınları, 2001; Nihat Berzeg, Çerkes Sürgünü: Gerçek, Tarihi ve Politik Nedenleri, Takav Matbaacılık, 1996; Cahit Aslan, “Bir Soykırımın Adı 1864 Büyük Çerkes Sürgünü”, avrasya.etu.edu.tr/wp-content/uploads/2013/05/birsoykiriminadi.pdf; ayrıca Nart ve Jineps dergilerinin ilgili sayıları.<br />
<br />
<i>*Radikal/19/05/2013</i><br />

]]></description>
</item>

<item>
<title>Mam Celal´den sevindirici haber  </title>
<link>http://www.rizgari.com/modules.php?name=News&amp;file=article&amp;sid=39945</link>
<language>turkish</language>
<description><![CDATA[
<a href=http://rizgari.com/images/wenenuce/mam-celal-saglikli-goruntulendi.jpg><img src=http://rizgari.com/images/wenenuce/mam-celal-saglikli-goruntulendi.jpg align=left width=125 hspace=5 vspace=5 border=0></a> <b>Rizgarî Online/</b> Almanya'da 5 aydan beri tedavi gören Kürdistan Yurtseverler Birliği Genel Sekreteri(YNK) ve Federal Irak cumhurbaşkanı Mam Celal´in görüntüleri yayınlandı. Kalp rahatsızlığı nedeniyle bir kaç defa fenalaşan Talebani ile ilgili son zamanlarda çeşitli spekülasyonlar yapılarak, hayatını kaybettiği ancak bunun kamuoyundan gizlendiği iddia edilmişti. Ancak resmi olarak haberler yalanlanmıştı. Federal Irak'ta cumhurbaşkanlığı koltuğu için yeni bir isim tartışılırken Almanya'dan Talebani görüntüleri geldi. Kerkûk Valisi Necmettin Kerim ve Talebani'nin doktorları basın toplantısı düzenleyerek sağlık durumunun iyi olduğunu bildirdiler. <br />
<br />
DHA´nın haberine göre, Talebani'nin doktoru, "Geçen süre içinde kendisi çok büyük iyileşme kaydetti ve umarız kendi ayaklarıyla ülkesine döner" dedi. Talebani fotoğraflarda hastane bahçesinde oturuyor ve durumu gayet iyi görünüyor.<br />
<br />
<i>RO/Cemil Süphan</i> <br />

]]></description>
</item>

<item>
<title>Atalay: Her şey başta planlandığı gibi yürüyor</title>
<link>http://www.rizgari.com/modules.php?name=News&amp;file=article&amp;sid=39944</link>
<language>turkish</language>
<description><![CDATA[
<a href=http://rizgari.com/images/wenenuce/acilim-basariyla-yuruyor-atalay.jpg><img src=http://rizgari.com/images/wenenuce/acilim-basariyla-yuruyor-atalay.jpg align=left width=125 hspace=5 vspace=5 border=0></a><b>Rizgarî Online/</b> TC Başbakan Yardımcısı Atalay, “çözüm sürecine” ilişkin, "Bu konuda güven önemlidir, süreç içinde hassasiyetler önemlidir. Bütün hassasiyetler, güven korunuyor" dedi.Atalay, Haber Türk televizyonunda yayımlanan Basın Kulübü programında soruları yanıtladı.Hatay'ın Reyhanlı ilçesindeki patlamalara değinen Atalay, "Şu anda Türkiye'de güvenlik birimleri arasındaki koordinasyon en etkili dönemini yaşıyor. Hem bir araya gelip paylaşma hem bilgileri paylaşma olarak. Doğrusu çok iyi bir dönemi yaşıyoruz. Orada hiçbir sorunumuz yok" dedi."En etkili dönem yaşanıyor dediniz ama nasıl oluyor da böylesine büyük, Türkiye Cumhuriyeti tarihinin en büyük patlamalarından birisi meydana geliyor?" sorusuna Atalay, "Bu patlatmayla, özellikleriyle ilgili, meydana geldiği bölge ve orada yaşananlar olarak çok farklı bir dönemi yaşıyoruz. Çok farklı bir süreci yaşıyoruz. Ortada yaşadığımız Suriye olayı var" cevabını verdi.<br />
 <br />
Olayları meydana getirenlerin Suriyeliler olmadığını ifade eden Atalay, bugüne kadar gözaltına alınanların ve tutuklamaya sevk edilenlerin tamamının Türkiye vatandaşı ve Hataylı olduğunu söyledi.<br />
 <br />
Suriyelilere saldırı olmadı<br />
 <br />
Olayın ardından kısa süre içinde bölgeye gittiklerini, çalışmaları yerinde yürüttüklerini belirten Atalay, olay olduktan sonra, yönlendirme sonucu, Suriyelilere yönelik bir tepkinin meydana geldiğini, bazı arabaların taşlandığını ancak, kişilere dönük bir şeyin yaşanmadığını iddia etti.<br />
 <br />
<b>Bütün hassasiyetler korunuyor</b><br />
 <br />
Atalay, “çözüm sürecine” ilişkin olarak da  "Şu anda da başta planlandığı gibi her şey yürüyor. Bu konuda güven önemlidir, süreç içinde hassasiyetler önemlidir. Bütün hassasiyetler, güven korunuyor" dedi.<br />
 <br />
"Reyhanlı'daki saldırı çözüm süreciyle de ilintili olabilir mi? Sadece Türkiye, Suriye arasındaki gerilime odaklı olarak değerlendirmek ne kadar doğru? Türkiye çok önemli bir dönüşümden geçiyor. Çözüm süreci Türkiye Cumhuriyeti tarihinde atılan en önemli adımlardan biri. Bir şekilde bununla da irtibat kuruyor musunuz" sorusuna Atalay, "Çözüm süreci yürürken daima bu konuda bunu baltalamak isteyen, provokatif gelişmelerin olabileceği, bunu sabote edici gelişmelerin olabileceği hepimizin zihnindedir. Ve en önemli hassasiyetimiz budur" cevabını verdi.<br />
 <br />
Atalay, bu sürecin 11 yıllık çalışmanın son adımı olduğunu bildirerek, süreci mümkün olduğunca şeffaf yürütme kararlılığı içinde olduklarını da ileri sürdü.<br />
<br />
<i>RO/Zilan Dersim</i> <br />

]]></description>
</item>

<item>
<title>Cehennem buysa yaşarız!</title>
<link>http://www.rizgari.com/modules.php?name=News&amp;file=article&amp;sid=39943</link>
<language>turkish</language>
<description><![CDATA[
<a href=http://rizgari.com/images/wenenuce/cehennem-buysa-yasariz.jpg><img src=http://rizgari.com/images/wenenuce/cehennem-buysa-yasariz.jpg align=left width=125 hspace=5 vspace=5 border=0></a> <b>Rizgarî Online/</b> Colemêrg´deki deki ´Cennet-Cehennem´ Vadisi'nde açıklamalar yapan 'çözüm süreci'ni İzleme Komisyonu üyeleri, “barış sürecinin sekteye uğramaması için halkla birlikte gerekirse canlarını bile siper edeceklerini” söyledi. DHA´nın haberinde şunlara yer verildi:”'Çözüm süreci' kapsamında Türkiye 'deki silahlı PKK 'lı grupların 8 Mayıs'tan itibaren sınırların dışına çekilmeye başlaması nedeniyle, Hakkari'de oluşturulan İzleme Komisyonu üyeleri, kent merkezine 20 kilometre uzaklıkta Cilo Sat Dağları eteklerindeki Cennet-Cehennem Vadisi'ne gitti. Komisyon adına açıklama yapan Hakkari Belediye Başkanı Fadıl Bedirhanoğlu, barış sürecinin sekteye uğramaması için halkla birlikte gerekirse canlarını bile siper edeceklerini söyledi. Hakkari Belediye Başkanı Fadıl Bedirhanoğlu başkanlığında BDP PM üyesi M. Sıddık Akış, BDP Hakkari il Başkanı Rahmi Kurt, İHD Hakkari Şube Başkanı İsmail Akbulut, Avukatlar Erol Çallı, Kemal Şimşek, Mazlum-Der Hakkari Şube Başkanı Cengiz Şen, Türk Tabipler Birliği Hakkari Temsilcisi Dr. Abdulmutalip Karaaslan'dan oluşan 9 kişilik izleme heyeti, Cennet-Cehenem Vadisi'ne gitti. Vadide PKK'lıların geçişlerine yönelik askeri bir operasyonun olup olmadığına bakan izleme heyeti adına açıklamayı Hakkari Belediye Başkanı Bedirhanoğlu yaptı. <br />
Bedirhanoğlu, 'Çözüm süreci'ni süreci izlemek için bölge bölge dolaştıklarını belirterek şöyle konuştu: <br />
<br />
"Cennet-Cehenem denilen vadideyiz. İsmi 'Cehennem' olan ancak, 'Cenneti' andıran bir bölgede savaşın olması gerçekten insanlık, doğa açısından izah edilemeyecek bir durumdur. Hele bu bölgenin insanları Allah'ın onlara verdikleri hakları talep ederek, bu talebe karşılık yıllardır kirli bir savaşın sürdürülmesi doğrusu izahı mümkün olmayan bir durumdur. Geç de olsa böyle bir sürecin başlatılması bizi ve halkımızı sevindirmiş, umutlandırmıştır. Herkeste olduğu gibi biz de de bir umutla birlikte tedirginlik, endişe vardır. Bu sürecin sekteye uğratılmaması için böylesi komisyonlar oluşturuldu. Bölgemizin herhangi bir yerinde rahatsızlığı ifade edebilecek, veya herhangi bir sıkıntı tespit ettiğimiz takdirde komisyon olarak o bölgeye gideriz. Gerekirse bu barış sürecinin sekteye uğramaması için canımızı da siper ederek elimizden gelen çabayı sarf edeceğiz. Bu konuda halkımıza güveniyoruz. Kürt özgürlük mücadelesindeki bütün kurum ve yapılara güvenimiz vardır. Kürdüstan'da artık bir birlik ruhu oluşturulmuş. Bu birlik ruhu bu ülkeyi, bu bölgeyi, bu insanları barışa götürecek bir güçtedir. Herkese çağrımız şudur; Bu süreci sekteye uğratacak, baltalayacak hiçbir davranışta bulunulmasın." <br />
<br />
Bedirhanoğlu, 'Çözüm süreci' ile birlikte yol güzergahlarındaki kontrol noktalarının bu sürecin ruhuna uygun olmadığını belirtti. <br />
<br />
İHD Hakkari Şube Başkanı İsmail Akbulut ise, 30 yıla yakın süreden bu yana bölgedeki çatışmalı süreçten dolayı bir çok yasaklı bölgeye halkın girip-çıkamadığını söyledi. Akbulut, "Cennet-Cehenem Vadisi de bu yasaklı bölgelerden birisiydi. Bu vadi Hakkari'nin tarihi güzelliklerinden bir tanesi. Vahşi coğrafyasıyla beraber gezilmesi gereken turistik bir yer. Çatışmalı süreçten kaynaklı, 'Yasak bölge' ilan edilmişti. Özellikle PKK'nın çekilme süreci ile beraber bu bölgeler tekrar sivillere açıldığını görüyoruz. Biz de STK'larla birlikte buraya geldik. İnşallah bundan sonraki süreçte buradaki güzel yerlerin turizme açılması. Bu güzelliklerin savaşa değil, barışa vesile olacağını umut ediyoruz. Artık bu topraklarda cenazeler toplanmasın" diye konuştu.<br />
<br />
<b>CEHENNEM VADİSİ'NDEN ARINÇ'A TEPKİ' </b><br />
<br />
BDP PM üyesi M. Sıddık Akış da, sınırların dışına çekilen PKK'lılar için "Cehenneme kadar yolları var" diyen Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç'a tepki gösterdi. Akış,"Biz de Cehennem Vadisi'nden sesleniyoruz; Bizler barış için başlatılan bu sürecin sabote edilmemesi için çaba sarf ederken, Arınç'ın böyle sözler sarf etmesi üzüntü vericidir. Bu, doğru, samimi bir söylem değil. Bu söylemler barışa hizmet etmiyor. Biz aynı söylemi kendisi için kullanıyoruz. Burasının adı; Cehennem Vadisi'dir. Eğer cehennemler böyleyse biz böyle cehennemlerde yaşamaya hazırız" dedi. <br />
<br />
Cennet-Cehennem vadisindeki incelemelerinin ardından Hakkari'ye dönen İzleme Komisyonu üyeleri, Depin Polis Kontrol noktasında durduruldu. Görevliler, araç farlarının söndürülmesini istedi. BDP il Başkanı Rahmi Kurt ise, farların yakılıp söndürülmesi ile ilgili bir yasanın olmadığını söyleyince kısa süreli tartışma oldu.”<br />
<br />
<i>RO/Cemil Süphan</i> <br />

]]></description>
</item>

<item>
<title>Kalekollar kafa karıştırdı </title>
<link>http://www.rizgari.com/modules.php?name=News&amp;file=article&amp;sid=39942</link>
<language>turkish</language>
<description><![CDATA[
<a href=http://rizgari.com/images/wenenuce/kalekollar-kafa-karistirdi.jpg><img src=http://rizgari.com/images/wenenuce/kalekollar-kafa-karistirdi.jpg align=left width=125 hspace=5 vspace=5 border=0></a> <b>Rizgarî Online/</b> “Çözüm sürecine” rağmen Türk devletinin Kürdistan´da kalekolların yapımına devam etmesinin tartışma yarattığı ve “Âkil insanlar” ın da kalekolların gerekliliği konusunda ikiye bölündüğü bildirildi. Taraf gazetesinden Hüseyin İstemil ín haberinde şunlar kaydedildi:”Doğu ve Güneydoğu bölgelerinde TOKİ tarafından yapılan ve yapımı süren kalekollar PKK’nın sınır dışına çekilmesiyle tekrar gündeme gelmeye başladı. Her iki bölgede çalışmalarını sürdüren Akil İnsanlar Heyeti’nin grupları yaptıkları toplantılarda kalekolların yapımıyla ilgili vatandaşlardan soru aldıklarını belirtiyor. Taraf ’a kalekolları değerlendiren Güneydoğu bölgesi üyelerinden Lami Özgen ve Yılmaz Ensaroğlu bu konuda ayrı düştü.<b> “Vatandaşlar soruyor” </b><br />
<br />
Lami Özgen, “Hükümet Türkiye savaş konseptinden barış konseptine geçtiği bu dönemde savaş araç ve gereçlerinin yapımına son vermelidir. Bu hem güven açısından, hem de mevcut barış süreci konsepti açısından önemlidir. 30-40 yıldır karakol yapılıyor ancak bu sorunun önüne geçilemedi. Diğer bir husus da hükümet güvenlik amaçlı yapılan bu yatırımlara harcanan bu paraları barış sürecinde güven artıracak, geri dönüşleri sağlayacak projeler için kullanılmalıdır” diye konuştu.<br />
<br />
“Silahlardan arınalım” denen bir dönemde kalekolların yapılmasına tepki gösteren Özgen, “O zaman birileri de çıkıp ‘Bu karakolları kimin için, ne için yapıyorsunuz’ diye sorar. Doğal olarak vatandaşlar da bunu soruyor. Bu süreçle ilgili güvenin azalmasına neden oluyor” dedi.<br />
<br />
<b> “Yeni bir proje yok”</b><br />
<br />
Bu konuyu Başbakan Recep Tayyip Erdoğan ile yapılan Dolmabahçe toplantısında konuştuklarını söyleyen Yılmaz Ensaroğlu ise şunları söyledi: “Başbakan İçişleri Bakanı’na ‘Yeni karakol mu yapıyorsunuz’ diye sordu. İçişleri Bakanı’ndan bilgi aldıktan sonra da bize ‘Karakolların yeri ve konumu değiştirilerek yapılıyor. Bu binalar bitince eski karakollar oraya nakledilecek’ dedi. Epeyce önceden bu kararlaştırılmış ve ihalesi yapılmış. Bu karakolların bir kısmı da yıpranan karakolların yerine yapılıyor. Dolayısıyla Başbakan süreç başladıktan sonra yapımına karar verilen yeni karakol projesinin olmadığını söyledi. Bir de ekledi ‘Biz bu süreci tamamen çözmüş olsak da o bölgedeki vatandaşların güvenlik ihtiyacı olmayacak mı, asayiş sorunu olmayacak mı’ dedi.”<br />
<br />
<i>RO/Cemil Süphan</i> <br />

]]></description>
</item>

<item>
<title>Diktatörlüğün psikolojisi...</title>
<link>http://www.rizgari.com/modules.php?name=News&amp;file=article&amp;sid=39941</link>
<language>turkish</language>
<description><![CDATA[
<a href=http://i.radikal.com.tr/480x325/2013/05/17/fft64_mf1460839.Jpeg><img src=http://i.radikal.com.tr/480x325/2013/05/17/fft64_mf1460839.Jpeg align=left width=125 hspace=5 vspace=5 border=0></a><b>Güngör Mengi*/</b> Son Economist dergisi Başbakan Erdoğan ile Fethullah Gülen ilişkisi üstüne bir analiz yayınladı.Dergiye göre “Türkiye’nin en güçlü din adamı” olan Gülen’in kısa süre önce verdiği vaazda kibirden söz etmesi ciddi bir etki yaratmakla kalmadı, şu soruyu da tartışmaya açtı:“Hoca acaba Türkiye’nin giderek sert bir yönetim sergileyen Başbakanı’ndan mı bahsediyor?”Hiç şüpheniz olmasın! “Laik generaller tarafından yıllarca bastırılan Gülen hareketi, Tayyip Erdoğan’ın iktidara gelmesiyle rahatlamıştır.”Zaman içinde sürtüşmeler yaşandığı hâlde iki tarafı da tatmin eden ittifakın yaşatılması sağlanabilmiştir.<br />
<br />
Economist, patlak veren görüş ayrılıklarına rağmen parti örgütü ve cemaat gücünün birlik olarak Ergenekon ve Balyoz davaları ile hedeflerine yürüdüğünü Gülen’e yakın savcıların da yardımcı olduklarını yazıyor.<br />
<br />
Dergi “ittifakta zayıflama” yaşandığına dair söylemlerin muhalefeti umutlandırdığını öne sürmekle beraber şu uyarıyı da yapıyor:<br />
<br />
“Laiklerin keyfi çok uzun sürmeyebilir. Birbirlerine yumruk sallıyor olmaları bir pazarlığın başlangıcı olabilir. İttifak iki tarafa da kazandırıyor. İttifakın sona ermesi iki tarafın da zararına olur.”<br />
<br />
Türkiye İslâmi demokrasi yolunda ilerliyor. Bu yolculuk kendine özgü liderini de yaratıyor. Tayyip Erdoğan’ın “tek adam” olmanın hukuki zeminini inşa çabaları dünyanın her yerinden izleniyor.<br />
<br />
Emine Erdoğan Georgetown Üniversitesi’ndeki bir toplantının konuşmacıları arasındaydı.<br />
<br />
Üniversitenin İran asıllı psikoloji profesörü Fathali Moghaddam Emine Erdoğan’a geçen ay çıkardığı son kitabını sundu.<br />
<br />
Kitap “Diktatörlüğün Psikolojisi” adını taşıyor.<br />
<br />
Prof. Moghaddam, arkadaşımız Uğur Koçbaş’a kitabın “seçilmiş bir hediye” olduğunu söyledi.<br />
<br />
Gelişmiş demokrasilerin bile bazı koşullar altında diktatörlüğe dönüşebileceği tezini savunuyor.<br />
<br />
“Türkiye, Yakın ve Orta Doğu gözönüne alındığında en gelişmiş İslâmi demokrasi. Ancak çepeçevre diktatörlüklerle çevrili. Türkiye bu şiddet dolu diktatörlüklerin bulunduğu bölgede tehlike içinde..”<br />
<br />
Ülkenin liderleri “tek adam” hedefine değil gerçekten “ileri demokrasi” tercihine odaklanmak zorundalar.<br />
<br />
Bunu görebilecekler mi? <br />
<br />
<i>*VATAN/18.05.2013 </i><br />

]]></description>
</item>

<item>
<title>AB, TC´nin jandarma ve askeri yargısında reform  istiyor </title>
<link>http://www.rizgari.com/modules.php?name=News&amp;file=article&amp;sid=39940</link>
<language>turkish</language>
<description><![CDATA[
<a href=http://rizgari.com/images/wenenuce/ab-yargi-ve-jandarmada-reform-istiyor.jpg><img src= http://rizgari.com/images/wenenuce/ab-yargi-ve-jandarmada-reform-istiyor.jpg align=left width=125 hspace=5 vspace=5 border=0></a><b>Rizgarî Online/</b> Türkiye´de yapılan bazı yasal değişiklikler Avrupa Birliği’nde olumlu yankı bulmakla birlikte yeterli görülmüyor. AB üyesi ülkelerin 27 Mayıs’ta yapacakları toplantı öncesi hazırlanan ‘Ortak Tutum Belgesi’nde şu ifadeler kullanılıyor:  “Bilhassa askerî yargı sistemi ve jandarmanın sivil denetimi konusunda daha ileri reformlara ihtiyaç var.”Türk medyasinda yer verilen habere göre,“Avrupa Birliği (AB), son yıllarda Türk Silahlı Kuvvetler üzerindeki sivil denetimin artırılmasını olumlu karşılıyor ancak yeterli bulmuyor. Belgede, savunma bütçesinin denetlenmesinde Meclis’in sınırlı da olsa daha etkin hale gelmesi övülüyor. Akabinde “Bilhassa askerî yargı sistemi ve jandarmanın sivil denetimi konusunda daha ileri reformlara ihtiyaç var.” değerlendirmesi yapılıyor.27 Mayıs’ta 51.si yapılacak Ortaklık Konseyi toplantısı öncesi hazırlanan taslakta bu yıl, geçmişe göre olumlu bir dil kullanılıyor. Özellikle Kürt sorununun çözümü için atılan adımlara ve anayasa yazım süreçlerine kuvvetli destek veren AB, en sert eleştirilerini yine ifade ve basın hürriyeti alanlarında gündeme getiriyor. Basın hürriyetinin ‘temel bir değer’ olduğu vurgulanan belgede doğrudan ismi zikredilmemekle birlikte gazeteci Hasan Cemal olayına atıf yapılıyor. Hükümete eleştirel yaklaşan gazetecilerin işlerine son verilmesinin ‘endişe kaynağı’ olduğu belirtiliyor. Meclis’ten geçen 4. Yargı Paketi’nden beklenti ise şöyle özetleniyor: “İfade hürriyeti, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi içtihatları dikkate alınarak uygulanmalı.”<br />
<br />
Birlik, gazetecilere, yazarlara ve akademisyenlere karşı açılan davalar ile sık sık uygulanan internet yasaklarının çözüme kavuşturulmasını talep ediyor.<br />
<br />
Anayasa sürecine sıklıkla vurgu yapan taslak, Türkiye’nin yeni anayasa yazma çabalarına kuvvetli destek verdiklerini, anayasanın başta Kürt meselesi olmak üzere Türkiye’nin temel meseleleri için “faydalı bir çerçeve” sunabileceğini vurguluyor. Çözüm sürecine kuvvetli destek veren AB, “Son 30 yılda çok fazla insanın hayatına mal olan Güneydoğu’daki şiddet ve terörün bitirilmesi için devam eden müzakereleri tam olarak destekliyoruz.” diyor.<br />
<br />
Taslak, kamu denetçiliğinin tesisi, Milli İnsan Hakları Kurumu’nun teşkili, kadın hakları ve cinsiyet eşitliğinin temini, 3. ve 4. yargı paketlerinin onaylanması ile güvenlik güçleri üzerinde artan sivil denetimi demokrasi ve hukukun üstünlüğü alanlarındaki olumlu gelişmeler olarak sıralıyor.<br />
<br />
Bu yılki taslak ayrıca üyelik müzakerelerinin hızlandırılmasının hem Türkiye hem de AB’nin menfaatine olduğuna işaret ederken, “AB’nin taahhütlerine ve üyelik şartlarına saygı gösteren aktif ve inandırıcı bir müzakere sürecinin” AB–Türkiye ilişkilerini çok verimli kılacağına işaret ediyor.<br />
Taslakta Türk dış politikası takdir ediliyor ve “AB, Türkiye’nin mühim bölgesel gücünü teslim eder” dendikten sonra Türkiye ile AB’nin Kuzey Afrika, Suriye krizi ve Ortadoğu, İran Körfezi, Batı Balkanlar, Afganistan/Pakistan, Güney Kafkaslar ve Afrika Burnu’nda gelişmeler de koordinasyonunu artırmasını talep ediyor.<br />
<br />
AB’nin bu yıl üzerinde en fazla durduğu konulardan bir tanesi de anayasa süreci. Yeni anayasa sürecini “kuvvetle desteklediğini” teyit eden AB, Kürt meselesinin çözümü ile yargının tarafsız ve bağımsızlığının temini gibi temel konularda yeni anayasanın “önemini” birkaç defa hatırlatıyor ve yeni anayasanın “mühim bir fırsat” olduğunu vurguluyor.<br />
Yolsuzluğun hâlâ yaygın olduğunu ve yolsuzlukla mücadele stratejisinin etkili şekilde uygulanmadığına işaret eden taslak, Türkiye’nin yolsuzluklara karşı soruşturma, iddianame ve mahkûmiyetlere ilişkin bir “performans sicili” (track record) oluşturması gerektiğine işaret ediyor.<br />
<br />
İşkence ve kötü muamele vakalarında azalma eğiliminin sürdüğünü memnuniyetle karşılayan AB, güvenlik güçlerinin hâlâ aşırı kuvvet kullandığını ve devlet memurlarının dokunulmazlık zırhının endişe kaynağı olduğuna işaret ediyor.<br />
<br />
Dini hürriyetler bölümünde AB, bu yıl da sadece gayrimüslimler ile Alevilerin haklarına vurgu yapıyor. Heybeliada Ruhban Okulu’nun açılması çağrısı yapan AB, Ortodoks Patriği’nin “ekümenik” sıfatının kullanılmasının da serbest olması gerektiğini belirtiyor. Mardin’deki Mor Gabriel Manastırı’yla ilgili arazi tartışması da bu yılki taslak metinde yer alıyor.<br />
Aralarında Rum Kesimi’nin de bulunduğu 27 üyenin “ortak tutumu” olan belge, sıklıkla Kıbrıs sorununa işaret ediyor. Ankara’ya “derhal” limanlarını Rum gemi ve uçaklarına açmasını talep eden taslak, Türkiye’nin üye ülkelere yönelik tehditlerinden “ciddi endişe” duyduğunu vurguluyor ve isim vermeden Rum Kesimi’nin Akdeniz’de hükümran bir ülke olarak tabi kaynaklarını işletmekte uluslararası hukuka göre tamamen hür olduğunu savunuyor.“<br />
<br />
<i>RO/Cemil Süphan</i> <br />

]]></description>
</item>

<item>
<title>Beyaz Saray’da 1.5 saat Suriye!</title>
<link>http://www.rizgari.com/modules.php?name=News&amp;file=article&amp;sid=39939</link>
<language>turkish</language>
<description><![CDATA[
<a href=http://rizgari.com/images/wenenuce/beyaz-sarayda-5-saat-suriye.jpg><img src=http://rizgari.com/images/wenenuce/beyaz-sarayda-5-saat-suriye.jpg align=left width=125 hspace=5 vspace=5 border=0></a> <b>Rizgarî Online/</b> Türk Başbakanı Erdoğan ile Obama arasındaki 2.5 saatlik ilk görüşmenin 1.5 saatinde Suriye´nin konuşulduğu bildirildi. Esad’ı devirmek için atılacak adımlar, TC MİT müsteşarı Hakan Fidan’ın da yer aldığı ‘Kırmızı Oda’daki akşam yemeğinde de 3 saati aşan süreyle tartışıldı.Vatan gazetesinden İlhan Tanır´ın haberi:”Başbakan Erdoğan liderliğindeki Türkiye heyeti ile Başkan Obama liderliğindeki heyetin görüşmelerinin detayları biraz daha belirginleşiyor. Türk diplomatik kaynakların Vatan’a aktardıklarına göre, Perşembe sabahı Beyaz Saray’da yapılan 2.5 saatlik heyetler arası görüşmenin 1.5 saatinde Suriye dosyası konuşuldu. Bunun yansıra Irak, Afganistan, Asya ve Bangladeş de gündeme geldi. Başkan Obama akşam saatlerinde Erdoğan’ı yeniden Beyaz Saray’da ağırladı. Beyaz Saray’daki ‘’Kırmızı Oda’’da yenilen akşam yemeği 2 saat olarak planlanmışken, 3 saat 10 dakika olarak gerçekleşti.<b> ‘Günün fotoğrafı’</b><br />
<br />
Obama’nın fotoğrafçısı Pete Souza tarafından basına dağıtılan akşamın fotoğrafında, iki liderin jestleri oldukça dikkat çekiciydi. Bu kare Beyaz Saray’ın resmi sitesinde ‘Günün Fotoğrafı’ olarak yer aldı. Yemekten yansıyan karelerde Türk tarafında Erdoğan’ın yanı sıra Dışişleri Bakanı Davutoğlu ve MİT Müsteşarı Fidan’ın; ABD tarafında ise Obama’nın yanı sıra Dışişleri Bakanı Kerry ile Ulusal Güvenlik Danışmanı Danilon’un bulunduğu görüldü. Hakan Fidan’ın sık sık notlar tuttuğu gözlerden kaçmadı.<br />
<br />
<b> ‘No Fly Zone’ yok</b><br />
<br />
Erdoğan’ın temaslarını Vatan’a değerlendiren Türk diplomatik kaynaklar, ABD ve Rusya tarafından Suriye krizine çözüm bulunması için bu ayın sonunda organize edilen Cenevre Konferansı’nın önümüzdeki dönemde Suriye için bir sonraki adım olarak görüldüğü konusunda hemfikir kalındığını söyledi. Yine aynı kaynakların değerlendirmeleri ışığında, Amerikan tarafının, Türkiye’nin istediği güvenli bölge veya uçuşa yasak bölge (No Fly Zone) kurulması noktalarında şimdilik herhangi bir adım atmadığı görülüyor. Dün Türk Savunma Bakanı İsmet Özel de Amerikan Savunma Bakanlığı’na giderek, ABD Savunma Bakanı Chuck Hagel ile bir görüşme gerçekleştirdi. Bu görüşmede de Suriye konusu Pentagon’da masaya yatırıldı.<br />
<br />
<b> Masadaki 5 temel konudan biri Kıbrıs</b><br />
<br />
Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın ABD Başkanı Barack Obama ile görüşmesini değerlendiren KKTC Başbakanı İrsen Küçük, “Erdoğan’ın çantasındaki 5 temel konudan 1 tanesi Kıbrıs’tır” dedi. İrsen Küçük, Türkiye’nin sıfır sorun yaklaşımı ile içte ve dışta tüm sorunlarını çözmek için çalışırken, Kıbrıs Türk tarafının Kıbrıs sorununu çözümsüz bırakamayacağını da işaret etti.<br />
<br />
<b> Erdoğan için bıçak ayarı</b><br />
<br />
Obama ile Erdoğan’ın ‘Kırmızı Oda’daki 3 saat 15 dakikalık akşam yemeğinde servis hassasiyeti göze çarptı. Masadaki diğer isimlerin aksine Erdoğan’ın servisinde bıçak solda yer aldı.<br />
<br />
Kırmızı Oda’daki akşam yemeğinde ilk olarak Akdeniz salatası servis edildi, ardından bulgur üzeri marine edilmiş tavuk ikramı yapıldı. Yemeğin sonunda ise tatlı bir sürpriz vardı. Önce özel olarak getirtilen Türk helvası, ardından da dondurmanın üzerinde İzmit pişmaniyesi sunuldu. Masalardaki menü kağıdında da bizzat “Turkish Helva” yazarak, servise atıfta bulunuldu.<br />
<br />
<b> VATAN’ın manşetini ABD’li iş adamlarına anlattı! </b><br />
<br />
Başbakan Recep Tayyip Erdoğan Amerikan Ticaret Odası’nda yaptığı konuşma sırasında ABD’li işadamlarına Türkiye’ye yatırım çağrısı yaparken geçtiğimiz günlerde sonuçlanan İstanbul’a Üçüncü Havalimanı ihalesini anlattı: Kısa bir süre önce İstanbul Havalimanı’nın ihalesi yapıldı, bu havalimanı da çok çok farklı bir rakamla neticelendi. 100 milyon/yıl kapasiteli bu havalimanı da yine 22 milyar 152 milyon avro ile neticelendi. 5 Türk firması, kendilerine dışarıdan bakışta medyanın taktığı sıfat ‘Çılgın Türkler’dir. Zaman zaman aramızdan böyle ‘Çılgın Türkler’ çıkar bizim, onlar bir yerde kaderi değiştirirler. İnanıyorum ki atılan bu adımlarla farkı gelişmeler var.”<br />
<br />
<b>Ermeni lobisi fırsatı kaçırmadı! </b><br />
<br />
Başbakan Erdoğan’ın ABD gezisini fırsat bilen Ermeni diasporası, Kongre’deki Ermeni lobi gruplarına sıcak milletvekilleri aracılığıyla bir kez daha ABD Temsilciler Meclisi’ne 1915 yılı olaylarına ilişkin Ermeni iddialarını içeren bir tasarı sundu. “Ermeni Soykırımı Gerçeği ve Adalet” başlıklı tasarıya Cumhuriyetçi milletvekilleri Michael Grimm ve David Valadao ile Demokrat milletvekilleri Adam Schiff ve Frank Pallone imzacı oldu. Tasarı, ABD Başkanı Barack Obama’ya Ermeni iddialarını tanıma çağrısı yapıyor. <br />
<br />
<b>Times’tan ilginç yorum</b><br />
<br />
İngiliz The Times gazetesi Erdoğan’ın ABD’deki üslubunu konu aldığı haberinde “Normalde lafını esirgememekle tanınan Erdoğan, Washington’da çok sakindi. Ama Türk gazeteciler kendisinin günün ilerleyen saatlerinde bir kez daha açık sözlü olmaya başlayacağına inanıyor” yorumunu yaptı.<br />
<br />
Erdoğan’ın Suriye konusundaki açık sözlülüğüne bir örnek veren Times, Suriye cumhurbaşkanı Esad’a ait birliklerin Banyas’ta onlarca vatandaşı öldürdüğü iddiasına karşılık Başbakan’ın uluslararası toplumu kast ederek “Bunun hesabını nasıl vereceksiniz?” dediğini hatırlattı.”<br />
<br />
<i>RO/Ömer Kaçar</i><br />

]]></description>
</item>

<item>
<title>CHP'den Swobo'ya:Emperyalizmin figüranı, şakşakçı</title>
<link>http://www.rizgari.com/modules.php?name=News&amp;file=article&amp;sid=39938</link>
<language>turkish</language>
<description><![CDATA[
<a href=http://rizgari.com/images/wenenuce/chp-den-swobo-ya-agir-mektup.jpg><img src=http://rizgari.com/images/wenenuce/chp-den-swobo-ya-agir-mektup.jpg align=left width=125 hspace=5 vspace=5 border=0></a><b>Rizgarî Online/</b> CHP'den Swobo'ya şok istifa mektubu:“Emperyalizmin figüranı, şakşakçı.“CHP, Avrupa Sosyalist Grup Başkanı Swoboda'ya mektup yazarak istifa etmesini istedi. CHP lideri Kemal Kılıçdaroğlu'nun Brüksel'de yaptığı 'Erdoğan-Esad' benzetmesi sonrası başlayan CHP-Swoboda geriliminde son perde... Türk medyasının kaydettiğine göre, CHP adına  Yurtdışı Örgütlenme Koordinatörü Ali Kılıç tarafından kaleme alınan ve  Swoboda’ya gönderilen mektup şöyle:<b> “Hannes Swoboda<br />
AP Sosyalist Grubu Başkanı </b><br />
<br />
Brüksel’de geçtiğimiz hafta yaşanan hadise ve verdiğiniz tepki her şeyden önce Sosyal Demokrat ve Sosyalist düşünceye indirilmiş bir balyozdur ve bıraktığı izler ne acıdır ki uzun yıllar silinmeyecektir.  Avrupa Parlamentosu önünde de ifade özgürlüğü geçerli olmalıdır. Türkiye’nin ana muhalefet partisi liderinden sizin istediğiniz yönde bir açıklama yapmasını beklemeniz kendi içinizde yaşadığınız çelişkinin en net örneğidir. Kaldı ki sizin göreviniz de ifade ve düşünce özgürlüğünü korumak ve bunu yaygınlaştırmaktır. <br />
<br />
<b> 3 MAYMUNU OYNADINIZ</b><br />
<br />
Siz ve sizin nezdinizde gerçeklere kulak tıkayan, göz yuman ve gerçekle tanışmak istemeyen kısacası 3 maymunu oynayanlar, Sosyal Demokratlığı ve Sosyalistliği yıldızlı otellerin lobi alanlarına indirgemiş ve ezilenden daha çok ezenin bayrağını sallamaya başlamışlardır.Sosyal Demokrat ve Sosyalist olarak geçmiş karneniz kırıktan öteye geçememiştir. Balkanlarda soy kırım yaşanırken, Irak’ta milyonlarca kadına tecavüz edilirken, insanlar katledilirken, çocukların masum hayallerinin silahların gölgesinde son bulurken, Ortadoğu paramparça edilip çıkarlar uğruna halklar birbirine kırdırılırken, emperyalizmin gölgesinde Asya, Afrika ve Ortadoğu’da diktatör sarayları yükselirken, sıcak koltuğunuz size daha cazip geldi. <br />
<br />
<b> KANLI SENARYOLARIN ŞAKŞAKÇISI</b><br />
<br />
Bu acı olaylara karşı çıkmanız beklenirken, temsil ettiğiniz düşünceye ihanet ederek kanlı senaryoya imza atanlarla kol kola girdiniz. Karanlık ve kanlı senaryolara imza atanların şakşakçılığı rolünü vicdanınıza değiştiniz. <br />
<br />
Bu denli Türkiye’ye hayranlık duyuyorsanız, sizi gerçekleri yaşamanız için Türkiye’ye davet ediyorum. Tabii cesaretiniz varsa!  <br />
<br />
<b> UTANACAĞINIZI BİLSEM</b><br />
<br />
Utanacağınızı bilsem sayfalar dolusu size post modern dikta ile yönetilen Türkiye’yi anlatacağım. Ama gördüğüm o ki, siz o duyguları çoktan toprağa gömmüşsünüz. Sosyalist Enternasyonal Genel Sekreteri sayın Luis Ayala, sizin gibi maskeli Sosyal Demokratlara örnek olacak bir davranış sergileyerek Türkiye’de ki yargı katliamına tanık oldu. Yaşanılanların darbe dönemlerinde dahi yaşanamayacağını vurguladı.<br />
<br />
<b> EMPERYALİZMİN FİGÜRANI</b><br />
<br />
Parti ve ülke tarihimiz emperyalizme karşı direnen halkların umudu ve kılavuzudur. Demokrasi, özgürlük ve bağımsızlığı can pahasına ve büyük bedeller ödeyerek kazandık. Bu bağlamda, ne sizden ne sizin gibi emperyalizmin figüranlığını yapanlardan ders almaz ders veririz. <br />
<br />
<b> İŞGAL ETTİĞİNİZ KOLTUĞU BIRAKIN</b><br />
<br />
Her insan onurlu bir şekilde anılmak ister. Bunun da tek yolu insan onuru adına mücadele vermekten geçer. Hayatınızda böyle bir fırsat bulunmaktadır. Eğer siz de tarihte onurlu olarak anılmak istiyorsanız işgal ettiğiniz o koltuğu bırakır ve hayatınızda övüneceğiniz ilk adımı atmış olursunuz.”<br />
<br />
<i>RO/Ömer Kaçar</i> <br />

]]></description>
</item>

<item>
<title>Ne Tayyip’e ne de Abdullah’a…</title>
<link>http://www.rizgari.com/modules.php?name=News&amp;file=article&amp;sid=39937</link>
<language>turkish</language>
<description><![CDATA[
<a href=http://rizgari.com/images/wenenuce/ne-tayyipe-ne-abdullaha.jpg><img src=http://rizgari.com/images/wenenuce/ne-tayyipe-ne-abdullaha.jpg align=left width=125 hspace=5 vspace=5 border=0></a> <b>Rizgarî Online/</b> Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Merkez İlçe Başkanlığı’nın düzenlediği ’Gündemdeki Türkiye’ konulu panele katılan CHP´nin Sêwaz Milletvekili Malik Ecder Özdemir, Dêrsîm Milletvekili Kamer Genç ve Denizli Milletvekili İlhan Cihaner Ak Parti hükümetini sert bir dille eleştirdi. Kamer Genç, "Bunların bakanlarına bakan demeye dilim varmıyor. Ne Tayyip’e Başbakan demeye varıyor ne de Abdullah’a Cumhurbaşkanı demeye varıyor" dedi. DHA´nın haberi:”CHP Sivas Merkez İlçe Başkanlığı tarafından Sivas Belediyesi Nikah Salonu’nda ’Gündemdeki Türkiye’ konulu panel düzenlendi. Yaklaşık bin 500 partilinin katıldığı paneli Cumhuriyet Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Nevzat Güldigen yönetti. Saygı duruşunda bulunulması ve İstiklal Marşı’nın okunmasıyla başlayan panele konuşmacı olarak Sivas Milletvekili Malik Ecder Özdemir, Tunceli Milletvekili Kamer Genç ve Denizli Milletvekili İlhan Cihaner katıldı. Panelin açılış konuşmasını yapan Sivas Milletvekili Özdemir, Ak Parti hükümetinin Türkiye’yi kötü yönettiğini ileri sürerek, "Ak Parti iktidara geldiği zamandan bu yana bu ülke nasıl daha iyi yönetilir diye bakmadı. Tam tersine, bu ülke nasıl yönetilemez hale gelir diye gayret gösterdi. 10 yıllık sürece şöyle bir bakalım. Önce Cumhuriyet’in bütün kurumlarını ya birer ikişer tasviye etti ya değiştirdi ya dönüştürdü. Medyanın bir kısmını satın adlı, bir kısmında da korku imparatorluğu kurdu. Ve bugünlere ses çıkaracak ne kadar aydın, demokrat, gazeteci, Türk Silahlı Kuvvetleri’nin subayları varsa, her kim varsa, bu kötü gidişe karşı koyacak herkesi Silivri toplama kampına koydu" dedi. <br />
<br />
TAYYİP’E BAŞBAKAN DEMEYE DİLİM VARMIYOR <br />
<br />
Ak Parti lideri Başbakan Erdoğan’ın barış yanlısı olmadığını ve her gün kavga ettiğini belirten Tunceli Milletvekili Kamer Genç ise, "Tayyip Erdoğan her gün kavga ediyor. Her gün saldırıyor. Her gün ana muhalefet partisinin başkanına küfrediyor. Ben milletvekiliyim arkadaşlar. Bana diyorki, ’Ben ona ne milletvekili derim, ne de insan derim.’ Ondan sonra, ’O müsvettedir diyor, O edepsizdir’ diyor. Ben dava açtım kendisine. Şimdi eğer kendi hakimleri eğer bunda hakaret yok derse her gün çıkıp bu kelimeleri Tayyip’in yüzüne söyleyeceğim. Benim de hakkım değil mi? Bunların bakanlarına bakan demeye dilim varmıyor. Ne Tayyip’e Başbakan demeye varıyor ne de Abdullah’a Cumhurbaşkanı demeye varıyor. Çünkü o makamları bu milletin şerefine haysiyetine uygun temsil etmiyorlar" diye konuştu. <br />
<br />
CİHANER’DEN POLİS KAMERASI TEPKİSİ <br />
<br />
Denizli Milletvekili İlhan Cihaner ise, paneldeki polis kamerasına tepki göstererek, "Muhetemelen bu arkadaşlar aldıkları emri yerine getiriyorlardır. Ama bu bile Türkiye’de Ak Parti iktidarının kendisinden olmayana nasıl bir şüpheyle baktığının, toplumu nasıl ayrıştırdığının, nasıl baskı altına aldığının büyük bir göstergesidir. Şimdiye kadar hiç bir şeyden kormadık, kameralardan da kormayız herhalde" dedi. <br />
<br />
BECERİKSİZLİKLERİNİ ÖRTMEK İÇİN CHP’Yİ SUÇLUYORLAR <br />
<br />
Cihaner, daha sonra Reyhanlı’daki patlamaya değinerek yetkililerin uyarıldığını, ancak bu uyarıların dikkate alınmadığını ifade etti. Cihaner şöyle konuştu: "Suriye’de olaylar başladığından beri hem bölge milletvekillerimiz, hem genel başkanımız Suriye politikasının Türkiye’yi adım adım bir çatışmaya felakete sürüklediğini söylediler. Bu uyarıları dikkate almadılar. Üstelik bir kaç gün önce bu patlamaların meydana geleceğine dair istihbarat aldılar. Kendi beceriksizlerini örtmek için sorumlu CHP’ymiş gibi bir hava yaymaya çalıştılar. Lütfen kendimizi bu propagandaya kaptırmayalım. Çok tehlikeli bir ayrıştırmaya götürüyorlar Türkiye’yi. Suriye’de varolan iç çatışmasının Türkiye’ye yansımasını isteyecek kadar gerçeklikten kopmuşlar. Aynı mezhepçi, ırkçı politikayı Türkiye’ye de yürütüyorlar. Ve genel başkanımızın inançsal ve etnik özelliklerinden yola çıkarak toplumu ona karşı kışkırtıyorlar. Tuzağa düşmeyelim." <br />
<br />
<i>RO/Zilan Dersim</i> <br />

]]></description>
</item>

<item>
<title>ABD ile 8 saatin şifreleri</title>
<link>http://www.rizgari.com/modules.php?name=News&amp;file=article&amp;sid=39936</link>
<language>turkish</language>
<description><![CDATA[
<a href=http://rizgari.com/images/wenenuce/abd-ile-8-saatin-sifreleri.jpg><img src=http://rizgari.com/images/wenenuce/abd-ile-8-saatin-sifreleri.jpg align=left width=125 hspace=5 vspace=5 border=0></a><b>Deniz Zeyrek*/</b> Erdoğan, Beyaz Saray'daki görüşmede Suriye ve Filistin konusunda Obama'nın çizgisine yaklaştı. Kuzey Irak ve ekonomik ilişkilerde ayrılık sürüyor. Başbakan Tayyip Erdoğan’ın Washington temasları dün tamamlandı. Erdoğan ve Obama Beyaz Saray’da baş başa ya da heyetleriyle yaklaşık 5 buçuk saat görüşme fırsatı buldu. Buna Başkan Yardımcısı Joe Biden’ın katıldığı programlar da eklenirse süre 8 saate ulaştı. Yani Erdoğan, ABD’li muhataplarıyla tam bir mesai günü geçirdi. Erdoğan’a eşlik eden bakanların kendi mevkidaşları ile ayrı ayrı yaptıkları teşriki mesaisi bu süreye dahil değil. Mesela Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu, dün mevkidaşı John Kerry ile bir araya gelirken Milli Savunma Bakanı İsmet Yılmaz da Pentagon’daydı. Peki, bu kadar sürede ne konuşuldu? Obama’nın 14 kişilik bir yabancı heyete Beyaz Saray’ın kapılarını açması bile önemli bir detaydı. Konular tek tek ele alındı ve sadece Obama ile Erdoğan konuştu. Obama 2 teknik konuda Kerry ve yardımcısı Joe Biden’e danıştı. Erdoğan iyi hazırlanmış olacak ki heyetinde hiçkimseye danışma ihtiyacı duymadı. <br />
<br />
<b>Biden, Erdoğan’a hayran </b><br />
<br />
Beyaz Saray’ın ardından ABD Başkan Yardımcısı Biden ve Dışişleri Bakanı Kerry ev sahibiydi. Toplantıda Biden’in Erdoğan’a yönelik Türkçe ve İngilizce yaptığı iltifatların özeti: Biden tam bir Erdoğan hayranıydı. Kerry de Türkiye’ye yaptığı yoğun ziyaretlerde gördüğü ev sahipliğini Washington’da konuklarına göstermek için elinden geleni yapıyordu. <br />
<br />
Kırmızı Salon’daki yemekte MİT Müsteşarı Hakan Fidan’ın da olması hem ilk hem kritikti. İki açıdan: Suriye’de olup biten konusunda Fidan da en az Davutoğlu kadar deneyimli ve bilgi sahibiydi. Hatta, Suriye’deki askeri durum, Esad’ın sahip olduğu askeri unsurlar, muhaliflerin silah durumu gibi konular hakkında yoğun bir teknik bilgiye sahipti. Fidan’ın yemekte bulunmasının önemli nedenlerinden biri de ABD yönetiminin birinci dış politika önceliği olan İsrail-Filistin barış süreciyle ilgiliydi. Davutoğlu ve Fidan, Filistin’de Hamas ile El Fetih’i uzlaştırma konusunda yoğun bir çaba içinde ve 2 ismin çabası doğrultusunda ortaya çıkacak bir anlaşma ABD için bulunmaz bir nimet. Filistin’deki durum konusunda verimli bir sohbet gerçekleşti. Davutoğlu ile Fidan’ın çok iyi bildiği bir konu da İran’ın nükleer çalışmaları. Ankara’da Tahran’ın nükleer çalışmaları konusunda önemli veriler var ve müttefiki ABD ile paylaşmakta bir sakınca görmüyor. <br />
<br />
<b>İki konuda tam mutabakat </b><br />
<br />
Erdoğan, Blair House’a geçerken Obama ile siyasi lider olmanın ötesinde arkadaşlık ilişkisini de bir kademe yukarı taşımıştı. Obama, yemekte kız çocuklarını büyütme gibi kişisel konulara girdiğini saklamadı. <br />
<br />
Türkiye heyeti, Suriye ve İsrail konusunda tam mutabakatla dönüyordu. Liderler iki konuda çok fazla ortak adım atmaya karar vermişti. Davutoğlu, ABD’nin öncülük ettiği 2. Cenevre sürecinde daha aktif rol oynayacak. Ankara’nın Esad’ın bir an önce gitmesi için ABD’nin baskıyı arttırma beklentisi karşılık bulmazken, Erdoğan da Washington’ın itidalli duruşuyla hemfikir olmuştu. Ayrıca Erdoğan, Filistin lideri Mahmud Abbas ile Hamas lideri Halid Meşal’i bir araya getirerek ABD’ye barış sürecinde İsrail’in tek bir muhatap bulması yönünde hayati bir destek atacak. <br />
<br />
Tam mutabakata varılamayan konular ise şöyle: <br />
<br />
<b>Irak’ta görüşler ayrı </b><br />
<br />
Kuzey Irak’la İlişkiler: İki ülkenin bakış açılarında ciddi farklılıklar var. Türkiye, kuzeydeki enerji kaynaklarına doğrudan ulaşma, alışverişi Kürt yönetimi ile yapma konusunu başka ülke şirketlerinin de başvurduğu genel bir yöntem olarak görüyor. Oysa ABD, Kuzey Irak’ın özellikle enerji kaynaklarından gelen parayı Bağdat üzerinden almasının Irak anayasası açısından zorunluluk olduğu görüşünde. Obama ile Erdoğan arasında Irak Başbakanı Nuri Maliki’ye bakışta da ciddi farklılıklar var. <br />
<br />
<b>Ekonomi için komite </b><br />
<br />
Ticari dengesizlik: 2001’den beri Washington’ın verdiği sözleri tutmaması, üzerine AB ile Serbest Ticaret Anlaşması sayesinde Türkiye pazarına gümrüksüz ulaşma avantajına ulaşması Türkiye’yi hayli zorlayacak. Erdoğan bu konuda çok ısrarcı oldu ve Obama’yı ortak çalışma yapma konusunda ikna etti. Taraflar bir komite kurdu. ABD’li gözlemciler, konunun komiteye havale edilmesinin ABD’nin Türkiye’nin taleplerini çok da önemsemediğine yoruyor. <br />
<br />
Erdoğan, mevcut konjonktürün uygun olmasından yola çıkarak Washington’dan Kıbrıs sorunu konusunda da somut bir adım bekliyordu. Ancak Obama yönetimi, “Birlikte çalışalım” tavrıyla bu konuda pek de istekli ve umutlu olmadığını ortaya koymadı.<br />
<br />
<i>*Radikal/18/05/2013</i><br />

]]></description>
</item>

<item>
<title>Dempsey: Rusya Esad'ı cesaretlendiriyor!</title>
<link>http://www.rizgari.com/modules.php?name=News&amp;file=article&amp;sid=39935</link>
<language>turkish</language>
<description><![CDATA[
<a href=http://www.rizgari.com/images/wenenuce/abd-iran-suriyeli-milisleri-egitiyor.jpg><img src=http://www.rizgari.com/images/wenenuce/abd-iran-suriyeli-milisleri-egitiyor.jpg align=left width=125 hspace=5 vspace=5 border=0></a><b>Rizgarî Online/</b> Dempsey Rusya'nın füze sevkıyatının rejimi cesaretlendirecek ve ızdırabı artıracak talihsiz bir karar olduğunu belirtti.ABD Genelkurmay Başkanı Martin Dempsey, Rusya'nın Suriye'ye gelişmiş füze göndermesinin rejimi cesaretlendireceğini söyledi.ABD Genelkurmay Başkanı Martin Dempsey, ABD Savunma Bakanlığı'nda (Pentagon) düzenlediği basın toplantısında, Rusya'nın füze sevkıyatının rejimi cesaretlendirecek ve ızdırabı artıracak talihsiz bir karar olduğunu belirtti.General Martin Dempsey'in bu açıklaması, ABD hükümetinin ilk kez Rusya'nın Beşşar Esad rejimine gelişmiş füze gönderdiğini resmen doğruladığını gösteriyor.ABD'nin etkin gazetelerinden New York Times, önceki gün Rusya'nın Esad rejimine destek vermek için savaş gemilerine karşı etkili olan gelişmiş füze gönderdiği iddialarına yer vermişti.<br />
Gazete, ABD'li yetkililere dayandırdığı haberinde, Rusya'nın Yakhonts isimli füzelere gelişmiş radar sistemleri de takarak füzelerin etkinliğini artırdığını belirtmişti.<br />
<br />
<b>Devriye gemisi gönderdi</b><br />
<br />
t24´ün haberine göre, Amerikan Wall Street Journal gazetesi de, Rusya'nın Suriye'deki Tartus askeri üssüne 12 devriye gemisi sevkettiğini duyurmuştu.<br />
<br />
Rusya'nın bu hamlesi, Moskova'nın Suriye'nin geleceğiyle ilgili yürütülecek görüşmelerde elini güçlendirmek ve Ortadoğu'daki varlığını desteklemek için attığı bir adım olarak değerlendiriliyor. Ayrıca bu hamle Suriye'de bulunan on binlerce Rus’un tahliyesini de kolaylaştıracak.<br />
<br />
<i>RO/Cemil Süphan</i> <br />

]]></description>
</item>

<item>
<title>Bu devlet ne yaptı da, biz silahı bırakalım? </title>
<link>http://www.rizgari.com/modules.php?name=News&amp;file=article&amp;sid=39934</link>
<language>turkish</language>
<description><![CDATA[
<a href=http://t24.com.tr/media/headlines/2013/05/page_soruyor-bir-gerilla-akp-bu-surecin-altindan-kalkabilecek-mi_199405106.jpg><img src= http://t24.com.tr/media/headlines/2013/05/page_soruyor-bir-gerilla-akp-bu-surecin-altindan-kalkabilecek-mi_199405106.jpg align=left width=145 hspace=5 vspace=5 border=0></a><b>Hasan Cemal* /</b> Çekilen &#8216;ikinci grup&#8217;tan bir gerilla: Silahlar elimizden alınsın da, cıscıvlak ortada mı kalalım? Ayrıca, bu devlet ne yaptı da, biz silahı bırakalım? Sitem ediyor: Türk aydınları, gazeteciler de dahil, Kürdistan&#8217;da yaşananların gerçek yüzünü neden göstermediler, çekilen acıları neden anlatmadılar? Niye her şeyi çarpıttılar? Türk halkı şimdi bunun bedelini ödüyor. Türk aydınlarının çarpıtması, Türk medyasının da devlete alet olması...Hep kulağıma çalınıyor: Barış evet,ama içi nasıl doldurulacak demokrasiyle, <br />
insan hakları ve özgürlüklerle, hukukla?..<br />
 <br />
<b> Irak  Kürdistanı, Metina bölgesinde bir PKK kampı-</b><br />
<br />
Dağın tepesinde bir ileri bir geri yapıyoruz. Biri direksiyonda, biri arkada iki gerilla. Cep telefonu için en iyi noktayı yakalayıp yazımla fotoğraflarımı bir an önce  geçmek istiyorum.<br />
<br />
Hava kapalı, dışarıda yağmur çiseliyor.<br />
<br />
Müthiş bir kadın sesi yükseliyor. Sıra dışı bir ses. Tok, duru, olağanüstü temiz ve etkileyici. Gitar eşliğinde Kürtçe söylüyor.<br />
<br />
&#8220;Delila... Kürtlerin Sezen Aksu&#8217;su...&#8221;<br />
 <br />
&#8220;Şarkının adı, Şev Tari...&#8221;<br />
<br />
&#8220;Ne anlama geliyor?&#8221;<br />
<br />
&#8220;Karanlık Gece...&#8221;<br />
<br />
&#8220;Bu arkadaş, Delila, şehit düştü. 2007&#8217;de Şırnak il sınırını 11 kişilik bir grupla geçerken vuruldu. 1981 Amed (Diyarbakır) doğumluydu.&#8221;<br />
<br />
&#8220;Hissederek, yaşayarak söylediği için böyle güzel söylüyor.&#8221;<br />
Dağların arasında, Uludere sınırına yakın bir yerdeki &#8216;bir gerilla noktası&#8217;nda, Türkiye&#8217;den yeni çekilen 15 kişilik &#8216;ikinci gerilla grubu&#8217;yla görüşmeye gidiyorum.<br />
Hüzünlü bir ses...<br />
<br />
Delila&#8217;yı bir daha, bir daha dinliyorum. Bazen bir ses ağlatır insanı, biraz böyle oluyor.<br />
 <br />
<b> 'Gerillacılık çağrısı gibi bir doğa...' </b><br />
<br />
Yemyeşil vadiye Berivanlar, keçi sütü, koyun sütü sağan Kürt kadınları yayılmış, rengârenk  giysileriyle. Biri, neden Türkçe konuştuğumuzu soruyor.<br />
Türk savaş uçaklarının bombalarından ara sıra paylarını aldıkları ve PKK&#8217;lı gerillalarla yıllardır içiçe yaşadıkları için Türkiye&#8217;den, Türkçe&#8217;den hoşlanmadıklarını anlıyoruz, bu Iraklı Kürt köylülerinin...<br />
<br />
Saddam Hüseyin döneminde yakılmış yıkılmış bir köyün hazin kalıntılarını arkamızda bırakarak dağa tırmanmaya koyuluyoruz.Gerçekten vahşi bir doğa!  &#8220;Bu doğa bize bir gerillacılık çağrısı gibi...&#8221; diyor bir gerilla, &#8220;Bu devlet Ege&#8217;den, İstanbul&#8217;dan ana kuzularını böylesine coğrafyalara getiriyor, gelin savaşın, mücadele edin diye... Yazık değil mi? Yazık, hem de çok yazık. Vicdanı olan bir devlet bunu yapar mı?..&#8221;<br />
Bir yerde soluklanmak için kısa bir mola veriyoruz. <br />
<br />
Bulunduğumuz coğrafyayı anlatıyor:<br />
<br />
&#8220;Aşağıdaki vadinin içinden Habur Suyu akıyor. Bu su, <br />
Metina bölgesinin batı sınırını oluşturuyor. Doğu sınırını da Zap Suyu çiziyor.&#8221;<br />
<br />
Ve bana sorusunu soruyor:<br />
<br />
<b>&#8220;AKP, bu sürecin altından kalkabilecek mi?&#8221; </b><br />
<br />
Ben de ona soruyorum:<br />
<br />
&#8220;Güzel bir soru. Sen ne düşünüyorsun?&#8221;<br />
<br />
Gülüyor, ben devam ediyorum:<br />
<br />
&#8220;Kolay değil, değil mi?..&#8221;<br />
<br />
Yine gülüyor:<br />
<br />
&#8220;Dogridir, kolay değil.&#8221;<br />
<br />
Gerillanın bu sorusunun arkasında, &#8216;çözüm süreci&#8217;nin kritik bir düğüm noktası yatıyor. Geçen ay Güneydoğu&#8217;da yaptığım sekiz günlük gezi sırasında da, &#8216;çekilme süreci&#8217;ni izlemeye çalıştığım bu coğrafyada da soru işaretlerinin çengelleri gelip bu düğüme asılıyor.<br />
 <br />
&#8220;Ateşkes, çekilme... Biz PKK olarak, önderliğimizin iradesinin de gereği olarak üzerimize düşeni yapmaya başladık; Erdoğan da gereğini yapacak mı?&#8221; sorusu, Güneydoğu&#8217;da olduğu gibi burada da kulağıma çalınıyor.<br />
 <br />
<b> Geri çekilmeden dolayı burukluk mu? </b><br />
<br />
Dağın yamacında, sarp kayalıkların, ağaçların arasına saklanmış bodur çadırlardan, barınaklardan çıkıyorlar. Çekilme sürecini tamamlayan kadınlı erkekli 15 kişilik ikinci grubun gerillaları. Beytüşşebap taraflarından dokuz gün süren ve üçte ikisi karla kaplı bir coğrafyadaki çok yorucu bir yürüyüşü bir gün önce noktalamışlar.<br />
<br />
Kayalıkları sohbet mekânı olarak seçiyoruz. İki gün önce çekilme sürecinin &#8216;birinci gerilla grubu&#8217;yla birlikte yaptığım sekiz saatlik dağcılık sırasındaki sorumu yine ortaya atıyorum:<br />
<br />
&#8220;Geri çekilmeden dolayı burukluk var mı?&#8221;<br />
<br />
Birbirleriyle bakışıyorlar.<br />
<br />
Hayır diyen yok yine.<br />
<br />
Daha çok burukluğun tarifi yapılıyor.<br />
<br />
Sözü önce Tamara Warjin alıyor.<br />
<br />
Van&#8217;dan bir kadın gerilla.<br />
<br />
Adının Türkçesi Yaşam Diyarı.<br />
<br />
29 yaşında, dokuz yıldır dağda.<br />
<br />
&#8220;Sorun burukluk değil&#8221; diye söze başlıyor Tamara, &#8220;Biz silah gücüyüz. Biz silah seçeneğiyle dağa çıktık. Sorun silahtan dolayı çıkmadı. Yani biz var olan bir sorundan sonra silahı kaldırdık. Şimdi sorun çözümdür. Bizdeki burukluğun nedeni, sorunların çözülmemiş olmasıdır.&#8221;           <br />
<br />
Çözülmemiş sorunları da şu çerçevede topluyor:<br />
<br />
&#8220;Bir halkın varlığının ve kimliğinin inkârı... Sanki Kürt yok, Kürtçe yok... Sanki her şey uydurma, kandırılmış gençlerin terörist, eşkıya yapılması... Kültürel hakların inkârı, en başta dilin... Kürtçe eğitim hakkının hâlâ kabul edilmiyor olması... Kürtlerle Türklerin eşit haklara sahip olmamaları... Ve ekonomik alandaki eşitsizlik...&#8221;           <br />
<br />
Tamara Warjin, ortaokul mezunu.<br />
<br />
Okulda kendisine Türkçe&#8217;nin dayatılmasına karşı duyduğu tepkiyi anlatıyor. Öğretmenin okulda sürekli olarak yaptığı Kürtçe konuşmayın uyarısının ne kadar itici olduğunu anlatıyor. Kürtçeyi savunan bir aileden geldiğini belirtiyor. Hapishaneden geçtiğini, &#8216;canlı kalkan&#8217;lık yaptığını söyledikten sonra ekliyor:<br />
<br />
&#8220;Yedi kardeşiz. Ablam ve ben dağdayız.&#8221; <br />
 <br />
<b> Kürtlüğü inkâr burukluğu... </b><br />
<br />
Munzur Piro, Dersimli, 45 yaşında, 15 yıldır dağda. Annesi Ermeni. Zaza, Alevi.<br />
<br />
Yedi kardeşler. Küçük kardeşi de dağda. Aile <br />
<br />
Çukurova&#8217;ya göçmüş. O da, İstanbul&#8217;a okumaya gitmiş. Yıldız Teknik mezunu...<br />
<br />
Burukluk konusuna şöyle değiniyor:<br />
<br />
&#8220;Birden çok burukluk var. Bir kısmını Tamara arkadaş anlattı. Bu coğrafyada 30 yıldır bir savaş yaşanıyor. Ama Türk aydınları ve medya, devletin çizmiş olduğu resmi çerçevenin içinde kaldılar. Bir halkın, Kürtlerin yaşadığı trajediyi yeterince anlatmadılar. Korktular, zaman zaman devletle karşı karşıya kalmak istemediler. Bu savaş yıllarca inkâr edildi. Kürt kimliğimiz nasıl inkâr edildiyse, savaşımız da inkâr edildi. Bu bir burukluk... Bugün gelinmiş olan nokta mutluluk verici...&#8221;<br />
<br />
Munzur Piro şöyle devam ediyor:<br />
<br />
&#8220;Bir başka burukluk... Bu halk kendi tarihini yarattı, yaratıyor. Bizim tarihimiz inkâr edildi. Yıllarca önderliğimizi (Öcalan) inkâr ettiler, onun halkla ilişkisini koparmak istediler. Olmadı, yapamadılar.&#8221;<br />
<br />
Bir başka burukluk konusuna şöyle dokunuyor:<br />
<br />
&#8220;Tarih çarpıtılıyor, Kürtler yok sayılıyor. Dilimiz inkâr ediliyor. Kendi anadilimizde eğitimin reddedilmesi de Kürtçe&#8217;nin inkârıdır. Çocukluğumdan beri anadilimi inkâr etmem için baskı gördüm. &#8216;Dilini ve kültürünü bırak, kendini inkâr et, o zaman her şey olabilirsin!&#8217; dendi bana...&#8221;<br />
 <br />
<b> Silah bırakmak, silah gömmek... </b><br />
<br />
Soruyorum:<br />
<br />
&#8220;AK Parti bu işin altından kalkabilir mi?&#8221;<br />
Munzur Piro&#8217;nun yanıtı:<br />
<br />
&#8220;AKP de Kürtleri teslimiyete getirmek istedi. Kürt halkı ve önderlik teslimiyete geçit vermedi. 2010&#8217;la 2012 arasında bir kez daha her şeye başvurdu Erdoğan... Ama sonuç alamadı.&#8221;<br />
<br />
Gelinen noktayı da şöyle özetliyor:<br />
<br />
&#8220;Erdoğan sonuç alamayınca, Kürt Halk Önderliği&#8217;yle (Öcalan&#8217;la) müzakereye oturmak zorunda kaldı. Elbette olumlu bir gelişme bu...&#8221;<br />
<br />
Şöyle devam ediyor:<br />
<br />
&#8220;Bizim taleplerimiz bellidir. AKP&#8217;ye zerre kadar güvenim yoktur. Peki o zaman, niye ateşkes, niye çekilme sorusuna gelince... Önderliğimize güvendiğimiz için...&#8221;<br />
<br />
Soruyorum:<br />
<br />
&#8220;Ama Öcalan silahlara veda demedi mi? Silahlar değil, silahlı mücadele değil, demokratik mücadele zamanı demedi mi? O zaman?..<br />
<br />
Yanıt bir soruyla geliyor:<br />
<br />
&#8220;Silahlar elimizden alınsın da, cıscıvlak ortada mı kalalım? Ayrıca, bu devlet ne yaptı da, biz silahı bırakalım?&#8221;<br />
<br />
Çekilme süreci içindeki &#8216;ikinci gerilla grubu&#8217;ndan geliyor bu sorular. Ve bu sorulardaki duyarlık genel kabul görüyor.<br />
<br />
Bu bir tespit.<br />
<br />
Ankara&#8217;da altı çizilmesi gereken, barış sürecinde yol alınabilmesi için göz önünde tutulması şart olan bir tespit...<br />
<br />
Barış, evet, ama içi nasıl doldurulacak demokrasiyle, insan hakları ve özgürlüklerle, hukukla?..<br />
 <br />
<b> 'Türk halkı çarpıtmanın bedelini ödüyor' </b><br />
<br />
Arkada duruyor, mahçup bir hali var. Hiç konuşmuyor. <br />
<br />
Adı Ruken. 18 yaşında. Bir yıldır dağda. Koçer&#8217;miş. <br />
<br />
&#8220;Önderliğimizin özgürlüğü için harekete katıldım&#8221; diyor. Ve başını önüne eğiyor.<br />
<br />
Adı Seyda, Gabar&#8217;dan.<br />
<br />
40 yaşında. 23 yıldır dağda.<br />
<br />
Liseyi Gebze&#8217;de bitirmiş.<br />
<br />
Ailesi 1989&#8217;da göç etmiş İstanbul tarafına.<br />
<br />
Aydınları, gazetecileri eleştiriyor:<br />
<br />
&#8220;Türk aydınları, gazeteciler de dahil, Kürdistan&#8217;da yaşananların gerçek yüzünü neden göstermediler, çekilen acıları neden anlatmadılar? Niye her şeyi çarpıttılar? Türk halkı şimdi bunun bedelini ödüyor. Türk aydınlarının çarpıtması, Türk medyasının da devlete alet olması... Gerçeklerin saklanması, Türk halkını da karanlıkta tuttu. Şimdi barışa bu kadar direniyorsa, karanlıkta tutulmuş olmasıdır.&#8221;<br />
<br />
Önce çaylar, sonra karpuz, kavun geliyor. Karpuz İran&#8217;dan mı, diye soruyorum. İran Kürdistanı&#8217;ndan diye düzeltiyor.<br />
<br />
Bir kadın gerilla soruyor:<br />
<br />
&#8220;Uzlaşma ve Hakikat Komisyonu gerçek anlamda kurulabilir mi?&#8221;<br />
<br />
Şöyle devam ediyor¨<br />
<br />
&#8220;Barışın kalıcı, adil ve gerçek olabilmesi için altını eşitlikle, özgürlükle, demokrasiyle doldurmak gerekir.&#8221;<br />
<br />
Bir kadın gerilla:<br />
<br />
&#8220;Silah araçtır, amaç değildir. İnşallah barış olacak.&#8221;<br />
Çekilme günlüğünün 4. yazısı yarına...<br />
<br />
<i>*t24 com/18.05.2013</i><br />

]]></description>
</item>

<item>
<title>&amp;#8216;Dengbêjî dengê dilê me ye&amp;#8217;</title>
<link>http://www.rizgari.com/modules.php?name=News&amp;file=article&amp;sid=39933</link>
<language>kurdish</language>
<description><![CDATA[
<div><img hspace="4" align="left" src="http://rizgari.com/images/wenenuce/dr-celile-celil-pesengeha-amed.jpg" width="150" height="75" alt=""/>4&#8217;emîn Fûara Pirtûkan a Amedê ya TUYAP&#8217;ê ku ji aliyê Şaredariya Bajarê Mezin a Amedê ve hatiye organîzekirin didome. Di fûarê de ji aliyê Weşanên Aramê ve panel hat  lidarxistin.</div><div>Di panelê de Şaredarê Bajarê Mezin ê Amedê Osman Baydemîr, Zanyar û Folklorîstê kurd Prof. Dr. Celîlê Celîl wekî panelîst tev li panela &#8216;Folklora Kurd&#8217; bûn. Şaredar Baydemîr, diyar kir ku kurd di nava şert û mercên pir zahmet de xebatên wêjeyê dimeşînin û spasiyên xwe ji Weşanxaneya Aramê re anîn ziman.</div><div> </div><div><b>OTOBIYOGRAFIYA</b><b>&#8200;</b><b>CEL</b><b>Î</b><b>L</b></div><div>Prof. Dr. Celîlê Celîl jî di panelê de otobiyografiya xwe vegot. Celîl, da zanîn ku wî alfebeya kurdî ji bavê xwe fêr bûye û niha dide fêrkirin. Celîl, anî ziman ku piştre li gundan geriya ye û hem fêr kiriye û hej û fêr bûye. Celîl, anî ziman ku wî li Zanîngeha Erîvanê beşa dîrokê xwendiye û piştre dest bi lêkolîn û vekolîna folklora kurdî kiriye. </div><div>Celîl, destnîşan kir ku di sala 1954&#8217;an de li Petesburgê beşa Kurdolojiyê xwend û wiha got: &#8220;Folklora kurdan cewherê mala me ye. Li gorî min her kurdek dengbêjek e. Dengbêjî dengê delê me ye. Divê hemû ciwanên me yên îro kevneşopiya dengbêjiyê zanibin. Ger ku nisanibin ev kêmasiyek e. Ger ku derfet hebe divê dengbêj li lev kom bibin û komeleya dengbêjan ava bikin û lêkolînan bikin. Divê gund bi gund bigerin û vê kevpeşopiyê berdewam bikin. Dem dijminê folklorê ye. Divê bêyî ku dem derbas bibe folklar her tim zindî be. Ji bo vê yekê jî divê Enstîtuya Kurdolojiyê bê avakirin û lekolînan bikin. Dengbêjî çavkanî û evîna min e.&#8221;</div><div> </div><div>Baydemîr jî diyar kir ku bi boneya kevneşopiya dengbêjiye tomar bike armanc dike ku studyoya qeyda seyar ava bike û di payizê de gund bi gund bigere û dest bi xebatê bikin. Panel bi pirs û bersivan bi dawî bû.</div><div> </div><div><b>ZARGOTINA</b><b>&#8200;</b><b>KURDAN</b></div><div>Prof Celîlê Celîl û Prof Ordîxanê Celîl bi hev re bi xebateke mînak a bi navê Zargotina Kurdan ku çapa wê ya nû ji nav Weşanên&#8200;Aramê derket berhemeke qedirbilind amade kirine. Celîlê Celîl têkildarî pirtûka ku berî dehan salan çapa wê li Moskovê pêk hatiye keyfxweşiya xwe anî ziman ku ev pirtûk li bakurê Kurdistanê jî hatiye çapkirin. Celîl diyar kir ku zargotinên her neteweyan di esasê xwe de kodên jiyana civakan bi xwe ne û lazim e ku berî ku ev zargotin winda bibin werin tomarkirin û arşîvkirin.</div><div> </div><div><b>ROLA</b><b>&#8200;</b><b>ZARGOTINAN</b></div><div>Celîlê Celîl ê ku di gelek waran de xwedî berhemên qedirbilind e diyar kir ku di nav berhemên wî de ya ku zêdetir ji ber amadekirina wî serbilind e yek jê jî berhema wî ya &#8216;Zargotina Kurdan &#8216; e û xwset ku jenerasyona nû ya kurdan jî ji bo pêşerojeke serkeftî lazim e ku hay ji dîroka xwe, zargotina xwe, dab û nêrîtên xwe hebin. </div><div><i>AMED -</i><b><i>&#8200;</i></b><b><i>D</i></b><b><i>Î</i></b><b><i>HA</i></b><i></i></div>
]]></description>
</item>

<item>
<title>'Konferansên ku Ocalan pêşniyarkirine destpê dikin'</title>
<link>http://www.rizgari.com/modules.php?name=News&amp;file=article&amp;sid=39932</link>
<language>kurdish</language>
<description><![CDATA[
<img hspace="4" align="left" src="http://rizgari.com/images/wenenuce/konferansen-ku-ocanal-pesniyar-kir-dest-pe-dike.jpg" width="155" height="75" alt=""/>Hevserokê Partiya Aştî û Demokrasiyê BDP`ê Selahedîn Demirtaş di hevpevînekê li gel kanala CNN Turkê de ragihand ku konferansên ku serokê PKK`ê Abdulah Ocalan pêşniyar kiribûn wê destpê bikin.Demirtaş got: Konferansên pêvajoya çareseriyê û aştiyê ku ji aliyê rêberê PKK`ê Abdulah Ocalan hatibûn pêşniyar kirin ku li Enqerê , Amedê, Hewlêrê û Brukselê bêne lidarxistin wê destpê bibin. <br/><br/>Her weha Demirtaş diyar kir ku, konferansa Enqerê wê vê mehê destpê bike.<br/><br/>Demirtaş aşkira kir ku amadekariyên konferansa Enqerê bi dawî bûne û ewê di 25-26/gulan`ê 2013`an de bê lidarxistin.<br/><br/>Demirtaş da zanîn ku wê konferans vekirî be û kesên derveyî xêza PKK`ê û BDP jî rêxistinên Kurd û çep jî dê dîtina xwe libarê pêvajoya çareseriyê û aştiyê de bînin ziman. Her weha bangewaziya rewşenbîr û hunermend û nivîskarên navdar weke Yaşar Kemal jî ku tevlî konferansê bibin hatiye kirin.<br/><em>Xendan</em>
]]></description>
</item>

<item>
<title>PKK’nin yeni çizgisi ve Kürdistanlı aleviler</title>
<link>http://www.rizgari.com/modules.php?name=News&amp;file=article&amp;sid=39931</link>
<language>turkish</language>
<description><![CDATA[
<b><img hspace="4" align="left" src="http://rizgari.com/images/wenenuce/pkk-ve-kurdistanli-aleviler-azew.jpg" width="125" height="94" alt=""/>Zulkuf Azew</b>/ Büyük Ortadoğu Projesi çerçevesinde Ortadoğu’da tüm yerel ve küresel güçler Şii-Sünni hattında mevzilenirken bu mevzilenmenin Kürdistan’a ciddi yansımaları sözkonusu.Bu yansımaların zaten bölünmüş-parçalanmış Kürdistan’ı ayrıştırıcı işlevi de var. Bir tarafında Hizbullah’ın, ters kutbunda Kürdistanlı Alevilerin durduğu bu potansiyel ayrışma riski Kürdistan’ın oluşma yolundaki iç birliğine ciddi zararlar vermeye aday. Potansiyel ayrışma risklerinden en önemlisi Şii-Sünni ayrışmasının çağrıştırdığı dinsel içerik nedeniyle Kürdistanlı Alevi, Ezidi ve Ehl-i Hak inancına sahip kitlelerin kendilerini Kürdistan ulusal birliği içerisinde konumlandırmamaları.Oysa Ortadoğu’nun bu önemli dönemecinde Kürdlerin en fazla ihtiyaç duydukları şey ulusal birlik. Kürdlerin ulusal birliğinin Büyük Ortadoğu Projesi’nin pek çok bileşeni tarafından da arzu edilen bir şey olduğuna dair pek çok veri var ve tam da bu nedenle dört parçadan Kürdlerin toplayacağı bir ulusal konferansa ilişkin uluslararası konjonktür çok elverişli. Bu elverişli konjonktürde PKK‘nin mevcut olanakları ile açıkladığı hedefleri arasındaki çelişkiyi farketmeyen “Geçici Kürdlük” kategorisi ile müzmin PKK muhaliflerinin beklentileri de ilginçlik arzediyor. Tembellikten kaynaklı bu müzminlik olgudan değil, temenniden hareket etmesi nedeniyle PKK’nin donuk ideolojik jargonlarına rağmen Kürdistan’ın en dinamik siyasi hareketi olduğunu görmezden gelebiliyor. Reel politikte rasyonel beklenti Kürdistan’ın her dört parçasında silahıyla örgütlü bir hareketin silahlı mücadelesini durdurması ve pekçoklarının umduğu gibi “gerillaların terhisi” değil; bu dönemin diplomasinin olanaklarının zorlanması ve savaş kapasitesini artırmak için kullanılmasıdır. Üstelik, bütün risklerine rağmen, doğru değerlendirilebilirse böylesine bir ateşkes-barış dönemi  Kürd ulusal hareketinin uluslararası meşruiyetine de ciddi katkılarda bulunma potansiyeline sahiptir. </div><div> </div><div>Kürdistan’ın iç birliği açısından önemli fırsatlar ve aynı zamanda riskler içeren PKK’nin yeni çizgisinin Kuzey Kürdistanlı Alevileri ciddi şekilde rahatsız ettiğini farketmemek imkansız. Özellikle Öcalan’ın 2013 Newroz’unda okunan mesajındaki “İslam Kardeşliği” vurgusunun Alevi ve Ezidi Kürdistanlıları tarihsel hafızanın ışığında endişelendirmiş olduğu ortada. Bu endişenin / korkunun ardında Kerbela katliamı menkıbelerini, Kuyucu Murat Paşa’ya neden kuyucu dendiğinin kollektif bilgisini bulmak pek de zor değil. Ancak bu kollektif hafızanın Kızılbaş Kürdleri getirip arkaik Kemalizmin kapısına bırakması da sağlıklı değil. 1300 yıl önce 72 kişinin öldüğü Kerbela katliamını, 400 yıl önce Celali isyanlarını bastırmak için 30.000 kişiyi öldürttüğü söylenen Kuyucu Murad Paşa terörünü unutmayıp toplumsal hafızanın ana bileşeni haline getiriyor, bunun karşılığında 75 yıl önce Dersim’de öldürülen en az 50.000 insanın katillerinin isimlerini çocuklarınıza ad olarak koyuyorsanız, katliamın ana odağı Dersim’de katliamı gerçekleştiren CHP aynı argümanlarla bugün bile birinci parti oluyorsa, Kürd Alevilerin bir önceki kuşağında bu kadar Kemal ve İsmet ismine rastlanıyorsa, bu yeni konjonktürde Kürd Alevilerin şapkalarını önlerine koyup bir kez daha düşünmelerinin zamanı gelmiş demektir. Zira Alevi Kürd-Sünni Kürd ayrışmasının Kürdistan'a ödettiği bedel ciddidir ve Kürdistan bu bedeli tekrar ödemek zorunda kalmamalıdır.1925 ayaklanmasında Alevi "Hormek ve Lolanlar jandarma ve ordudan daha etkin biçimde ayaklanmacılara karşı savaştılar." (Martin van Bruinessen, Ağa, Şeyh, Devlet, sf.420). Bu ihanetin öncesine gittiğimizde de başta Cibranlılar olmak üzere Sünni Kürd aşiretlerinin Hormek ve Lolanları hakimiyetleri altında tutmadaki inatlarını ve bu yolda yapılan tarihi haksızlıkları da görebiliyoruz.</div><div> </div><div>
Ancak bu ve benzeri pek çok tarihi haksızlığın sonucu:</div><div> </div><div>-ne <i>“bizim dedelerimiz “biz ne Türk ne Kürt'üz, Aleviyiz' derler. Aleviler bir ulustur"</i> diyen Hüseyin Aygün; </div><div> </div><div>-ne  <i>“Biz Dersimliler Kürt değiliz! Çünkü Kürtler Şafii olur. Biz Şafii miyiz? Biz Türk oğlu, Türk’üz!”</i> diyen Kamer Genç; </div><div> </div><div>-ne de  <i>“Kureyşan, aynı zamanda, Aleviliğin en önemli ocaklarından biri. Ailemin Horasan’dan geldiği söyleniyor. Konya Akşehir’e yerleşiyorlar.Türkmen boyu bunlar.”</i>  diyen Kemal Kılıçdaroğlu olmamalıydı.</div><div> </div><div>Dersim politikasında ana akımı temsil eden bu işbirlikçi kategori arkaik Kemalizmin Dersim’de hedeflerine ulaştığını gösteriyorsa da Dersim’de sadece Mustafa Kemal’in ve Abdullah Alpdoğan'ın değil, Sey Rıza’nın, Alişer ve Zarife’nin, Nuri Dersimi’nin, Dr. Şivan'ın da torunlarının yaşadığını ve adım adım Dersim’i özgürleştirdiklerini görme şansımız olacak. Kürdler,geçmişte sömürgecilerinin "yalan ve hileleriyle başedememiş" olabilirler, ancak bugün o gün değildir.</div><div> </div><div>Alevi-Sünni bölünmesinin dışında  Kürdistan genelinde kaşınmaya çalışılan Zaza-Kurmanci-Soran ayrımlarının ve aşiretlerarası çelişkilerin de Kürdistan'ın mevcut parçalı konumundaki rolünü değerlendirmeden uzak tutmamak lazım. 1950'li yıllarda Irak başbakanı Nuri El-Said'in isyan eden Kürdler sorununu nasıl çözeceğini soran İngiliz diplomatına verdiği “komşusu olan aşiret reisine bir çanta altın göndereceğim.” cevabı unutulmazdır.</div><div> </div><div>Örnekler çoğaltılabilir. Dünün ve bugünün haksızlıklarının tamamının tasfiyesi bugün ulusal birlikten ve hakimiyetin hukuk aracılığıyla ulusun tamamına ait kılınmasından geçmektedir. Hakimiyetin ulusun tamamına ait kılınması süreci de devletleşmeden başka birşey değildir.</div><div> </div><div>17.05.2013</div>
]]></description>
</item>

<item>
<title>Bu sefer de Gaziantep’ten </title>
<link>http://www.rizgari.com/modules.php?name=News&amp;file=article&amp;sid=39930</link>
<language>turkish</language>
<description><![CDATA[
<a href=http://www.rizgari.com/images/murat-belge.jpg><img src=http://www.rizgari.com/images/murat-belge.jpg align=left width=125 hspace=5 vspace=5 border=0></a><b>Murat Belge*/</b> Rüyamda veya uyanık hayatımda, “şefaat” demeye çalışırken dilim dolanıp “seyahat” demedim Evliya Çelebi’nin başına geldiği gibi. Demediğim halde, demiş kadar oldum. Geçen hafta “İzmir’den” diye yazmıştım, bu yazıyı ise Gaziantep’ten yazmaktayım. Biz Türkler özellikle “gezgin” olmakla tanınmayız. Onun için ben kendimi Evliya Çelebi kategorisine giren “Türkiyeli seyyah”lardan sayıyorum. Son durumda da, “âkil” sıfatıyla dolaşmaktayım. Bu sıfatı bir türlü kendime yakıştırıp kuşanamadım ya, belki “nâkil” olabilirim.Gaziantep’e yanılmıyorsam beşinci gelişim. Türkiye’de, öteden beri, birden fazla gittiğim her yerde ilkin “Ne kadar değişmiş!” tepkisi gösteririm. İlk olarak yetmişlerde geldiğim Gaziantep tam da bu duyguya uyan bir yer. Sanırım özellikle doksanlardan bu yana bu kent, Anadolu’nun bazı başka kentleri gibi, ciddi bir gelişme temposu yakaladı. Bu bakımdan Gaziantep Türkiye’nin bir süreden beri içinden geçmekte olduğu büyük toplumsal değişimin temsilî kentlerinden, merkezlerinden biri oldu.<br />
<br />
Bu değişim çeşitli adlarla anılıyor, “Anadolu kaplanları” gibi; ben de bunu öncelikle Türkiye’nin “buluğ çağı”nı sonuna erdirip “reşit/ ergen” olma aşamasına varması süreci olarak görüyorum. Cumhuriyet’in kurucu ideolojisi, belki kaçınılmaz olarak, ama aşırı derecede “patriyarkal” bir ideolojiydi. Bu da, kurulan yeni sosyo-politik yapının aşırı derecede “merkeziyetçi” olmasına yol açtı.<br />
<br />
Bu “merkeziyetçi” tutumun öncelikli amacı, yeni “devlet”e “sadık” yurttaş yetiştirmekti. Ama bu “ideolojik” ve “politik” amaç, doğal olarak, o alanlarla sınırlı kalmadı; toplumsal yapının her köşe bucağında ve her düzeyde etkileri yayıldı. Bu etki ya da sonuçlardan biri, ülkedeki kentlerin, “teşbih” yerindeyse, Ankara’ya (ve Ankara’nın izin verdiği ölçüde İstanbul’a) bağlı “uydu-kentler” haline gelmesi oldu.<br />
<br />
Ama Cumhuriyet’le birlikte, Cumhuriyet’i kuranların zihnindeki ideolojik dünyayı da aşan bir süreç başlamış oldu. O sürecin devamıyla birlikte, kurucu ideolojinin hedefinde olmayan sonuçlar da ortaya çıktı. Yani, devlet harı harıl devlete bağlı bir burjuvazi oluşturmaya, biçimlendirmeye çalışırken (“tekelci devlet kapitalizmi” dediğimiz yöntemle), kendi kıt imkânlarıyla uğraşıp kendi işini kuranlar da oldu. Bunlar, “olmak”la kalmayıp büyüdüler, işlerini büyüttüler, dallandırıp budaklandırdılar. Kolay değildi işleri ve büyük ölçüde yeraltından akan bu suların birden yeryüzüne çıkması, gözle görülür, elle tutulur hale gelmesi, bir hayli zaman aldı. Ama şimdi o aşamaya geldik. Bu tür bir süreç ve gelişmenin daha belirgin olarak gözlemlendiği yerlerden biri’de Gaziantep.<br />
 <br />
Cumhuriyet elbette yeni bir kuruluştu; ama yeniliğine özellikle vurgu yapıyordu. Osmanlı geçmişiyle bağını koparmaya, böyle bir bağ hiç yokmuş gibi davranmaya özen gösteriyordu.<br />
<br />
Gel gör ki, geçmişle bağları koparmak kolay değildir “kolay” bir yana, belki mümkün de değildir. Yüzyıllar boyunca oluşmuş, çevresiyle iş yapmış, bu arada kendine de bir kültür yaratmış kentler (yöre, bölge, her neyse) değişen koşullarda eski konumlarından uzaklaşsalar da, kendilerini daha rahat toparlayabilecek potansiyellere sahip olurlar.<br />
<br />
Gaziantep işte o kentlerden biri.<br />
<br />
<i>*Taraf/18.05.2013</i><br />

]]></description>
</item>

<item>
<title>Kılıçdaroğlu sürecin başarısız olmasını istiyor</title>
<link>http://www.rizgari.com/modules.php?name=News&amp;file=article&amp;sid=39929</link>
<language>turkish</language>
<description><![CDATA[
<a href=http://rizgari.com/images/wenenuce/kilicdaroglu-basarisizlik-istiyor.jpg><img src=http://rizgari.com/images/wenenuce/kilicdaroglu-basarisizlik-istiyor.jpg align=left width=125 hspace=5 vspace=5 border=0></a> <b>Rizgarî Online/</b> BDP Eş Genel Başkanı Selahattin Demirtaş, “çözüm sürecine” olumsuz yaklaşan CHP’yi eleştirirken, Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’na yüklendi.Türk medyasının kaydettiğine göre,”Kılıçdaroğlu’nun sürece ilişkin “Başbakan, başarılı olursa bize ihtiyacı yok; bizi başarısızlığa ortak etmek istiyor” şeklindeki açıklamasını, “Aslında kendi temennisini söylüyor” dedi. Gazetecilerle sohbet eden Demirtaş, şunları söyledi: (CHP lideri Kılıçdaroğlu’nun ‘Başbakan bizi başarısızlığa ortak etmek istiyor’ sözlerinin hatırlatılması üzerine) Aslında kendisi, bu konudaki temennisini söylüyor.- Hani bir başarısız olsa da biz de desek ki bak işte iyi ki ortak olmamışız diye. Ama dışarıda durup izlemek yerine destek verip başarı için çaba sarf etse çok mu yanlış olur? <br />
<br />
- Eve dönüş yasası öncelik değil. Bu konu, üçüncü aşamanın konusudur.<br />
<br />
- Genelkurmay’ın PKK’lileri görmediklerini açıklaması doğal. Çekilenler de onları görmemiş. <br />
<br />
- CHP gitsin İmralı’yı dinlesin. Pazarlık yapıldı mı görsünler. Yapılmadığını gördük.”<br />
<br />
<i>RO/Cemil Süphan</i><br />

]]></description>
</item>

<item>
<title>Economist: İttifak zayıfladı </title>
<link>http://www.rizgari.com/modules.php?name=News&amp;file=article&amp;sid=39928</link>
<language>turkish</language>
<description><![CDATA[
<a href=http://rizgari.com/images/wenenuce/economist-ittifak-zayifladi.jpg><img src=http://rizgari.com/images/wenenuce/economist-ittifak-zayifladi.jpg align=left width=125 hspace=5 vspace=5 border=0></a> <b>Rizgarî Online/</b> İngiliz dergisi The Economist Türk Başbakanı Tayyip Erdoğan ile Fethullah Gülen arasındaki ilişki üzerine bir analiz yayımladı. Economist, Türkiye'nin 'En güçlü din adamı' olarak nitelediği Fethullah Gülen'in kısa bir süre önce verdiği vaazda kibirden söz ettiğini ve bu ifadenin Türkiye'de ciddi bir etki yarattığını ve 'Acaba Türkiye'nin giderek sert bir yönetim sergileyen Erdoğan'dan mı bahsediyordu?' sorusunun gündeme geldiğini aktarıyor.Gülen'in Selefiliğin tersine 'barışsever, modern zihniyetli İslam anlayışını' savunduğunu, bu anlayışın da Gülen'in 'ruhani lideri' olduğu hareketin çatısı altındaki basın kuruluşları, okullar ve yardım kurumları ağı sayesinde yayıldığını  kaydeden Economist, 'Bu ağın büyük bir bölümünün maddî geliri 'Anadolu Kaplanları' olarak bilinen işadamları tarafından sağlanıyor' diyor.<b> EN BÜYÜK ETKİ TÜRKİYE'DE</b><br />
<br />
Economist, New Jersey mahreçli haberinde, Gülen hareketinin, ya da tercih ettikleri isimle 'Hizmet'in bir etkinliğinden şu gözlemini aktarıyor:'Bir akşamüstü, Balkan ülkelerinden gelen bir grup Müslüman, New Jersey'nin ormanlık bir bölgesinde çevrilen kuzuyla karınlarını doyurdular. Hizmet tarafından düzenlenen bu etkinlikte ezan okunduğunda pantolon paçaları sıvandı, abdest alındı ve ibadet başladı. Hizmet, benzer etkinlikleri Asya ve Afrika'da da düzenliyor ancak en büyük etkileri Türkiye'de.'<br />
<br />
<b> CEMAAT ERDOĞAN'LI YILLARDA RAHATLADI</b><br />
<br />
Dergi'ye göre, laik generaller tarafından yıllarca bastırılan Hizmet, Erdoğan'ın Adalet ve Kalkınma Partisi'nin 2002'de iktidarda gelmesiyle rahatladı. Erdoğan siyasete, 1997'de Türk ordusu tarafından başbakanlıktan indirilen Necmettin Erbakan'ın daha muhafazakâr çizgideki Millî Görüş teşkilatı içinde başlamıştı.<br />
<br />
Economist, 'görüş ayrılıklarına rağmen AKP ve Gülen teşkilatı ordu komutanlarına karşı birlik olduklarının' altını çizerken, AK Parti'nin ikinci döneminde, 2007'den sonra, başlatılan Balyoz ve Ergenekon operasyonlarını hatırlatarak, 'Yüzlerce komutan darbe suçlamasıyla Ergenekon davalarının sanığı oldu. Gülen'e yakın olduğu söylenen savcıların da bunda yardımcı olduğu söyleniyor' diyor.<br />
<br />
<b> İTTTİFAK ZAYIFLADI</b><br />
<br />
Economist 'ittifakta zayıflama yaşandığı' iddialarını da aktarırken, bu gelişmede 'Gülen teşkilatının yargıya ve polise sızdığı yolundaki savların' rol oynadığını kaydediyor.<br />
<br />
Bundan Gülen'in imajı da zarar gördü Economist'e göre ve özellikle de Ergenekon davasının bir kan davasına dönüştüğü suçlamaları nedeniyle.<br />
<br />
Adını vermediği bir gözlemcinin gelinen noktayı değerlendirirken dile getirdiği "AK Parti'yle iktidarı paylaşıyorlardı ama hep daha fazlasını istediler" görüşünü de aktaran Economist şöyle devam ediyor:<br />
<br />
'2010 Mavi Marmara baskını sırasında taraflar arasındaki görüş ayrılıkları daha açık görülmeye başlandı. Gazze'ye giden gemide İsrail komandolarının 9 Türk'ü öldürmeleri ardından Gülen, bu konvoyun yola çıkmasına izin verilmemesi gerektiğini söylemişti. İlişkilerin gerildiği bir başka olay da, İstanbul'da bir savcının, MİT Müsteşarı Hakan Fidan'ı, PKK ile ilişkiler konusunda ifade vermeye çağırması oldu. Öfkelenen Erdoğan, istihbarat görevlilerinin ifade vermesini hükümet onayına bağladı ve Gülen'e ait okulları kapatma tehdidinde bulundu.'<br />
<br />
<b> LAİKLERİN KEYFİ UZUN SÜRMEYECEK</b><br />
<br />
Ancak bu gerilim nedeniyle 'şimdi ellerini ovuşturan Türkiye'nin laiklerinin keyfi çok uzun sürmeyebilir' uyarısında bulunuyor Economist ve yorumunu şöyle sonlandırıyor:”Erdoğan ve Gülen, çıkar ilişkisinin tarafları. Birbirlerine yumruk sallıyor olmalarının bir pazarlığın başlangıcı olduğuna inananlar var. Erdoğan'ın taraftarlarının büyük bölümü Gülen'e sıcak bakıyor. Gülen'in taraftarları da Erdoğan'a öyle. Birbirlerine hasım olduklarını söyleyecek haklı sebepleri yok. Çünkü bu her iki tarafın da zararına olur.”<br />
<br />
<i>RO/Zilan Dersim</i> <br />

]]></description>
</item>

<item>
<title>Zirvede ne konuştular?</title>
<link>http://www.rizgari.com/modules.php?name=News&amp;file=article&amp;sid=39927</link>
<language>turkish</language>
<description><![CDATA[
<a href=http://rizgari.com/images/wenenuce/zirvede-ne-konustular.jpg><img src=http://rizgari.com/images/wenenuce/zirvede-ne-konustular.jpg align=left width=125 hspace=5 vspace=5 border=0></a><b>Rizgarî Online/</b> Türk Başbakanı Erdoğan ve Obama'nın görüşmesi dünya basınında... Erdoğan ile ABD Başkanı Barack Obama’nın Washington’da gerçekleşen zirvesi, dünya basınında geniş yankı buldu.İngiltere ve Amerika’da yayınlanan gazeteler görüşmelerinin ayrıntılarını sayfalarına taşıdı. İngiltere’de yayınlanan Guardian gazetesi, Obama ve Erdoğan’ın Esad’ın gitmesinde hem fikir olduklarını bu nedenle Suriye krizinin giderilmesi konusundaki büyük farklılıklar üzerinde durmadıklarını yazdı. Gazete, Erdoğan’ın Suriye’deki yıkımı sona erdirecek daha acil ve daha olumlu bir adım için bastırdığını aktararak şöyle yazdı: <br />
<br />
"Başbakan Erdoğan, Obama’yı kendi vatanında utandırmak istemeyerek iki farklı yaklaşım hakkında yanıt verirken bardağa bakmayı tercih ederek‘ bardağın yarısını dolu görmek boş görmekten iyidir" ifadesiyle her ikisinin de Esad’in gitmesi konusunda hemfikir olduklarını söyledi. <br />
<br />
<b> WASHINGTON POST: TÜRKİYE ÖNEMLİ GEÇİŞ KAPISI </b><br />
<br />
Amerika’da yayınlanan Washington Post gazetesi, yağmur altında yaptığı basın toplantısında her iki ülkenin de Suriye konusundaki yeni eylemler üzerinde hiçbir ipucu vermediğini ancak Esad’ın ayrılması için baskıların sürmesi sözü verdiklerini yazdı. Gazete ayrıca, Erdoğan’ın, Esad’ın hükümeti daha hızlı bırakması konusunda Amerika’dan daha fazla adım atması için ısrarcı olduğunu Obama’nın ise ABD’nin bunu yaparken yalnız olmayacağının altını çizdiğini aktardı. <br />
<br />
Washington Post son olarak, ABD’nin NATO üyesi ve büyük çoğunlukla “laik bir ulus olan Türkiye”yi İslam dünyasıyla ilişkilerde çok önemli bir geçiş kapısı olarak gördüğünü belirtti. <br />
<br />
<b> WALL STREET JOURNAL: SURİYE’YE BASKI YAPACAKLAR </b><br />
<br />
Wall Street Journal gazetesi de her iki liderin Suriye lideri Esad’ın görevini bırakarak yerine geçici bir hükümetin gelmesinde anlaştıklarını bildirdi. Obama’nın ‘bu sıradışı şiddet ve güç durumla baş etmek için sihirli bir formül yok. Olsaydı, sanırım Erdoğan ve ben zaten uygulardık ve şimdiye kadar bitmiş olurdu’ sözlerini aktaran gazete, Erdoğan’ın da büyük güçlerin bu savaşı sona erdirmeye yardımcı olacaklarını umut ettiğini, Rusya ve Çin’in bu sürecin bir parçası olmalarının çok önemli olduğunu ayrıca BM Güvenlik Konseyi’nin katılımının da itici güç yaratacağı sözlerine yer verdi.<br />
<br />
<b> CNN:SURİYE’DEKİ SAVAŞIN NASIL BİTECEĞİNİ TARTIŞTILAR </b><br />
<br />
Amerikan televizyon kuruluşu CNN ise iki liderin toplantısını 'Suriye’deki sivil savaşın nasıl sona ereceğini tartıştılar’ şeklinde duyurdu. Suriye hükümetine karşın muhalefetin nasıl güçlendirileceği, savaş yüzünden yerinden edilmiş insanlara yardım etmeyi ve uluslararası toplumu harekete geçirerek Beşar Esad’ın üzerine daha fazla baskı yaratmayı ve siyasi bir geçiş oluşturmayı tartıştıklarını yazdı. CNN, Erdoğan’ın Suriye’nin bölge için bir terörist organizasyon olmasını önlemeye çalıştıklarını ayrıca kimyasal silahların kullanılmaması, bütün azınlık haklarının güvence altına alınması konusunda anlaşmaya vardıklarını ve bunların kendileri için öncelikli konular olduğu açıklamalarını aktardı.<br />
<br />
<b> Kablolu yayın Türk başbakandan nefret ediyor</b>  <br />
<br />
Öte yandan Türk medyasının kaydettiğine göre, Prestijli dijital gazete Huffington Post'ta Erdoğan ve Başkan Obama'nın düzenlediği ortak basın toplantısının tv kanallarına nasıl yansıdığıyla ilgili bir eleştiri yazısı yayınlandı.<br />
<br />
Jack Mirkinson ve Rebecca Shapiro imzalı yazıda tv kanallarının Erdoğan’ı görmezden gelmesi anlatılırken “Kablolu yayın Türk başbakanından nefret ediyor” başlığı seçilmiş. İşte o yazı:<br />
<br />
<b> 'BAŞKANIN YANINDAKİ O ADAM'</b><br />
<br />
“Başkan Obama’nın Perşembe günkü basın toplantısında değindiği IRS, Bingazi ve AP skandalıyla ilgili her sözü eksiksiz yayınlamak konusunda tüm tv kanalları dizilmişti. Fakat can sıkıcı bir problem vardı: Başkanın yanındaki diğer adam konuşup duruyordu ve konuştukları İngilizce bile değildi! <br />
<br />
O adam Türkiye Başkbakanı Recep Tayyip Erdoğan ’dı. Kendisi dünyanın önemli bir bölgesinde, önemli bir adam. Ortadoğu ve Suriye politikalarıyla ilgili oldukça dinlemeye değer şeyler de söylüyordu. Fakat belli ki, hiç bir televizyon yöneticisi bu sözlerin Amerikan izleyicisinin bu kadar dış mesele kaldıramayacağını düşünmüş olmalıydı. O nedenle onu (Başbakan Erdoğan’ı) görmezden gelmeye karar vermek gibi bir çözüm buldular. Ne zaman Erdoğan konuşmaya başlasa yayını kesip stüdyoya döndüler. Ne zaman Obama konuşmaya başladı, koşarak Beyaz Saray’a bağlandılar. Bu neredeyse tüm tv kanallarında yaşandı. Hatta bazı tv kanalları Türk gazetecilerin sorularını da kesmeyi tercih etti. O sorulara Obama cevap veriyor olsa bile.” <br />
<br />
<i>RO/Zilan Dersim</i><br />

]]></description>
</item>

<item>
<title>Suriyeli muhalifler: Silahları gece sivil Türklerden alıyoruz</title>
<link>http://www.rizgari.com/modules.php?name=News&amp;file=article&amp;sid=39926</link>
<language>turkish</language>
<description><![CDATA[
<a href=http://rizgari.com/images/wenenuce/silahlari-gece-turklerden-aliyoruz.jpg><img src=http://rizgari.com/images/wenenuce/silahlari-gece-turklerden-aliyoruz.jpg align=left width=125 hspace=5 vspace=5 border=0></a> <b>Rizgarî Online/</b> Reyhanlı’da "silahlı sakallı Suriyeliler" diye bilinen yaralılar anlattı: Silahlar sınırda, sivil giyimli Türkler tarafından gece teslim ediliyor. Taraf gazetesi yazarı Amberin Zaman, Hatay'ın Reyhanlı ilçesinde "silahlı sakalı Suriyeliler" olarak bilinen Esad güçlerine karşı savaşanlarla konuştu. Zaman'ın konuştuğu kişiler, sivil giyimli Türklerin gece yarısı, karanlıkta sınıra yakın bir bölgede kendilerine silah ve mermi verdiklerini söyledi.Amberin Zaman'ın Taraf'ta "İşte silahlı sakallı Suriyeliler" başlığıyla yayımlanan (17 Mayıs 2013) yazısı şöyle:<b> İşte silahlı sakallı Suriyeliler</b><br />
 <br />
Onlarca vatandaşımızın hayatını yitirdiği Reyhanlı saldırısının ardından ilçede kol gezdikleri iddia edilen “silahlı sakallı Suriyeliler” söylentileri jet hızıyla yayılmaya başladı. Reyhanlı’da sığınmacıların yanı sıra muhaliflerin de yaşadığı ve örgütlendiği sır değil. Geçen yıl Suriye ordusundan kaçan bir general ile Reyhanlı’da mülakat yapmıştım. Evi muhaliflerle dolup taşıyordu. Ancak patlama sonrası geldiğim Reyhanlı’da bunca iddiadan sonra şu “sakallıların” izini yeniden sürmek gerekiyordu. Sürdüm ve de buldum.<br />
 <br />
<b>‘Fizik Tedavi Rehabilitasyon Merkezi’</b><br />
<br />
Bomba yüklü araçların patladığı kent merkezinin az aşağısında, kuytu bir binada... Binanın girişinde Türkçe ve Arapça olarak “Fizik Tedavi Rehabilitasyon Merkezi” yazılı bir levha asılı. Aralarında Arapça konuşan sakallı erkekler binanın içine girip çıkıyor. Ancak ne ellerinde ne bellerinde silah var. Koltuk değnekleri var. Kimisi topallıyor, kimisi tekerlekli sandalyede. Hepsi Suriyeli ve -biri hariç- Esad güçlerine karşı savaşırken yaralanmışlar. Türkiye’ye tedavi için gelmişler. Tekerlekli sandalyede olan adamın adı Imad Ali Khaled. 37 yaşında. Humuslu. Boynunda çekirdekten dizilmiş bir tespih var, elinde sigara. Gözleri kapkara, keder saçıyor. Bir ay önce gelmiş. Kaçak yollardan. El Faruk Tugayı’nda savaştığını anlatıyor. Geçtiğimiz günlerde YouTube’a düşen dehşetengiz videoda Suriyeli bir askerin göğsünü yararak kalbini çıkartıp yiyen Abu Sakkar isimli muhalifin komutanlığını yürüttüğü ve lügatimize yeni giren “ılımlı Selefi” diye tarif edilen El Faruk Tugayı’ndan bahsediyor. “Ilımlı” çünkü diğer İslami gruplardan farklı olarak hilafet düzenine sıcak bakmıyorlar. Tam anlamadım ya, neyse... İmad rejim güçleriyle çatışırken beline mermi isabet etmiş. Artık yürüyemiyor. Beş erkek kardeşi aynı şekilde savaşta hayatını yitirmiş. Mekanik şekilde not alıyorum. İmad birden sert bir tonla; “Karımı ve beş çocuğumu da o caniler öldürdü” diyor. “Onların ne suçu vardı?” Donup kalıyorum.<br />
<br />
Yan masada temiz yüzlü bir genç oturuyor. Adı Hani El Agâh. O da Humuslu. Daha yirmi yaşında. “Benim de amcam ve iki kızını katlettiler,” diyor. “Askerliğimi yapıyordum derhal kaçıp Liva El Hak Tugayı’na katıldım.” Liva El Hak, El Faruk’la yakın işbirliği yapan bir örgüt. İdeolojileri de benziyor. Anladığım kadarıyla örgütlenme farklı figürler etrafında yapılınca isimler de farklı oluyor. Bu parçalı yapı muhalefetin en büyük zaaflarından biri.<br />
<br />
Hani, iki ay önce Humus’ta Esad güçleriyle birlikte savaşan “İranlı Şiiler” tarafından vurulduğunu söylüyor. Ayağında karnında ve omzunda kurşun yaraları var. Otururken aslan gibi duruyor. Ayağa kalkınca birden çöküveriyor.<br />
<br />
<b> ‘Hafif silahlar, mermi veriyorlar’</b><br />
<br />
Hani koltuğuna yeniden oturtulunca cesaretimi toplayıp kritik soruyu atıyorum ortaya. “Türkiye’nin sizlere silah verdiği iddia ediliyor, doğru mu?” İlk cevap Hani’den. “Türkler bizim kardeşlerimiz. Dünya bizi yalnız bıraktı ama Türkler bize yardım ediyor.” Tekrar soruyorum: “Silah veriyorlar mı?” “Allah razı olsun,” diyor Hani. “Hafif silahlar, mermi veriyorlar.” Silahların nasıl ve nerede teslim edildiğini soruyorum. Bu kez adı Firuz El Zobhi olduğunu söyleyen biri cevap veriyor. Kolunda yılan gibi yürüyen ince ama derin bir yara izi var. O da El Faruk’tan. “Silahlar sınırın sıfır noktasında teslim ediliyor. Teslim eden Türkler sivil giysili” diyor. Ve ekliyor: “Teslimat gece yapılıyor.” “Tam olarak nerede peki?” “Sınırın muhtelif noktalarında,” derken Firuz aniden susuyor. Sorularımın artık şüphe uyandırdığını fark ediyorum. Oysa silah veren Türklerin devletle ilgilerinin olup olmadığını soracaktım. Havayı yumuşatmaya çalışıyorum. “Erdoğan’ı çok seviyorsunuz değil mi?” Hepsi birden rahmetli Erbakan gibi başparmaklarını kaldırıyor. “Erdoğan’ı çok ama çok seviyoruz, Şükran (teşekkürler) Erdoğan,” diyorlar Hani coşku dolu bir sesle.<br />
<br />
Ama Türkiye’de birçok insan kendileri gibi rejime karşı savaşanlara radikal İslamcı etiketini yapıştırıyor ve burada bulunmalarından rahatsızlık duyuyor. Hükümet bu konuda yoğun eleştiri bombardımanına tutuluyor. Farkındalar mı? Söze giren kumral yakışıklı bir genç “Biz radikal değiliz biz sadece özgürlük istiyoruz,” diyor. Adı Muhammet El Musa. “Benim elim asla silah tutmadı mesela. Humus’ta üniversitede İngilizce edebiyatı okuyordum. Tarih 3 Ocak 2012. Sınavlardan eve dönüyordum. Sokakta telefonla konuşurken birden kendimi çırılçıplak hâlde hastanede buldum. Durup dururken beni sokak ortasında vurdular, beynim etkilendi artık doğru dürüst yürüyemiyorum. Geleceğim kayboldu, bundan sonra ne olurum hiç bir fikrim yok,” diyor. Musa’nın en sevdiği yazarlar Charles Dickens ve Emily Brontë, ama artık bol bol Kuran-ı Kerim okuyordur.<br />
<br />
Birden orta yaşlı (ve evet sakallı) bir adam geliyor yanımıza. Adı Abu Abdo. Ayaklanmanın ilk günlerinde 14 yaşındaki oğlu muhaliflere katılmış. Çatışmada beyninden yaralanmış. O da yürüyemiyor. Acısını dindirmek için Abdo oğlunun durumunda olan Suriyelilere yardım etmeye karar vermiş. Sekiz ay önce Reyhanlı’daki fizik tedavi merkezini kurmuş. “Gel içeri gezdireyim seni” diyor.<br />
<br />
<b> 50’ye yakın Suriyeli savaşçı tedavi görüyor</b><br />
 <br />
Çaktırmamaya çalışıyorum ama karşılaştığım manzara içimi iyice karartıyor. Rehabilitasyon merkezi demek için bin şahit lazım. Aletler gayet iptidai. Medikal havası veren tek şey masanın üstünde duran alçıdan yapılmış omurga modeli. Ama çocuklar büyük sebatla egzersizlerini yapıyorlar. “Eyvah, çocuklarım mı oldular şimdi. Ya kalbi yiyen yamyam, tarafsız kalman gerekiyor tarafsız” diye ikaz ediyorum kendimi. 50’ye yakın Suriyeli savaşçı burada tedavi görüyormuş. Reyhanlı’da kalacak yerleri olmayanlar merkezde yatıyor. Yerde. Doğru dürüst mutfak dahi yok. Abu Abdo merkezi Suriyelilerin finanse ettiklerini anlatıyor. Türk hükümeti nakdî herhangi bir yardımda bulunmuyormuş. “Bize kapılarınızı açmış olmanız yeterli” diyor Abu Abdo.<br />
<br />
Tedavi görenler arasında El Nusra Cephesi’nden olan var mı? “Olur mu hiç” yanıtında bulunuyor Hani. “Onlar en güçlülerimiz, onlar canlı bomba, onlar içeride savaşıyorlar.” Birden gözleri doluyor “biz ise...” Odaya uzunca bir sessizlik çöküyor.“<br />
<br />
<i>RO/Cemil Süphan</i>
]]></description>
</item>

<item>
<title>Silahlar sussun diye 2 aydır debeleniyoruz</title>
<link>http://www.rizgari.com/modules.php?name=News&amp;file=article&amp;sid=39925</link>
<language>turkish</language>
<description><![CDATA[
<a href=http://rizgari.com/images/wenenuce/silahlar-sussun-diye-debeleniyoruz.jpg><img src=http://rizgari.com/images/wenenuce/silahlar-sussun-diye-debeleniyoruz.jpg align=left width=125 hspace=5 vspace=5 border=0></a> <b>Rizgarî Online/</b> “Akil İnsanlar” Heyeti Marmara Bölgesi Grubu Başkanı Arıboğan, "Sırf bu ülkede silahlar sussun diye bir sürü protestoya rağmen yaklaşık 2 aydır debeleniyoruz" dedi.“Akil İnsanlar” Heyeti Marmara Bölgesi Grubu Başkanı Deniz Ülke Arıboğan, Grup Başkanvekili Mithat Sancar, Grup Sekreteri Levent Korkut, grup üyeleri Hülya Koçyiğit, Ali Bayramoğlu, Hayrettin Karaman ve Mustafa Armağan, kentteki bir otelde gazetecilerle bir araya geldi. AA´nın haberine götr,”Türkiye'de barış projesini, bir demokratikleşme projesine dönüştürmek için toplumdan ciddi veriler topladıklarını belirten Arıboğan, özellikle medyanın barışa vereceği desteğin çok büyük önemi olduğunu vurguladı. Arıboğan, 30 yıldır süren bir çatışma ortamında çok ciddi ölçüde toplumun travmatize edildiğini dile getirerek, "Bu çatışma, şiddet dili hayatımızın her aşamasına nüfuz etmiş durumda" dedi.İNSANIN YÜREĞİNDE AĞIRLIK YARATAN BİR SÜREÇ<br />
<br />
Bir soru üzerine Arıboğan, şunları kaydetti:<br />
<br />
"Dünyada böyle bir örnek yok. Böyle bir heyet nasıl çalışır, toplumla siyaset arasında böyle bir moderasyon nasıl yapılır, bilmiyorduk doğrusunu isterseniz. Zaman zaman sorulara cevap veriyoruz ama gerçekten oradan gelen geri dönüşleri de alıyoruz. Bizler için de yani insanın yüreğinde ağırlık yaratan bir süreç.<br />
Bizim de görmediğimiz bilmediğimiz şeyleri duyuyoruz, insanların ne kadar mağdur edildiklerini biliyoruz ve bu sadece bu siyasete ait bir şey değil, Cumhuriyetin kuruluşundan beri birçok hükümet, mağduriyetleri görmezden gelmiş. İnsanlardaki barışa hasreti gördüğünüz zaman, üç tane evladını kurban vermiş bir anne çıkıp size 'Ben her ölümün arkasından ağlıyorum, her genç evlat toprağa düştüğünde aynı acıyı çekiyorum' dediğinde, 'Barış istiyorum' dediğinde orada hissedilen yürek derinliğinden eziliyorsunuz doğrusu."<br />
<br />
YAKLAŞIK 2 AYDIR DEBELENİYORUZ<br />
<br />
Başkanlık sistemine ilişkin değerlendirmelerde de bulunan Arıboğan, şunları kaydetti:"Böylesine radikal bir anayasa değişikliğine gidilecek mi gidilmeyecek mi? O kolay da görünmüyor doğrusunu isterseniz, ama bu tartışılacak olan bir konu. Bence buradaki esas incitici olan şey bu toplumun maalesef artık bir rüşvet karşılığı olmadan gerçekten iyi niyetle, halisane duygularla bir şey yapılacağına olan inancını kaybetmiş olması. Bu bana çok acı geliyor.<br />
<br />
Mesela bize bakıyorlar, bu adamlar para alıyordur, filan diyorlar. Almıyoruz. 'Hükümete hizmet ediyordur, makam arıyorlardır.' Etmiyoruz, siyasete de girmeyeceğiz, ne yapacağız bakalım. İki aydır, 'sırf inandığımız bir şey için sırf bu ülkede silahlar sussun, bir gencimiz daha hayatını kaybetmesin' diye bir sürü protesto, hakaret, şuna buna rağmen yaklaşık 2 aydır debeleniyoruz. Görevimiz bitene kadar da uğraşacağız." <br />
<br />
<i>RO/Cemil Süphan</i><br />

]]></description>
</item>

<item>
<title>Reyhanlı'nın hesabını sormak... </title>
<link>http://www.rizgari.com/modules.php?name=News&amp;file=article&amp;sid=39924</link>
<language>turkish</language>
<description><![CDATA[
<a href=http://www.rizgari.com/images/cengizcandar190611.jpg><img src= http://www.rizgari.com/images/cengizcandar190611.jpg align=left width=125 hspace=5 vspace=5 border=0></a><b>Cengiz Çandar*/</b> Suriye ve Suriye üzerinden gelinen noktada, nerede yanlış yapıldı; ne yapılması gerek; 'doğru' nedir? Bunları tartışalım.Tam iki hafta önce. Öğle saatleri. Güney Afrika’dayım. Pretoria’dan Botswana sınırına doğru, bir otobüste yol alıyor, dışarısını seyrediyorum. Telefonum çalıyor. Velid Cunblat arıyor Beyrut’tan. Nerede olduğumu, ne yaptığımı söylememe fırsat vermeden, heyecanlı bir ses tonuyla dalıyor söze: “Geçen yıl söylediğim çıkıyor işte. Banyas’taki katliam ile Başşar, kıyı şeridinde bir Alevi devletinin kurulmasının temellerini atmaya başladı...” Sözünü ettiği gelişmeden hiçbir haberim olmamıştı. Ortadoğu’nun en kıdemli ve en tecrübeli siyasi liderlerinden olan Velid Cunblat’ın telefondaki hararetli anlatımı, haberden ziyade durumla ilgili yoruma ağırlık verdiği için somut olarak ne olduğunu öğrenemiyorum ama onun alelacele telefona sarılmasına yol açacak dramatik bir gelişmenin Suriye’de cereyan etmiş olduğunu bana anlatmış oluyor. <br />
<br />
Birkaç gün önce, Suriye konusunda en ayrıntılı ve isabetli bilgi kaynaklarından biri olan Joshua Landis’in ‘Syria Comment’ adlı blog’unda ‘Bayda ve Banyas katliamları, bir Alevi devleti yaratmak amaçlı bir etnik temizliği mi ifade ediyor?’ başlıklı yazıda çok çarpıcı bilgilere ulaştım. Joshua Landis, ABD’de Oklahoma Üniversitesi’nde Ortadoğu Merkezi’nin başında. Eşi Suriyeli bir Alevidir ve Suriye’ye kolayca girip çıkabilen, orada yaşamış az sayıdaki Amerikalıdan biridir. <br />
<br />
İki hafta önceki Banyas ve hemen yanı başındaki Bayda’da cereyan eden ‘Sünni katliamı’nın bir Alevi devleti kurma amacı taşımadığına dair uzman yorumlarına yer vermiş. Katliamın gerekçesi olarak “mezhep çatışmasının Esad’ın çıkarına olarak derinleştirilmesi, bu vesileyle Alevi savaşçıların devşirilmesi ve böylesine bir tırmanmayla Alevilere başlarına gelecekte neler gelebileceği ‘mesajı’nın verilmesi olduğu” öne sürülüyor. <br />
<br />
Elbette, Sünnilere yönelik katliamın, kendiliğinden, Alevi yoğun bölgelerde cepler halinde yaşayan Sünnilere kaçırtma gibi bir hesap taşıdığına işaret ediliyor. Çatışma ortamları için geçerli benzeri ‘temizlik’ uygulamalarının Ortadoğu bölgesinde 1948’de Filistinlilerin Siyonistler tarafından evlerini barklarını terk ederek kaçmalarına yol açan katliamlarla ve 1915’te Anadolu’da Ermenilere uygulanan örnekte söz konusu olduğu belirtiliyor. <br />
<br />
Söz konusu yazıda, Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu’nun, Suriye ordusunun, ülkenin başka yerlerinde kaybetmekte olduğu için Banyas’ta etnik temizliğe başladığı yolundaki sözlerine yer verilerek bunun doğru olmadığı, zira Esad güçlerinin kaybetmediği üzerinde duruluyor. Esad güçlerinin ülkenin başka bölümlerinde kaybetmesi halinde, kıyı şeridinde çok daha şiddetli bir temizliğe girişeceklerini ama Banyas’ta olanın o olmadığı iddia ediliyor. <br />
<br />
En can alıcı bilgi ise –yorum değil bilgi- Banyas ve Bayda’da gerçekleştirilen katliamın Suriye (rejim) ordusu tarafından değil, Şebiha adlı çetelerin en önemlisi ve en etkilisinin başında bulunan Mihraç Ural’ın eseri olduğu açıklanıyor. Bu iddiayı destekleyen video kayıtları var ve Ali Kayyali adını kullanan Mihraç Ural’ın Banyas katliamından birkaç gün önce, Sünnileri kastederek, “Hainlerin denize çıkabileceği yol Banyas’tan geçiyor” diyerek, gelmekte olan katliamın gerekçesini açıkladığı yine video kaydında mevcut. <br />
<br />
Mihraç Ural’ın, ‘Mukavama Suriyye’ (Suriye Direnişi) adlı Şebiha örgütünden gayrı, ‘İskenderun Sancağı’nın Kurtuluşu için Halk Cephesi’ ve ‘Hatay Kurtuluş Cephesi’ adlı, Suriye’nin ve Hatay’ın Arap Alevilerinden oluşan –elbette ki Suriye rejimiyle iç içe- silahlı örgütlerinin bulunduğundan söz edilen yazıda, Türkiye kökenli eski solcu ve ‘Acilci’yi Suriyeli Alevi din adamlarıyla görüntüleyen video kayıtları da bulunuyor. <br />
<br />
Bu isim, nüfusunun yarıdan çoğu Arap ve Sünni olan Reyhanlı’daki saldırının faili olarak da Türk güvenlik birimlerinin kayıtlarında. Olaylarda MİT ile emniyetin koordinasyon zaafının bir etkisi var mı? Reyhanlı’da 60’a yakın insanın ölümüyle sonuçlanan saldırılar önlenebilir miydi? Bu, tartışılır, araştırılır, soruşturulur ve hatta ihmali olanlar cezalandırılabilir. <br />
<br />
Ancak tartışmasız olan husus, bunu kimin yapmış olduğudur. Sorumlu elbette ki Şam’daki Başşar Esad rejimidir. Uygulayıcı, bilfiil, Banyas ve Bayda katliamlarını gerçekleştirmiş olan Mihraç Ural ve adamlarıdır. <br />
<br />
Saldırının arkasındaki adresi doğru tespit etmeden yapılacak her tartışma, atın önüne arabayı koşmak, sapla samanı karıştırmaktır. <br />
<br />
Omar al-Faruq adlı, Hummus’tan çıkma Sünni-İslami direniş örgütü komutanlarından birinin, yine video kayıtlarından görüleceği üzere, Suriyeli bir askerin kalbini yemeye kalkan vahşi görüntüleri de gerçektir ve akıl havsala alır cinsten değildir. Bunun kadar vahşi Banyas katliamı görüntülerinin haberleri, önceki günkü New York Times’ta yer alan ve International Herald Tribune’de manşetten yayımlanan Anne Barnard ve Hania Murtada imzalı haber yazısında mevcuttur. <br />
<br />
Banyas’ta ne tür bir katliam yapıldığı upuzun yazının daha şu ilk cümlelerinden anlaşılıyor zaten: “Suriye sahil şeridindeki şehrinin sokaklarından 46 bedeni topladıktan sonra, Ömer, ölü sayısını unuttu. Söylediğine göre, dört gün ağzına bir şey koyamadı. Birkaç aylık yanmış bir bebeğin yanık vücudunu, bir hamile kadının karnından çıkarılmış cenini, başında köpeği beklemekte olan bir arkadaşının yerde uzanmış cesedi aklına geliyordu sürekli olarak...” <br />
<br />
Bu durumda, Suriyeli bir Sünni-İslamcı savaşçının Suriyeli rejim askerinin kalbini yemesinden Mihraç Ural’ın Hatay’ı Türkiye’den koparmayı amaçlayan örgütünün hamile kadın karınlarından kazıdığı Sünni ceninlere, yaktıkları birkaç aylık Sünni bebeklere uzanan ‘mezhep savaşı’na dönüşmüş her türlü iğrençliğin ve çirkinliğin yansımalarıyla karşı karşıyayız. <br />
<br />
Dahası, bu ‘hal’in, Başşar Esad’ın ‘en vurucu gücü’ haline gelen Mihraç Ural üzerinden –başta Hatay- ‘Türkiye’ye ihracı’ çabalarıyla karşı karşıyayız. <br />
‘Yanlış Suriye politikası’ndan ötürü böyle bir duruma yol açıyor diye hükümete mi yüklenmeliyiz? Yoksa bu canavarlığı kendi ülkesinde yapmakla kalmayıp Türkiye sınırları ötesine taşıyan Suriye rejimini mi teşhis etmeliyiz? Sapla samanı karıştırmayalım. <br />
<br />
Suriye ve Suriye üzerinden gelinen noktada, nerede yanlış yapıldı; ne yapılması gerek; ‘doğru’ nedir? Bunları tartışalım. Eleştiriyi kim, nerede ve ne ölçüde hak ediyorsa, eleştirelim de. Ama bir şeyi asla aklımızdan çıkarmayalım: Suriye’de olaylar, 15 Mart 2011’de silahsız halkın gösterileriyle başladı. Halka silah kullanan, her gösteriyi acımasızca biçen Başşar Esad rejimiydi. Ülkesindeki çatışmayı ‘mezhep savaşı’na çevirmek isteyerek iktidarının ömrünü uzatmak isteyen Başşar Esad idi. Ülkesindeki ‘mezhep savaşı’nı Türkiye’ye ihraç etmek isteyen de Başşar Esad. <br />
<br />
Önce Suriye rejiminin ‘kanlı sicili’ni tespit edelim. Reyhanlı saldırısının arkasında bu rejimi görelim. Banyas’ta Suriyeli bebekleri, hatta ceninleri sakınmayanların, Reyhanlı’da hiçbir şeyi sakınmayacağını anlayalım. <br />
<br />
Sapla samanı ayıralım. Suriye rejimine ve onun Mihraç Ural gibi hempalarına karşı tavır alalım. Sonra ne tartışacaksak tartışalım; neyi eleştireceksek eleştirelim. <br />
Ne yapıp edip Türkiye’de bir Sünni-Alevi çatışmasının alevlenmesinin önüne geçmek gerekiyor. Reyhanlı’nın hesabı Suriye rejiminden bir şekilde sorulmazsa, rejim ‘caydırılmazsa’ ‘Reyhanlı’ tekrarlar. Asıl risk ve tehlike buradadır. <br />
<br />
Banyas’ın hesabı tutulursa Reyhanlı’nın hesabı da sorulur. <br />
<br />
Bunlar yapılabilirse Tayyip Erdoğan’ın Washington ziyareti ve sonuçlarını konuşmanın bir anlamı olur...<br />
<br />
<i>*Radikal/17/05/2013|</i><br />

]]></description>
</item>

<item>
<title>“Türkiye, Suriyeli mülteci krizi yaşıyor” </title>
<link>http://www.rizgari.com/modules.php?name=News&amp;file=article&amp;sid=39923</link>
<language>turkish</language>
<description><![CDATA[
<a href=http://rizgari.com/images/wenenuce/turkiye-suriyeli-multeci-krizi-yasiyor.jpg><img src= http://rizgari.com/images/wenenuce/turkiye-suriyeli-multeci-krizi-yasiyor.jpg align=left width=125 hspace=5 vspace=5 border=0></a><b>Rizgarî Online/</b> Türkiye’nin Suriyeli mültecilerin bir kısmını başka ülkelere göndermek isteğini yazan Washington Post’a göre, ABD, “Teklif gelirse düşünürüz” dedi. Taraf´ta yer verilen haberde şunlar kaydedildi:”ABD’nin saygın gazetelerinden Washington Post, “Son yılların en büyük mülteci krizlerinden birini yaşayan” Türkiye’nin bir süredir misafir ettiği Suriyeli mülteciler için uluslararası yardım arayışı içerisinde olduğunu yazdı. Kevin Sullivan tarafından kaleme alınan haberde, Türkiye’nin başta ABD ve Avrupa ülkeleri olmak üzere zengin ülkeleri çok sayıda Suriyeli mülteciyi topraklarında kabul etmeye çağırdığı ifade edildi. Bu hamlenin Türk hükümetinin siyasetinde bir değişikliğe işaret ettiğine dikkat çekilen haberde şu ifadeler kullanıldı:<b>Hava köprüsü teklifi</b><br />
<br />
“Ankara uzun süre mülteci krizini yönetebileceğinde ve maliyetini karşılayabileceğinde ısrar etti. Bunu ulusal bir gurur meselesi olarak gördü. Ancak ülkedeki yaklaşık 400 bin mültecinin maliyetinin 1.5 milyar dolar olması, mülteci sayısının yıl sonunda 1 milyona çıkacağı yönündeki tahminler, baskıyı artırdı. Ankara’daki yetkililere göre, Türkiye mültecilerin bir kısmını almak isteyen ülkelere bir hava köprüsü kurmak konusunda istekli. Ancak buna sıcak bakan ülke yok.”<br />
<br />
Haberde, ABD’nin şu ana kadar Türkiye’deki mülteciler için 44 milyon dolarlık maddi yardım yaptığı da ifade edildi. Bununla birlikte ABD Dışişleri Bakanlığı yetkilileri, “Ne Türkiye’den ne de Birleşmiş Milletler’den Suriyeli mültecileri topraklarımıza kabul etmemiz yönünde bir çağrı almadık. Böyle bir teklif söz konusu olduğunda üzerinde düşünmek için hazırız. Ancak şu aşamada mültecilerin uzak bir ülkeye gönderilmektense kendi ülkelerine geri dönmek için beklemeyi tercih edeceğini düşünüyoruz” dedi.<br />
<br />
ABD’nin en büyük mülteci yerleştirme programına sahip olduğunu söyleyen Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Patrick Ventrell ise, “ABD olarak BM’nin öncülüğünde Suriyeli mülteciler için yerleşim seçeneğini değerlendirmeye hazırız” diye konuştu.<br />
<br />
<b> “Çılgın olmak lazım” </b><br />
<br />
Ancak ABD Mülteciler ve Göçmenler Komitesi Başkanı Lavinia Limon “Maliyetler, lojistik ihtiyaçlar, güvenlik gibi konuların değerlendirilmesi ve çözümü bir yıldan fazla bir zaman alabilir. Bu da ABD’nin mülteci sorununun çözümüne önemli katkı yapabilecek sayıda insanı kabil etmesini neredeyse imkansız hale getiriyor. Eğer Obama’yla konuşabilseydim ona ‘Bunu düşünüyorsanız çılgın olmanız lazım’ derdim” diye konuştu.<br />
<br />
<i>RO/Ömer Kaçar</i><br />

]]></description>
</item>

<item>
<title>Rusya'dan Esad'a büyük yardım!</title>
<link>http://www.rizgari.com/modules.php?name=News&amp;file=article&amp;sid=39922</link>
<language>turkish</language>
<description><![CDATA[
<a href=http://rizgari.com/images/wenenuce/rusya-dan-esata-yeni-yardim.jpg><img src=http://rizgari.com/images/wenenuce/rusya-dan-esata-yeni-yardim.jpg align=left width=110 hspace=5 vspace=5 border=0></a><b>Rizgarî Online/</b> ABD rest çekmişti ama...ABD'nin yoğun karşı çıkmalarına rağmen, Rusya'nın Suriye'ye gelişmiş füze yardımı yapmayı sürdürüyor. Beyaz Saray'dan perşembe gecesi yapılan açıklamada Putin'in Suriye'ye, denizden gelecek saldırılara savunma amacıyla, 'gemi avcısı' füzeler gönderdiği belirtildi. Suriye&#8217;nin şimdiye kadar kullandığı Scud ve diğer füzelerin aksine 'Yakhont' deniz savunma füzeleri, Esad'ın dış ülkeler tarafından deniz yoluyla muhaliflere sağlayacağı silah ya da ambargo kuşatması gibi tehditlere karşı kendini savunmasını sağlayacak.Vatan gazetesinden Enis Başak´nın haberinin ayrıntısında şunlara yer verildi:&#8221;Buradaki ince detay ise deniz yoluyla koyulan ambargoların belli bir bölge üzerinde uçuşa yasak noktalar oluşturularak yaratılması. Hatırlanacağı üzere Başbakan Erdoğan, Amerikan NBC kanalına verdiği röportajda ABD'ye Suriye'de uçuşa yasak bir bölge oluşturma konusunda destek vereceğini açıklamıştı. Bu da akıllara Rusya'nın Türkiye'ye karşı bir duruş sergileyip sergilemediği sorusunu getiriyor.<br />
<br />
NYT'nin ABD istihbaratından sızdırdığı bu bilginin ABD-Rusya görüşmelerinin hemen ertesinde gelmesi de diğer bir düşündürücü nokta. ABD Dışişleri Bakanı John Kerry'nin konuyla ilgili 'Rusya'nın Esad'ı desteklememesini tercih ediyoruz' sözlerinden sonra gelen bu gelişmeye Amerikan yönetiminin nasıl bir tavır alacağı merak ediliyor.<br />
<br />
Suriye'nin elinde bulunan daha eski model Yakhont tarzı füzeler yine Rusya'dan 2007 ve 2011 yılların temin edilmişti. <br />
<br />
<b> YAKHONT FÜZELERİNİN ÖZELLİKLERİ</b><br />
<br />
Yaklaşık 3 ton ağırlığında olan Yakhont füzeleri 300 kilogramlık savaş başlıkları taşıyabiliyor. Bu füzeler kıyılarda bulunan birlikler tarafından kullanılabildiği gibi aynı zamanda askeri gemiler ve donanma uçakları tarafından da tercih ediliyor.<br />
<br />
<b> LAVROV'DAN AÇIKLAMA GELDİ</b><br />
<br />
Rusya Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov konuyla ilgili açıklamalarda bulundu. Lavrov, basının bu konuyu neden büyüttüğünü anlamadığını belirtirken 'yasadışı bir şey yapmıyoruz' ifadelerini kullandı. 'Suriye'ye gönderdiğimiz silah sevkiyatlarını hiç saklamadık. Bunlar daha önce imzalanan kontratlar dahilinde yapılan teslimatlardır ve bizim kendi hukukumuzdur' diye konuşan Lavrov gönderdikleri uçak savar mühimmatının ve silahlarının muhaliflerle olan savaş herhangi bir avantaj sağlamayacağını ifade etti.&#8221;<br />
<br />
<i>RO/Ömer Kaçar</i> <br />

]]></description>
</item>

<item>
<title>Suriye için 'sihirli' formül çıkmadı</title>
<link>http://www.rizgari.com/modules.php?name=News&amp;file=article&amp;sid=39921</link>
<language>turkish</language>
<description><![CDATA[
<a href=http://i.radikal.com.tr/480x325/2013/05/16/fft64_mf1459875.Jpeg><img src= http://i.radikal.com.tr/480x325/2013/05/16/fft64_mf1459875.Jpeg align=left width=125 hspace=5 vspace=5 border=0></a><b>Deniz Zeyrek*/ </b> Suriye'de askeri müdahaleye ikna olmayan Obama, Esad'ı bitirmenin sihirli formülü olmadığını söyledi. Erdoğan da Esad'ın gitmesi ve muhalefete desteğin önemini vurguladı.Başbakan Tayyip Erdoğan, ‘A protokolü’ ile ağırlandığı Beyaz Saray’da ABD Başkanı Barack Obama ile başta Suriye krizi, Kuzey Irak yönetimiyle petrol anlaşması ve Ortadoğu barış süreci kapsamında Gazze’ye ziyaret olmak üzere çok sayıda kritik meselenin yer aldığı dosyayı masaya yatırdı. Önce Oval Ofis’te gazetecilere görüntü veren iki lider, daha sonra Bakanlar Kurulu Odası’nda heyetler arası görüşmeye başkanlık etti. Yaklaşık 3 saat süren görüşmesinin ardından iki lider Rose Garden’da kameraların karşısına geçti. Obama Rusya ile mutabakata varılan siyasi çözüm sürecine vurgu yaparak “Esad rejimi üzerindeki baskıya ve muhalefetle çalışmaya devam edeceğiz. Esad’ın içinde olmadığı demokratik bir geçiş süreci için çaba göstermeye devam edeceğiz. Esad’ın gitmesi konusunda kararlıyız. Esad’ın ortaya koymuş olduğu, çözüme olanak vermeyen şiddet bitmeli. Suriye konusunda Türkiye ile yakın çalışmaya devam edeceğiz” dedi. Obama, Esad’ın gitmesinin ne kadar kısa sürede olursa o kadar iyi olacağını belirterek şunu söyledi: “Asıl soru bunun ne şekilde olacağı. Zaten bunları konuştuk. Suriye’deki şiddet ve sıra dışı durum için sihirli bir formül yok. Olsaydı, Sayın Başbakan ve ben bununla ilgili harekete geçerdik ve çoktan bitirmiş olurduk. Bunun yerine yaptığımız şey uluslararası baskıyı artırmak, muhalefeti güçlendirmek. Cenevre’deki görüşmelerin, Rusya’nın ve Suriye’de her kesimi içerecek siyasi geçişin temsilcilerinin de katılımıyla, sonuç verebileceğini düşünüyorum. Ancak bu sırada, muhalefete yardım ve insani durumla ilgilenmeye devam edeceğiz.” Obama, Türkiye’nin önümüzdeki günlerdeki Cenevre görüşmelerinde Suriye’de tarafların bir araya getirilmesinde önemli rol oynayacağını söyledi. Obama, PKK şiddetini sona erdirmek için Türkiye’ye desteğin süreceğini belirtti. Erdoğan da “Suriye’de kanlı sürecin sonlandırılması, halkın meşru taleplerini karşılayan yeni bir yönetimin inşası konusunda ABD ile tam bir matabatak içindeyiz. Muhalefetin desteklemesi ve Esed’in gitmesi, Suriye’nin terör örgütlerinin faaliyet sahası olmasının engellenmesi, kimyasal silahların kullanılmasının engellenmesi, bütün azınlıkların güvenliklerinin temin edilmesi öncelikli olarak önem arz etmektedir” diye konuştu. Erdoğan, Suriye sorununun çözümü konusunda, Rusya’nın ve Çin’in işin içinde bulunmasının süreci hızlandıracağını, uluslararası camianın baskısının da önem arz ettiğini söyledi. Erdoğan, “Şu anda bizler uluslararası camianın Suriye konusundaki hassasiyetini görmek istiyoruz” dedi. <br />
<br />
Gazze’ye gidecek <br />
<br />
Suriyelilere insani yardımın 1,5 milyar dolara ulaştığını ve ‘açık kapı politikasıyla’ yardımların devam edeceğini belirten Erdoğan, haziran içinde Gazze’ye ziyaretinin söz konusu olduğunu, Batı Şeria’ya da gideceğini açıkladı. <br />
<br />
Erdoğan basın toplantının ardından 6 blok ötedeki Dışişleri Bakanlığı’nda Başkan Yardımcısı Joe Biden ve Dışişleri Bakanı John Kerry ile resmi öğle yemeği resepsiyonuna katıldı. Akşam saatlerinde ise Obama ile Erdoğan bir çalışma yemeğinde bir araya geldi. Diplomatik Kabul Salonu’nda verilen yemeğe 220 davetli katıldı. Yemekten sonra Erdoğan Kongre’de Temsilciler Meclisi Başkanı John Boehner ile bir araya geldi. Kongre’den sonra yeniden Beyaz Saray’ın olduğu bölgeye dönen Erdoğan, parkın karşısındaki Ticaret Odası’nda işadamlarıyla yuvarlak masa toplantısına katıldı. Toplantıdan sonra yeniden yürüyerek parkı geçip Beyaz Saray’a giren Erdoğan, Obama ile basına kapalı akşam yemeği yedi.<br />
<br />
<i>*Radikal/17/05/2013</i><br />

]]></description>
</item>

<item>
<title>Weke Tevgera Kurdên Bakur Îro pêwîstiya me bi çi heye?</title>
<link>http://www.rizgari.com/modules.php?name=News&amp;file=article&amp;sid=39920</link>
<language>kurdish</language>
<description><![CDATA[
<img hspace="4" alt="" align="left" src="http://rizgari.com/images/wenenuce/pdk-bakur-bube-eser.jpg" width="110" height="100"/><b>Bûbê Eser </b>/ Heger siyasetmedar, ronakbîr, hunermend û aqilmendên me, carekê li hev rûnên, bi awayekî maqûl û bi rastî herkes kumê xwe deynin ber xwe, bi dilsozî û camerî carekê li ser rewşa welatê xwe, li ser bîranîn û raberdûyên xwe, li ser hal û kirinên xwe bifikirin wê bibînin ku çi şaşî kirine û wê tê bighêjin ku îro pêwîstiya gel bi çi heye. Ji xwe ev tê zanîn lê nayê gotin û bi cî anîn. Lewra jî pêwîst e ji niha û pêde kesên me yên siyasetmedar li ser vê yekê baş bifikirin û bibîninn ku li ser rûyê vê dinyayê weke bi nifûsa xwe ya herî qelabalix, zêde û pir tenê Kurd hê negihiştiye maf û azadiya xwe, mane.<br />
<br />
Her çiqasî ev maf  bi azadiya perçeyekî ango li başûrê Kurdistanê destpê kiribe jî, ev nayê wê wateyê ku em Kurd bi temamî gihiştine heqê xwe. Ji ber ku perçê mezin û yê bi nivûsa yê herî zêde bakurê Kurdistanê ye. Lê mixabin bakurê kurdistanê jî her çiqasî li hember dagirkeran berxwe dabe jî hê çarenûsa xwe bi dest nexistiye. Çima? Divê em bi hevre li ser vê bifikirin û bersîveke rast bidin. Em wê bersîvê bidin û bibînin ku îro pêwîstiya me û ya xelkê me ji çi heye.<br />
<br />
Hûn ya rastî bixwazin li ser vê pêwîstiyê ez jî di nav de gelek ji nivîskarên me, siyasetmedarên me, aqilmend û hin jî rêvebirên me li ser vê girîngiyê nivîsîne, gotine lê pêk neanîna ya jî nikarîbûn pêk bianiyana. Çima?<br />
<br />
Ji ber ku heta li welatekî şerê çekdarî hebe, wê rojev jî di destê kesên xwedî çek de be. Ew ê gotina xwe bêjin û wê gotin ya wan be. Wê biryar ya wan be. Kiryar wê ya wan be. Yanî hemû meselên civakî û neteweyî li gor biryar û gotinên wan dê di rojevê de cihê xwe bigire. Ev jî keraseteke mezin e ku eger berê çekan ne ji bona azadiya welêt be. Ji ber ku çek tim hêze xurt dixuliqîne. Rast an jî şaş li gor xwe pêvejoyê dimeşîne.<br />
<br />
Li welatê me jî heta niha ev yeka hebû loma jî kes û kesayetiyan, rêxistin û partiyan, komela û dezgehên  ji derveyî rêxistina bi çek, nikarîbûn bibin xwedî gotina xwe ya rast ku wê di nava xelkê xwe de biparêze an jî xwedî lê derkev e. Heger ev  bi dengekî kêm, bi rêxistineyek bi çûk hatibe kirin jî dengê wan ne hatiye bihîstin. Gotin û nivîsên wan di  nava civatê de bi saya şerê çekdarî weke dihate xwestin belav nedibû. Hinan bi zanetî nedixwestin  deng û rengên din bê bihistîn jî hebûn. <br />
<br />
Her weha dema şerê çekdarî  li welatekî hebe, ew şer li gor xwe civatekê ango nifşekî jî dixulîqîne. Ew nifş jî li gor terbiye û edeba rêxistina çekdarî tê perwerdekirin. Loma jî bi wî şerê ne di berjewendiya kurdan de bû, gelek malwêranî û xerabiyên weha bi xwe re anî ku serrastkirin û teqûzkirina wan dê bi salan bajo.<br />
<br />
Çi kir wî şerî? kurd ji orf û adetên wan dur xist. Çi kir wî şerî? Hebûn û hêjayiyên gel hatin înkarkirin, binpêkirin û di şûna wan de hin terbiye û adetên ne yên kurdan bi kurdan dane qebûlkirinê. Çi kir vî şerê? Du nifş ji hev qetand û ne hişt ku tecrube, zanîn û têgihiştinên nifşekî bighêje nifşê din.Çi kir vî şerê? 4000 gundên kurdan wêran kir. Bi qasî nufusa welatekî ango nêzî 6 milyon kurd koçî tirkiyê kir. <br />
<br />
Lê taliya şer ji bona kurdan bi sifireke mezin bi dawî hat. Yên qezenc kirin dagirkerên kurdan bi xwe bûn. Ji xwe ev proje ya wan bû. Di halekî weha de ango di nava tevliheviyan de civat jî ji civatbûnê derdikeve. Loma li me kurdên bakur jî weha hatibû. Netîceya wî şerê ne di berjewendiya kurdan de bû, çi bû?. Niha encama şer xwe dighêjîne ku êdî dive hûn jî vê bizanibin û tê zanîn.Tê zanîn, lê hin bi zanetî nexwazin ev bê gotin û nivîsîn&#8230;<br />
<br />
Sekinandina şerekî ne di berjewendiya gel de be ango dawî lê bê ev ê di berjewendiya gel û xelkê de be. Loma jî bi sekinandin ango xwe teslîmkirina vî şerê gemarî de, êdî wê tevgerên nû li gor orf û adet, tore, hêjayiyên neteweya xwe dest pê bibe. Niha wê ev ê bibe û bûye jî.<br />
Loma jî divê berî ku em dest bi kar bikin, pêwîst e em xwe bi awayekî rêxistinê xurt bikin û di qada xebatên eşkere de xwe zana bikin da ku em bikaribin gelê xwe ji ber tofana lozana dudan xilas bikin. Ji ber vê yekê ye ku ez dibêjim; îro pêwîstiya gelê me ji berê bêtir bi tevgereke neteweyî, li gor adet û toreyên welatê xwe bê damezrandinê,heye. <br />
<br />
Li gor baweriya min, zanîn û têgihiştina min ev hat demazrandin ango zîndîkirin. Lê divê ji niha û pêde çi bibe? Çi bê kirin ku ev di nava xelkê de cihê xwe li gor berjewendiya wî bigire?<br />
<br />
Ew jî ew e ku divê hemû kurdên ku ji welatê xwe hez dikin, xwe bidin ser hev. Xwe di bin sîwaneke neteweyî de, ji ber germa havînê biparêzin. Heta ku rêxistin an jî partiyek xurt û bi hêz amade nebe dê yekîtî û hevkariyên xurt jî pêk nayê. Çima?<br />
<br />
Dema mirov xwedî hêzeke xurt be. Ew hêz rojeva welêt dixe destê xwe û li gor wê kar û barê rêxistiniya ji bona azadiya welatê xwe dike. Heger em bi vê serê xwe biêşînin em ê bibînin ku heta niha yekîtiyeke xurt ji ber wê sedema min li jor got, pêk nehatiye. Û heta ku rewş weha be wê pêk jî neyê.<br />
<br />
Loma ez dibêjim; divê em bi hevre PDK-bakur xurt bikin da ku ew jî bikaribe li gor wê rêbaza pê bawer cihê xwe di nava xelkê de bigire û konê azadiyê li ser erda xwe veke, ji xwe vekirî ye da ku xelk jî xwe li dor wê bicivîne. Ma ev zehmet e?<br />
<br />
Li gor min wê ji niha û pêde evê rehetir be. Kes û kesayetiyên doza gelê xwe dikin, bi baweriyeke weha dikarin bi rehetî werin ba hev. Di destpêkê de kesên baweriyên wan nêzî hev, rêxistinên bi destûr û bernameyên xwe  ne dûrî hev, dikarin yektîya xwe damezrînin hêza xwe bikin yek.<br />
<br />
Ji ber vê ye ku dikarim bi rehetî bêjim; Berê jî hevalbendên Rizgarî, Ala rêzgarî, Kawa, kesên weke xwe li dor kovara Bergehê dabûn hev û PDK bi hevre didan û distendin ku hêzên xwe bikin yek ango di yek partiyê de cihê xwe li ba hev bigirin. Demekê ev pêk hat û bi  navê PDK-Hevgirtin hêzên xwe kirin yek û bi hevre kar kirin. Ji ber çi sedemê ev neçû serî  min li jor anî zimên. Niha tu astengên ku ev hevalana nebin yek nemaye. <br />
<br />
Van hevalana sedî sed weke hev nefikirin jî bi kêmanî sedî 70-80 nerîn û baweriyên wan weke hev in û li gor min ev jî têr dike. Ê baş e çima hêzin xwe nekin yek? Xwe xurt nekin û bi wê xurtkirinê ji bona doza gelê xwe gavên bi hevre navêjin? Ma ne demekê bi hevre kar jî kirin ew neçû serî, lê niha ev dikare bê asteng pêk bê.<br />
<br />
Madem şerê çekdarî ya ne di berjewendiya gelê me de bû qedî ya. De kerem bikin êdî em,hûn û yên din bi hevre hêza xwe xurt, baweriya xwe ya neteweyî qedîm bikin. Bi vê yekê em ê bikaribin hêdî hêdî kesên welatparêz, durust bikşînin ba xwe. Wê gavê em dikarin bi serpereştiya partiya xwe hêz û eniyeke neteweyî pêk bînin. Ez bawerim êdî ev kar jî rehet bû ye. Lê divê em bi xwe bawer bin.<br />
<br />
Bawerim bersîva, Weke Tevgera Kurdên Bakur Îro pêwîstiya me bi çi  heye? Min li gor zanîn, kanîn û têhiştina xwe, da. De ka hûn jî carekê li ser vê bifikirin. Pirsan ji xwe bikin û bersîvên xwe jî bi xwe bidin&#8230;<br />

]]></description>
</item>

<item>
<title>Yine çekiliyorsun yurdundan, niye peki! </title>
<link>http://www.rizgari.com/modules.php?name=News&amp;file=article&amp;sid=39919</link>
<language>turkish</language>
<description><![CDATA[
<a href=http://rizgari.com/images/wenenuce/hasan-cemal-kurdistanda-cekilmeyi-izliyor.jpg><img src= http://rizgari.com/images/wenenuce/hasan-cemal-kurdistanda-cekilmeyi-izliyor.jpg align=left width=125 hspace=5 vspace=5 border=0></a><b>Hasan Cemal*/</b> 'Çekilmek öyle kolay değil, her gerilla en sona kalmak  istiyor. 1999'da da böyle olmuştu' sözü aklıma takılıyor... Dağa neden çıktık,  şimdi neden iniyoruz, çekiliyoruz sorusu...Yemekte yuvarlak yufkalar, nohutlu İran çilavı, taze kuzunun haşlanmışı, kavurması ve de ayran... Keyifle yiyoruz. Bahoz Erdal’ın medyayla ilişkilerini de düzenleyen Umut bana dönüp takılıyor: “Vedat Milor’a söyleyin, bir kere de buralara gelip gerillanın yemeğinin tadına baksın!..”Dağın tepesinde, zifiri karanlıkta birden telaş havası esiyor. “Geldiler... Geldiler...” Saatime bakıyorum. <br />
<br />
Gece yarısını geçmiş, 02:10, tarih 14 Mayıs 2013 Salı. <br />
<br />
Yukarıdan, karanlığın içinden tek sıra halinde kadınlı erkekli gerillalar aşağı doğru iniyor.<br />
 <br />
<b> Irak Kürdistanı, Metina bölgesinde bir PKK kampı</b><br />
<br />
“Buradan üç saatlik gerilla yürüyüşüyle sınıra varılır; dağların arkası Çukurca’dır” diyor Bahoz Erdal kod isimli Fehman Hüseyin. Kendisi, Türkiye’deki PKK silahlı güçlerinin (HPG’nin) komutanı olarak, çekilmeden de sorumlu olan kişi. (Bahoz Erdal’la yaptığım uzun konuşma dün burada yayımlandı)<br />
<br />
Dağların ortasında, gürül gürül su akan yemyeşil bir vadiye gizlenmiş PKK kampı ya da bir gerilla noktası.<br />
Dağ tepelerine sis inmiş durumda. Akşama yağış bekleniyor. Kötü haber bu. Çünkü gün batarken dağa tırmanmaya başlayacağız, Van bölgesinden sınır dışına çekilmekte olan ‘ilk gerilla grubu’nu karşılamak üzere... <br />
<br />
<b> Bu hava kar demektir, yağmur demektir! </b><br />
<br />
Kara bulutları gösteriyor Bahoz Erdal. “Bu hava Kuzey’de (Türkiye Kürdistanı) fırtına demektir. Dağda kar, vadide yağmur demektir. Bu da çekilmeyi zorlayan bir durumdur. Bu yıl bahar bitmek bilmedi” diyor.<br />
<br />
Güzel bir ceviz ağacının dibinde öğle yemeğindeyiz. İncir ağaçları, dut ağaçları, pembe pembe çiçek açmış silanlar (kuşburnu), Kürdistan gülleri...<br />
<br />
Masada ise yuvarlak yufkalar, nohutlu İran çilavı, taze kuzunun haşlanmışı, kavurması ve de ayran... Keyifle yiyoruz. Bahoz Erdal’ın medyayla ilişkilerini de düzenleyen Umut bana dönüyor:<br />
<br />
“Vedat Milor’a söyleyin, bir kere de buralara gelip gerillanın yemeğinin tadına baksın.”<br />
<br />
Bulutlar iyice alçalıyor. Birazdan yağmur çiselemeye başlıyor. Ben geceyi düşünüyorum. Dağa nasıl tırmanacağım? Belli etmiyorum, ama heyecanlıyım.<br />
<br />
Bahoz Erdal sanki yangına körükle gidiyor, gece dağda yürümenin binbir türlü güçlüğünden söz ediyor. Islak ota, taşa, kayaya nasıl basılacağını anlatıyor. Gerilla eğitiminde dağda yürüyüşün de öğretildiğini söylüyor.<br />
<br />
Bu yolculuk için İstanbul’da yeni satın  aldığım lastik ayakkabıları inceliyor, altına bakıyor, “İyi güzel de, bunlar ıslak kayada, otta kayabilir. En iyisi bizim gerillanın Mekap’larıdır, kaymazlar” diyor.<br />
Gopal, Şırnak bastonu...<br />
<br />
Güneş iyice alçalırken kamptan ayrılıyoruz. Bahoz Erdal elime bir baston, bir de şemsiye tutuşturuyor, “Bu yağış kötü tesadüf” derken...<br />
<br />
Baston, Gopal denilen bir Şırnak bastonu. Ucu sipsivri, mızrak gibi. Bahoz, “Yılana karşı da işe yarar” deyince biraz irkiliyorum. Gülüyor. “Bu mevsimde değil, yazın olur yılan... Ama baston dağda üçüncü bacaktır” diye ekliyor. Gerçekten de gece vakti dağa tırmanırken çok işime yarıyor Gopal...<br />
<br />
Şemsiyeye gelince...<br />
<br />
Yalnız yağmura karşı değil, bir de insansız keşif uçağı Heron’lara karşı da etkili oluyormuş. Bahoz, “Bu 5 dolarlık şemsiyeyle 5 milyon dolarlık Heron’ları etkisiz kılabiliyoruz” diyor bizi uğurlarken...<br />
<br />
Ve ekliyor:<br />
<br />
“Akşam en geç saat yedi ya da yediyi on geçe yola koyulacaksınız, Kuzey’den gelen ilk grupla sınırda buluşmak üzere... Zor bir yürüyüş olacak.”<br />
<br />
Bu arada benim pamuklu safari ceketime ve ince rüzgâr geçirmeze gözü takılıyor:<br />
<br />
“Bunlarla donarsın. Şu su geçirmez gerilla parkasını alın lütfen. Anlaşılan bu gece sizi biraz gerilla yapacağız.”<br />
 <br />
Aynur’un sesi: Şeytan <br />
<br />
<b> beni kışkırtıyor!  </b><br />
<br />
Kar suları kayaları delmiş, toprağın içinden yola fışkırıyor. “Çok güzel sudur, içilir” diyor bir gerilla... <br />
<br />
Aynur’un güzel sesi, Toyota kamyonetin içinde çınlıyor yanık yanık. Dersim’in klasik aşk şarkısıymış:<br />
<br />
“Şeytan beni kışkırtıyor!”<br />
<br />
Zap’la Habur sularının arasındaki Metina bölgesinde, dağlar arasında yol alıyoruz. Yağmur iyice bastırıyor. <br />
<br />
Yüzlerimiz asık. Üçü Kürt medyasından dört gazeteciyiz. Nuce TV’den Erdal Er’le Mehdi Doğan, Newroz TV’den Salih Fırat.<br />
<br />
Dört de gerilla var, ellerinde klasik Rus yapımı makinalı tüfekleri Keleş’leriyle:<br />
<br />
Agır, Xwinrej, Serdem, Hasan.<br />
<br />
Bir de, bizi dağın eteklerine götürüp bırakacak olan kamyonetimizin şoförü Kendal.<br />
<br />
Dışarısı zifiri karanlık.<br />
<br />
Yağmur şakır şakır.<br />
<br />
Sis koyulaşıyor.<br />
<br />
Önümüzü görmekte zorlanıyoruz.<br />
<br />
Arka pencereye tak tak vuruluyor. Ön taraftaki yerimde zıplıyorum. “Birkaç arkadaş daha gelecek” diyor şoförümüz.<br />
<br />
Kendal 35 yaşında. Konyalı... 19 yaşındayken dağa gitmiş bir Kürt. “Neden” diye soruyorum. “Kimlik bunalımı, baskılar, Kürtlüğün inkârı... Dağa en çok 1990’larda çıkılmış Konya’dan” diye anlatıyor, “Ailede ihtiyarlar anlatırdı. Ben Konya’da, ailede sekizinci nesilmişim Kürt olarak...”<br />
 <br />
İstanbul’dan dağa...<br />
<br />
Bir gerilla arkadan atlıyor, iki parmağını ağzına götürüp iki kez karanlığa doğru keskin bir düdük gibi ıslık çalıyor.<br />
<br />
Sislerin içinden, bir elinde şemsiye, bir elinde Keleş, bir gerilla beliriyor zifiri karanlıkta. Kamyonetin arkasına bir şey demeden atlıyor.<br />
<br />
Kendal yavaşlıyor, zira sis iyice koyulaşıyor. Önümüzü göremiyoruz.<br />
<br />
Peki, dağa nasıl tırmanacağız?<br />
<br />
<b> Allah akıl versin Hasan Cemal! </b><br />
<br />
Kamyonetteki gerillalardan biri, 26 yaşındaki Xwinrej. Memleketi, Şırnak’ın Uludere’si. Sekiz yıl önce İstanbul’da yaşarken gerillaya katılmış. Ailesi 1980’li yıllarda iş güç kalmayınca İstanbul’a göçmüş. Kendisi Bağdat’a gidip Arapça okumuş. “Vallahi siyasi çalışma falan derken dağa çıktım” diyor.<br />
<br />
Duruyoruz yine.<br />
<br />
Bir gerilla arkadan atlayıp yine keskin ıslığını çalıyor. <br />
<br />
Yolun kenarındaki çalılıkların, ağaçların içinden bir gerilla daha peydah olup kamyonetin arkasına atlıyor. Bizim muhafızlarımız çoğalıyor.<br />
<br />
Yol çamur deryası.<br />
<br />
Kamyonetimiz kaymaya başlıyor.<br />
<br />
Frene basıyor Kendal, “Buraya kadar, atlayın” diyor, “Burası bir sınır köyü...”<br />
<br />
Yürüme, dağa tırmanma zamanı...<br />
 <br />
Agır, yanımda bitiyor!<br />
<br />
Yağmur yağıyor. Çamur deryası. Patika delik deşik, taşlık, kayalık. Bir elimde şemsiye, bir elimde Bahoz’un hediye ettiği Şırnak bastonu, yürümeye çabalıyorum.<br />
Yanımda bitiyor Agır.<br />
<br />
23 yaşında, 2009 yılında katılmış gerillaya.<br />
Hem dirseğimden tutuyor bana destek olsun diye, hem küçücük el feneriyle bana yolu göstermeye çalışıyor. <br />
<br />
Anlaşılan tembihli, bana yardımcı olması için...<br />
<br />
Dağın eteklerinden yukarı doğru tek sıra halinde yürüyoruz sekiz kişi, sınıra doğru.  Gitttikçe dikleşen, sarplaşan bir tırmanış. Yılan gibi kıvrıla kıvrıla tırmanıyoruz ama güç bela, arada bir tökezleyerek...<br />
<br />
Dağların öbür yanı Çukurca...<br />
<br />
Fena halde terliyorum.<br />
<br />
Nefesim gayet iyi, bacaklarım da taşıyor beni. Ama geriliyorum sürekli, nereye nasıl basacağımı bilemediğim için. Aşırı dikkat sarf ediyorum. Her an ıslak zeminde kayma, yere kapaklanma, ayak bileğimi burkma tedirginliği beni gererek yoruyor. Sürekli ter boşalıyor.<br />
 <br />
'Hasan Cemal, çekilme<br />
<br />
<b> sürecini sabote ediyor!'</b><br />
<br />
Arada şöyle bir nefeslenmek için mola veriyoruz zifiri karanlıkta. İyi geliyor. Aklıma Ahmet Deniz’in yaptığı espri takılıyor, kendi kendime gülüyorum.<br />
<br />
Geçen 23 Mart’ta, Apo’nun silahların bırakılmasına dönük 21 Mart Newroz çağrısından iki gün sonra Kandil’e, Murat Karayılan’la mülakata gitmiştim. <br />
<br />
Görüşmemiz bittikten sonra gazeteci olarak çekilmeyi izlemek istediğimi söylemiştim.<br />
<br />
Bana bunu ne kadar güç olduğunu anlatmaya çalışmışlardı. Kandil’in medya ve dış ilişkiler sorumlusu Ahmet Deniz de hepimizi güldürmüştü:“Yürüyüş başlayacak. <br />
<br />
Hasan Abi yüzünden gerilla mola üstüne mola verecek, yavaşlayacak. Heron’lar da bunu havadan tespit edip anında Ankara’ya rapor edecekler. Ve Başbakan Erdoğan demeci patlatacak: Hasan Cemal çekilme sürecini sabote ediyor!”<br />
<br />
Bu dağlarda hangi hayvanlar var diye soruyorum Agır’a. <br />
<br />
“Dağ keçisi boldur, tek tük de ayı...” diyor. Ayıyı duyunca tedirgin oluyorum.<br />
<br />
Bir gerilla şöyle diyor:<br />
<br />
“Bu gece gerilla kuralları çiğneniyor. Elde fenerler, patlayan flaşlar, sesli konuşmalar...”<br />
<br />
Uçak sesi duyuluyor.<br />
<br />
Savaş uçağı mı?<br />
<br />
Hayır, yolcu uçağı...<br />
<br />
Fener ve şemsiye altında not almak...<br />
<br />
Arada bir not almak için duruyorum.<br />
<br />
Agır, bir elinde şemsiye, bir elinde fener, bana yardımcı oluyor. Kaçakçı katırlarının yolu berbat etmiş olmalarından yakınıyor.<br />
<br />
Zifiri karanlık.<br />
<br />
Uzaktan uzağa bir baykuşun hu hu’ları...<br />
Çok tuhaf.<br />
<br />
Baykuşun hu hu’ları sisler içindeki kapkaranlık bir <br />
ortamda içimi ürpertiyor. <br />
<br />
Anlaşılan iyice tırmandık.<br />
<br />
Yağmur sulu kara dönüyor.<br />
<br />
Sınırın çok yakınındayız.<br />
<br />
Mola veriyoruz.<br />
 <br />
Saat 02:40, telaş havası esiyor: Geldiler!<br />
<br />
Kalın naylondan derme çatma çadırımızda biraz kestirmeye çalışırken telaş havası esiyor.<br />
<br />
“Geldiler... Geldiler...”<br />
<br />
Saate bakıyorum.<br />
<br />
Gece yarısını çoktan geçmiş.<br />
<br />
Saat 02:40, tarih 14 Mayıs 2013, günlerden salı.<br />
<br />
Yukarıdan, karanlığın içinden tek sıra halinde kadınlı erkekli gerillalar aşağı doğru iniyor.<br />
<br />
Bahoz Erdal’ın sözü aklıma geliyor:<br />
<br />
“Çekilmek öyle kolay değil, gerillayı ikna etmek zor oluyor. Her gerilla en sona kalmak istiyor. 1999’da da böyle olmuştu.”<br />
<br />
Kandil’de Murat Karayılan da aynı güçlükten geçen <br />
<br />
Mart ayında bana söz etmişti.<br />
<br />
Bir başka deyişle:<br />
<br />
<b> Dağa neden çıktık, şimdi neden iniyoruz sorusu... </b><br />
<br />
Çekilme günlüğü yarın devam edecek.<b>16/05/2013</b><br />
<br />
<b>Kadın gerilla Savuşka’nın burukluğu: Yine çekiliyorsun yurdundan, niye peki!</b><br />
<br />
Savuşka’ya soruyorum, barıştan umutlu mu diye. “Pek umutlu sayılmam. Ben önderlikten umutluyum, ona inanıyorum” oluyor yanıtı. Soruyorum: “Çekilmekten dolayı içinde bir burukluk var mı?” Yanıtı samimi: “İster istemez var böyle bir burukluk... Onca yıl çekilen acılar, şehitler... Şimdi yine çekiliyorsun kendi yurdundan, kendi toprağından... Niye peki?..”<br />
<br />
Soruyorum Savuşka’ya, nereye kadar güveniyor 'önderliği'ne?” Yanıt: “Zafere kadar...” “Zafer nedir?..” <br />
<br />
“Kürtlerin eşitliğidir, Kürtlerin özgürlüğüdür. Bunları içine alan demokratik modernitedir.”<br />
<br />
Devam ediyor Savuşka: “Bakın, geri çekilme dağdan iniş değildir. Barış süreci için bir ara veriliyor savaşa...” “Peki, kesin barış nasıl olacak?” “İstenenler olursa... <br />
<br />
Önderliğimizin çizmiş olduğu çerçevedeki koşullar gerçekleştiğinde, eşitlik, özgürlük olduğunda gerçek barış olur.”<br />
           <br />
<b> IRAK Kürdistanı, Metina bölgesinde bir PKK kampı</b><br />
<br />
Dimdik dağın yamacında, sınıra çok yakın bir yerdeyiz. Zifiri karanlık. Saat gece yarısını geçti. Uyku tulumunun içinde biraz kestirmeye çalışıyorum. Soğuğu nedense sırtımdan hissetmeye başladım.<br />
<br />
Yağmur nihayet durdu.<br />
<br />
Sis koyulaştı.<br />
<br />
Yıldızların orasından burasından delmeye başladığı zifiri karanlıkta o baykuşun tuhaf sesini, hu hu’larını yine duyuyorum, dinliyorum. İçimi ürpertiyor baykuş sesi...<br />
<br />
Ama güzel tarafı yıldızlar, yakınlaştıkça yakınlaşıyorlar.<br />
<br />
Sınır bir adım ötemizde, dağın sırtında. Çekilme sürecindeki 15 kişilik ilk gerilla grubu ulaşmak üzere...<br />
<br />
Telaşlı bir ses karanlığın içinden:<br />
<br />
<b>“Geliyorlar! Geliyorlar!” </b><br />
<br />
Başımı yukarıya doğru çeviriyorum. Önce titrek bir fener ışığı beliriyor karanlıkta...<br />
<br />
Saat 02:40.<br />
<br />
Tarih, 14 Mayıs 2013, günlerden Salı.<br />
<br />
Gece vakti gerilla Agır’ın yağmurdan korunayım diye yaptığı kalın naylondan çadırımsı sığınaktan dışarı fırlıyorum.<br />
<br />
Yukarıdan iniyorlar. Karanlığın içinden birer birer çıkmaya başladılar. Dağın sırtından, az ötedeki sınırdan tek sıra halinde, kıvrıla kıvrıla aşağı geliyorlar.<br />
<br />
Kadın, erkek gerillalar.<br />
<br />
Ellerinde, omuzlarında silahlar, bellerinde el bombaları, sırtlarında çantalar. Yükleri gerçekten ağır.<br />
<br />
Bir haftadır yürüyüşteler, Van tarafından geliyorlar. <br />
<br />
PKK’nın deyişiyle, demokratik çözüm yürüyüşü...<br />
<br />
Devlete değil önderliğe... <br />
<br />
Yüzlerinden yorgunluk akıyor.<br />
<br />
“Adım Merwan” diyor, “25 yaşındayım. Amed (Diyarbakır) doğumluyum. 2008’de çıktım dağa...”<br />
<br />
İsmi, Bahoz.<br />
<br />
23 yaşında.<br />
<br />
Hakkâri’den gitmiş dağa üç yıl önce...<br />
<br />
İkisi de umutlu süreçten, çünkü ‘önderlikleri’ne ve onun koyduğu çerçevedeki barışa inanıyorlar, ‘devlet’e ise güvenmiyorlar.<br />
<br />
Savuşka.<br />
<br />
22 yaşındaki kadın gerilla.<br />
<br />
Türkçesi güzel, çok düzgün konuşuyor.<br />
<br />
Dört yıl önce dağa çıkmış.<br />
<br />
Neden mi?<br />
<br />
<b>“Halkımızın üstündeki baskılar, kimliğimizin inkârı...” </b><br />
<br />
Ailesi, 1990’larda Siirt’ten Mersin’e göç etmek zorunda kalmış. Savuşka da liseyi terk edip dağa gitmiş. <br />
<br />
“Seninle yeniden konuşmak isterim” diyorum.<br />
<br />
Adı Hira, kadın gerilla.<br />
<br />
“Hewler’denim” diyor, Erbil’den. 23 yaşında. 10 yıl önce, daha 13 yaşındayken Apo’yu, PKK’yı tanımaya başlayıp örgüte katıldığını söylüyor.<br />
<br />
Zelal, kadın gerilla, Batman’dan.<br />
<br />
25 yaşında, 11 yıldır dağda.<br />
<br />
“Halkımız için, önderliğimiz için” diye konuşuyor. Hiç okul yüzü görmemiş...<br />
<br />
 ‘Varlıklı olsa ne yazar, ülkemiz sömürge...’ <br />
<br />
Bir dağın tepesinde, sislerin içinde, sabaha karşı karanlıkta gerillalarla böylesine diyaloglar bir ara garibime gidiyor. İçlerinden bana ne diyorlar acaba?..<br />
Ben aynı soruları soruyorum, onlar da aynı yanıtları veriyorlar, ezberlemiş gibi...<br />
<br />
Adı Medya.<br />
<br />
Güler yüzlü bir kadın gerilla.<br />
<br />
35 yaşında.<br />
<br />
14 yıldır dağda.<br />
<br />
Lise mezunu.<br />
<br />
Suriye’nin Kobani şehrinden. “Babam müteahhittir. Varlıklıdır. Ama ne yazar varlıklı olsa da, ülkemiz sömürge” diyor.<br />
<br />
Adı Sorxin, Türkçesi kızıl kan.<br />
<br />
İran’ın Maku şehrinde doğmuş.<br />
<br />
Babası hayvancılık yapıyor.<br />
<br />
31 yaşında, dokuz yıldır dağda.<br />
<br />
Dinliyorum Sorxin’i:<br />
<br />
“Abim Önder Apo’nun kitaplarını okuyup bana da anlatırdı. Bundan etkilendim. Önder Apo zindandan çıkarsa mutlu olacağız.”<br />
<br />
İsmi Berwar.<br />
<br />
Suriye’nin Kamışlı’sından.<br />
<br />
Çat pat Türkçe biliyor.<br />
<br />
Babası inşaat işçisi.<br />
<br />
30 yaşında, 13 yıldır dağda.<br />
<br />
Neden dağ sorusuna yanıt kısa:<br />
<br />
“Kürt halkının özgürlüğü için... Kadınların özgürlüğü için...”<br />
<br />
Aslan 27 yaşında.<br />
<br />
Yedi yıldır dağda.<br />
<br />
Şırnak’ın Uludere’sinden.<br />
<br />
Kısa konuşuyor:<br />
<br />
Önder Apo’nun ve Kürdistan’ın özgürlüğü...”<br />
<br />
Amed’de (Diyarbakır) üniversiteye gittiğini, “işletme”den terk ettiğini, İstanbul’da, Gaziosmanpaşa’da yaşarken PKK’ya katılıp dağa çıktığını anlatırken, şunları da söylüyor:<br />
<br />
“1992, 93’ün acılı günlerinde göç yaşadık. Koruculuk dayatması oldu. Ailemiz kabul etmedi. Göç ettik.”<br />
Babası işçi emeklisi.<br />
<br />
<b> ‘Devlet tarafında hileler, yalanlar olabilir’ </b><br />
<br />
Süreçten umutlu muydu?<br />
<br />
Aslan’ın yanıtı:<br />
<br />
“Biz Önder Apo’ya savaşta da, barışta da güveniyoruz. Devlet tarafında hileler, yalanlar olabilir. Tarihte bunun örnekleri vardır. Ama önderliğimize güveniyoruz.”<br />
<br />
Walat 21 yaşında.<br />
<br />
Suriye’den, Afrin’den.<br />
<br />
21 yaşında ve yedi yıldır dağda.<br />
<br />
Babası memur, Walat yedi yıl gitmiş okula. “Dilimize, kimliğimize baskılar yüzünden PKK’ye katıldım” diyor. <br />
<br />
Hedef olarak “Önder Apo’nun özgürlüğü”nü gösteriyor.<br />
<br />
Xabot, İran’ın Kutul şehrinden.<br />
<br />
Sekiz yıl gitmiş okula.<br />
<br />
25 yaşında. Sekiz yıldır dağda.<br />
<br />
İran’daki baskıları anlatıyor, “Önderliğe özgürlük” diyor.<br />
<br />
Ciger, Suriye’nin Derik şehrinden.<br />
<br />
24 yaşında, beş yıldır dağda.<br />
<br />
Hiç okula gitmemiş.<br />
<br />
Babasının rahmetli olduğunu söylüyor.<br />
<br />
Ciger’in sırtında 12 kiloluk koca bir ağır makinalı...<br />
<br />
Şerwan Bitlis’ten.<br />
<br />
22 yaşında, iki yıldır dağda.<br />
<br />
Ortaokul mezunu. Babası çiftçi. Sekiz kardeşten bir tek kendisi dağa çıkmış.<br />
<br />
Sloganı:<br />
<br />
“Önder Apo’nun ve Kürt halkının özgürlüğü!”<br />
<br />
Hazro, İstanbul, Esenyurt derken dağa... <br />
<br />
Harun, 25 yaşında, beş yıldır dağda.<br />
<br />
Sekiz yıl gitmiş okula.<br />
<br />
Diyarbakır Hazro’dan.<br />
<br />
“Babam traktör şoförüydü” diyor.<br />
<br />
PKK’ya İstanbul’dan katılmış, Esenyurt’tan. Kürtlere olan baskılardan söz ediyor. İstanbul’da halı yıkama işi yapmış... Aile, İstanbul’a göç etmiş, daha doğru deyişle mecbur olmuş.<br />
<br />
“14 kardeşten bir tek ben çıktım dağa” diyor, yüzünden şöyle bir gülümseme geçiyor.<br />
<br />
Konuşkan bir gerilla:<br />
<br />
“Dağa giderken anneme söylemedim. Beş senedir görmedim annemi...”<br />
<br />
“Özlemedin mi anneni?”<br />
<br />
“Fazla değil.”<br />
 <br />
Kürdistan’ın dört parçasından da gerillalar... <br />
16 kişilik gerilla grubunda İran’dan, Irak’tan, Suriye’den de gerillalar da var. “Bütün Kürdistan ya da Kürdistan coğrafyasının dört parçası da temsil ediliyor grupta” diyorum, “İlginç bir sembolizm. Yoksa ilk gerilla grubu için bilinçli bir tercih mi?”<br />
<br />
Böyle olmadığını söylüyor, “PKK zaten böyle bir şey” dedikten sonra artık inişe geçme zamanının geldiğini belirtiyor:<br />
<br />
“Geç kalıyoruz. Aşağıda bir sınır köyü var. Karanlıkta geçmesi doğru olacak gerillanın. Kalabalık bir birliğiz, köy halkı rahatsız olabilir gün ağarırken geçersek...”<br />
<br />
Çekilme sürecinin ilk gerilla grubu Van taraflarından (“PKK literatürüne göre Van eyaleti” diyorlar) bir hafta önce yola çıkmış. Güvenlik güçleriyle hiç karşılaşma olmamış. Hava berbatmış. Dağlarda kar, vadilerde yağmur...<br />
 <br />
Gerilladan kopmamak lazım, ama <br />
<br />
<b> onlar çok hızlı gidiyorlar</b><br />
<br />
Bu dağa zor tırmanmıştım.<br />
<br />
Şakır şakır yağmur altında, çamur deryası içinde, kayalıkların, taşların üstenden kaya kaya tırmanmıştım.<br />
<br />
İniş daha kolay mı olacak?<br />
<br />
Kuşkuluyum.<br />
<br />
Yağmur durmuş olsa da gözümde büyüyor. Ama yine de biraz alıştım galiba. Pek öyle yorgunluk hissetmiyorum. Nefesim yerinde, bacaklarım gayet iyi. <br />
<br />
Ayak bileklerim de, çok şükür, şişmiş, burkulmuş değil.<br />
Ama üşüyorum.<br />
<br />
Soğuk nedense sırtımdan doğru girmeye devam ediyor bedenime...<br />
<br />
Elimde Şırnak bastonu, yanımda gerilla Agır, onun elinde fener yola hızlı koyuluyorum.<br />
<br />
Derdim, gerilladan kopmamak, onların peşi sıra yürümek ve arada kısa söyleşi fırsatları yaratmak. <br />
<br />
Arada bir mola veriyorum, Agır’ın el fenerinin ışığında notlarımı alırken Ayşe’yi hatırlıyorum.<br />
<br />
Ama iniş de zar zor gidiyor. Yağmur altındaki dört saatlik çıkış gibi inişin de hiç kolay olmayacağını, gerillaya ayak uydurmanın zorluğunu bir saat içinde anlıyorum.<br />
<br />
Gerillalar karanlıkta kopup gidiyorlar.<br />
<br />
Gerilla Agır’la Nuce TV’den meslektaşım Erdal Er’le birlikte arkada kalıyoruz. Köyün çıkışında, dağın eteklerindeki mola yerinde gerilla grubuyla yeniden buluşup sohbete devam edeceğiz.<br />
 <br />
'Okumak fazla nasip olmadı,<br />
<br />
<b> yedi kardeşten bir tek ben çıktım dağa...' </b><br />
<br />
Saat sabah 4’e geliyor.<br />
<br />
İlk kuş sesleri, günün ağarmaya başlayacağının müjdesini veriyor.<br />
<br />
Saat 04:30.<br />
<br />
Ortalık iyice ağırdı. Nereye bastığını görerek yürümek ne güzelmiş!..<br />
<br />
Bir su kıyısında durduk, mola.<br />
<br />
Kuş seslerini dinlerken gerilla Agır anlatıyor:<br />
<br />
“Muş’ta doğdum, Bulanık’ta. 23 yaşındayım, dört yıldır da dağdayım. Fazla okuyamadım, nasip olmadı. Yedi kardeşten sadece ben katıldım gerillaya...”<br />
<br />
Su gürül gürül akıyor. Rahat geçelim diye taş döşüyor suyun üstüne...<br />
<br />
“Güzel oldu Agır, ortalık aydınlandı.”<br />
<br />
“Dogridir.”<br />
<br />
Saat sabahın 5’i.<br />
<br />
Köyün içinden köpekler öylesine havlıyor ki, korkutucu. <br />
<br />
“Aman korktuğumuzu falan hissetmesinler saldırırlar” diyor Erdal...<br />
<br />
Yoldan dağa doğru vuruyoruz dimdik. Çok yorucu. Ama bu sefer terlemiyorum, çünkü parkamın önünü açtım, öyle yürüyorum.<br />
 <br />
Bahar patlamış, ama!..<br />
<br />
Bütün görüntüler, köyün mazot kaçakçılığından geçindiğini gösteriyor.<br />
<br />
Erdal ve Agır’la tırmanıyoruz.<br />
<br />
Yol gitgide dikleşiyor.<br />
<br />
Nefes nefeseyiz.<br />
<br />
Gelincik, papatya, mor dağ sümbülleri, meşe palamutları. Bahar patlamış. “Bu da kender bitkisi” diyor Erdal, “Baharda yeniliyor, kızartılıyor da...”<br />
<br />
Beş altı taş ev. Görüntü normal değil. Taş üstünde taş kalmamış. Yakılıp yıkılmış, bombalanmış.<br />
Bu güzelim topraklar böyle.<br />
<br />
Cennette cehennem yaratmak insanoğluna mahsus...<br />
 <br />
Savuşka hanım değil, kadın gerilla...<br />
 <br />
Savuşka’yı arıyorum.<br />
<br />
Bir kayanın dibinde, dinleniyor.<br />
<br />
Keleş’ini kayanın üstüne koymuş... <br />
<br />
Yanına oturuyorum.<br />
<br />
Mehdi’ye:<br />
<br />
“Savuşka Hanım’la fotoğrafımızı çeker misin?” diye sesleniyorum. Savuşka Hanım sözcüğünden hiç hoşlanmıyor:<br />
<br />
“Hanım değil, gerilla, kadın...”<br />
<br />
22 yaşında, dört yıldır dağda.<br />
<br />
Aile 1990’larda Siirt’ten Mersin’e göç etmek zorunda kalmış... 18 yaşında dağa neden çıktığını şöyle izah ediyor:<br />
<br />
“Kürtçe’nin, Kürt kimliğinin inkârı... Okulda soluduğum baskı havası... Özellikle 1990’larda Kürtlerin köylerinden, topraklarından zorla koparılması...”<br />
Soruyorum:<br />
<br />
“Barış sürecinden umutlu musun?”<br />
<br />
Savuşka:<br />
<br />
“Pek umutlu sayılmam. Ben önderlikten umutluyum, ona inanıyorum.”<br />
<br />
“Çekilmekten dolayı içinde bir burukluk var mı?”<br />
<br />
“İster istemez var böyle bir burukluk... Onca yıl çekilen acılar, şehitler... Şimdi yine çekiliyorsun kendi yurdundan, kendi toprağından... Niye peki?.. 1999 hatırlanıyor. Önderliğimize, partimize inancımız sonsuz...”<br />
<br />
“Nereye kadar?..”<br />
<br />
“Zafere kadar...”<br />
<br />
“Zafer nedir?..”<br />
<br />
“Kürtlerin eşitliğidir, Kürtlerin özgürlüğüdür. Bunları içine alan demokratik modernitedir.”<br />
<br />
Devam ediyor Savuşka:<br />
<br />
“Bakın, geri çekilme dağdan iniş değildir. Barış süreci için bir ara veriliyor savaşa...”<br />
<br />
“Peki, kesin barış nasıl olacak?”<br />
<br />
“İstenenler olursa... Önderliğimizin çizmiş olduğu çerçevedeki koşullar gerçekleştiğinde, eşitlik, özgürlük olduğunda gerçek barış olur.”<br />
<br />
Sözü son olarak yine “hanım”a getiriyorum:<br />
<br />
“Hanım deyince kızıyorsun.”<br />
<br />
“Doğrudur.”<br />
<br />
“Kadın gerilla mı diyelim?”<br />
<br />
“Doğrudur.”<br />
<br />
Kadın gerilla Savuşka’nın çekilmeden dolayı hissettiği burukluğun altını çizerek, aynı konuyu içine alacak olan Çekilme Günlüğü’nün üçüncü yazısı yarına...<br />
 <br />
<i>*t24.com.tr/17/05/2103</i><br />

]]></description>
</item>

<item>
<title>Serok Barzanî Bi Partiyên Siyasî Yên Kurdistanê Re Civiya</title>
<link>http://www.rizgari.com/modules.php?name=News&amp;file=article&amp;sid=39918</link>
<language>kurdish</language>
<description><![CDATA[
<img hspace="4" alt="" align="left" src="http://rizgari.com/images/wenenuce/serok-barzani-bi-partiyen-kurd-civiya-1605.jpg" width="145" height="80"/>Duh li Selahedînê Serokê Kurdistanê birêz Mesûd Barzanî bi partî û aliyên siyasî yên Kurdistanê re civiya.Di destpêka civîna han de Serok Barzanî behsa peyvendiyên heyî yên di navbera Hewlêr û Bexdayê de kir û partî û aliyên beşdarwan ji pêşhat û pêşkeftinên siyasî yên li Îraqê agehdar kir û ragihand ku, ev peymana ku, di navbera Hewlêr û Bexdayê de hatiye îmzekirin eger were cîhbicîhkirin destpêkêke bo çareser kirina kêşeyên heyî yên di navbera Bexda û Hewlêrê de.<br />
<br />
Di berdewamiya axaftinên xwe de Serok Barzanî behsa pêvajoya aştî û çareser kirina pirsa Kurd li Bakûrê Kurdistanê de jî kir û ragihand ku, ev pêvajoya han derfeteke gelek başe bo pêşkeftina doza Gelê Kurd li Tirkiyeyê de û daxwaz ji tevahiya aliyên siyasî yên Kurdistanê kir ku, bi hestiyarî û cidiyet nêzî vê meseleya han bibin.<br />
<br />
Serok Barzanî di berdewamiya axaftinên xwe de behsa rewşa siyasî ya Sûriyayê û rewşa Gelê Kurd li Rojawayê Kurdistanê de kir û daxwaz ji part û aliyên siyasî yên Rojawayê Kurdistanê jî kir daku, bihevre tev bigerin û bi lihevkirin hewl bo misuger kirina mafên reva yên Gelê Kurd bidin.<br />
<br />
Rewşa navxweyî ya Kurdistanê, meseleya destûra Kurdistan û hilbijartinên Kurdistanê jî mijareke din ya axaftinên Serok Barzanî bûn û Serok Barzanî tekez li ser girîngiya hebûna destûrê bo Kurdistanê kir û ragihand ku, hebûna destûrê dibe sedema bihêztir kirina prosesa siyasiya Kurdistan û dezgehên îdarî yên Kurdistanê.<br />
<br />
Pişt re Serokê berê yê Parlementoya Kurdistanê Ednan Moftî jî bi awayekî berfire behsa çawetiya amade kirin û pesend kirina destûra Kurdistanê di nava Parlementoya Kurdistanê kir û pişt re jî mafa axaftinê ji beşdarwanan re hate dayîn daku, dest bi giftûgo kirin di derbarê wan mijaran de bikin.<br />
<br />
Beşdarwanên civînê jî bi awayekî berfire û eşkere dest bi nîqaş kirin di derbarê wan mijaran de kirin û ragihandin ku, pêwîste di vê pêvajoya aloz ya Rojhilata Navîn de partî û aliyên siyasî yên Kurdistanê yek deng û yek helwest bin û herwiha piştgîriya xwe ji bo prosesa aştî li Tirkiyeyê diyar kirin.<br />
<i>Ktv</i>
]]></description>
</item>

<item>
<title>Suriye&amp;#8217;nin mezhep sorunu çıkmazı</title>
<link>http://www.rizgari.com/modules.php?name=News&amp;file=article&amp;sid=39917</link>
<language>turkish</language>
<description><![CDATA[
<img hspace="4" alt="" align="left" src="http://rizgari.com/images/wenenuce/suriyenin-mezhep-sorunu-cikmazi-karabenk-nizamettin.jpg" width="135" height="90"/><b>Bernard Haykel</b> / Suriye&#8217;deki baskıcı rejime karşı bir isyan olarak başlamış olan toplumsal hareket daha sonra iç savaşa dönüşmüş ve son zamanlarda gelişme kaydettiği haliyle vekâletle yürütülen bir çatışma/savaş haline gelmiştir. Muhalefetteki müttefik tarafların varmak istedikleri çelişkili hedefleri ve derinlere kök salmış toplumsal gerginlik ile devam eden mücadele, bu sürecin gelişim seyrinde gittikçe artan oranda karmaşık hal almış ve içinden çıkılmaz bir duruma evrilmiştir. Bir yandan, Amerika Birleşik Devletleri (ABD), Avrupa Birliği (AB), Türkiye, Ürdün, Suudi Arabistan ve Katar yönetimleri, Suriye milliyetçiliğinden küresel cihatçılık yelpazesi arasında değişim gösteren muhtelif ideoloji ve farklı amaç uğruna savaşım veren silahlı gruplardan meydana gelen kalabalıktan oluşan Suriye muhalefetine destek vermektedir. Farklılık arz eden Suriye muhalefetinin  yapısı, yaklaşık olarak 40 yıldan beri halkına zulüm eden rejiminin icraatları sonucunda ortaya çıkan Suriye toplumunu yansıtmaktadır.  <br />
<br />
Diğer yandan, Rusya ve İran (vekâletliğini yürüten Lübnan Hizbullah&#8217;ı), her bir tarafın kendine has nedenleri olmasından dolayı Beşar Esad rejimine destek vermektedir. Rusya&#8217;nın Esad rejimine destek vermesi soğuk savaş döneminden kalma siyasi mirastan kaynaklanmaktadır. Esat rejimi daha önceleri Sovyetler Birliği ile ve Soğuk Savaş sonrası dönemde Rusya ile ittifak yaparak, Batı karşıtı bir tutum sergilemiştir. Günümüzde ise, Esat rejimine muhalif bütün bölge yönetimleri ABD müttefiki olmalarına rağmen, Suriye Arap Alemi içerisinde Rusya&#8217;ya bağlılığı temsil etmektedir. <br />
<br />
İran&#8217;ın duruma müdahil olması, kökleri geçmişten gelen, Sünni ve Şia güçleri arasında Ortadoğu coğrafyası üzerinde kontrol sağlama mücadelesi olan farklı bir durumu yansıtmaktadır. Şia&#8217;nın egemen olduğu İran&#8217;ın, Esat rejimi güçlerine silah, finansman, askeri kuvvet ve eğitim vermesiyle birlikte yaşanmakta olan çatışmanın farklı mezheplerden kaynaklı boyutu daha da önem kazanmıştır. Çatışmanın bu boyutundan dolayı Suriye devlet güçleri, yaygın Sünni isyancı grupların galip gelmesi ihtimali halinde, onyıllardan beri Suriye&#8217;de yönetimde bulunan, Şia&#8217;ya mensup Alevi azınlığı ortadan kaldıracağı kaygısını taşıyarak mezhepsel özelliği olan askeri bir güce dönüştürülmüştür. <br />
<br />
Mevcut haliyle Esad rejiminin, ezici bir yapıda kara askeri güce; zırhlı tanklara, füzelere, hava kuvvetlerinin yanında kimyasal ve biyolojik silahlara sahip olma avantajı vardır. Suriye muhalefetinin bu askeri gücü yenebilmesi için daha sofistike silahlara sahip olması gerekir. Destek veren devletler ihtiyaç duyulan silahları sağlamaya hazırdır. Hepsi de Sünni yönetimler tarafından idare edilen Türkiye, Suudi Arabistan, Ürdün ve Katar son zamanlarda birden bire Suriyeli isyancılara yardımlarını artırmışlardır. Uluslararası <i>cihatçı</i> güçleri silahlandırmamak amacıyla muhalif güçlerine silah yardımında bulunmayı reddeden ABD bile son günlerde Suriye muhalif güçlerine silah yardımı yapma planı üzerinde çalışmakta olduğunu açıklamıştır. <br />
<br />
Sünni&#8211;Şia arasındaki gerginlik, 2006 -2008 yılları arsında Irak&#8217;ta yaşanan jeopolitik güç mücadelesi gibi şiddetli bir şekilde artmıştır. Sünniler ve Şiiler arasında Ortadoğu&#8217;da verilen en son büyük çaplı iktidar mücadelesi, 16. ve 17.yüzyıllarda Sünni Osmanlı İmparatorluğu ile Şii Safevi İran İmparatorluğu arasında meydana gelmiştir. Osmanlı İmparatorluğu Irak toprakları üzerinde kontrol mekanizması sağlayarak, küçük bir farkla galip gelmiştir. Ancak, sonu gelmeyen mezhep çatışmaları her iki imparatorluğun çöküşüne yol açmış, Irak üzerinde tahribat yaratmış ve kökleri geçmişten gelen mezhep ayrılığı sorunu bugüne kadar gelmiştir. <br />
<br />
Bu gelişmeler Suriye&#8217;nin geleceği açısından hayra alamet değildir. Yetmişli yıllardan beri Esad&#8217;lar farklı dinsel özelliğine göre bölünmüş Suriye toplumunu kaynaştırmak amacıyla Arap milliyetçiliğini teşvik etmede başarılı olamamış, Suriye halkını oluşturan nüfus üzerinde kontrol sağlamak üzere daha ziyade mezhebe dayalı bir politika benimsemiştir. Alevi nüfustan oluşan kadroların askeri ve istihbarat hizmetleri veren kilit pozisyonlara atanması Esat rejimine iktidar tesis edilmesini sağlamıştır. Bu strateji aynı zamanda Suriye halkı arasındaki Sünni ve Şia ayırımını hem derinleştirmiş hem de daha ileri bir seviyeye taşımıştır. <br />
<br />
Arap Baharı baş gösterdiği zaman Esad rejimi, Alevi kadroların bürokrasi de kilit noktalarda bulunması nedeniyle, Alevilerin etrafında kenetleneceği ve diğer halkın sisteme boyun eğeceğini umut ederek aynı stratejiyi uygulamaya devam etmiştir. Ancak bu defa uygulanan plan geri tepmiş, Suriye&#8217;deki Sünni halk diğer Arap ülkelerinden meydana gelen isyanlardan ilham alarak ve rejimin uyguladığı dehşette isyan ederek harekete geçmiş, o zamana kadar kendisini bastıran korkularından kurtulmuştur. Halkın üzerine sinen korkuları atması Arap otoritaryanizm oyununun gelişmesinde önemli değişiklere yol açmıştır. <br />
<br />
Halk arasında yönetim karşıtı ortak bir ulusal ideolojinin teşvik edilmesine neden olan Esad rejimi iflasının sonuçları tamamen açık hale gelmiştir. Suriye Sünni halkına, Şii azınlığa karşı nefret duygularını göstermek üzere teoloji çağrısı yapılmıştır. El-Kaide ideolojisi ve dünya görüşüne benzer Sünni inhisarcılığı yapılanması norm haline gelmiştir. Esad yönetimi Alevi topluluğunun desteğini sağlama aldığı zaman, Sünni isyancıların rejim tarafından işlenen suçların cezasını Alevilere çektirecek hale gelmesi pahasına icraatlarda bulunmuştur. Bitmek bilmeyen bu savaşa devam edildiği sürece, görüşmelerde çözüm bulma ihtimali de azalmaktadır. <br />
<br />
İran bir yandan bütün varlığıyla Alevilere destek verip, milyonlarca dolar finansman sağlarken, diğer yandan, Körfez devletleri de muhalif Sünnileri desteklemektedir. Suriye bu güçler arasındaki çekişmeden dolayı parçalanma yaşamaktadır. Suriye halkını oluşturan her iki tarafın, yakın gelecekte, zafer kazanma iddiasında bulunmaları için artık çok geç olacaktır. <br />
<br />
<b>Kaynak:</b> http://www.project-syndicate.org/commentary/syria-s-intractable-sectarian-civil-war-by-bernard-haykel<br />
<br />
<i><b>İngilizceden çeviren: Nizamettin Karabenk </i></b><br />

]]></description>
</item>

<item>
<title>Filmê derhinêrê Kurd Mano Xelil bo yekem li Munîha Almanya </title>
<link>http://www.rizgari.com/modules.php?name=News&amp;file=article&amp;sid=39916</link>
<language>kurdish</language>
<description><![CDATA[
<img hspace="4" alt="" align="left" src="http://rizgari.com/images/wenenuce/mano-khalil-xelat-vergirt.jpg" width="110" height="100"/>Filmê derhinêrê kurd Mano Xelîl bi navê &#8222;Apê Îrbom&#8220; bi elmanî &#8222;Der Imker&#8220;, xelata yekem a festîvala sînema li bajarê Munîha Almaniya di beşê «sînema Alman» de stand. Di vê pêşberkê de 10 fîlm ji bo xelata mezin hatibun hilbijartin. Festîval di rojên 8-15 Gulanê de li dar ket.Film çîroka mirovekî Kurde, &#8222;Ibrahîm Gezer&#8220; (Apê Îrbom), ku bi esle xwe ji Elbistanê ye. Apê Îrbom, heta salê 90î yek ji mezintirîn mêşvanên Kurdîstanê bu, lê mixabin, ji ber zulm û zordariya rejîma Tirk her tiştê wî winda bu. Mala wî xirakirin, mêşên wî kuştin û eu neçar ma bereve û weke penaber were Swîsra. Her ku Apê Îrbom gelek kul, derd û rojên tarî derbas kirine lê însaniya xwe û kêfa xwe ji xwezayê û ji Însan re winda nake. Li Swîsra dîsa dibe xwedî mêş û çiyayên Alpê jê re dibin weke çiyayên Kurdistanê». <br />
Film roja 6 Hizêranê 2013 derbasî sînema dibe.<br />
<br />
Link:<br />
http://www.swissfilms.ch/fr/information_publications/news/-/id_news/5107/teaser/1<br />
<br />
<br /><br />
<img hspace="4" alt="" align="center" src="http://rizgari.com/images/wenenuce/mano-khalil-xelat-vergirt2.jpg" width="510" height="330"/>
]]></description>
</item>

<item>
<title>Romana  &amp;#8218;Gava ku masî tî dibin&amp;#8216; ya Helîm Yûsiv bi tirkî derket</title>
<link>http://www.rizgari.com/modules.php?name=News&amp;file=article&amp;sid=39915</link>
<language>kurdish</language>
<description><![CDATA[
<img hspace="4" alt="" align="left" src="http://rizgari.com/images/wenenuce/gava-ku-masi-ti-dibin.jpg" width="90" height="120"/>Ji nav weşanên Notabene li Enqerê, ji wergera Mehmet Çakmak romana  &#8220;Gava ku masî tî dibin&#8221; ya Helîm Yûsiv bi tirkî derket. Roman behsa xortekî ji Binxetê bi navê Masî dike. Masî dil dikeve keçikeke serxetî û dide pey dilê xwe. Dilê wî,  wî dajo ber bi çiyayên Kurdistanê ve û tev li refên şervanan  dibe. Ev şervanên ku ew bi xwe jî mîna masiyên tî hem li rastiya xwe û hem jî li ava azadiyê digerin. Kûçikê masî Bozo, deriyê hesinî yê oda wî, pênûsa wî, nivişta di bin çengê wî de û tiştên wî yên din serpêhatiya wî ya dijwar  bi evînê re, bi şer re, bi mirin, birîndarî, xemgînî û bi tirajediyên sînoran re, li ber çavan radixîne.<br />
<br />
Gava ku masî tî dibin yekem car di sala 2008 an de, ji nav weşanên Lîsê li Amedê  hatiye weşandin. Piştî &#8220;Sobarto&#8221; û &#8220;Tirsa bê diran&#8221; ev romana nivîskar ya sisiyane.<br />
<br />
Hin agahî ji rûpelê weşanxanê yê internetê:<br />
<br />
http://www.notabeneyayinlari.com/tur_detay.php?id=94<br />

]]></description>
</item>

<item>
<title>Rexne, kînkişandin û lêborîn</title>
<link>http://www.rizgari.com/modules.php?name=News&amp;file=article&amp;sid=39914</link>
<language>kurdish</language>
<description><![CDATA[
<a href=http://www.rizgari.com/images/qado-serin-310312.jpg><img src=http://www.rizgari.com/images/qado-serin-310312.jpg align=left width=85 hspace=5 vspace=5 border=0></a><b>Qado Şêrîn</b> / Heçê bê sûnc û guneh be bila destê xwe bilind bike, daku em jêre biçin sicûdê û bidin ser şopa wî, her wiha emê wî mîna tacek ji zêr li ser serê xwe deynin û hîn bêtir emê wî li ser pêximberan bijmêrin.Heçê li dijî rexneya baş derdikeve û sûdê jê newergire, li dijî pêşketina raman û hişmendiya mirovantiyê derdikeve.<br />
<br />
Xwezî tim di bîr û bala mirov deba ku tenê mirî gunehan nakin, tenê zindî şaşiyên kirêt dikin. Mirov dikarin bibin xayîn û xwefiroş, kujer û tiştin din, êdî sûnc û gunehe mirov ji zindiyan re bibin kole, çimkî zindî ye û dikare rojekê kêra jahrkirî di pişta we de jî biçikîne.<br />
<br />
Wexta em rexneyan dikin, em ji bo xêrê dikin, heçê ne di asta rexneyê debe fam nake, kîna me bi kesî re nîne, lê hin kes bi israr wan rexneyan dikin dijîtî, ew qet ne mebesta meye, ew kes kole ne û fikra wan ne azad e, lê ku ew kes niyeta xwe zelal û paqij bikin dê bibînin bê çiqasî rexne di berjewendiya me û wan deye.<br />
<br />
Heçê tevgerê bike wê ileh şaş bibe, ji ber wê mirî gunehan nakin, mirî tevger û xirecirê nakin, icacokan ranakin û ji ber wê gunehan nakin. Zindiyên rexneyê nepejirînin li dijî hişmendî û pêşveçûn û berjewendiyên xwe û me derdikevin. Mixabin hin kes wateya rexneyê nizanin û çilo û çawa be li dijî xwe wek şer radighînin, bi israr didin ser şopa faşî û diktatoran.<br />
<br />
Rexnepejirandin an na encama perwerdeyê ye, hin kes tenê rexneyê wek kînkişandinê dibînin.<br />
<br />
Mirovê ne demuqrat û azad be nikare rexneyan bipejirîne, ma faşî û diktatoran kîjan rojê rexne pejirandine, wan gelek rexnevan kuştine. Hin kes guman dikin ku  ji gunehan bêrî ne, û di eynî wextê de xwe dikin demuqrat, ileh xwe bixin rêza diktatoran. Em jî tiştekî tenê dizanin: Tenê kole, diktator û faşî rexneyan napejirînin.<br />
<br />
Tenê diktator  hemû karînên xwe rast û durust dibînin, çi bikin wê hin jêre li çepkan bidin, ta bi kuştina zarokan, û ne tenê rexneyê napejirînin, belê rexnevan di şevên tarî de dikujin, û ji ber wê civak û komelgeha bê rexne bi pêş ve naçe.<br />
<br />
Hin kes û hin hêzên siyasî wexta rexne li wan dibe, bi israr wan rexneyan li dijî berjewendiyên gel bikartînin, daku rexneyê rawestînin û xwe jê biparêzin, bi texmîna me ev têkçûna herî mezin e.<br />
<br />
Eger kes an girûpek an jî hêzek siyasî hest bûbin ku em di dermafê wan de şaş çûne û me di rexneya xwe de bêbextî li wan kiriye, bila bi şêweyekî mirovan e me agahdar bikin, emê jî bi kêfxweşî lêborînê bixwazin û soz didin ku emê carek din dubare nekin.<br />
<br />
Li dawî, ji ber ku rexne di civaka me kurdan de nîne, û ji ber ku em nehatine perwerde kirin ku rexneyê bipejirînin, civak li paş maye, siyaset li paş maye, çand û gelek tiştên din li paş mane.<br />
<br />
11/05/2013<br />
www.qadoserin.com <br />

]]></description>
</item>

<item>
<title>“Anadili” kullanma hakkı “kendi dili” oldu</title>
<link>http://www.rizgari.com/modules.php?name=News&amp;file=article&amp;sid=39913</link>
<language>turkish</language>
<description><![CDATA[
<a href=http://rizgari.com/images/wenenuce/uc-parti-anlasti-160513.jpg><img src=http://rizgari.com/images/wenenuce/uc-parti-anlasti-160513.jpg align=left width=125 hspace=5 vspace=5 border=0></a> <b>Rizgarî Online/</b> Yeni TC anayasası tartışmaları sürecinde BDP’nin “temel” talepleri arasında yer alan “anadili” kullanma hakkı “kendi dili” ifadesiyle ve gerekçe notuyla yeni anayasa metnine girdi.. Cumhuriyet gazetesinin haberinde şunlar kaydedildi:“ AKP, CHP ve BDP, yeni anayasada İmralı’ya “sandık konulması”nda anlaştı. TBMM Anayasa Uzlaşma Alt Komisyonu’nda, “Seçme, Seçilme ve Siyasi Faaliyette Bulunma Hakkı” başlıklı maddesinde MHP’nin “Abdullah Öcalan’a seçme hakkı tanınıyor” gerekçesiyle itirazına karşın, CHP’nin de rezervini kaldırması üzerine, hükümlülere de “seçme” hakkı tanındı. BDP’nin “ısrarla” önerdiği “anadili” ise MHP’nin itirazına karşın, yeni anayasaya “gerekçeyle” girdi. <br />
<br />
Komisyonun dünkü toplantısında siyasi partilerin daha önce de uzlaşamadığı “vatandaşlık” maddesinde yine uzlaşma sağlanamadı. Komisyonda dün görüşülen, “seçme, seçilme ve siyasi faaliyette bulunma hakkı” başlıklı maddenin yeniden müzakeresinde ise AKP, CHP ve BDP “hükümlülere seçme hakkı” tanınmasında uzlaştı.; bu kapsamda mevcut anayasadaki, “taksirli suçlardan hüküm giyenler hariç, hükümlülerin oy kullanamayacağına” ilişkin hüküm yeni anayasa metninden çıkarıldı. MHP ise “Öcalan’a da oy kullanma hakkı tanınıyor. Bu ileride seçilme hakkına da sirayet edebilecek bir gelişmedir” gerekçesiyle, mevcut anayasadaki hükmün korunmasını istedi. <br />
<br />
Maddenin ilk müzakerelerinde, bu fıkraya “Ceza infaz kurumlarında bulunan hükümlüler ancak kanunda belirtilen hallerde oy kullanamaz” hükmünün konulmasını öneren CHP, dünkü görüşmelerde bu itirazını kaldırınca, AKP ve BDP’nin istediği şekilde, “silah altındaki er ve erbaşlar ile askeri öğrenciler” dışında herkese oy kullanma hakkının tanınması öngörüldü. <br />
<br />
'ANADİLİ' 'KENDİ DİLİ' OLDU<br />
<br />
Yeni anayasa tartışmaları sürecinde BDP’nin “temel” talepleri arasında yer alan “anadili” kullanma hakkı ise “kendi dili” ifadesiyle yine gerekçe notuyla yeni anayasa metnine girdi. Aynı maddeye konulan ikinci gerekçe notuna göre, devlet, kişilerin cezalarının infazında ve tutukluluk sırasında “kişilerin inançlarını yaşamaları, kültürel yaşamaları, kültürel yaşamlarını sürdürmeleri ve kendi dillerini konuşmalarını” güvence altına almak zorunda olacak. Bu hükme göre, cezaevlerine “mescit” kurulması ya da kişinin namaz, oruç gibi ibadetlerini yerine getirmesi için özel ortam yaratılmasının da yolu açılmış oluyor. “Çalışma, iş güvenliği ve adil ücret hakkı” başlıklı maddede ise 4 parti, “toplumsal cinsiyet temelli eşitsizliklerin kaldırılması” hükmünde uzlaştı.”<br />
<br />
<i>RO/Ömer Kaçar</i> <br />

]]></description>
</item>

<item>
<title>Devletten herhangi bir beklentimiz yok! </title>
<link>http://www.rizgari.com/modules.php?name=News&amp;file=article&amp;sid=39912</link>
<language>turkish</language>
<description><![CDATA[
<a href=http://rizgari.com/images/wenenuce/devletten-beklentimiz-yok.jpg><img src=http://rizgari.com/images/wenenuce/devletten-beklentimiz-yok.jpg align=left width=125 hspace=5 vspace=5 border=0></a> <b>Rizgarî Online/</b> Botan bölgesinden geri çekilen 2. HPG grubu “Medya Savunma Alanları”na ulaştı. Grup sorumlularından Seyda Gabar gelişlerinde hem asker hem de korucu hareketliliği ile karşılaştıklarını belirtirken, Sosin Alan ise, “HPG ve YJA Star güçleri olarak çatışmaya girmemek için çok özen gösterdik” dedi.ANF´nin haberi: “KCK Yürütme Konseyi Başkanlığı’nın 8 Mayıs tarihinde Kuzey’de bulunan gerilla güçlerini Medya Savunma Alanları’na çekeceğini duyurması ardından dün alana giriş yapan ilk grubun ardından ikinci grup da ulaştı. Kuzey Kürdistan’ın Botan Eyaletin’den yola çıkan ve 9 gün süren yürüyüşten sonra Güney’e ulaşan ‘Demokratik Çözüm Yürüyüşçüleri’ için bir karşılama töreni hazırlandı. 5’i kadın toplam 15 kişiden oluşan grup için sabah saat 08.00 saatlerinde bir tören gerçekleştirildi. Grubun gelişini ve karşılama törenini bazı medya kuruluşları da takip etti.
‘GERİ ÇEKİLMEDE ASKER MUHALEFETİ’<br />
<br />
Grup adına bir açıklama yapan Seyda Gabar,” 15 kişilik grubumuzla Güney alanına giriş yapmış bulunmaktayız. 2012 yılında geliştirdiğimiz devrimci halk savaşını 2013 yılında daha kapsamlı bir düzeye ulaştırmaya hazırlanıyorduk” dedi. 2012 yılı devrimci halk savaşı kapsamında birçok kazanım elde ettiklerini, Botan eyaletinde birçok alanı denetimlerine aldıklarını belirten Gabar, “2013 yılında bu kazanımları büyütmeyi esas aldık. Ancak Önderliğimizin çağrısı temelinde güneye gelmiş bulunmaktayız. Önderliğimiz olmasaydı bu geri çekilme mümkün olmazdı” diye konuştu.<br />
<br />
Gabar, geri çekilmeleri hakkında ise şunları kaydetti: “Biz Önderliğimizin ve halkımızın fedaileriyiz. Gelişimizde hem asker hem de korucu hareketliliği vardı. Yani geri çekilmede hem devlet güçlerinin muhalefeti hem de hava muhalefeti vardı. Bu nedenle normal koşullarda 6 gün süren yürüyüş 9 güne sarktı.”<br />
<br />
‘DEVLETTEN HERHANGİ BİR BEKLENTİMİZ YOK’<br />
Grubun bir diğer sorumlusu Sosin Alan ise, “2013 hamlesine hazırlanıyorduk. Botan’da bu yönlü hazırlığımız vardı. Kış boyu savaşa hazırlandık. Arkadaşlarla bağlantımız yoktu. Bu temelde hazırlığımız yapıyorduk. Arkadaşları ikna etmek zor oldu. Örgüt yönetimi bu konuda uğraştı. Biz önderliğimizin emrindeyiz, önderliğimizi boşa çıkarmayız. HPG ve YJA Star güçleri olarak çatışmaya girmemek için çok özen gösterdik. Bu temelde sürece katıldık. Devletten herhangi bir beklentimiz yok” diye belirtti." <br />
<br />
<i>RO/Zilan Dersim</i> <br />

]]></description>
</item>

<item>
<title>İşte PKK'nin yeni adı! </title>
<link>http://www.rizgari.com/modules.php?name=News&amp;file=article&amp;sid=39911</link>
<language>turkish</language>
<description><![CDATA[
<a href=http://rizgari.com/images/wenenuce/pkk-nin-yeni-adi-mi.jpg><img src=http://rizgari.com/images/wenenuce/pkk-nin-yeni-adi-mi.jpg align=left width=125 hspace=5 vspace=5 border=0></a><b>Rizgarî Online/</b> Grup grup Özgür Kürdistan Bölgesine çekilen KCK´lilerin yeni yol haritasının belli olmaya başladığı ileri sürüldü. iddiaya göre,  Qendîl, silahların bırakılmasının ardından siyaset provasını Başkent Hewlêr´de yapacak. Hewlêr´den kimlik ve örgütlenme izni talep eden KCK, siyasete KCK ismiyle devam edecek. Sabah gazetesinden Hazal Ateş'in haberinin ayrıntısında şunlara yer verildi:”PKK, çekilmenin ardından silahsız siyaset provasına çözüm sürecinde katalizör rolü üstlenecek olan Erbil'den başladı. PKK liderlerinden Murat Karayılan'ın örgüt üyeleri için Irak Bölgesel Kürt Yönetimi'nden talep ettiği "statünün" ayrıntıları belli oldu. Karayılan, Kandil'de yaptığı toplantıda, çekilmenin ardından sayıları 5 bini bulacak olan örgüt üyelerinin resmi varlığı konusunda Erbil'in anlayış göstermesini istedi. Silahların bırakılmasının ardından siyasete KCK adıyla hazırlanan PKK'nın Erbil'den istediği statü talebine yönelik Kuzey Irak'taki kaynaklar, şu bilgileri verdi:<br />
<br />
<b> PKK, KCK OLACAK</b><br />
<br />
"Kandil, PKK'nın Kuzey Irak'taki üssü olarak biliniyor. Örgütün yöneticileri ve üyelerinin vatandaşlık, siyasi kimlik, ikametgâh gibi hiçbir yasal hakları bulunmuyor. Çekilme sürecinin tamamlanması ile birlikte bu bölgedeki militan sayısı ikiye katlanacak. Yaklaşık 5 bine ulaşacak. Kandil'de yapılacak eğitim programı süresince halkın arasına inmeyecekler. Bir süre kamplarda yaşayacak. Çekilme tamamen sonuçlandığında demokratik ve yasal adımların ardından silahların tamamen bırakılması sürecine geçilecek. Bu süreçte örgüt üyelerinin resmi olarak bir siyasi kimliğe sahip olmaları gerekiyor. Siyasi konumlarından dolayı rahat edebilmeleri için örgütlenme, siyaset yapma konusundaki hukuku kısıtlamaların kalkması gerekiyor. Bu bölgede otonomi olsa da yasal konularda ciddi sıkıntılar bulunuyor. Kürt Yönetimi'nin siyasal statüye izin vermesi durumunda örgüte legal örgütlenme yolu açılacak. Böyle bir statü örgütün bölgedeki varlığının sıkıntı yaratmasının önüne geçecektir. Hem diplomatik hem siyasi boyutuyla Erbil normalleşmeye uzanan süreçte önemli bir köprü olacak." Irak Dışişleri Bakanlığı ise çekilen PKK'lıları istemediklerini belirterek, "Çekilme topraklarımıza müdahaledir" demişti. Ortadoğu gerçeği dikkate alındığında Mahmur ve diğer kampların bir süre daha varlığını koruyacağına dikkat çeken yetkililer, "Silahsızlanma sürecinde bu kamplar önemli bir nitelik kazanacak. Daha önce de dile getirildiği gibi silahların BM denetimindeki bu kamplarda bırakılması da söz konusu olabilir" yorumunu yaptı.<br />
<br />
<b> KAMPLARDA BIRAKILACAK</b><br />
<br />
Bugüne kadar Barzani'nin partisi KDP ve KYB ile gizli görüşmeler yapan örgüt ilk kez Süleymaniye'ye basının karşısına çıktı. Aralarında Sabri Ok'un da yer aldığı KCK heyeti, Bölgesel Kürt Hükümeti eski Başkanı Berham Salih ve bölgedeki diğer siyasi partilerle görüşme yaptı.”<br />
<br />
<i<RO/Cemil Süphan</i>  <br />

]]></description>
</item>

<item>
<title>İlk “çözüm konferansı” Ankara'da</title>
<link>http://www.rizgari.com/modules.php?name=News&amp;file=article&amp;sid=39910</link>
<language>turkish</language>
<description><![CDATA[
<a href=http://rizgari.com/images/wenenuce/ilk-konferans-ankara-da.jpg><img src=http://rizgari.com/images/wenenuce/ilk-konferans-ankara-da.jpg align=left width=125 hspace=5 vspace=5 border=0></a> <b>Rizgarî Online/</b> Abdullah Öcalan'ın İmralı'da kendisini ziyaret eden BDP Heyetinden yapılmasını istediği 4 konferansın ilki 25-26 Mayıs tarihlerinde Ankara'da yapılacak. Konferans sonunda hazırlanan bildiri, Erdoğan ve Öcalan'a gönderilecek...Radikal´in haberi:”Abdullah Öcalan’ın İmralı’da kendisini ziyaret eden BDP Heyetinden yapılmasını istediği 4 konferansın ilki 25-26 Mayıs tarihlerinde Ankara’da yapılacak. “Demokrasi ve Barış Konferansı” adı verilen konferansa çok sayıda aydın ve sanatçı katılacak. İkinci Konferans ise 8-9 Haziran tarihlerinde Diyarbakır’da gerçekleştirilecek. Konferansların bildirgeleri Başbakan Recep Tayyip Erdoğan ve Abdullah Öcalan’a gönderilecek. Hükümetin başlattığı çözüm süreci kapsamında Öcalan’ın düzenlenmesini istediği 4 konferans için çalışmalar tamamlandı. Öcalan, İmralı’da kendisiyle görüşmen BDP heyeti aracılığıyla Kandil’e ulaştırdığı mektupta Ankara’da “Barış ve Özgürlük Konferansı”, Diyarbakır’da “Kuzey Kürdistan Demokratik Çözüm, Birlik ve Dayanışma Konferansı”, Brüksel’de “Halkların Demokrasi, Birlik ve Barış Konferansı” ile Erbil’de “Birlik, Dayanışma ve Barış Konferansı” düzenlenmesini istemişti. <br />
<br />
Konferanslardan ilki bu ay sonunda Ankara’da yapılacak. 25-26 Mayıs tarihlerinde Ankara’da düzenlenecek Konferansa, Türkiye’deki aydınlar, sanatçılar, sivil toplum kuruluşları ve siyasi çevreler katılacak. Konferansın çağrısı önceki gün Yaşar Kemal, Orhan Pamuk, Murathan Mungan’ın da içinde yer aldığı aydın ve sanatçılar tarafından yapıldı. <br />
<br />
İKİNCİ KONFERANS DİYARBAKIR’DA <br />
<br />
Ankara’daki konferansın ardından ikincisi Diyarbakır’da 8-9 Haziran’da gerçekleştirilecek. Diyarbakır’da yapılacak olan konferansa ise Türkiye’deki tüm Kürt çevreleri katılacak. Bunu Brüksel’de düzenlenecek üçüncü konferans izleyecek. Bu konferansa ise Avrupa’da yaşayan Kürt grupları katılacak. <br />
<br />
Dördüncü Konferans ise Erbil’de düzenlenecek. Erbil’deki Konferansta ise Türkiye, Irak, Suriye ve İran’da yaşayan Kürt çevreleri çözüm sürecini masaya yatıracak. Konferans için hem PKK’nın hem de Kuzey Irak Bölgesel Kürt Yönetiminin çalışmaları devam ediyor. Daha önce de gündeme gelen Erbil’deki Kürt Konferansına bölgesel yönetim tarafından izin verilmemişti. Ancak çözüm süreciyle birlikte Kuzey Irak Bölgesel Kürt Yönetimi Başkanı Mesut Barzani’nin de konferansa onay verdiği öğrenildi. <br />
<br />
SONUÇ BİLDİRİSİ HAZIRLANACAK <br />
<br />
Her konferansın ardından birer sonuç bildirgesi yayınlanacak. Hazırlanan bildiriler Başbakan Recep Tayyip Erdoğan ile Abdullah Öcalan’a da gönderilecek. „<br />
<br />
<i>RO/Zilan Dersim</i> <br />

]]></description>
</item>

<item>
<title>Dîyarbekîr Zindanı’nda yaşananlar açığa çıkarılmalı!</title>
<link>http://www.rizgari.com/modules.php?name=News&amp;file=article&amp;sid=39909</link>
<language>turkish</language>
<description><![CDATA[
<a href=http://rizgari.com/images/wenenuce/koalisyonda-bdp-agirligi-olmali.jpg><img src=http://rizgari.com/images/wenenuce/koalisyonda-bdp-agirligi-olmali.jpg align=left width=125 hspace=5 vspace=5 border=0></a> <b>Rizgarî Online/</b> BDP Grup Başkanvekili İdris Baluken, 12 Eylül Askeri Darbesi ardından Dîyarbekîr Zindanı’nda, özel de de Dîyarbekîr 5 No’lu Cezaevi’nde yaşananların açığa çıkarılmasının “geçmişle yüzleşme”nin kapısını aralayacağından yola çıkarak TBMM araştırmasını talep etti.ANF´nin haberinde şunlar kaydedildi: ”Diyarbakır 5 No’lu Cezaevi’nde yaşananların açığa çıkarılması ve arkasında bıraktığı büyük travmayı anlamanın Türkiye’de darbeler tarihiyle yüzleşmek ve yakın tarihi deşifre etmek açısından turnosol görevi göreceğini de belirten Baluken, “Diyarbakır Zindanı’nda yaşanan olayların bütün boyutlarıyla araştırılması hali hazırda yürümekte olan ‘Barış ve Demokratik Çözüm Süreci’ne katkı sunacağı aşikardır. Toplumsal barış ve uzlaşı kanallarının açık kalmasını sağlayacak böylesi kararlaşmanın değeri tartışılmazdır” dedi.Mayıs ayının sol kültürün dağarcığında önemli olayların yaşandığı bir ay olduğunun da altını çizen Baluken şunları belirtti: “Ayın ilk gününün işçi sınıfının uluslararası birlik, mücadele ve dayanışma günü olarak kutlanması, doğanın dirilişinin sembol ayı olması ve mücadele tarihinin yoğunluğunun bu ayda olması hasebiyle değer atfedilen bir aydır. Türkiye devrimci hareketinin mücadele tarihinde de hareketli ve tarihsel izdüşümleri olan bir aydır. Deniz Gezmiş, Yusuf Aslan ve Hüseyin İnan bu ayda idam edilmişlerdir; İbrahim Kaypakkaya’nın katledilişi bu aydadır. Yine Haki Karer ve Halil Çavgun da bu ayda katledilmiştir.<br />
<br />
Mayıs ayında Diyarbakır 5 Nolu Zindanı’nda yaşanan bir olay var ki Türkiye toplumsal mücadele tarihine pek çok boyutuyla  ‘ilk’ olma özelliğiyle hafızalarda yer tutar. Bu olay literatüre ‘Dörtler’in eylemi olarak geçmiştir. Sadece Türkiye için değil dünyada da ilk kez olan bir eylem biçimi olması hasebiyle de hafızalarda derin bir iz bırakır.”<br />
<br />
Esat Oktay Yıldıran ve ekibinin başını çektiği işkence ve kötü muamelelerin Diyarbakır Zindanı’nda bir istisna olduğunu da belirten Baluken, “12 Eylül Cuntası’nın siyasal devamının sağlanması adına hukukun kendini askıya aldığı yasasızlık halinin, sürekli bir hal alarak,  yasasızlığın-hukuk dışılığın bir yasaya ve hukuka dönüşmüş olduğu yani yasasızlığın ve hukuk dışılığın normal bir durum haline geldiği büyük bir satıhtır Diyarbakır Zindanı. Bu satıh ‘Burası askeri bir okuldur. Bu okulun tek amacı vardır; o da sizi Türkleştirmektir’ diyen resmi ideolojinin zihniyetinden mülhem yedi yüz yetmiş dokuz bin kilometrekarelik bir sathın izdüşümüdür” dedi.<br />
<br />
Diyarbakır Zindanı’nda yaşananların araştırılması için Meclis’in kuracağı bir araştırma komisyonunun “geçmişle yüzleşme”nin kapılarını açacağını, haksızlıkların ve mağduriyetlerin hatırlanmasında önemli bir köprü görevini göreceğini de kaydeden Baluken son olarak şunları belirtti: “Komisyonun, dönemin atanmış ve seçilmiş sorumlularının, askeri ve sivil bürokratların sorgulanmasını talep etmek ve sorumluları açığa çıkartarak mahkûm edilmelerini sağlamak hakikatle yüzleşme açısından büyük bir değer atfetmektedir. Bu soruşturma ve yüzleşme sonrası mağdur edilen kişi ve ailelerinden özür dilenmesi ve Diyarbakır Zindanı’nın müzeye dönüştürülmesi Türkiye’yi büyük bir utançtan ve ayıptan kurtaracaktır.”<br />
<br />
<i>RO/Ömer Kaçar</i> <br />

]]></description>
</item>

<item>
<title>Sürece dair</title>
<link>http://www.rizgari.com/modules.php?name=News&amp;file=article&amp;sid=39908</link>
<language>turkish</language>
<description><![CDATA[
<a href=http://rizgari.com/images/wenenuce/mir-dengir-firat-tarafta.jpg><img src=http://rizgari.com/images/wenenuce/mir-dengir-firat-tarafta.jpg align=left width=125 hspace=5 vspace=5 border=0></a> <b>Dengir Mir Mehmet Fırat*/</b> Oldum olası nedense <b> AÇILIM </b> veya <b> SÜREÇ</b>  sözcüklerinden bir türlü haz etmedim.Önce <b> Kürt Açılımı</b> daha sonra <b> Demokratik Açılım</b> ve nihayetinde <b> Barış ve Kardeşlik Açılımı </b> olarak nitelendirdiğimiz dönem ile son olarak <b> SÜREÇ</b> olarak nitelendirilen, ülkedeki çatışma durumunun ortadan kaldırılıp barış sağlanması sanki bu deyimlerin ifade edildiği tarihte başlamış yepyeni ve kendiliğinden oluşmuş gelişmelermiş gibi bir algılamayı hep yanlış olarak nitelendirdim. Zira hiçbir siyasi ve sosyal gelişim aniden başlayıp gelişmez/ gelişemez. Mutlaka o gelişmeyi güncelleştiren gelişmeler çok önceden başlamış ve o noktaya gelinmiştir.2000’li yılların başlarına dikkatlerimizi çevirecek olursak şunları görmemiz kaçınılmazdır. Bugün güncel olarak konuştuğumuz veya yazdıklarımızı 2000’li yılların ortalarında dahi konuşup yazmamız hatta mimiklerimizle dahi ifade etmemiz ağır cezai müeyyidelerle karşı karşıya kalacağı gibi devlete egemen güçler tarafından devlet eliyle meçhul bir cinayete kurban gitmeniz olağan gelişme olarak nitelenirdi.<br />
<br />
Asıl süreç Türkiye’nin AB şemsiyesi altında demokratikleşme ve özgürleşme süreci diyeceğimiz ve oldukça çetin geçen bir süreci kapsar. Ve bu sürecin bir sonucu olarak devlet içinde İttihat Terakki’den bu yana palazlanmış ve hep perde arkasında ülkeyi yönetmiş olan hukuk ve demokrasi dışı devlet içindeki yapılanmalarla hesaplaşma sayfasının açılması ile bugünlere gelinmiştir.<br />
<br />
Bu gelişmenin baş aktörü 2002 seçimleri ile hükümeti kuran AK Parti ve onunla birlikte diğer özgürlükçü ve demokrat kişi ve gurupların yanında <b> TARAF</b>’ın katkıları unutulamaz.<br />
<br />
Son günlerde bir türlü mantıki bir izahını bulamadığım <b> DEMOKRASİ- BARIŞ</b>ikilemi veya hangisinin öncelikli olması gerektiği anlamsız tartışmasının temel nedeni bence çok yakın tarihimizi unutmuş olmamız veya dikkate almamamızdır.<br />
<br />
Yakın tarih şunu ispatlamıştır ki, ülkede belli bir düzeyde demokratikleşme sağlanmasa ve bir hukuk devletinin temelleri atılmamış olsaydı bugün ne açılımdan ne de süreçten bahsedebilmemiz mümkün olurdu.<br />
<br />
Ülkede iç barışın sağlanmaması demokratikleşmenin yavaşlaması ve hatta durması sonucunu doğurmuştur. Barış yönünde ufak adımlar atılmaya başlanmasıyla birlikte yargı paketleri adı altında ufak da olsa demokratikleşme adımlarının hızlandığını yaşadık.<br />
Ülkede barışın sağlanması yönünde 150 yıldır atılamayan önemli adımlar büyük bir cesaretle atılmaya ve hayata geçirilmeye başlanmıştır.<br />
<br />
Bu cesareti gösteren ve bekli de siyasi geleceğini tehlikeye atmaktan çekinmeyen Başbakan’a öncelikle teşekkür etmek isterim.<br />
<br />
Aynı şekilde barışın tesisi için adım atan diğer tarafı da kutlamak gerektiği kanısındayım.<br />
<br />
Barışın tesisi yönünde birinci aşama olarak adlandırılan çatışmazlık süreci ve yurtiçindeki silahlı militanların yurtdışına çıkışları başlamıştır ve umarım ki bu etap en kısa sürede tamamlanarak ikinci ama en zor ancak en kazançlı etaba başlanır.<br />
<br />
İkinci aşama olarak Türkiye’nin çağdaş bir demokrasi ve hukuk devleti olma yolundaki atılımının tüm halkımız için mutlu sonuçlar doğuracağını ve toplum arasında yaratılmış olan şüphe ve kopuşları ortadan kaldırarak eşit vatandaşlık paydası altında mutlu ve müreffeh bir toplum yaratacağını hep birlikte görme imkânına kavuşacağız.<br />
<br />
Bu ikinci aşamada öncelikle özgürlükleri kısıtlayan TMY, TCK ve bazı özel kanunlardaki hükümlerin düzeltileceğini ama aynı zamanda Siyasi Partiler Yasası ve Seçim kanunlarının düzeltilmenin ötesinde yeniden yazılacağını beklemek abartılı olmayacaktır.<br />
Değiştirilen coğrafi yer isimlerinin iadesi veya her ikisinin birlikte kullanılması, harf yasağı gibi gülünç yasaklar da hemen kaldırılmalıdır.<br />
<br />
Bunlar söylerken <b> DEMOKRATİK, ÖZGÜRLÜKÇÜ, KATILIMCI</b>, tavizsiz <b> HUKUK DEVLETİNİ</b> öngören bir anayasa çalışmasının aksatılmadan yürütülmesi ve hayata geçirilmesi gerektiğini unutmadığımı vurgulamak isterim.<br />
<br />
Bu ikinci aşamada devlet bunları hayata geçirmeye başladığı andan itibaren bir daha ele alınmamak üzere silahların gömülmesi gerektiği tartışılmaması gereken bir sonuçtur.<br />
<br />
Şu unutulmamalıdır ki, ülkede barışın tesisi bazı çevrelerin bugüne kadar bir şekliyle yürüttükleri halkın iradesi dışındaki ayrıcalıkları ve hatta devlet erkine ortaklıkları bu barışla sona erecektir. Bu nedenle dış güçlerle ülke aleyhine ittifaklar yapmaktan çekinmeyecek olan bu çevrelerin imkânlarının kısıtlanması ise ancak süreci hızlandırmakla mümkün olacaktır. Bu nedenle sürecin hızlandırılması kaçınılmaz bir zarurettir.<br />
<br />
<i>*Taraf/16.05.2013</i><br />

]]></description>
</item>

<item>
<title>Swoboda: Erdoğan'ın Esad'la kıyaslaması kabul edilemez </title>
<link>http://www.rizgari.com/modules.php?name=News&amp;file=article&amp;sid=39907</link>
<language>turkish</language>
<description><![CDATA[
<a href=http://rizgari.com/images/wenenuce/swoboda-kilicdaroglunu-kabul-etmedi.jpg><img src= http://rizgari.com/images/wenenuce/swoboda-kilicdaroglunu-kabul-etmedi.jpg align=left width=125 hspace=5 vspace=5 border=0></a><b>Rizgarî Online/</b> Avrupa Parlamentosu (AP) Sosyalist Grup Başkanı Hannes Swoboda, Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu'nun Türk Başbakanı Recep Tayyip Erdoğan'ı Beşşar Esad ile kıyaslamasının "kabul edilemez" olduğunu bildirdi.Kılıçdaroğlu 'nun, dün Brüksel'de yaptığı açıklamalarda Erdoğan ile Esad'ı kıyaslayan ifadeler kullanması üzerine duyduğu rahatsızlığı dile getiren ve Kılıçdaroğlu ile planlanan ikili görüşmesini gerçekleştirmeyen Swoboda, bugün de sosyal paylaşım ağı Twitter üzerinden konuya ilişkin açıklamada bulundu. Türk medyasının kaydettiğine göre,“Swoboda, Twitter'dan paylaştığı mesajında, " CHP liderinin, benim davetlim olarak, Türkiye Başbakanı Erdoğan'ı Esed'le kıyaslamasını kabul edemem. Bu kabul edilemez" ifadesini kullandı.<br />
<br />
<b>GÖRÜŞME İPTAL ETTİREN SÖZLER </b><br />
<br />
Hannes Swoboda, Kılıçdaroğlu ile dün düzenlediği ortak basın toplantısında kendisine yönelik sorular bitince, bir kısmına Kılıçdaroğlu'nun da katıldığı Sosyalist Grup toplantısına geri dönmüş, bu sırada soruları cevaplandırmaya devam eden Kılıçdaroğlu, "Reyhanlı'da ölen 51 kişinin katili Recep Tayyip Erdoğan'dır. Onun sorumlusu Recep Tayyip Erdoğan'dır. İstiyorsa gitsin Reyhanlı'da yurttaşlara sorsun" diye konuşmuştu. <br />
<br />
Esad ile Erdoğan'ın "baskıcı" olduklarını ve aralarında "ton farkı" bulunduğunu da söyleyen Kılıçdaroğlu, "Ne fark var aralarında demokrasi açısından?" diye sormuştu.<br />
<br />
Swoboda, olayın ardından yaptığı açıklamada, Erdoğan'ın Suriye halkına yönelik savaş ve teröre devam eden Esed'le kıyaslanamayacağını ifade etmiş, Kılıçdaroğlu ile planlanan ikili görüşmesi ise iptal edilmişti. <br />
<br />
AP Sosyalist Grup kaynakları, Swoboda'nın, Kılıçdaroğlu'nun Erdoğan ile Esad'ı kıyasladığı açıklamasından rahatsızlık duyduğunu ve Sosyalist Grup bu konuda farklı görüşe sahip olduğu için tavır göstermek amacıyla Kılıçdaroğlu ile görüşmek istemediğini belirtmişti. <br />
<br />
CHP Genel Başkan Yardımcısı Faruk Loğoğlu ise, Kılıçdaroğlu'nun, rahatsızlığını ifade eden Swoboda ile görüşmenin uygun olmayacağı ve yarar sağlamayacağı kanaatiyle görüşme yerinden ayrıldığını açıklamış, AP'yi ifade özgürlüğü konusunda eleştirmişti.”<br />
<br />
<i>RO/Ömer Kaçar</i> <br />

]]></description>
</item>

<item>
<title>Reyhanlı - Dağlıca’da kritik benzerlik</title>
<link>http://www.rizgari.com/modules.php?name=News&amp;file=article&amp;sid=39906</link>
<language>turkish</language>
<description><![CDATA[
<a href=http://www.rizgari.com/images/baransu040311.jpg><img src=http://www.rizgari.com/images/baransu040311.jpg align=left width=125 hspace=5 vspace=5 border=0></a><b>Mehmet Baransu*/</b> Türkiye, geçen hafta sonu kanlı bir saldırıyla güne başladı. Hatay’ın Reyhanlı İlçesi’nde iki araca konan bombaların patlatılması sonucu resmî rakamlara göre 51 kişi hayatını kaybetti. Yüzlerce insan da yaralandı. Saldırıyı bir grup gazeteciyle birlikte bir iş seyahati için gittiğimiz Malezya’da öğrendik. Detayları öğrenmek için günlerce interneti takip ettim. Hem hükümet yetkilileri hem gazetecilerin aktardığı bilgilerin satır aralarını okumaya çalıştım. Kamuoyunda bugüne kadar yaşanan istihbarat, istihbarat zaafı, hedefin Ankara olduğu tartışmalarının ötesinde, olayın yaşandığı ilk günün akşamı ağzımdan şu cümle döküldü; “Reyhanlı, Dağlıca baskınına ne kadar da benziyor.” Bu benzerliği nasıl kurduğumu merak ediyorsunuzdur, anlatayım.<b> Tıpkı bugünlerdeki gibi... </b><br />
<br />
Türkiye, 22 Ekim 2007 Pazar günü, Cumhurbaşkanı’nı kimin seçeceğiyle ilgili referandumda sandık başına gitmiş, aynı gün Dağlıca taburuna yapılan baskın haberiyle güne uyanmıştı. 12 asker şehit olmuş, sekiz asker de kaçırılmıştı. Referandumun yanı sıra aynı günlerde Türkiye’de, PKK baskınları sonucu Meclis’ten alınan sınır dışı operasyon kararının hayata geçirilmesi tartışmaları yaşanıyordu. Medya ve asker, Meclis’ten alınan karar gereği, karadan sınır dışı operasyonunun bir an önce yapılması için iktidara baskı yapıyor, “daha ne duruyorsunuz” sözleri yükseliyordu. Tıpkı bugünlerde uluslar arası güçlerin Türkiye’yi Suriye bataklığına sokmak istemesi gibi, o günlerde de birileri orduyu Kuzey Irak’a çekmek için var gücüyle mücadele ediyordu.<br />
<br />
Hatırlarsanız, Dağlıca baskınından 10 gün sonra Başbakan Erdoğan yine “tarihî” bir Amerika gezisine çıkmıştı. 5 Kasım 2007 günü Bush’la görüşmüş, yapılan görüşmede Amerika, PKK’ya karşı aktif destek verme kararı almıştı. Bu da “anlık istihbarat” kelimeleriyle kamuoyuna duyurulmuştu. Bu görüşmenin ardından da dönemin Genelkurmay Başkanı Yaşar Büyükanıt, Güneydoğu’yu BBG Evi gibi gözetlediklerini, izlediklerini açıklamıştı.<br />
<br />
Bu görüşmeden yaklaşık üç ay sonra da Türk ordusu, “Güneş Harekâtı” denen operasyonla, bir kış günü karadan Kuzey Irak’a girdi. Operasyonda her gün şehit haberleri geliyordu. Daha sonra askerlerin çoğunun donarak öldükleri ortaya çıkacaktı. Hükümetin, “Kuzey Irak’ta uzun süre kalacağız” dediğinin ertesi günü ise Amerika Türkiye’yi uyarmış, Dışişleri Bakanı’nın “terk edin” cümlesiyle, aynı gece yarısı, Türk askeri bu bataklıktan son anda kurtulmuş, yurda dönmüşlerdi. Reyhanlı saldırısı sonrası Başbakan’ın yapacağı Amerika gezisinde de Suriye, kara operasyonu gibi planlamaların konuşulması da bu açıdan not edilmesi gereken bir benzerlik.<br />
<br />
Bir başka benzerlik de istihbaratla ilgili. Hatırlarsanız Dağlıca baskınından aylar sonra Dağlıca’yla ilgili bir askerî belgeyi kamuoyuyla paylaşmıştım. Belge, baskından önce tüm birimlere çekilen bir istihbaratla ilgiliydi. Belgede, baskını kimin, kaç kişiyle nasıl yapacağı gibi ayrıntılar yer almıştı. Hatta baskını yapacak grup liderinin ismi, “çok yakın zamanda baskın yapacakları” notu bile vardı. Belge baskından dokuz gün öncesine aitti. Genelkurmay Başkanlığı dahil tüm askeri birimlere gitmiş, dikkatli olmaları yönünde uyarılmışlardı. Buna rağmen baskın gerçekleşmiş, 12 asker şehit edilmiş, sekiz asker kaçırılmıştı.<br />
<br />
<b> Yayın yasağı da aynı</b><br />
<br />
Reyhanlı’yla ilgili bugünlerde kamuoyuna yansıyan istihbarat notlarında da benzer durumu görmek mümkün. Araç plakasına varıncaya kadar istihbarat bilgisinin alındığı bir olay önlenemedi ve 51 kişi hayatını kaybetti. Reyhanlı- Dağlıca benzeri bir gelişme de yayın yasağıyla ilgili yaşandı. Yukarıdaki Dağlıca belgesini yayımladığım gün Genelkurmay Başkanlığı konuyla ilgili yayın yasağı kararı almış, Taraf gazetesine de bir mahkeme kararı göndererek, “Yayın yaparsanız gazetenizi gelip basar, elinizdeki tüm belgeleri alırız” tehdidinde bulunmuştu. O gün gerçeklerin ortaya çıkmaması için askerlerin yaptığı uygulamayı, bugün hükümetin yapması da ayrı bir benzerlik olarak not edilmesi gereken bir durum.<br />
<br />
Dağlıca’da uluslararası aktörlerin Türkiye’yi çekmeye çalıştığı noktayla, Reyhanlı saldırısı sonrası konuşulan ve yaşananların neredeyse birebir örtüşmesi tesadüf olmasa gerek. Umarım, Güneş Operasyonu’nda yaşandığı gibi Türkiye bir hata yapıp, Suriye bataklığına girmek durumunda kalmaz. Bush’un yaptığını, Obama Erdoğan’a yaptırmaz.<br />
<br />
<b> mbaransu@gmail.com</b><br />
<br />
<i>*Taraf/16.05.2013</i><br />

]]></description>
</item>

<item>
<title>Erdoğan: Suriye bir numaralı konumuzdu</title>
<link>http://www.rizgari.com/modules.php?name=News&amp;file=article&amp;sid=39905</link>
<language>turkish</language>
<description><![CDATA[
<a href=http://rizgari.com/images/wenenuce/erdogan-obama-gorusmesi-160513.jpg><img src=http://rizgari.com/images/wenenuce/erdogan-obama-gorusmesi-160513.jpg align=left width=125 hspace=5 vspace=5 border=0></a><b>Rizgarî Online/</b> Türk Başbakanı Erdoğan, ABD Başkanı Obama'ya, hat sanatıyla ismi işlenmiş bir levha hediye etti. Erdoğan, resmi temaslar için gittiği ABD’de TSİ 17:00’de Başkan Barack Obama ile Beyaz Saray’da bir araya geldi. Türk haber ajanslarının kaydettiğine göre, Erdoğan görüşme öncesinde Obama’ya Türkiye’den götürdüğü bir hediyeyi de sundu. Erdoğan hediye olarak üzerinde hat sanatı ile "Barack Hüseyin Obama" yazılı bir levha seçmişti. Türk Başbakanı Recep Tayyip Erdoğan ile ABD Başkanı Barack Obama, Beyaz Saray'daki Oval Ofis'te gerçekleşen görüşmenin ardından basın toplantısı düzenledi. Erdoğan, Obama ile yaptıkları görüşmede Suriye'nin bir numaralı konu olduğunu söyledi.<br />
<br />
<b>Obama'dan açıklamasının satır başları:</b><br />
<br />
”Bu ziyaret ABD'nin Türkiye ile ilişkilerini geliştirmesi için güzel bir görüşme oldu. Afganistan konusunda, nükleer silah konusunda ve bölgede nükleer silahlanma tehdidinden bahsettik. İsrail ile olan ilişkileri normalleştirme konusundan bahsettik.<br />
Yatırım ve ticareti geliştirmeye karar verdik. Son 4 yılda ticaretimiz arttı. Üst düzey bir komite oluşturacağız.<br />
<br />
Müttefikler olarak karşılıklı güvenliği destekleme kararı aldık. Amerikan halkı olarak size taziyelerimi iletmek istiyorum. Reyhanlı'daki saldırıyı kınadığımızı belirtiyorum.<br />
<br />
Türk halkı Suriyelilere inanılmaz bir misafirlik gösterdi.  ABD bölge ülkelere yardım etmeye devam edecek, bu yükü taşımasına yardımcı olacak. Gıda, sığınma ve sağlık konularında birlikte çalışmaya devam edeceğiz.<br />
Esed rejimi üzerindeki baskıyı artıracağız. Muhalefetin yanında olacağız, Esed'in olmadığı bir Suriye için. Esed'in gitmesi konusunda hem fikiriz. Esed'in tiranlığından bağımsız bir Suriye için uğraşacağız.<br />
Kırmızı çizgilerden bahsettim. Kimyasal silahlar medeni dünyanın olmasını istemediği bir durum. Benim niyetim Uluslararası topluma bildiklerimizi aktarabilmek ve bunlara ek olarak Esed üzerinde gerekli baskıyı oluşturabilmek ve muhaliflerle birlikte çalışarak geçiş sürecini gerçekleştirmek. Bu ABD'nin kendi başına yapabileceği bir durum değil.<br />
<br />
Esed'in daha önce gitmesini isterdik. Esed'in meşruluğunu kaybettiği, kendi halkını öldürdüğü doğru. Esed'in gitmesi ne kadar erken olursa o kadar iyi. Nasıl olacak? sorusu sorulduğunda ise sihirli bir yanıt yok.Biz bu konuda devamlı bir uluslararası bir baskı sürdüreceğiz. Cenevre'de siyasi geçiş sürecini oluşturacağız. İnsani bir dram yaşanıyor. Bununla ilgili iki ülke arasında gözle görülür bir gelişme kaydediyoruz. <br />
<br />
<b>Erdoğan'dan satır başları:</b><br />
<br />
Boston saldırılarıyla ilgili üzüntülerimi dile getiriyorum. Uzun süre terörle mücadele etmiş bir ülke olarak bunu iyi anlıyoruz.<br />
<br />
Suriye konusu gündem konularımız arasında ilk sırayı aldı. Suriye'de kanlı sürecin sonlandırılması, halkın meşru taleplerinin gerçekleşmesi konusunda ABD ile aynı düşüncedeyiz. Bu konuyu akşam yapacağımız görüşmede daha detaylı ele alacağız.<br />
<br />
Irak önemli bir konumuzdu. Irak'ta seçimlerin şeffaf bir şekilde yapılması, tüm siyasi kesimlerin katılımıyla huzurlu ve istikrarlı bir sürecin başlaması ortak temennimizdir.<br />
<br />
Terörizmle ortak mücadelemiz devam edecek.<br />
ABD ilişkileri açısından tarihi bir gün yaşadığımıza inanıyorum.<br />
<br />
Haziran ayı içerisinde Gazze ziyareti söz konusu. Sadec Gazze'ye değil, Batı Şeria'ya da ziyaret gerçekleştireceğiz. Bu ziyaretin Filistin barış sürecine de katkıda bulunmasını diliyorum.<br />
<br />
Gerek kimyasal silahlar konusunda, gerek füzeler konusunda belgeleri ilgili birimlerimiz paylaşıyor. Bu konuları aramızda paylaşıyoruz. Süreci bu şekilde ilgili birimlerimizle sürdüreceğiz.<br />
<br />
Suriye meselesinde uluslararası camianın hassasiyetini göstermesi için biz Türkiye olarak çaba gösterirken, inanıyorum ABD'de de bu konuda çaba gösteriyor. Buna hassasiyet gösteren ülkeler var. Bu görüşmeden sonra çok daha fazla ülkeyi ziyaret ederek, Suriye'ye hassasiyeti daha artırmak, daha hızlı demokrasi getirmek için gayretimizi sürdüreceğiz.”<br />
<br />
<i>RO/Ömer Kaçar</i> <br />

]]></description>
</item>

<item>
<title>Devletinin lehine yalan haber de yapmış!</title>
<link>http://www.rizgari.com/modules.php?name=News&amp;file=article&amp;sid=39904</link>
<language>turkish</language>
<description><![CDATA[
<a href=http://rizgari.com/images/wenenuce/ezgi-basaran-240413.jpg><img src=http://rizgari.com/images/wenenuce/ezgi-basaran-240413.jpg align=left width=125 hspace=5 vspace=5 border=0></a><b>Ezgi Başaran*/ </b> Aydınından öğretmenine, doktorundan yargıcına... Devletine bu kadar âşık bir halk, her devlete nasip olmaz.İki gün önce, öğleden sonra vakti.. Kabadayılık ve öğrenci fişleme konusunda akademi âleminde bir marka haline gelen dekanın fakültesinde gazetecilik yüksek lisans dersi.. 60’larında bir gazetecilik hocası –ki kendisi sadece yüksek lisans derslerine değil, birinci sınıf iletişim öğrencilerine gazeteciliğe giriş, haber yazma dersi filan da veriyor- sınıfa giriyor ve lafa 1. Körfez Savaşı ile başlıyor. Diyor ki, “Bak Amerikan medyası o dönemde ne iyi etti. Hep savaşa girilmesinin gerekliliğiyle ilgili haberler yaptı. Olması gereken de budur zaten. Bir gazeteci, bir ajans ülkesinin lehine haberle yapar.” Sonra da ekliyor: “Milletimin, devletimin lehine sansür de yaptım, yanlış haber de. Bununla gurur duyarım. Bunun aksini yapan o. çocuğudur. ‘Ben gerçekleri yazarım’ diyenler, anaları o. olduğunda, ‘Benim anam o.’dur diye yazacak mı?” Kalakaldınız değil mi? İsterseniz gözünüzü iki satır yukarıya kaydırıp bir daha okuyun. Ben duyduğumda “Efendim? Ney? Kim? Ne zaman?” şeklinde bir kara deliğe doğru savrulduğum için böyle bir tavsiyeyi gerekli gördüm. <br />
<br />
* * * <br />
İnsanlık terbiyesi ve gazetecilik zihniyetindeki bu irtifa kaybı nereden kaynaklanıyor derseniz… İki hafta önce, yine bir öğle vakti, yine bu faziletli hocamız, yine gazetecilik anlatmak üzere aynı sınıfa giriyor. (Bu kişinin gazetecilik anlatması kurtla kuzunun karşılaşması kadar tehlikesi aleni olan bir durumdur.) Bu kez bir haber ajansının dış haberler sorumlusunu da konuk çağırmış. Sorumlu kişi sunumunu yaptıktan sonra sınıftan birkaç öğrenci, söz konusu ajansın Suriye haberleriyle ilgili eleştiriler yöneltmiş. Faziletli hoca, sen buna bi sinirlen, bi sinirlen. Konuğuna karşı mahcup olması bir kenara, bu gençlerin kafası nasıl böyle karıştı, kirlendi diye bi içerle. E bu durumda… 2 hafta sonra… Reyhanlı’daki patlamanın ardından girdiği derste, olur da yayın yasağı gündeme gelir, bir öğrenci çıkar haber alma özgürlüğünden, Suriye meselesinde Türkiye gazetelerinin nasıl sınıfta kaldığından bahseder diye… George W. Bush usulü önleyici vuruşunu yapmış sınıfa. Küfürlü önleyici vuruş. Türkiş hoca stayla. Nor-Mal. <br />
<br />
* * * <br />
<br />
70’ine merdiven dayamış bir adama terbiye, izan, gazetecilik filan anlatacak değiliz. <br />
<br />
Yahut… Bir ak kaşık olmasa da Amerikan medyasının 1. Körfez Savaşı, Irak Savaşı, 11 Eylül ertesi olmak üzere nasıl tavır aldığını, bu aralar sunulduğu gibi yayın yasağı diye bir şeyin olmadığını anlatmanın da bir yararı olmaz. <br />
<br />
Diyeceğim başkadır: Aydınından öğretmenine, doktorundan yargıcına… Devletine bu kadar âşık bir halk, her devlete nasip olmaz. Türkiye Cumhuriyeti kıymetini bilsin. Geçen gün televizyonda bir âkil adamımız geniş geniş anlatıyordu belirlenmiş bölgesinde vatandaşla iletişimini: “Çözüm süreci kesin işe yarayacak çünkü ilk defa devlet vatandaşın ayağına gidiyor, onları dinliyor.” Aydın diye âkil adam listesine seçilmiş, kendini devlet sanıyor. Birinci yazık. Devletmiş gibi algılanmanın bir aydın için ne büyük bir fecaat olduğunun farkında değil. İkinci yazık. ‘Vatandaşın ayağına gitmek’ gibi bir kavramdan söz ettiğine göre devletin ne varoluş sebebini anlamış ne de 21. yüzyılda geldiği noktayı biliyor. Üçüncü yazık. Gazetecilik hocası devleti için yalan haber yapar, yapmayana küfreder. Aydını devlet adına halkın ayağına gider, Kürt sorununu böyle çözeceğini sanır. İşte vesayetlerin en aşılmazı, en zehirlisi budur. Tüm faili meçhullerin, (dün ve bugün yaşanan) katliamların, vur emirlerinin, cinayetlerinin arkasında bu vesayet vardır. Devlet aşkı vesayeti.<br />
<br />
<i>*Radikal/16/05/2013</i><br />

]]></description>
</item>

<item>
<title>Erdoğan ve Obama'nın görüşmesi başladı</title>
<link>http://www.rizgari.com/modules.php?name=News&amp;file=article&amp;sid=39903</link>
<language>turkish</language>
<description><![CDATA[
<a href=http://i.radikal.com.tr/670x348/2013/05/16/fft78_mf1459556.Jpeg><img src= http://i.radikal.com.tr/670x348/2013/05/16/fft78_mf1459556.Jpeg align=left width=125 hspace=5 vspace=5 border=0></a><b>Rizgarî Online/</b> ABD'de resmi temaslarda bulunan Erdoğan ile ABD Başkanı Obama'nın görüşmesi başladı. WASHINGTON'da temaslarını sürdüren Türk Başbakanı Recep Tayyip Erdoğan, ABD Başkanı Barack Obama'yla görüşmek üzere Beyaz Saray'a geldi.Radikal´in kaydettiğine göre Erdoğan’ı Beyaz Saray önünde merasim kıtası karşıladı. Erdoğan Başkanlığındaki Türk heyeti, Obama heyetiyle TSİ saat 17:00’de ilk görüşmelerine başladı. Görüşmeden ilk kare de ajanslara yansıdı. Erdoğan’ın her iki yanında Türk Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu ve Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç yer alıyor. Hemen karşısındaki Obama’nın yanında ise Dışişleri Bakanı John Kerry ve Başkan Yardımcısı Joe Biden görülüyor. <br />
<br />
<i>RO/Cemil Süphan</i> <br />

]]></description>
</item>

<item>
<title>Davutoğlu'ndan 'BAAS'lı geçiş'e yeşil ışık</title>
<link>http://www.rizgari.com/modules.php?name=News&amp;file=article&amp;sid=39902</link>
<language>turkish</language>
<description><![CDATA[
<a href=http://rizgari.com/images/wenenuce/davutoglu-yine-rest-cekti.jpg><img src=http://rizgari.com/images/wenenuce/davutoglu-yine-rest-cekti.jpg align=left width=125 hspace=5 vspace=5 border=0></a> <b>Rizgarî Online/</b> Türk Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu, TC Başbakanı Erdoğan’ın ABD Başkanı ile görüşmesine saatler kala, Suriye'de BAAS'lı geçişe yeşil ışık yaktı.Radikal´den Drniz Zeyrek´in öuel haberinde sunlara yer verildi:“Başbakan Tayyip Erdoğan'ın ABD Başkanı Barack Obama ile görüşmesine saatler kala Erdoğan'ın dosyasındaki mesajlar da netleşmeye başladı. Erdoğan, Rusya ile birlikte konferans düzenleyip Suriye'de BAAS rejiminin de temsilcilerinin olacağı bir geçiş hükümeti kurmayı isteyen Obama'ya, "Türkiye'ye gelmiş bir sığınmacı ertesi gün kendini güvende hissedip geri gidebilecekse, geçiş yönetiminde eli kana bulaşmamış insanlar olacaksa Türkiye destek verecek" mesajını iletecek. Başbakan Erdoğan'a Washington'da eşlik eden bakanlardan Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu, görüşme öncesi bir grup gazeteci ile sohbet etti. Türkiye'den ABD'ye yapılacak ziyaretler konusunda, "ABD isteyecek Türkiye yerine getirecek" algısı olduğunu söyleyen Davutoğlu, kendi dönemlerinde böyle olmadığını anlattı. "Bizim de isteklerimiz var onların da. Biz buraya oyun planlarımızla geliyoruz. Onların kurduğu oyun planlarını konuşmuyoruz" dedi. <br />
<br />
İKİ SURİYE ŞARTI<br />
<br />
Davutoğlu görüşmede Suriye'nin öne çıkmasının kaçınılmaz olduğunu vurgularken ABD ile Rusya'nın üzerinde çalıştığı 'BAAS'lı geçiş süreci' formülüne nasıl baktıklarını sorunca şu yanıtı verdi: <br />
<br />
"Bizim için önemli olan şu: Bu geçiş hükümeti kurulduktan sonra Hatay'daki Urfa'daki Suriyeli kardeşim sabah kalktığında kendini güvende hissedip ülkesine dönecek mi? Eğer bunu sağlayacaksa bulunan çözüm, biz yanında olacağız..." <br />
<br />
Davutoğlu, "Ama bu süreçte BAAS da olacaksa..." hatırlatması üzerine sözlerini şöyle sürdürdü: <br />
"Bizim anlayışımız belli. Eğer eli kana bulanmamışsa ve çözüm için katkısı olacaksa olabilir. Suriye'de bir doğrudan katliam emri verenler, bir de emirleri uygulamak zorunda kalanlar var. Dolayısıyla Baas içinde olup eli katlima, kana bulaşmamış isimler bulunabilir..." <br />
<br />
KIBRIS, STA, GAZZE<br />
<br />
Davutoğlu, Türkiye'nin Kıbrıs'la ilgili istekleri olduğunu belirtirken, Kıbrıs sorununa çözüm bulmanın şu anda İsrail-Filistin sorununa çözüm bulmaktan daha kolay olduğunu ifade etti. Gündemde Filistin meselesinin de olacağının altını çizen Davutoğlu, Başbakan Tayyip Erdoğan'ın Gazze ziyareti ile Filistin'deki tarafların (Hamas-El Fetih vd) birliğinin de ele alınacağını ifade etti. <br />
<br />
Ciroları 120 milyar doları bulan ve yaklaşık 550 bin kişiyi istihdam eden dev şirketlerin patronları ile ABD'ye gelen Erdoğan, ticaret dengesizliklerini ve bu çerçevede ABD ile Avrupa Birliği arasında sürdürülen Serbest Ticaret Anlaşması'nın Türkiye ile ekonomik ilişkilere vereceği zararları da gündemine aldı. Davutoğlu, görüşmede AB ile ABD arasındaki STA görüşmelerini de konuşacaklarını açıkladı.“<br />
<br />
<i>RO/Cemil Süphan</i><br />

]]></description>
</item>

</channel>
</rss>